Devlet güçleri dün aralarında muvazzaf generallerin de bulunduğu askerleri cezaevine koymak için topluyordu.
Bu askerler zaten tutuklanmışken haklarında verilen tahliye kararı sayesinde üç gün süren bir özgürlük yaşamışlardı.
Olayın bir hukuki, bir de işkence içeren insani boyutu var.
Ceza hukuku uzmanları ikiye bölündüler. Bir kısmı nöbetçi hâkimin verdiği tahliye kararlarını bozan 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, kanunun vermediği bir yetkiyi kullandığını öne sürüyor, bir kısmı ise yapılan işin doğru olduğunu savunuyordu.
Ergenekon’a göre yapılanmış yeni yargı düzenimizde tutuklama artık olağanlaştı. Pek az kimse evrensel hukuk normlarının uygulanması için taraf oluyor.
Tam tersine “tutuklamaları sevinçle karşılayıp alkışlarken tahliye kararlarını şiddetle kınayan” gürültücü bir medya kalabalığı var.
Kurumlar arası çatışma çoktan sonuçlandı artık kurumlar kendi içlerinde üreyen nifak sebebiyle kendilerini tüketiyorlar.
Hınçlı bir yumruk gibi
Bir an için nöbetçi hâkimin yanlış yaptığını, 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin de savcılardan gelen itirazı değerlendirirken verdiği kararla yanlışı düzeltmeye çalıştığını kabul edelim.
Peki ama mahkeme heyetinin nöbetçi hâkimi “keyfi hareket” etmekle suçlarken ortaya koyduğu şey, bir düzeltme işleminden ziyade hoyratça bir cezalandırma tavrı değil midir?
Yargıçlar hınçla atılmış bir yumruğa benzeyen bu kararın, önce tutuklanan, sonra tahliye edilen ve üç gün sonra tekrar hapse çağırılan şüphelilerin ve ailelerinin üstünde yaratacağı tahribatı hiç hesaba katmamalı mı?
Sonuçta kimse adaletten vazgeçilsin istemiyor ama insaf ve merhamet, hiç değilse adalet arayışının işkenceye dönüşmesine geçit vermemeli, değil mi?
Genelkurmay Başkanı TSK’nın kurumsal bir husumetin hedefi haline getirildiğini söylüyor her fırsatta.
Yargıç görevini yaparken böyle bir ihtimalin varlığını hesap eden bir duyarlılık içinde davranırsa yanlış mı olur?
Çok sayıda asker hakkında verilen tahliye kararını toptan bozan ve onları fazlasıyla yakalayıp cezaevine sokan bir karar, uygunsuz bir dayanıklılık testi değil midir?
Amaç isyan ettirmek
Yargının kararları, toplum vicdanında olumlu yankılar bulmalı. Bulmuyor. Çoğu kez “yangın var” feryatları doğuruyor.
Türkiye’nin uluslararası saygınlığa sahip bilim adamlarından Prof. Dr. Mehmet Haberal tutukluluğunun 356’ncı gününde hastanedeki odasından naklen mahkemeye ifade verdi. O günü şöyle anlattı:
“Savcıya ifade verirken bir savcı aniden içeri girerek ‘Televizyonlar, Haberal tutuklanması için mahkemeye sevk edildi’ diye ‘son dakika’ geçiyor dedi. Savcı 5 dakika içinde televizyonları teyit ederek beni mahkemeye sevk etti. Hâkim de o kadar uzun süre savunma yapmama rağmen 10 dakika içinde tutuklama kararı verdi.”
Prof. Haberal mahkemeden şunu istedi:
“Hakkımda verilen tutuklama kararına sebep olan kuvvetli suç şüphesi neymiş açıklasınlar ki ben öğrencilere, doktorlara, bilim adamlarına anlatayım, onlara hesap vereyim!”
İktidar yargıyı ele geçirmek için elinden gelen her şeyi yapıyor.
Sanki yargının içinde bir kesim de kamuoyunda “böyle adalet olmaz” isyanı yaratarak iktidarın hedefine giden yolun taşlarını döşüyor.
Benzeri yaşanmamış bir komplo!
Dayanıklılık testi
Haberin Devamı

