Adaletsiz yarış

2 Ocak 2011

Madde bağımlılığı gibi bir illettir iktidar gücünün siyasetçi üstünde yarattığı bağımlılık.Eğer demokrasinin sigortaları iyi işlemiyor halk da rejimin yoldan çıkmasına sebep olacak aşırılıklar karşısında çaresiz kalıyorsa tehlike eşikte demektir.İktidar sahipleri bir gün gelir gücün kalitesine ve hukuka uygun olup olmadığına bakmamaya başlarlar.Tatminleri arttıkça körlükleri de artar.2011 seçim yılıdır.Bugünkü veriler, AKP’nin oy kaybına rağmen sandıktan üçüncü kez tek başına iktidar olarak çıkacağını gösteriyor.Eğer seçimin adaleti ve dürüstlüğü üstüne gölge düşüren yanlışlar yoksa, sonucuna söylenecek bir şey de olamaz tabii.Ama dünya âlem biliyor ki bu alanda utandıracak adaletsizlikler var!Tek başına yüzde 10 oranındaki baraj bile bizdeki seçimi seçim olmaktan çıkarıyor. Çoğunluk baskısının azınlığı silip yok ettiği bir rejime demokrasi denemez.Azlığı hiçliğe mahkûm eden zihniyet, gücü ele geçirince neler yapabilir?Türk medyasının yaşadığı altüst oluşun son sekiz yıldaki serüveni, bu sorunun da ayrı bir açıdan ibretli cevabını taşıyor.Kamu yayıncılığı, yani TRT, medya tarihinde benzeri görülmemiş bir partizanlığın pençesine düşmüş, özel mülkiyete ait gazete ve TV’ler de devlet gücü kötüye kullanılarak “yandaş korosu”na zorla dâhil edilmiş, edilmektedir.Önümüzdeki seçimin adaletten ne kadar nasipsiz olacağına dair işareti tek başına “Partilere Hazine Yardımı”na bakarak bile almak mümkündür.Seçim olduğu için bu yıl yardım üçe katlanacak AKP’ye 186.5 milyon, CHP’ye 83.6 milyon, MHP’ye 57.1 milyon lira ödenektir.Devletin tüm imkânlarını rekabet adaletini katlederek kullandığı yetmiyor gibi iktidar üstüne bir de Anayasa emrine kulak asmıyor. Anayasa’nın 68’inci maddesi şöyle diyor:“Siyasi partilere devlet yeterli düzeyde ve hakça mali yardım yapar.”Eskiden bir çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi “seçimlere giren, belli oranda oy alan ve mecliste milletvekili bulunan” tüm partilere bizde de Hazine yardımı verilirdi.Artık verilmiyor. AKP bu uygulamayı bitirdi.Böylelikle sivil örgütlenmenin ve yeni partilerin yolunu kesti.Adil ve güvenilir bir seçim için AKP’nin yapabileceği hiç bir katkı yok mu? Her icraat “nalıncı keseri” kafasıyla mı yapılacak?Adaletsizliğin bir gün geri tepebileceği, güç kullananları hiç korkutmuyor mu?Fenerde ışık yokAnkara’dan üç savcı, Deniz Feneri davası için yarın Almanya’ya uçuyor.Bildiğiniz gibi Almanya’daki gurbetçilerin 40 milyon Euro’yu aşkın parasını dolandıran suç örgütünün “maşa”larını mahkûm eden Frankfurt mahkemesi “Asıl failler Türkiye’de” diye açıklama yapmıştı.O zamandan bu yana iki yıl geçti. Suçlanan kişiler iktidar önderlerinin yakınları idi. Aralarında bulunan RTÜK üyesi Zahid Akman’ı açığa almak, hiçbir sorumlunun aklına gelmedi.Olay zamana yayıldı, kamuoyu uyutuldu.Şimdi sürecin tam seçime 6 ay kala hareketlenmesi muhalefeti sakın heveslendirmesin.İktidarın yargıyı kontrol altına alan operasyonu tamamladıktan sonra düğmeye basmış olması dikkate alınmalıdır.CHP seçim kampanyasında Deniz Feneri’ne başat bir rol vermemelidir.Çünkü davanın seçime kadar sonuçlanmaması kadar iktidar yakınlarını aklayarak sonuçlanması ihtimali de az değildir.CHP’nin lokomotifi, yoksulları gıda torbası ve kömür çuvalı bekleme azabından kurtaracak “aile sigortası” projesi olmalıdır.

