Yeniden demokrasi

14 Aralık 2010

Başbakan ile CHP liderini karşı karşıya getiren yolsuzluk tartışması zaman kaybıdır.İki lider birbirlerine ağızlarına geleni söylemişlerdir ama bu, Kayseri Belediyesi’nde cereyan ettiği öne sürülen yolsuzluk hakkında net bir bilgiye sahip olmamızı sağlamamıştır.Çünkü olay “Da Vinci Şifresi”ni aratmayacak karmaşıklıkta bir hikâyedir.Burada sorulması gereken soru belki şu olmalı:Sekiz yıldır korkunç bir yağmanın doyumsuz bir azgınlıkla sürdüğünü anlatmak için meclis kürsüsüne çıkan ana muhalefet partisi lideri, iddiasına kanıt olarak bula bula bir belediye işçisinin işlediği dolandırıcılık suçunu mu buldu?Pazartesi günkü bütçe görüşmelerinin medyaya olan yansımaları, Kemal Kılıçdaroğlu’nun pek de doğru bir seçim yapmamış olduğunu düşündürüyor.Asıl tartışılmaya muhtaç soru şu: İktidarın yolsuzluklarını temel alan bir muhalefet stratejisinin bugünün Türkiyesi’nde iş yapma şansı var mı?Şener ne biliyor?Yolsuzluk iddialarının en ağırlarını Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener dile getiriyor. Birinci dönem AKP hükümetlerinde Başbakan Yardımcısı olduğu için, yani olayların tam ortasında yaşadığı için yaptığı tespitler güven duyulmayı hak ediyor.Üstelik WikiLeaks belgeleri onun erdemli tercihini “yolsuzluklar istifa ettirdi” diye resmi kayıtlara geçirmiştir.Başbakan ve AKP sözcüleri, yolsuzluk iddialarına karşı çok saldırgan bir savunma taktiği izliyorlar. Ama suçlayan Abdüllatif Şener olduğu zaman süt dökmüş kediye dönüyorlar. Kimsenin çıtı çıkmıyor. Niye?Bu soruyu dün Abdüllatif Şener’in kendisine sordum.“Belki beni kızdırmak istemiyorlardır” cevabını verdi.Şener, WikiLeaks belgelerinin diplomatik dedikodu diye hafife alınamayacağını, doğru dürüst bir hukuk devletinde savcıların tezkere yazıp Meclis’e göndermelerini gerektirecek önemde ihbarlar olduğunu söyledi.İktidarın özelleştirmelerle ilgili suçları ortadan kaldıran örtülü af düzenlemeleri yaptığını öne sürdü.“İktidar zenginlerinin varlıkları yasallaştığı ve servetleri açığa çıktığı zaman TÜSİAD üyeleri onların yanında orta sınıfa dönecektir. Bu servetler ortaya çıkmadı. Orada burada saklanan var. Başka ülkelerde yatırımlar var” dedi.Aklı durmuş toplumBir siyasetçi hoş tutulması karşılığında sahip olduğu değerli bilgileri kendine saklama hakkına sahip midir?Elbette böyle bir hak savunulamaz.O zaman AKP’nin Şener’i kızdırmamak suretiyle muhatap olmaktan kurtulduğu ne gibi suç isnatları var?Abdüllatif Şener bu soruya net bir cevap vermedi ama önemsediğini söylediği bir tespit yaptı:“Dünyanın en gürültülü bombasını patlatsanız Türkiye’de duyulmaz!”Bu tespitte çok yazık ki büyük gerçeklik payı var.Demokrasinin hayati uzuvları sivil toplum kuruluşları, sendikalar, odalar, vakıflar, üniversiteler susmuş, yani toplumun aklı durmuş vaziyettedir.İletişim kanalları da tıkanmıştır.Medyanın yarısı doğrudan iktidar kontrolünde, öteki yarısı korku ikliminde kendi kendini sansür etmektedir.Başta CHP tüm muhalefet ve işlevlerinden uzaklaşmış olan sivil toplum unsurları, sil baştan bir demokrasi inşa etmeyi göze almanın yaratıcılığını ve fedakârlığını göstermek zorundalar.Başka çare yok gibi!

