MGK bildirisi “herkese sorumlu davranması” için çağrıda bulunuyor.
“Herkes” dedikleri kimdir?
Bu çağrı, siyasi toplumun sorumsuz eylem ve söylemlere topyekûn ortak olduğu imasını içeriyor. Haksızlıktır...
Eğer maksat “oy avlamak uğruna bölücü çevrelerin iştahını ve cüretini kabartacak tahriklere kalkışmayın, ülkenin birliğine zarar vermeyin” uyarısı yapmak ise, çağrının üstüne adres yazmaktan korkmamak gerekir.
MGK bildirisi, sivil ve asker yöneticilerin şu noktada buluştuklarını duyuruyor:
“Toplantıda tek bayrak, tek millet, tek vatan, tek devlet anlayışını ve önde gelen ortak paydalarımızdan birini teşkil eden Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dilinin Türkçe olduğu gerçeğini değiştirmeye yönelik hiçbir girişimin kabul edilmeyeceğinin bilinmesi gerektiğine dikkat çekilmiştir...”
Değiştirilemez gerçeğin ne olduğunu kim görmezlikten geliyor?
Tabii ki bölücü terör örgütü ile onu siyasi planda destekleyen parti ve çevreler.
Ameliyat masalı
Peki “değiştirilemezler”in tartışılmasına kimler açılım bahanesiyle müsamaha göstererek terör örgütüne siyasi alan açtı?
O da belli; AKP iktidarı!
Kılıçdaroğlu’nun teşhisi doğrudur:
MGK açıklaması, hükümetin “Kürt açılımı” konusundaki başarısızlığını tescil ediyor.
Başbakan Erdoğan’ın MGK toplantısından birkaç gün önceki grup toplantısında “Bu topraklar üstünde kimseye ameliyat yaptırmayız” diyerek ön almaya çalışması inandırıcı olmamıştır.
Çünkü Başbakan “ameliyat” benzetmesini daha önce de kullanmıştı:
27 Ağustos 2009’da şehit yakınlarına “Tek millet, tek bayrak, tek vatan anlayışı içinde bir süreci sürdüreceğiz.
Vatanımızı kimsenin ameliyat etmesine izin vermeyiz” dedi.
5 Eylül 2010’da “Türk bayrağı yanında Kürdistan bayrağı da dalgalanacak” diyen Baydemir’e “Tek bayrağız; ülkeyi ameliyat ettirmeyiz” diye tepki gösterdi.
Ama bu tepkiler Türkiye’nin vazgeçilmezi olan değerlerin pazarlık ve saldırı hedefi yapılmasını önleyemedi. Çünkü bu “lâf”lar inançlı bir kararlılık yansıtmıyordu.
O sebeple “değiştirilemez” denilen değerlerin tümü “Özerk Kürdistan” projesi ile paramparça edildi ve bugünlere geldik...
Kürt’ün sorunu Kürt
2010 yılı sivri akıllı akıl hocalarının kılavuzluğunda geçti. Kürt açılımı denilen içi boş çerçeveye herkes gönlünden geçeni koydu. Koca bir yılı kaybettik.
Barışı hâlâ yanlış yerde arıyoruz.
Ahmet Türk ABD Başkanı Obama’ya “Türkiye’de 20 milyon Kürt var” demişti.
O zaman 13-14 milyon Kürt seçmen var demektir. Peki Kürtçülük yapan partiler ve siyasetçiler ne kadar oy topluyor?
PKK baskısına rağmen en çok 2.2 milyon.
Demek ki Güneydoğu’daki Kürt vatandaşlarımızın sorunu Türkiye’nin bütünlüğünden kaynaklanmıyor, “bölücü Kürtçüler”den geliyor.
Nitekim Cumhurbaşkanı Gül’ün dün gittiği Diyarbakır’da vatandaşlardan aldığı sözlü ve yazılı mesajlar, sorunu ve çözümü gösteriyor.
İnsanlar iş ve aş istiyor.
Kürt vatandaşlarımız, Kürtlerin bölgede insanlık onuruna sahip tek yaşamı Türkiye’de bulduğunu takdir ediyor.
Ama söylemeye cesaret edemiyor.
Kültürel hakların geliştirilmesine evet ama Kürtleri ülkenin asli sahibi olarak yaşama hakkından yoksun bırakacak her adım hiledir, tertiptir, tuzaktır.
2011, Kürt sorunu gündemini yine terör örgütünün belirleyeceği bir yıl olmamalıdır.
Yeni yılın hayırlar getirmesini dileriz.
2011 de böyle geçmesin...
Haberin Devamı