Devamını Oku

İyi şeyler ve bir gölge...

31 Aralık 2010

Yeni olan her şey gibi yeni yıl da umut ve heyecan verir insana. Keyfini çıkarın...2011’in ilk gününü güzel şeyler düşünerek değerlendirmenizi öneriyorum.Nasıl olsa sorunlarla boğuşacağımız 364 gün olacak önümüzde.Marifet, hayatın cömertliğine güvenerek dertlerle savaştığımız zor zamanlarda bile mola anları yaratabilmektir.Unutmayın ki mutluluğu en kolay bu ateşkes anlarında yakalayabilir, mutlu çözümlerin, mutluluğa giden köprülerin ilhamlarını böyle anlarda keşfedebiliriz.Yeni yılı eskisinden ayıran fiziki bir duvar veya sınır yok. Farkı yaratmak zamana değil, insana düşüyor.2010’dan daha başarılı olmanın anahtarı bizdedir. İyi şeyleri korumak ve geliştirmek yanlışları inada kapılmadan düzeltmek kendi sorumluluğumuzdur.Türkiye’de iktidarın laik değerlerle barışık olmaması, muhalefeti besleyen asıl girdidir. Bu ve Kürtçü bölücülüğe gösterilen müsamaha kötümserlik yanında güvensizliği de artırıyor. İktidarın başarıları belki bu nedenle dışardan daha etkileyici görünüyor.Özellikle Batı medyası, bugünü iyimser geçirmek isteyenlerin sığınağı olabilir.Yükselen yıldızMesela itibarlı The Economist dergisi yeni yıl özel sayısında Türkiye’ye özel bir yer tahsis etti ve “2011’in yıldızı Türkiye olacak” diye yazdı.Dergi bu tahminini, Türkiye’nin üst üste iki yıl Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomisi olmasına ve çevresinde bir nüfuz bölgesi oluşturmasına dayandırdı.Başarıları, eleştirel bakışın yaratıcılığı getirir.Mesela New York Times gazetesi de AKP’nin önümüzdeki Haziran’da yapılacak seçimde, biraz oy kaybetse de yine tek başına iktidar olacağını yazdı.Bu haber kimimizi mutlu, kimimizi kötümser yapacaktır.İki tarafı birden memnun edecek bir buluşma zemini yok mu? Var..Güvensizliği besleyen nedenleri azaltmak yolunda işbirliği aramak...The Economist’teki tahlilde, yeni Osmanlı düşleri kurarak girdiğimiz 2011 yılında Türkiye’nin Avrupa dışında bir alternatife sahip bulunmadığı gerçeğini anlayacağı belirtilerek şöyle deniyor:“Türkiye’de reform yapmak ve ülkeyi modernize etmek isteyen herkesin gözünü demokratik olmayan Orta Doğu’ya değil liberal ve demokrat Avrupa’ya dikmesi gerekiyor.”“Kötü”ye örnek...Bu tavsiyeyi temel alan çabaların ulaşacağı mutlu son AB’ye üye olmuş bir Türkiye’dir. AB’ye alınmadığı halde Avrupa kalitelerini yakalamış bir Türkiye de küçümsenmeyecek bir teselli armağanı kabul edilmeli.Ama bazı yanlışlar var ki, böyle bir günde bile görmezlikten gelemeyiz. Bildiğiniz gibi Victor Orban hükümetinin medyaya getirmek istediği sıkı denetimler halkı sokağa döktü, Macaristan’ı altüst etti.Hırvatistan Yazarlar Birliği ve önde gelen yazarlar Başbakan Orban’a nasıl bir uyarı yaptılar, biliyor musunuz?“Macaristan’ı Türkiye’ye mi benzetmek istiyorsunuz? Macaristan 2011’de Türkiye ile olan benzerliğiyle anılacak!”Keşke sadece ekonomi ve diplomasi alanındaki başarılarımızla anılsaydık.Ama öyle olmamıştır... İktidar gücünü kötüye kullanan zihniyetin dayattığı tasfiyelerle ve “Atın bu adamları, kırın kalemlerini.. Bitirin şu TV programlarını, susturun muhalif sesleri” diye diye inşa edilen kötü şöhret işte dünyayı sarmıştır.Yeni yıldaki ilk günümüzü müzminleşmiş hiçbir sorun gölgelemesin; onları bir gün düşünmesek de olur, doğru.Ama basını özgür olmaktan uzaklaşan rejimlere “ibret” gösterilmek?..Bu ayıp ve utançtan hemen kurtulmalıyız!