Devamını Oku

Lider duruşu

13 Aralık 2010

Ana muhalefet, demokrasinin sigortasıdır. Muhalefeti gelecek vaat etmeyen bir rejim yozlaşmaya tıkanmaya mahkûmdur.O nedenle yaklaşan CHP Kurultayı’nı partinin iç meselesi gibi göremeyiz.CHP’nin geleceğinden sorumlu olanlar “Bu parti bizim; beğenmeyen oyunu vermesin” diye kestirip atamaz.Bugün şikâyet ettiğimiz “polis devleti” AKP’nin günahıdır ama iktidara hukuk devletini fiilen bitiren uygulamaların cesaretini biraz da CHP’nin kısır muhalefeti vermedi mi?Ana muhalefet proje üretir, gündem belirler, topluma umut ve heyecan verir. sadece Başbakan’ın konuşmalarındaki boşlukları deşmekle muhalefet yapılmaz.CHP 18 Aralık’ta 80 üyeli Parti Meclisi’ni belirleyecek. O meclisten CHP’nin “iç hükümeti” olan 18 üyeli MYK çıkacak.En yakın çalışma arkadaşları olacakları için bu üyeleri Genel Başkan Kılıçdaroğlu kendi seçecek.Seçime yedi ay bile kalmamışken partinin bir “lider sorunu” bulunmaması büyük şanstır. Önemli olan bu şansın doğru kullanılması...Kılıçdaroğlu’nu kritik bir sınav bekliyor.Blok liste, çarşaf liste çekişmelerinde yeri ve rolü asla olmamalıdır. Bu tartışmaların tuzağına asla düşmemelidir.Çünkü öyle bir rol, onu şu anda taşımakta olduğu “tartışmasız lider” konumunun kısa zamanda uzağına düşürür birbirinin kuyusunu kazan hiziplerden birinin başı görüntüsüne sokar.Parti Meclisi’ne kimler girerse girsin Kılıçdaroğlu vaat ettiği CHP’yi yaratacağına inandığı çalışma arkadaşlarını o 80 kişinin içinden mutlaka çıkarır.Yapacağı şey Kurultay’a isim önermek değil, nasıl bir CHP düşlüyor, onu söylemek o nitelikteki kişilerin aday olarak çarşaf listede yerlerini almasını özendirmektir.Bütün hayatı boyunca blok liste savunan Baykal’ın bugün çarşaf liste öneriyor olması doğrudan vazgeçmenin ölçüsü olamaz.Rakibin ak dediğine mutlaka kara deme üstüne kurulu siyaset bitmelidir CHP’de. Kılıçdaroğlu’nun yerinde Baykal olsa blok liste yaparmış!CHP iktidar iddiası kazanacaksa Kılıçdaroğlu’nun önce Baykal’la olan farkını göstermesi gerekir ki Tayyip Erdoğan’dan daha iyi olacağı iddiasına halkı inandırabilsin.Lider kurultay yarışını bir taraftar gibi değil adil bir hakem gibi izlemelidir.Silâhlanma niçin?Meclis’teki Silâh Kanunu tasarısını inceleyen biri, güvenliğin kişisel ölçekte özelleştirildiğini zanneder.“Kendin pişir, kendin ye” misali...En vahim yenilik, silâh edinme yaşının 18’e indirilmesidir. Çocuk yaşta insanların pompalı tüfek edindiği bir Türkiye’yi hayal edebilir misiniz?Bütün yasa, silâh edinmeyi özendirecek biçimde ele alınmış.Ruhsat için heyet raporu gerekmeyecek bir doktorun “olur”u yetecek.Ruhsat çıkarmak için gerekli birkaç hafta bile yitirilmiyor; ruhsat başvurusu yapanlara geçici belge verilecek.Seçilmiş bir iktidar, silâh lobilerinin dolduruşuna gelerek halkın iyiliğine olmayan bir gidişe nasıl alet olur?Bu kadar silâh ve bu kadar silâhşör niye?Bu silâhlar herhalde yasalara saygılı, kendi halinde vatandaşlara lâzım değil.Onların kaygısı şu ki, bu imkânı rejimi değiştirmeye çalışan radikal dinci örgütlerle bölücü örgüt sempatizanları kullanacaklardır.Zaten birbirlerine kur yapmaya başladılar.Meclis halkın endişelerini dikkate alarak tasarıyı bu gözle süzgeçten geçirmelidir!

