Meclisteki sayısal üstünlüğün sağladığı gücü AKP iktidarı silâhşörler gibi kullanıyor.
Hemen davranıyor silâhına ve hedefi kalbinden vuruyor!
Hedef nişan tahtası olsa neyse, delik deşik edilen hukuk devletidir...
Artık herkes fark etti ki seçim barajı yüzde 10’da kaldıkça, milletvekillerini halk değil de lider seçmeye devam ettikçe ve siyasetçiler dokunulmazlık zırhından soyunmadıkça demokrasi düşlerimiz gerçekleşmeyecektir.
Sokaklardaki masum gösterileri bastıran devlet güçlerinin acımasızlığı, başka bir boyutta mecliste tezahür ediyor.
İktidarları demokratik yapan yalnız sandıktan çıkmak değil, asıl hukuk içinde kalmaktır. AKP kanun yaparken bile hukuku ihlâl ediyor.
Hukuka saygısı olmayan ilkel kanun devleti uygulaması Türkiye’de yüz yıl sonra hortlamış durumdadır.
Prof. Mehmet Haberal’ın, kendisine haksızlık yaptıkları gerekçesiyle dokuz hâkimi tazminata mahkûm ettirmesi, yargının siyasal amaçlarla kullanılmasını zorlaştıracaktı.
AKP hemen tuttu, hâkim ve savcıları böyle davalara hedef olmaktan kurtaran bir yasa değişikliğini meclise getirdi.
O kadarla kalmadı; bu koruyucu kalkanı göstericileri döverken korkmasınlar diye polislere ve tüm kamu görevlilerine giydirdi.
Fiili olarak bu uygulama, memurları milletvekilleri gibi dokunulmaz kılmaktır.
Biz sekiz yıldır AKP’nin dokunulmazlığı kaldırma sözünü yerine getirmesini beklerken iktidar şimdi kalkmış memurlara da zırh giydirmektedir.
Başbakan “Dokunulmazlık kaldırılacaksa herkesinki birden kaldırılmalı” diyordu.
Peki bu ne pehriz, bu ne lâhana turşusu demez misiniz?
Başbakan girilen bu yolun ülkeyi bir yolsuzluk ve şiddet cehennemine çevireceğini acaba görmüyor mu?
Polisin morali...
Başbakan “Bakınız; protesto şüphesiz ki bir demokratik haktır” diye başlıyor.
Ama sonra coplu, gazlı, tekmeli polis icraatını savunmaya geçiyor.
Ne yapmak lâzım?
İnsanlık onuruna aykırı bu muameleyi gençlerin ne kadar hak ettiklerine halkı inandırmak lâzım!
“Kusura bakmayın, elinde sopayla, taşla, molotof kokteyliyle, yumurtayla gezen gençlerle biz toplantı yapmayız” diyor.
Polis şiddetine maruz kalan gençlerin “Biz de toplantıya girmek istedik” dediklerini söylüyor. Sanki istediklerini vermeye mecburmuş gibi.
Ve... “Emniyet tabii ki bu tür bir organizasyonun güvenliğini tesis etmekle mükelleftir” diye konuşuyor.
Bu sözler, gençlere uygulanan şiddetin “yukarıdan gelen talep” olduğu tahminlerini güçlendiriyor.
Benzer olaylarda polisten aynı şekilde davranmasının beklendiğini de açıkça anlatıyor.
Başbakan gençlerin molotof kokteyli ile gezdiğini, polis şiddetini haklı göstermek için söylemişse ayıp etmiştir.
Yok eğer yanıltılmışsa yalancıdan hesabını sormalıdır.
Son bir öneri... Polisi mazur göstermek için olmalı, Başbakan’a yönelik tehditlerden sık bahsedilmeye başlandı.
Bir akademisyen TV’de “suikast ihbarları yüzünden polisin moralinin bozuk” olduğunu öne sürerken AKP’li Hüseyin Çelik “vahim ihbarlar”ın alındığından söz etti.
Teröre dönüşen tedbir güvenliği artırmaz.
Halk evine kapatılamayacağına göre psikolojisi bozuk polislerle vatandaşı karşı karşıya bırakmamak için gereken özveriyi Başbakan göstersin.
Kuruntular ve hayaletler hayatımıza hükmetmesin!
Kanun devleti!
Haberin Devamı