Devamını Oku

2011 de böyle geçmesin...

31 Aralık 2010

MGK bildirisi “herkese sorumlu davranması” için çağrıda bulunuyor.“Herkes” dedikleri kimdir?Bu çağrı, siyasi toplumun sorumsuz eylem ve söylemlere topyekûn ortak olduğu imasını içeriyor. Haksızlıktır...Eğer maksat “oy avlamak uğruna bölücü çevrelerin iştahını ve cüretini kabartacak tahriklere kalkışmayın, ülkenin birliğine zarar vermeyin” uyarısı yapmak ise, çağrının üstüne adres yazmaktan korkmamak gerekir.MGK bildirisi, sivil ve asker yöneticilerin şu noktada buluştuklarını duyuruyor:“Toplantıda tek bayrak, tek millet, tek vatan, tek devlet anlayışını ve önde gelen ortak paydalarımızdan birini teşkil eden Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dilinin Türkçe olduğu gerçeğini değiştirmeye yönelik hiçbir girişimin kabul edilmeyeceğinin bilinmesi gerektiğine dikkat çekilmiştir...”Değiştirilemez gerçeğin ne olduğunu kim görmezlikten geliyor?Tabii ki bölücü terör örgütü ile onu siyasi planda destekleyen parti ve çevreler.Ameliyat masalıPeki “değiştirilemezler”in tartışılmasına kimler açılım bahanesiyle müsamaha göstererek terör örgütüne siyasi alan açtı?O da belli; AKP iktidarı!Kılıçdaroğlu’nun teşhisi doğrudur:MGK açıklaması, hükümetin “Kürt açılımı” konusundaki başarısızlığını tescil ediyor.Başbakan Erdoğan’ın MGK toplantısından birkaç gün önceki grup toplantısında “Bu topraklar üstünde kimseye ameliyat yaptırmayız” diyerek ön almaya çalışması inandırıcı olmamıştır.Çünkü Başbakan “ameliyat” benzetmesini daha önce de kullanmıştı:27 Ağustos 2009’da şehit yakınlarına “Tek millet, tek bayrak, tek vatan anlayışı içinde bir süreci sürdüreceğiz.Vatanımızı kimsenin ameliyat etmesine izin vermeyiz” dedi.5 Eylül 2010’da “Türk bayrağı yanında Kürdistan bayrağı da dalgalanacak” diyen Baydemir’e “Tek bayrağız; ülkeyi ameliyat ettirmeyiz” diye tepki gösterdi.Ama bu tepkiler Türkiye’nin vazgeçilmezi olan değerlerin pazarlık ve saldırı hedefi yapılmasını önleyemedi. Çünkü bu “lâf”lar inançlı bir kararlılık yansıtmıyordu.O sebeple “değiştirilemez” denilen değerlerin tümü “Özerk Kürdistan” projesi ile paramparça edildi ve bugünlere geldik...Kürt’ün sorunu Kürt2010 yılı sivri akıllı akıl hocalarının kılavuzluğunda geçti. Kürt açılımı denilen içi boş çerçeveye herkes gönlünden geçeni koydu. Koca bir yılı kaybettik.Barışı hâlâ yanlış yerde arıyoruz.Ahmet Türk ABD Başkanı Obama’ya “Türkiye’de 20 milyon Kürt var” demişti.O zaman 13-14 milyon Kürt seçmen var demektir. Peki Kürtçülük yapan partiler ve siyasetçiler ne kadar oy topluyor?PKK baskısına rağmen en çok 2.2 milyon.Demek ki Güneydoğu’daki Kürt vatandaşlarımızın sorunu Türkiye’nin bütünlüğünden kaynaklanmıyor, “bölücü Kürtçüler”den geliyor.Nitekim Cumhurbaşkanı Gül’ün dün gittiği Diyarbakır’da vatandaşlardan aldığı sözlü ve yazılı mesajlar, sorunu ve çözümü gösteriyor.İnsanlar iş ve aş istiyor.Kürt vatandaşlarımız, Kürtlerin bölgede insanlık onuruna sahip tek yaşamı Türkiye’de bulduğunu takdir ediyor.Ama söylemeye cesaret edemiyor.Kültürel hakların geliştirilmesine evet ama Kürtleri ülkenin asli sahibi olarak yaşama hakkından yoksun bırakacak her adım hiledir, tertiptir, tuzaktır.2011, Kürt sorunu gündemini yine terör örgütünün belirleyeceği bir yıl olmamalıdır.Yeni yılın hayırlar getirmesini dileriz.