Devamını Oku

Çarşaf iyidir!

11 Aralık 2010

CHP iktidara mı yürüyor? Hayır, bunu söyleyemeyiz. Şu anda sadece iktidarın hayali kuruluyor.Yürüyüşe geçmenin şartlarını oluşturmak kolay değil. İyi hazırlık gerek.Evet, liderini değiştiren parti, AKP’yi iktidardan indirmenin rejimin geleceği için mecburiyet halini aldığını düşünen kitleye umut ve heyecan vermiştir.Ama şu anda CHP’yi iktidara taşıyacak halk iradesinin oluştuğunu söyleyemeyiz.Oluşsa kendini doğa olayları gibi belli eder. Rüzgârı hisseder, fırtınaya dönüştüğünü gözlersiniz.CHP bu potansiyeli taşıyor ama onu iktidara getirecek dinamiği sadece AKP’yi değiştirme sebepleri üretemez.İktidar sorumluluğunu taşımaya hazır bir yapıya, zihniyete ve hazırlığa sahip olduğuna CHP’nin halkı inandırması gerekir.Bir hafta sonra yapılacak Olağanüstü Kurultay, hayatî önemde bir sınavdır.İktidar yürüyüşünün iddiası kendini burada belli edecektir.Ben Kılıçdaroğlu’nun kurultaya giderken Baykal ve Sav ile görüşme yapmakta hangi yararı gözettiğini pek anlayamadım.Parti içindeki hizipleri resmileştirmenin kime ne yararı olacaktır?Tehdit gibi sözlerCHP liderinin dün yaptığı iki görüşme Kurultay’da Parti Meclisi’nin belirlenmesinde uygulanacak seçim yöntemi konusunda sıkıntı yaşanacağını ortaya çıkarmıştır.Baykal da, Önder Sav da 80 kişilik Parti Meclisi için Genel Başkan’ın yapacağı blok liste yerine, adaylığını koyan herkesin yer alarak delegelere seçme olanağı tanıyan çarşaf liste uygulanmasını istemişlerdir.Sav çarşaf listeyi örgütün “sempati” ile karşılayacağını değerlendirirken Deniz Baykal medyaya açıklamada bulunurken dikte eden, hatta “olmazsa olmaz”cı bir tavır göstermiştir.Çarşaf liste ile seçilen Parti Meclisi’nin Kurultay’ı temsil etme gücüne sahip olacağını ve partiyi bütünleştireceğini ama blok listenin kamplaşma, ayrışma ve çatışma getireceğini söylemiştir.“Aile içinde” mahrem kalması gereken konuşmalardı bunlar.Deniz Baykal ile bir araya gelmenin ve düşüncelerini öğrenmenin Kılıçdaroğlu’na mutlaka yararı olur.Ama Önder Sav’la da görüşen Kılıçdaroğlu şimdi ne derse desin Kurultay için pazarlık yürütülmediğine kimseyi inandıramayacaktır.Bu vaadler tutulmalıDünkü buluşma “parti içi demokrasi” adına savunulacaktır.Ve bu durum Kemal Kılıçdaroğlu’na reddi imkânsız bir özveri yükleyecektir.CHP liderinin tercihi, “yeni bir vitrin” oluşturmak adına bizzat belirleyeceği bir blok listeye kaymış görünüyordu.Dünkü görüşmelerden sonra bu tercihini eyleme dönüştürmesi kolay olmayacaktır.Çünkü on gün önce CHP’ye demokrasi getireceğini vaad ederken kendisi de “Mevcut tüzükle gideceğiz ama delegeler önerge verilip kabul edilirse çarşaf liste olur. Baskı kurmayacağız, doğru neyse onu yapacağız” demişti.CHP’nin seçim şansı, öteki partilerle yaratacağı fark kadar büyüyecektir.Çarşaf liste, Baykal ve hele Sav’la konuşma yanlışından üremiş bir doğrudur.Bir doğru bir yanlışı götürür.CHP asıl farkı, milletvekili adaylarını partinin merkezinde değil, her seçim çevresinde önseçimle örgüte seçtirerek yaratmalıdır.Kılıçdaroğlu bir ay önce bunun da sözünü millete vermişti.Unutmasın.Koltuğuna ısındıkça millete soğuyan liderlerden olmasın!

