Çıkacak fatura yıkım olmasın

Haberin Devamı

Balyoz, gerçekten bir darbe planı mıdır? Asker bilirkişi bu soruya “şartlı evet” cevabı veriyor.

Kendisine teslim ettiği belgeler gerçekse yani araya sahte belgeler sokulmadıysa 2003 yılında yapılan seminerde tartışılan planın “hükümeti devirip devlet idaresine el koymayı öngören bir plan” olduğunu söylüyor!

Belgeler gerçek mi sorusu tabii kilit önem taşıyor. Cevabını sadece yargı değil kafası karmakarışık hale getirilen kamuoyu da merak ediyor.

Çünkü darbe hazırlığı yapan bazı unsurların varlığı ile ilgili haberlerin baştan sona kuruntudan ibaret olmadığına dair işaretler artıyor.

Jandarma, irtica ile mücadele belgesi altındaki ıslak imzanın Albay Dursun Çiçek’e ait olduğuna dair rapor verince Genelkurmay Askeri Savcılığı tutuklama istemiş, fakat askeri mahkeme istemi reddetmiştir.

Ret kararı Albay Çiçek’i aklamıyor sadece kaçma ve delil karartma riski taşımayan şüphelilerin tutuklanmalarına gerek bulunmadığına dair sivil mahkemelere yol gösteren bir örnek karar ortaya koyuyor.

Uzaktan bakmak...

Silivri’deki düğüm yumağı zaten umutsuzluk sebebidir. Buna sürekli yeni dosyalar ekleniyor.

Kafalardaki bulanıklık artıyor.

Böyle zamanlarda soruna uzaktan bakmak daha aydınlatıcı olabiliyor.

Son günlerin en etkileyici gözlemi ve önermesi, Atlantik ötesinden Los Angeles Times gazetesinden geldi:

“Askerlerin darbeler döneminin geride kaldığını kabul etmesi gerektiği gibi hükümet de kan davasını ve siyasi fırsatçılığı reddetmeli!”

Yaşadığımız tecrübeler, soruşturma sürecindeki ağır hak ve hukuk ihlâllerine rağmen darbe hevesine kapılmış bazı gruplaşmaların varlığını ortaya koymuştur.

Burada önemli olan “muhaliflerini bastırmak için” iktidarın fırsatı ganimet bilmemesi, adalete yardımcı olmasıdır.

Son gelişmeler karşısında Genelkurmay Başkanı Başbuğ da millete borçludur.

TSK’nın asimetrik psikolojik savaş hedefi yapılmış olduğunu bugün de söyleyebiliyor mu?

Albay Dursun Çiçek’in masumiyetine yine kefil olabilir mi?

Vur statükoya!

Bir yandan da büyük resmi görmek gerekiyor. Bunu yapmak nerede durmak gerektiği konusunda doğru kararlar vermemize yardımcı olabilir.

Evet bazı cuntalar, suç örgütleri oluşmuş belli. Ama niyet aşamasında kalmış, hiçbiri eyleme geçememiş.

Ve bu sonucu dıştan gelen etkiler değil doğrudan TSK’nın içindeki dinamikler sağlamış. Askeri darbenin önüne yine asker duvar örmüş.

Elbette hukuk devletinin güvenceleri de yabana atılmamalı. AKP hakkında açılan kapatma davasının bile “başka çare yok” diyen darbecilerin ellerini zayıflattığına şüphe etmemek lâzım.

Statükoya karşı çıkmak şimdi moda... Statüko aleyhtarlığı ile önüne gelen her şeyi yıkmayı önerenlerin aklına uymak, gerekli ve yararlı kurumlara zarar verebilir.

İktidar Türkiye’yi bir anayasa değişikliği oldu bittisine hazırlıyor.

Amacın hükümet ve meclisten sonra üçüncü erk olan yargıyı da tam kontrole alarak “Devlet=AKP” hedefine ulaşmak olduğunu hepimiz biliyoruz.

Eğer bu gerçekleşirse Türkiye’de artık ne suç işlerse işlesin hiçbir parti kapatılmayacak, ne suç işlerse işlesin seçilmişler yargıya hesap vermeyecektir.

Darbeci unsurlardan ordumuz mutlaka temizlenmeli ama bedeli bu kadar ağır olmamalıdır.

DİĞER YENİ YAZILAR