Devamını Oku

Dervişin fikri

30 Aralık 2010

Başbakan, ülkenin kıyı kentlerinde yaşayan insanların niçin AKP’ye destek vermediklerini merak ediyor.Sormaya gerek yok. Sebep bellidir:Kıyı halkı genellikle okumuş insanlardır. Bilinçleri ile beraber onurları da gelişmiştir. Hem olayları kavrarlar hem de oylarını satmazlar.AKP’ye de bu yüzden oy vermiyorlar; güvenmiyorlar çünkü!Dün Emin Çölaşan, AKP’nin şu anda saha çalışması aşamasında olan anketi vesilesiyle halka tuhaf sorular sorulduğunu yazıyordu.Sorulardan daha ilk bakışta insanlara tepeden bakan, onları baskı altında bazı kabullere zorlayan kurnazca bir telkincilik saygısız bir dayatma havası yansıyor.Mesela “başörtüsünü üniversiteler yanında ilk ve ortaöğretim okullarında ve devlet dairelerinde serbest bırakacağını” vaat eden partiye oy verip vermeyeceği soruluyor vatandaşa.Sonra PKK’lı teröristlere af ile Kürt açılımının devamı hakkındaki eğilimler...Bu sorular elbette “seçime yönelik maliyet hesabı” çıkarmaya yarayacaktır AKP için. Ama daha önemlisi şu: Vatandaş için, ülke için ne anlam ifade ediyor?“Dervişin fikri neyse zikri de o” demişler...Sorular aslında AKP kurumsal iradesinin vazgeçemediği hedefleri ele veriyor.Kamuoyu araştırmalarının bizdeki uygulaması biraz nabız ölçmek ama çokça telkin yapmak, insanların aklını çelmektir.Anket şunu da soruyor:“Kendinizi mezhep ve etnik köken olarak nasıl tanımlıyorsunuz?”Bu soru insanları mutlaka bir mezhebe ve etnik kimliğe ait kılmaya mecbur eden bir manevi tecavüzdür. Ayıptır.Bölücü ruhun kötülüklerine çıkarılmış davetiyedir.İyi kötü eğitimi almış, onuru ile geçimini sağlayan her akıl ve vicdan sahibi vatandaş AKP’nin niyetini açığa vuran bu tür eylem ve söylemler karşısında elbette tedirgin olacak tepki duyacaktır.Hem ülkenin bütünlüğünü ve rejimin laiklik ilkesini tehlikeye sokan sebeplerin daimi suçlusu olarak yakalanacaksın ve hem de kıyıların güvenini kazanmak isteyeceksin; bu mümkün değildir.İyi ki de öyledir. Kıyılar AKP’nin de güvencesidir!Deliller kasada!CHP lideri Kılıçdaroğlu Kayseri olayının peşini bırakmayacağını belli etti.Kayseri Belediyesi odaklı rüşvet soruşturması dosyasının savcı tarafından kapatılmış olduğunu daha önce iddia etmişti.Habertürk TV’ye demecinde, savcının eşinin belediyede çalıştığını, savcının minnet hissi ile davranmış olabileceğini öne sürdü.CHP lideri önemli bir haber daha verdi: Delil niteliğindeki tüm belgeleri güvenle saklamak için bir banka kasasına koymuşlar!Kılıçdaroğlu bu sözleriyle, örgütlü suç iddiasına vurgu yapmış oluyor: Daha önce köşeleri belediye-savcı-vilâyet olan bir suç üçgeninin varlığından söz eden CHP lideri, delilleri emanet edebileceği bir muhatap bulmakta neden zorluk çektiğini böyle anlatıyor.Dün CHP Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum’la da konuştum. “Olayı deşince inanılmaz gerçekler ortaya çıktı” dedi.Kılıçdaroğlu da sık sık “İstediğimiz tek şey dosyanın adam gibi incelenmesi” diyor ya; anlaşıldığına göre biraz bekleyecekler, hareket görmedikleri takdirde kasadaki her şeyi ortaya dökecekler:İfade tutanaklarının esas suçluları ele verdiği için dosyadan çıkarılan bölümleri... Bilirkişilerin raporlarını verdikleri tarihten bir gün sonrasına denk gelen atanma yazıları...Deniz Feneri’ndeki kadar kolay top dolaştırma ve zaman kazanma imkânına AKP bu defa sahip olamayacak galiba...