Devamını Oku

Makine yoruldu!

10 Aralık 2010

E etkili ve hızlı çalışan bir halkla ilişkiler organizasyonuna sahip olması AKP’nin büyük şansıdır.Tartışmalarda rakiplerine sağladığı üstünlük biraz bundan geliyor.Bu takımın kaptanlığını doğrudan Başbakan yapıyor.Halkın oyunu etkileyecek bir tartışma başladığı zaman gün geliyor üç-dört yerde konuşma yapıyor.Bu konuşmalar, partinin propaganda makinesi tarafından işleniyor, yayılıyor ve kafalara kazınıyor.Son dönemin tavan yapan konusu Başbakan’ın İsviçre bankalarında 8 adet gizli hesabı bulunduğuna dair WikiLeaks belgeleriydi.CHP lideri Kılıçdaroğlu, Başbakan’ın bu iddianın yarattığı gölgeden kurtulması gerektiğine dair bir çağrı yapacak oldu kıyamet koptu. AKP’nin muazzam korosu dünyayı ayağa kaldırdı. Başbakan Erdoğan’ın Amerikalı diplomatları dedikodu, magazin ve iftiralardan oluşan yazışmalar yapmakla suçlayan değerlendirmesi ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Crowley tarafından cevaplandı:“Diplomatlarımız yaşanan gelişmelerle ilgili samimi ve dürüst değerlendirmelerini sunarlar.”Kamu vicdanı etkilendi...Kamuoyunun bu meseleyle ilgili şüpheleri giderilmeden öğrenci protestoları, polisin gençlere yönelik şiddet uygulamaları ve yumurtalı eylemler gündeme geldi.Propaganda makinesi yine tam gaz faaliyete geçti. Olaylar Ergenekon’a bağlandı, bu yetmeyince gençlerin arkasında medya ve muhalefetin bulunduğu iddiası üretildi.Fakat işin içinden çıkmanın eskisi kadar kolay olmayacağı görülüyor.Gösteri yapan gençlerin, iktidar çevreleri tarafından giydirilmek istenen anarşist elbisesine girmemeyi başarması, hamile bir göstericiye çocuğunu düşürten, bir başkasının gözetim altında burnunu kıran polis şiddetinin kolay unutulmayacak görüntüleri hesapları bozmuştur.AKP’nin propaganda korosundan bile çatlak sesler çıkmaya başlamıştır.Dün belki de bundan dolayı Başbakan Erdoğan tekrar İsviçre’deki gizli banka hesaplarına dönük iddiaları tartışma gündeminin üst sıralarına yükseltmeye çalışmıştır.Şener’e niye itiraz yok?Partisinin il başkanları toplantısında Erdoğan, CHP liderinin kendisinden İsviçre’de parası, banka hesabı bulunmadığına dair belge istediğini öne sürerek “Olmayan şeyin hiçbir zaman delili olmaz ki” diye bağırdı.Kılıçdaroğlu’nun “iftirayı bile yabancı diplomatlardan ödünç” aldığını iddia etti.Bilen biliyor; İsviçre’deki gizli banka hesaplarının açığa çıkması, balığın kavağa çıkması kadar zor, hatta imkânsız bir olaydır.O nedenle tartışma bu meseleye aydınlık getirmiyor.Bir kesim kanıt görmese de iddiaya inanıyor, bir kesim ise Başbakan’a iftira edildiğinden emin bulunuyor.Burada asıl önemli soru, belgelerin “yolsuzluklar istifa ettirdi” dediği eski AKP hükümetinin Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener üstünde düğümleniyor.Şener Amerikan belgelerini doğruladığı gibi “O dönemde bunları partide ve hükümette konuşmayan ve duymayan yoktu” diyor.CHP liderinden kat kat ağır suçlamalar getiriyor ama kimse ona yan bakamıyor, dil uzatamıyor.Muhalefet bu zaafı değerlendirecektir.Durum, yolsuzlukların çok konuşulacağı ve muhalefetin sesinin daha çok çıkacağı bir dönemin açılacağını gösteriyor.Çünkü AKP’nin propaganda makinesi yorulmuştur ve inandırıcı olmakta artık zorlanmaktadır!

