Tevfik Fikret’in Doksan Beşe Doğru adlı şiiri “Bir devr-i şeamet, yine çiğnendi yeminler” diye başlıyor.
Ve çok tanıdık gelen bir vurgu sık sık tekrarlanıyor:
“Kanun diye, kanun diye kanun tepelendi!”
Günümüz Türkiye’sine egemen olan yönetim anlayışı daha bile tehlikeli dalışlar yapıyor. Mesela Meclis’teki AKP çoğunluğu insan haklarını temel alan hukuku fütursuzca çiğnemekle kalmıyor, bunu demokrasi uğruna, kanun çıkarmak adına yaptığını sanıyor.
Başbakan’ın hafta sonu İstanbul’da rektörlerle yaptığı toplantıya yönelik öğrenci protestosunun acımasız bir güçle ezilmeye kalkılması kamuoyunda rahatsızlık uyandırdı.
Bu kıyıcı ve onur kırıcı tutuma paralel olarak iktidar partisinin halka karşı suç işleyen kamu personelini koruyan ve onları “dokunulmaz” hale getiren bir yasa teklifini Meclise sevketmesi, polis icraatı ile zincirleme reaksiyon yarattı.
Başbakan, Filistinli protestoculara uyguladığı şiddet nedeniyle İsrail’i eskisi gibi devlet terörü uygulamakla suçlayabilir mi artık?
İnsanlar kıyaslıyor, düşünüyor: Gazze’de dövülürken kolu kırılan Filistinli çocukla, bebeğini düşürecek şiddette tekmelenen Türk gencinin arasında ne fark var?
Cuma çıkışı türban gösterisi yapanlara aynı acımasızlık reva görülse AKP meseleye yine böyle mi bakardı?
Unutmamalı: İktidar özgürlüklerin önünü açtıkça puan topladı. Evham sarmalında şimdi özgürlükleri kısıtlıyor.
Israr ettikçe kaybedecektir!
Başbakan, baskının geri teptiğini görmeli. Nitekim sistem muhalefeti gençlik zemininde üretmeye başladı.
Kibirli tutumlar gidişi hızlandırıyor.
Mesela rektörlerle toplantı sürerken polis göstericileri ezecek yerde durdurmak yolunu seçse ve Başbakan o arada on kişilik bir temsilci grubunu kabul etseydi bu tatsızlıkların hiçbiri yaşanmazdı.
Hatta belki AKP’li Kuzu, dün Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni yumurta yağmuru altında terk etmek zorunda kalmazdı.
İktidar önderleri gençlere hınçlanmamalı, onları anlamaya çalışmalıdır.
Başbakan gençler arasında ayırım yapmaktan vazgeçmeli, İstanbul’da kullanmadığı fırsatı bu defa kendisi yaratmalıdır.
İstifa böyle durumlar içindir...
İdeolojik iktidarlar, eski raylarda sefere çıkarılan hızlı trenlere benzerler.
Sık kaza yaparlar, yolcularını kurban ederler.
Bu kötü tecrübenin en acıklısını eğitim alanında yaşıyoruz.
Dün VATAN’ın manşetindeki haber, 35 OECD ülkesi arasında yapılan bir eğitim araştırmasında Türkiye’nin 33’üncü olduğunu bildiriyordu.
PISA araştırması kapsamında sınava giren 15 yaşındaki 5 bin çocuğumuzun sadece Meksika ve Şilili akranlarını geride bıraktıkları ortaya çıkmış. Çağı böyle mi yakalayacağız?
Sekiz yıllık iktidarın bu başarısızlıkta hiçbir mazereti yoktur.
İlköğretimin başından emanet aldıkları çocuklara özür borçları vardır.
İlerlemeye, daha kaliteli eğitime harcanacak para ve emek, kafayı türban ve imam hatip kavgasına takmış yönetici kadrolar yüzünden ziyan olmuştur.
Ama kimin umurunda?
İktidarın lâyık gördüğü kalite budur.
Öyle olmasaydı Milli Eğitim Bakanı dün ya istifa ederdi ya da sözü dinlenir biri istifasını isterdi!