Devamını Oku

Farkını göster!

29 Aralık 2010

Halk iddia sahibi insanlardan marifet görmek istiyor. Siyasetçiler söz konusu olunca beklenti daha yükseliyor.Bu alanda başarılı olmanın şartı belli:Fark yaratmak.CHP’nin yeni liderle yeni bir kadronun eline geçmesi, ancak fark yaratılırsa önem taşır. İnsanlar hayatlarına olumlu bir değişiklik getireceğini ümit etmedikleri bir adamın, bir akımın peşinden gitmezler.Dün Kılıçdaroğlu’nun Meclis grubundaki konuşmasını dinlerken yeni kadronun CHP’yi iktidar alternatifi haline getirecek beceriyi vaat edip etmediğini düşündüm.Yeni yüzlerin ve yeni fikirlerin çeşitliliği zaten cazibe taşıyor. Mesele bu zenginlik topluma yansıtılabilecek mi?Kılıçdaroğlu dün bazı çevrelerin kendisini “hiç önerisi yok” diye eleştirdiklerini hatırlatarak “Her konuda düşüncemiz var. Ya biz tam anlatamıyoruz ya da anlamazlıktan geliyorlar” diye yakındı.AKP iktidarı etkisini her gün artıran dev bir propaganda makinesine sahiptir. Bu makine iktidarın başarılarını büyüteçle yansıtırken muhalif aynaları ayıp, günah, suç demeden kırmaktadır.Kılıçdaroğlu bu engeli ancak fark yaratarak aşabilir. Birinci koşul halka vereceği mesajları “daldan dala kahve sohbeti” sığlığından ve karmaşıklığından kurtarmaktır.Örneğin basın toplantısı “aile sigortası” ile ilgili ise konuşma onunla sınırlı kalmalıdır. Aksi halde medyanın seçiminden şikâyet edemezsiniz.Dünkü grup konuşması da bu bakımdan iyi değerlendirilmemiş bir fırsattı.Önümüzdeki seçimde CHP’nin en çekici vaadi “aile sigortası” olacaktır.Kılıçdaroğlu, yoksul ailelere asgari ücret düzeyinde aylık bağlanacağını ilk açıkladığında büyük heyecan uyandırdı. Ne de olsa yirmi milyona yakın yoksulu olan bir ülke burası. Bu insanlar seçimlerde oylarını birkaç paket gıda ve bir çuval kömür yardımının borcunu ödemek için kullanıyorlar. CHP’nin aile sigortası projesi insanlık onurunu kurtaracak bir çözümdür.Başbakan hatırlayacağınız gibi “Bunlar hesap bilmezler; kaynağı nereden bulacaksın?” diye alaycı bir eleştiri ile göğüsledi Kılıçdaroğlu’nun hamlesini.CHP lideri dün “Benim adım Kemal” diye başlayıp eski sözlerini tekrarlamakla yetindi. Yani Başbakan’ın gündemine tutsak oldu.Oysa “Hesap adamı Kemal” olarak aile sigortasına kaynak oluşturacak fonları hangi gelirleri kullanarak, hangi israfları, kaçakları ve yolsuzlukları önleyerek yaratacağını kalem kalem açıklayabilirdi.Bunu ilk fırsatta yine yapmalıdır.Din ve yoksulluk istismarı ile yapılan yardımın bir sosyal devlet sorumluluğu olarak yerine getirilebileceği halka anlatılmalı ve inandırılmalıdır.Siyasette halkla ilişkiler kilit önemde bir uzmanlık.CHP’nin bu uzmanlığa ihtiyacı var. Gerekirse bu hizmet satın alınmalı!Kötü yöneticilerAtatürk’ün Ankara’ya gelişinin yıldönümü kutlamaları eksik kaldı.78 yıldır yapılan Harbiyelilerin koşusu ve seğmenlerin saygı yürüyüşü, trafik aksıyor, halk sıkıntı çekiyor gerekçesiyle yapılamadı.Genelkurmay “güzergâh tahsis edilmedi” gerekçesine kolay boyun eğmiş gibi görünüyor.Valiliği ikna edecek çabaların işe yaramadığını düşünelim; o zaman da koşu herhangi bir tahdit bulunmayan Anıtkabir ve çevresinde icra edilebilirdi.Gerek asker gerek sivil yöneticiler kötü bir sınav vermişlerdir.Manzaradan çıkan Atatürk’e saygıda kusur görüntüsü sebebiyle halkı mutsuz etmişlerdir.AKP iktidarının siciliyle hiç uyumsuz değil bu son ayıp! Ama asker?..