Devamını Oku

Gerginliği düşürelim

9 Aralık 2010

Hiçbir iktidar seçime giderken üniversiteler karışsın, öğrencilerle polis karşı karşıya gelsin istemez.Son olaylar AKP’yi endişeye düşürüyordur.Ama ah şu yiğitliğe gölge düşürmeme iddiası yok mu; her şeyi o inat berbat ediyor.Hafta sonunda polisin aşırı güç kullanarak ezdiği gençler çatışmak ve kırıp dökmek için sokağa çıkmış değillerdi.Öyleyse o acımasızlık neden reva görüldü onlara?Bu sorunun cevabını Başbakan’ın onları molotof kokteyli taşıyor sanmasında aramak gerekiyor. O haksız önyargı ile verdiği karar polise talimat olarak yansıyınca olan olmuştur.Yanlış şartlanmaHer şeyden önce kolluk gücünün gösteri hakkını kullanan toplulukları düşman gibi görme alışkanlığından kurtarılması gerekiyor. Birinci tedbir bu olmak zorundadır.Başbakan, katıldığı gelişmiş ülkeler liderleri zirvelerinde polislerin protesto eylemi yapan azgın kalabalıklar karşısındaki sabrını görmüyor mu?Silâhsız, sopasız gençlerin üstüne gitmek yerine kalkanlı polislerle eylemciler önünde set oluşturmak niçin tercih edilmiyor?Başbakan bizce yanılıyor:Eylemlerin dozunun artmasında medyanın yayınları mı yoksa bir göstericiye çocuğunu düşürten polis tekmesi ile başka bir göstericinin sağlam girdiği polis merkezinden burnu kırılmış halde çıkması mı sebep olmuştur?Mutsuz gençlikUnutulmamalı ki yoksulluk ve okul bittikten sonra işsiz kalma korkusu yüzünden gençlerin çoğu zaten gergin mutsuz ve umutsuzdur. İktidarın kurumları ve özgürlükleri sürekli budayan icraatının uyandırdığı tedirginlik de bunların üstüne biniyor.Siyasetin performansını yeterli bulmayan bir gençlik kesimi, muhalefetin mayalanmaya başladığı yeni bir alan gibi görünüyor.Gençlik 12 Eylül darbesi nedeniyle uzun bir siyaset perhizi yaşadı. Ülke sorunları ile ilgilenmeleri yerinde ama kendilerini ifade etmek yolunda yumurtaya takılıp kalmaları yanlıştır.Dinletmek için dinlemeyi de bilmek lâzım. Gençlere ait düşünce zeminleri, konuşmaya davet edilen kişilere kurulan tuzak durumuna dönüşmemeli.Ama asıl sorumluluk iktidara ve Başbakan Erdoğan’a düşüyor.Erdoğan, kendinde ilâhi misyonlar vehmeden “Koskoca Başbakan” olmaktan çıkıp yetkileri hukukla sınırlanmış bir devlet adamı ve siyasetçi kimliğine ne kadar çabuk girerse o kadar iyi olur.Konuşmalarındaki gerginliğin polisin tutumuna acımasızlık derecesinde sertlik olarak yansıdığını görmelidir.Dünkü konuşmasında da göstericileri “İllegal örgütler içinde yer alan tipler“ diye tarif etmesi haksızlıktı. Üstelik gereksiz bir kışkırtma idi.İktidar havadaki bu gerginliği düşürmenin çaresini bulmalıdır.Bunun şartı kibirden arınmak, sabır göstermek ve üniversiteye polis sokma mecburiyetine mahkûm olmamaktır!

Devamını Oku

Gençleri ayırmayın!

