Adaletsiz yarış

Haberin Devamı

Madde bağımlılığı gibi bir illettir iktidar gücünün siyasetçi üstünde yarattığı bağımlılık.

Eğer demokrasinin sigortaları iyi işlemiyor halk da rejimin yoldan çıkmasına sebep olacak aşırılıklar karşısında çaresiz kalıyorsa tehlike eşikte demektir.

İktidar sahipleri bir gün gelir gücün kalitesine ve hukuka uygun olup olmadığına bakmamaya başlarlar.

Tatminleri arttıkça körlükleri de artar.

2011 seçim yılıdır.

Bugünkü veriler, AKP’nin oy kaybına rağmen sandıktan üçüncü kez tek başına iktidar olarak çıkacağını gösteriyor.

Eğer seçimin adaleti ve dürüstlüğü üstüne gölge düşüren yanlışlar yoksa, sonucuna söylenecek bir şey de olamaz tabii.

Ama dünya âlem biliyor ki bu alanda utandıracak adaletsizlikler var!

Tek başına yüzde 10 oranındaki baraj bile bizdeki seçimi seçim olmaktan çıkarıyor. Çoğunluk baskısının azınlığı silip yok ettiği bir rejime demokrasi denemez.

Azlığı hiçliğe mahkûm eden zihniyet, gücü ele geçirince neler yapabilir?

Türk medyasının yaşadığı altüst oluşun son sekiz yıldaki serüveni, bu sorunun da ayrı bir açıdan ibretli cevabını taşıyor.

Kamu yayıncılığı, yani TRT, medya tarihinde benzeri görülmemiş bir partizanlığın pençesine düşmüş, özel mülkiyete ait gazete ve TV’ler de devlet gücü kötüye kullanılarak “yandaş korosu”na zorla dâhil edilmiş, edilmektedir.

Önümüzdeki seçimin adaletten ne kadar nasipsiz olacağına dair işareti tek başına “Partilere Hazine Yardımı”na bakarak bile almak mümkündür.

Seçim olduğu için bu yıl yardım üçe katlanacak AKP’ye 186.5 milyon, CHP’ye 83.6 milyon, MHP’ye 57.1 milyon lira ödenektir.

Devletin tüm imkânlarını rekabet adaletini katlederek kullandığı yetmiyor gibi iktidar üstüne bir de Anayasa emrine kulak asmıyor. Anayasa’nın 68’inci maddesi şöyle diyor:

“Siyasi partilere devlet yeterli düzeyde ve hakça mali yardım yapar.”

Eskiden bir çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi “seçimlere giren, belli oranda oy alan ve mecliste milletvekili bulunan” tüm partilere bizde de Hazine yardımı verilirdi.

Artık verilmiyor. AKP bu uygulamayı bitirdi.

Böylelikle sivil örgütlenmenin ve yeni partilerin yolunu kesti.

Adil ve güvenilir bir seçim için AKP’nin yapabileceği hiç bir katkı yok mu? Her icraat “nalıncı keseri” kafasıyla mı yapılacak?

Adaletsizliğin bir gün geri tepebileceği, güç kullananları hiç korkutmuyor mu?

Fenerde ışık yok

Ankara’dan üç savcı, Deniz Feneri davası için yarın Almanya’ya uçuyor.

Bildiğiniz gibi Almanya’daki gurbetçilerin 40 milyon Euro’yu aşkın parasını dolandıran suç örgütünün “maşa”larını mahkûm eden Frankfurt mahkemesi “Asıl failler Türkiye’de” diye açıklama yapmıştı.

O zamandan bu yana iki yıl geçti.

Suçlanan kişiler iktidar önderlerinin yakınları idi.

Aralarında bulunan RTÜK üyesi Zahid Akman’ı açığa almak, hiçbir sorumlunun aklına gelmedi.

Olay zamana yayıldı, kamuoyu uyutuldu.

Şimdi sürecin tam seçime 6 ay kala hareketlenmesi muhalefeti sakın heveslendirmesin.

İktidarın yargıyı kontrol altına alan operasyonu tamamladıktan sonra düğmeye basmış olması dikkate alınmalıdır.

CHP seçim kampanyasında Deniz Feneri’ne başat bir rol vermemelidir.

Çünkü davanın seçime kadar sonuçlanmaması kadar iktidar yakınlarını aklayarak sonuçlanması ihtimali de az değildir.
CHP’nin lokomotifi, yoksulları gıda torbası ve kömür çuvalı bekleme azabından kurtaracak “aile sigortası” projesi olmalıdır.

DİĞER YENİ YAZILAR