Devamını Oku

Birileri oyuna geldi

28 Aralık 2010

Başbakan’a ne oldu? Birdenbire niye parladı acaba?Bu konuda iki görüş dolaşıyor:Birine göre Başbakan “Kürt Açılımı”nın yolundan çıkmaya başladığını fark ederek telâşa kapılmıştır.Öteki görüşe göre anlaşmalı kamuoyu araştırma şirketleri gidişin AKP’de ciddi oy kayıpları yaratacağı alârmını vermiştir.Bunun üzerine Başbakan elini masaya vurmaya kendini mecbur hissetmiştir.Öyle bir hiddet göstermiştir ki insanlar ister istemez Başbakan’ın bu baskı altında bir hafta boyu kendini nasıl tutabildiğini merak etmiştir. Maazallah sağlığına zarar verebilirdi!PKK dayatmalarını paylaşan BDP söylemlerine ve ayrılık hedefi güden özerklik projesine Başbakan’ın yönelttiği itiraz ve suçlamalar aslında haklı gerekçelere dayanıyor.Ama ne yazık ki bu durum AKP iktidarına masumiyet kazandırmıyor.Çünkü “şişeden cini çıkaran” sorumlu Başbakan’dır.Ya sev ya terk et!“Her şey konuşulur” diye diye ayrılıkçılar sanki tuzağa çekilmiştir. “Özerk Kürdistan” adlı bölünme projesi neredeyse oyuna getirilerek itiraf ettirilmiştir.İktidar bunu ilk kez yapmıyor.Çağın en acımasız ırkçı terör örgütünün başı Öcalan’ı devletin muhatap aldığı haberleri, ayrılıkçı çevrelerde tedbirsiz bir cüret yaratmış, iş ayrı bayrak, ayrı meclis, ayrı savunma gücü, iki resmi dil, Kürtçe eğitim dayatmasına kadar gitmiştir.Bu ilk değil, daha önce de ipin ucu kaçırılmıştı. Ve Başbakan o tırmanışı “Ya sev ya terk et” diye bağırarak durdurmuştu. Pazar günkü konuşmasındaki “Kabul edilemez” itirazı da ikinci bir “Ya sev ya terk et” restidir!Siyasetin başarısını seçim kazanmakla ölçenler için AKP iktidarı rakip tanımayan başarıların temsilcisidir.Bu gözlükle baktığınız zaman Başbakan’ın son çıkışını, seçime uzanan altı aylık zamanı kazanma amaçlı senaryonun gereği sayabilirsiniz.AKP açıklasın...Doğal olarak o senaryonun hedefi terörden korunmuş bir seçim ortamı yaratmak olacaktır.Tabii terör örgütünü ateşkese bağlı kalmaya razı etmek şartıyla...“Kimseye bu ülke üzerinde ameliyat yaptırtmayız. Milletimin dili tektir, o resmi dil Türkçe’dir” diyen Başbakan’ın sergilediği kararlılık gerçekse, terörden azade bir seçim ortamı sağlamak hiç de kolay olmayacaktır.Bu bir şartla mümkün olur.Devlet adına İmralı ile konuşanlar şu haberi götürürler:“Seçim şansını riske sokmamak için Başbakan’ın sert tepki göstermesi mecburiyetti. AKP seçim şansını arttırmalı ki seçimden sonra yapacağı Anayasa değişikliğinde çözüm olacak değişiklikleri gerçekleştirecek gücü sandıktan çıkarsın.”Eğer AKP seçime giderken “gizli gündemi” olmakla suçlanmak istemiyorsa, seçim sonrası için vaad ettiği anayasa değişikliklerini kamuoyuna açıklamak zorundadır.Aski halde Haziran’da yapacağız şey seçim olmayacak 12 Eylül’deki referandumda olduğu gibi bir “kader kısmet oyunu” olacaktır!