8 Aralık 2010

Tevfik Fikret’in Doksan Beşe Doğru adlı şiiri “Bir devr-i şeamet, yine çiğnendi yeminler” diye başlıyor.Ve çok tanıdık gelen bir vurgu sık sık tekrarlanıyor:“Kanun diye, kanun diye kanun tepelendi!”Günümüz Türkiye’sine egemen olan yönetim anlayışı daha bile tehlikeli dalışlar yapıyor. Mesela Meclis’teki AKP çoğunluğu insan haklarını temel alan hukuku fütursuzca çiğnemekle kalmıyor, bunu demokrasi uğruna, kanun çıkarmak adına yaptığını sanıyor.Başbakan’ın hafta sonu İstanbul’da rektörlerle yaptığı toplantıya yönelik öğrenci protestosunun acımasız bir güçle ezilmeye kalkılması kamuoyunda rahatsızlık uyandırdı.Bu kıyıcı ve onur kırıcı tutuma paralel olarak iktidar partisinin halka karşı suç işleyen kamu personelini koruyan ve onları “dokunulmaz” hale getiren bir yasa teklifini Meclise sevketmesi, polis icraatı ile zincirleme reaksiyon yarattı.Başbakan, Filistinli protestoculara uyguladığı şiddet nedeniyle İsrail’i eskisi gibi devlet terörü uygulamakla suçlayabilir mi artık?İnsanlar kıyaslıyor, düşünüyor: Gazze’de dövülürken kolu kırılan Filistinli çocukla, bebeğini düşürecek şiddette tekmelenen Türk gencinin arasında ne fark var?Cuma çıkışı türban gösterisi yapanlara aynı acımasızlık reva görülse AKP meseleye yine böyle mi bakardı?Unutmamalı: İktidar özgürlüklerin önünü açtıkça puan topladı. Evham sarmalında şimdi özgürlükleri kısıtlıyor. Israr ettikçe kaybedecektir!Başbakan, baskının geri teptiğini görmeli. Nitekim sistem muhalefeti gençlik zemininde üretmeye başladı. Kibirli tutumlar gidişi hızlandırıyor.Mesela rektörlerle toplantı sürerken polis göstericileri ezecek yerde durdurmak yolunu seçse ve Başbakan o arada on kişilik bir temsilci grubunu kabul etseydi bu tatsızlıkların hiçbiri yaşanmazdı.Hatta belki AKP’li Kuzu, dün Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni yumurta yağmuru altında terk etmek zorunda kalmazdı.İktidar önderleri gençlere hınçlanmamalı, onları anlamaya çalışmalıdır.Başbakan gençler arasında ayırım yapmaktan vazgeçmeli, İstanbul’da kullanmadığı fırsatı bu defa kendisi yaratmalıdır.***İstifa böyle durumlar içindir...İdeolojik iktidarlar, eski raylarda sefere çıkarılan hızlı trenlere benzerler.Sık kaza yaparlar, yolcularını kurban ederler.Bu kötü tecrübenin en acıklısını eğitim alanında yaşıyoruz.Dün VATAN’ın manşetindeki haber, 35 OECD ülkesi arasında yapılan bir eğitim araştırmasında Türkiye’nin 33’üncü olduğunu bildiriyordu.PISA araştırması kapsamında sınava giren 15 yaşındaki 5 bin çocuğumuzun sadece Meksika ve Şilili akranlarını geride bıraktıkları ortaya çıkmış. Çağı böyle mi yakalayacağız?Sekiz yıllık iktidarın bu başarısızlıkta hiçbir mazereti yoktur.İlköğretimin başından emanet aldıkları çocuklara özür borçları vardır.İlerlemeye, daha kaliteli eğitime harcanacak para ve emek, kafayı türban ve imam hatip kavgasına takmış yönetici kadrolar yüzünden ziyan olmuştur.Ama kimin umurunda? İktidarın lâyık gördüğü kalite budur.Öyle olmasaydı Milli Eğitim Bakanı dün ya istifa ederdi ya da sözü dinlenir biri istifasını isterdi!

Devamını Oku

Kanun devleti!

