Kuvvetler ayrılığı yerine aykırılık!

Haberin Devamı

Kuvvetler ayrılığı prensibinin babası Montesquieu’nun sonunda mezarından fırladığına dair dedikodular dolaşıyor.

Söylenti doğruysa Fransız filozofu 255 yıldır yattığı mezarından çıkaran tahrikin Türkiye’deki yargı reformu tartışmalarından kaynaklandığını söylemeye herhalde gerek yoktur.

Başbakan Erdoğan dün “Anadolu Aslanları” toplantısında yargıdan şikâyet ediyordu.

Eleştiri ve yakınmaları, yargı bağımsızlığına reform adı altında son verecek operasyona destek amaçlı gerekçelerdi. Daha doğrusu bahaneler...

Kuvvetler çorbası

“Yasama, yürütme ve yargının birbirinden ayrı olması ifade olarak güzel, hoş. Ama yargı bir anda hepsini silip atabiliyor. Hani birbirinden ayrıydı; ne oldu?” diye soruyordu Başbakan.

Yani, yasama ve yürütme erklerine hükmeden kişi olarak yargı denetimine tabi tutulmayı bir türlü kabul edemiyor, fakat aynı kürsüde “demokrasi ve hukuk alanında büyük bir mücadele verdiklerini” söylüyordu!

Parlamentonun yüzde 65’ine sahip bir partinin kapatılması Yargıtay C. Başsavcısı’nın iki dudağı arasından çıkacak bir sözle konuşuluyorsa, bunu kabul etmenin mümkün olmadığını iddia ediyordu.

Başbakan, hiç bir ileri demokraside olmadığını söylediği böyle bir durumun, halka başvurarak (referandum) ortadan kaldırılacağını belirtirken kuvvetler ayrılığı prensibini kuvvetler çorbasına çeviren önerisini şu sözlerle yapıyordu:

“Bir siyasal partinin kapatılıp kapatılmaması için müsadeyi parlamento versin!”

Şartlı kabul...

Başbakan yargıya çok büyük haksızlık yapıyor aslında.

AKP “seçimi kazandığıma göre devlet benim” diyen hiçbir denetim ve dur-durak kabul etmeyen bir zihniyeti temsil ediyor.

Halbuki bağımsız yargının denetiminden kurtulduğu andan itibaren AKP iktidarının tehlikeli maceralara sürükleneceğinden kimsenin şüphesi olmaması gerekir.

Bu ülkenin Anayasa Mahkemesi, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğuna 1’e karşı 10 üyenin oyu ile hükmettiği halde AKP’yi kapatmamıştır.

Tayyip Erdoğan ve partisi suç işlemeye giden hangi yolları daha mayınlardan temizlemek istiyor?

Medyada eleştiri yapan köşelerin sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor artık.

Başbakan gerçeklerle yüzleşme imkânını elde edebildiği bu köşeleri de “Kov yoksa pişman ederim” diye tehdit ettiği patronlara tasfiye ettirmek isterken asıl kötülüğü kendine yaptığını görmüyor mu?

Yargı reformu şimdiki haliyle harakiri teşebbüsüdür.

Yargı reformunun çerçevesini belirlemek için Başbakan “Tüm gelişmiş ülkelerin uygulamasına bakıp ortalamasını alalım” dedi dün.

Oralardaki demokrasilerin de ortalamasını almak şartıyla iyi fikirdir, kabul!

Ama o zaman da beğenmediği köşe yazarını patronunu tehdit ederek kovdurmayı hak sayan Başbakan’a nerede ve nasıl yer bulacağız?

DİĞER YENİ YAZILAR