Devamını Oku

Uyusun millet!

25 Aralık 2010

Günlerdir tartışıyoruz: İki resmi dil, ayrı bayrak özsavunma, Kürtçe eğitim, ayrı meclis...Demokratik Toplum Kongresi’nin Özerk Kürdistan projesi kapsamında öne sürdüğü talepler için herkes bir şeyler söyledi; sadece Başbakan konuşmuyor. Niye?İçişleri Bakanı Atalay “Biz bu konularda acele açıklamalar yapma yanlısı değiliz” dedi ama kimseyi inandıramaz.Silivri’deki davalar, ilhamı vukuundan önce AKP hükmi şahsiyetinde doğmuş, delilleri daha sonra baskınlarda toplanmış, imzasız ihbar mektupları ve gizli tanık ifadeleri ile tamamlanmış iddianamelere dayanmıyor mu?Üstünde “Kürt Açılımı” yazan boş dosya bir yıldan beri terör şantajıyla her şeyi alacaklarını hayal eden ayrılıkçı güçler tarafından doldurulmuştur.Öylesine uçmuştur ki bunu yapanlar AKP önderlerinin adeta dili tutulmuştur.CHP de merak ettiİlk tepkiyi neden sonra AKP’li Meclis Başkanı Şahin vermiş ve “başka meclis peşinde koşanların sonuçlarına katlanacakları” uyarısında bulunmuştur. Günler sonra Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, Kürt taleplerinin demokrasiye sabotaj ve suikast teşebbüsü olduğunu söylemiştir.Kürt açılımını yöneten İçişleri Bakanı Atalay hükümet adına iki gün önce görüş açıkladı. Tek devlet, tek bayrak, tek resmi dilin Türkiye’nin tartışmaya açık konuları olmadığını öne sürdü.Topluma mal olalı bir hafta oldu ama Başbakan’dan Demokratik Özerklik Projesi adı verilen bölücü plana yönelik tek bir değerlendirmesi duyulmadı.CHP lideri Kılıçdaroğlu, bu sessizliğe anlam veremediklerini söyledi dün.“Başbakan’ın sessiz kalması acaba perde arkasında yapılan görüşmelerin bir sonucu mudur?” diye sordu.CHP lideri konuşmaya mecbur etmek için Başbakan’ı tahrik ediyor olmalı.Ama ima etmeye çalıştığı şey inanılır gibi değil. Erdoğan’ın konuşup konuşmamasını İmralı mahkûmu ile devlet arasında sürdüğü söylenen görüşmelerde pazarlık konusu yapmayacağını herkes tahmin edebilir.Rezalette son perdeAfallayan yandaşların şimdi seçimlere altı ay kalmışken seçmen kitlesini tedirgin edecek çıkışlar yapmaktan sakınması için BDP Genel Başkanı Demirtaş’a “çeneni tut“ öğütleri verdiklerini görünce akla şu geliyor:Habur’da başlayan rezaletin son perdesi iktidar önderlerini korkutmuştur.Başbakan’ın suskunluğu tartışmayı soğutmak amaçlıdır.Aksi halde AKP oy kaybına uğrayacaktır. Seçmenin bu konulardaki hassasiyeti beklenmedik sonuçlar doğurabilir çünkü.Halk “Ayrılıkçılar bu cüreti nereden alıyor?” diye sorunca cevabı bulmakta hiç zorluk çekmiyor.O nedenle AKP iktidarı için çıkar yol kendini savunmak değildir.Uyutmak, unutturmaktır.Önümüzdeki günlerde aklımızı alt üst edecek bomba haberlerle uyanabilir, yeni darbeci örgütlerin kitlesel gözaltıları ile hayretlere düşebiliriz!