7 Aralık 2010

Meclisteki sayısal üstünlüğün sağladığı gücü AKP iktidarı silâhşörler gibi kullanıyor.Hemen davranıyor silâhına ve hedefi kalbinden vuruyor! Hedef nişan tahtası olsa neyse, delik deşik edilen hukuk devletidir...Artık herkes fark etti ki seçim barajı yüzde 10’da kaldıkça, milletvekillerini halk değil de lider seçmeye devam ettikçe ve siyasetçiler dokunulmazlık zırhından soyunmadıkça demokrasi düşlerimiz gerçekleşmeyecektir.Sokaklardaki masum gösterileri bastıran devlet güçlerinin acımasızlığı, başka bir boyutta mecliste tezahür ediyor.İktidarları demokratik yapan yalnız sandıktan çıkmak değil, asıl hukuk içinde kalmaktır. AKP kanun yaparken bile hukuku ihlâl ediyor.Hukuka saygısı olmayan ilkel kanun devleti uygulaması Türkiye’de yüz yıl sonra hortlamış durumdadır.Prof. Mehmet Haberal’ın, kendisine haksızlık yaptıkları gerekçesiyle dokuz hâkimi tazminata mahkûm ettirmesi, yargının siyasal amaçlarla kullanılmasını zorlaştıracaktı.AKP hemen tuttu, hâkim ve savcıları böyle davalara hedef olmaktan kurtaran bir yasa değişikliğini meclise getirdi.O kadarla kalmadı; bu koruyucu kalkanı göstericileri döverken korkmasınlar diye polislere ve tüm kamu görevlilerine giydirdi.Fiili olarak bu uygulama, memurları milletvekilleri gibi dokunulmaz kılmaktır.Biz sekiz yıldır AKP’nin dokunulmazlığı kaldırma sözünü yerine getirmesini beklerken iktidar şimdi kalkmış memurlara da zırh giydirmektedir.Başbakan “Dokunulmazlık kaldırılacaksa herkesinki birden kaldırılmalı” diyordu.Peki bu ne pehriz, bu ne lâhana turşusu demez misiniz?Başbakan girilen bu yolun ülkeyi bir yolsuzluk ve şiddet cehennemine çevireceğini acaba görmüyor mu?Polisin morali...Başbakan “Bakınız; protesto şüphesiz ki bir demokratik haktır” diye başlıyor.Ama sonra coplu, gazlı, tekmeli polis icraatını savunmaya geçiyor.Ne yapmak lâzım?İnsanlık onuruna aykırı bu muameleyi gençlerin ne kadar hak ettiklerine halkı inandırmak lâzım!“Kusura bakmayın, elinde sopayla, taşla, molotof kokteyliyle, yumurtayla gezen gençlerle biz toplantı yapmayız” diyor.Polis şiddetine maruz kalan gençlerin “Biz de toplantıya girmek istedik” dediklerini söylüyor. Sanki istediklerini vermeye mecburmuş gibi.Ve... “Emniyet tabii ki bu tür bir organizasyonun güvenliğini tesis etmekle mükelleftir” diye konuşuyor.Bu sözler, gençlere uygulanan şiddetin “yukarıdan gelen talep” olduğu tahminlerini güçlendiriyor.Benzer olaylarda polisten aynı şekilde davranmasının beklendiğini de açıkça anlatıyor.Başbakan gençlerin molotof kokteyli ile gezdiğini, polis şiddetini haklı göstermek için söylemişse ayıp etmiştir.Yok eğer yanıltılmışsa yalancıdan hesabını sormalıdır.Son bir öneri... Polisi mazur göstermek için olmalı, Başbakan’a yönelik tehditlerden sık bahsedilmeye başlandı.Bir akademisyen TV’de “suikast ihbarları yüzünden polisin moralinin bozuk” olduğunu öne sürerken AKP’li Hüseyin Çelik “vahim ihbarlar”ın alındığından söz etti.Teröre dönüşen tedbir güvenliği artırmaz.Halk evine kapatılamayacağına göre psikolojisi bozuk polislerle vatandaşı karşı karşıya bırakmamak için gereken özveriyi Başbakan göstersin.Kuruntular ve hayaletler hayatımıza hükmetmesin!

Devamını Oku

Robotlaşma!

6 Aralık 2010

Eğer Meclis’te tartışılan son karma paket vicdan engeline takılıp biraz düzelmezse yandık demektir...Referandum propagandası sırasında AKP heyecan verici bir slogan kullanmıştı:“Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü!”Hani “yeme de yanında yat” derler ya öylesine renkli bir rüya.Ama bir iktidarın icraatı, vaat ettiği hedefe bu kadar mı ters olur?Dün verilen yasa teklifi kabul edildiği takdirde, kamu işleminden zarar gören bir vatandaş, “kişisel kusur” bile söz konusu olsa ilgili kamu görevlisi aleyhinde dava açamayacak.Zarar görenler sadece kurum aleyhine yargıya başvurabilecek.Ve bu düzenleme hâkim ve savcılar için de geçerli olacak.Bu yasa sadece Prof. Mehmet Haberal’ın Ergenekon davası kapsamında tazminata mahkûm ettirdiği hâkimleri kurtarmakla kalmayacak, Balyoz davası bağlamında tazminat riski taşıyan hâkim ve savcıları da koruyacak.“Ne sihirdir ne keramet; el çabukluğu marifet” tekerlemesine uyan bu operasyon hiç şüphe yok ki keyfi bir yönetim kurmanın altyapısını işaret ediyor.Yeni düzenleme ile haksız tutuklama tazminatı bir tedbir olmaktan uzaklaşarak işlemez hale gelecektir.Uyanın ve uyarınReferandumda “evet” kazanırsa aslında insan hakları ve demokrasinin kazanacağını iddia edenler iki gruptu.Birinciler hınk deyiciler, diğerleri saf romantikler...İktidar grubu haksız tutuklamaları caydırma amaçlı yasal tedbirleri hafifletiyor şimdi. Yani hukuku boşaltmak, Silivri’nin duvarlarını daha da kalınlaştırmak için kanun çıkarıyor. Acaba şimdi saf romantikler uyanıp hiç değilse “Ne oluyor orada?” diye seslerini yükseltirler mi?Hayır, bunu kimse beklemesin. Ama ülkenin aydınları, demokratik toplum örgütleri, baroları, hukuk fakülteleri, bu gidişe itiraz etme hak ve görevlerini ihmal ettikleri takdirde ülkenin bu yüzden sürükleneceği kötülüklerin birinci derece mesulü olacaklarını bilmelidirler.Üniversiteli gençlerin hafta sonunda İstanbul’da yaptıkları, demokratik bir hakkı kullanma girişimi idi. Medyada yayınlanan görüntüler devletin görüntüsünü değiştirmiştir.Dokunulmaz memurBu polislerin üniversite çağında çocukları olmasa bile kardeşleri de mi yoktur?Durdurulabilecek sayıda tehlikesiz göstericinin önüne bir barikat kurmak yeterli iken o gaz ve cop uygulaması neyin nesidir?Polis, zaten dağılmakta olan gençlere kızlara, arkalarından koşarak neden cop vurur, tekme atar, gaz sıkar?Nefretten beslenmese asla bu dereceye varmayacak acımasızlık, güvenlik görevi yapan bir kitleye niçin doldurulur?Meclise verilen teklif yasa haline gelirse adalet ve güvenlik, insan haklarını gözetme önceliğinden kopacaktır.Devletin bu temel kurumları, “Sizi yasal sorumluluklar karşısında dokunulmaz hale getirdim. Size ne diyorsam onu yapın” diyen bir iradenin buyruğu altına sokacaktır.Hafta sonunda gençlere uyguladığı şiddeti utanç ve dehşet duyguları ile izlediğimiz o coplu, kasklı görevliler, yanlış bir şey yaptıkları zaman adalete hesap vermek zorunda olduklarını bilen polislerdi.Yarın dokunulmaz olmanın cesareti ile ne hale gelirler?Baskı yönetimlerinin ortak özelliği kamuda çalışanları robot yapmaktır.Allah ülkeyi robotlar cehennemi haline sürüklenmekten korusun!

Devamını Oku