Devamını Oku

Devletin temeli

24 Aralık 2010

Adaleti devletin temeli sayan özdeyişin önemini kavramak için inşallah daha fazla geç kalmayız.Çünkü temelden hoş olmayan sesler geliyor...Dünkü gazetelerde “Haberal maddesi geri çekildi” başlığını okuyunca içimde bir umut ışığının parladığını hissettim.Ama uzun sürmedi.Bilindiği gibi Meclis komisyonundaki torba yasaya Ergenekon davası bağlamında Prof. Mehmet Haberal’ın tazminat ödemeye mahkûm ettirdiği 9 hâkimi kurtaracak bir yasa teklifi eklenmişti.Teklif yasalaştığı takdirde insanlar, taraflı ve haksız kararları yüzünden kendilerini mağdur eden hâkimler aleyhine dava açamayacak, Haberal’ın mahkûm ettirdiği 9 hâkim de kurtulacaktır.Böyle bir hukuk faciasının hesap verme korkusundan kurtulan kamu personelini iktidarın kanunsuz emirlerine “amade” hale getireceğini tahmin etmek zor değildir.Taktik ricat...İktidarın bu maddeyi muhalefetin “torba yasayı mecliste kilitleriz” tehdidinden korkarak da olsa geri çekmesi demokratik hukuk devletinin başarısı sayılırdı.AKP 9’uncu iktidar yılında hukuk devletine ısınmaya başlamış olabilir miydi?Hayır; AKP yöneticisi Canikli bunun torba yasayı kurtarmaya dönük bir taktik çekilme olduğunu, suç işleyen kamu görevlilerini tazminat davalarına muhatap olmaktan koruyan teklifi yasalaştırmaktan vazgeçmeyeceklerini açıkladı.Dün önemli bir dava daha sonuçlandı: Askeri Şûra kararına rağmen üst rütbeye terfi ettirilmeyen üç general, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde açtıkları davayı kazandılar.Şimdi buna sevinebilirler mi?Terfilerini alacaklarından emin olabilirler mi?Yine hayır... AKP sözcüsü anında kararın “Anayasa ihlâli” olduğunu ilân etmiştir.Daha önce de Başbakan mahkemeyi tehdit etmiş ve beğenmedikleri bir karar çıkarsa meclisteki çoğunlukları eliyle karşı tedbir üreteceklerini haber vermişti.Sayı üstünlüğüne dayanan metinler kanun olabilir ama hukuk olmaz.Geç olmadan...Güçler ayrılığı ilkesinin yerle bir edildiği bu dönemi tarih “korku toplumu ve korku ülkesi“ diye anacaktır.Böyle bir şöhret, övülmeye ve övünmeye lâyık başarılar varsa tümünü örtecektir.Eski Yargıtay Başkanı Prof. Sami Selçuk, bu iktidara kredisini esirgememiş bir bilim ve hukuk adamıdır.Anayasa konulu bir toplantıda, halkın 12 Eylül’deki referandumda neye oy verdiğini bilmeden sandığa gittiklerini söyledi.“Bilmediğimiz şeyleri oylarsak bilmediğimiz sonuçlara katlanmak zorunda kalırız” dedi.Yargının yıllardır yürütme kuşatması altında olduğunu belirttikten sonra “Ben böyle bir Türkiye’de artık yaşamak istemiyorum” dedi.Türkiye’yi yeni baştan kuracak anayasayı, devlette on yıl görev almayacak insanların yapmasını önerdi.İyi ama kendine uyan kanunlar üretmeye alışmış AKP iktidarı, hukukun egemenliğine razı olur mu?Dileriz olur ve o uyanışı toplumsal patlamaya sebep olmadan gerçekleştirir!

Devamını Oku