Referandum yalanlarına inanan gençlerin çilesi bitmiyor.Yeni anayasa paketiyle gösteri ve ifade özgürlüğünün genişlediğini zanneden gençler dün polisten yine cop ve biber gazı yedi!Polisler Ankara’dan üç otobüsle gelen 150 öğrenciyi Çamlıca gişelerinde durdurdu. Kimlik kontrolü bahanesiyle üç saat oyalandıktan sonra geri çevirdi.Direnen gençleri kordon altına alan polis zor kullandı, biber gazı sıktı. Kurtköy’deki durma teşebbüsü yine zor kullanılarak önlendi.Bir başka grup da Başbakan Erdoğan’ın rektörlerle buluştuğu Dolmabahçe’ye protesto yürüyüşü yapmak amacıyla Kabataş’ta toplandı.Gençlik Sendikası üyesi öğrencilere polisin burada da sert bir şekilde müdahale ettiği görüldü. Gözaltına alınanlar oldu.Neymiş demek ki?Bütün dikta yönetimleri vatandaştan kayıtsız şartsız itaat ister ve bu amaca acımasız yöntemlerle kestirmeden giderler.Özgürlüğünü kullanmak isteyen gruplara düşman gözüyle bakarlar ve oransız güç kullanarak gözdağı vermeye ibret yaratmaya çalışırlar.Siyasi iktidar acaba bu acımasızlık ve hoşgörü yoksunluğu ile protesto edilme sebeplerini artırdığını fark etmiyor mu?Başbakan dün, kendilerine atmak üzere aldıkları yumurtaları israf edecekleri yerde yemelerini öğütlüyordu gençlere... Şaka gibi!AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, demokrasinin “her isteyenin, istediği zeminde ve zamanda, canı ne istiyorsa onu ifade edebildiği bir rejim olmadığını” söylüyordu.“Sizin demokratik hakkınız başka insanların demokratik hakkını engellemeye başladığı andan itibaren biter”miş...AKP sözcüleri demokrasinin ne olmadığını değil, ne olduğunu anlatsınlar.Dünkü gençler kimin demokratik hakkını engellemeye kalktılar da cop ve biber gazı ile kırılıp dökülmeyi hak ettiler?Bırakın bu lâfları...Polisin görevi, siyasi iktidarın ibret yaratmak ve gözdağı vermek gibi çağdışı tedbir arayışlarına alet olmak değildir.Türkiye’de demokratik gösteri yapan grupları sokak ortasında cezalandıran devlet gücünü çağdaş yönetimler, o grupların gösteri haklarını dışardan gelecek tehlikelere karşı korumak için kullanıyorlar.Türkiye’yi “demokrasi bizim için araçtır” diyen zihniyet yönetiyor.Burası sekiz yıl öncesine kadar her Cuma sonrası camilerin önünde türban mitinglerinin güven içinde yapıldığı bir ülkeydi.Şimdi 150-200 öğrenci 12 Eylül dönemi YÖK’ünü mumla aratacak icraatların sorumlularını 150-200 metre uzaktan olsun eleştiremiyor.Polis gösteri hakkını ezmek yerine güvenle kullandırmak için çalışmalıdır.AKP’li Hüseyin Çelik polis şiddetine hedef olan çocuklar için “Onlar bizim canımız ciğerimiz“ demiş. Bıraksın bu alaturkalığı...Kimse kimsenin canı, ciğeri olmak istemiyor; haklarına, kişiliğine, onuruna saygı gösterilen vatandaşlar olmak istiyor!
Üç general olayı, kötü siyasetçilerin verdikleri ağır hasarlara dair son tecrübedir.Bomba haber dün patladı:Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) açığa alınan üç generalin “yürütmeyi durdurma” istemi ile yaptıkları başvuruyu oy çokluğu ile reddetti.Oysa aynı mahkeme, bu generallerin terfilerinin verilmemesi kararına daha önce yapılan yürütmeyi durdurma talebini oybirliği ile kabul etmiş, hükümetten gelen iki itirazı da yine oybirliği ile geri çevirmişti.Bu gelişmelerin ışığında yaygın bekleyiş generaller hakkındaki açığa alma kararına yapılan yürütmeyi durdurma talebinin AYİM tarafından kabul edileceği yönündeydi.Yargıya güvensizlikten beslenen bu şüphenin merkez üssü de doğrudan iktidar zirvesi idi.Hatırlanacağı gibi Bülent Arınç, albay rütbeli yargıçların, generaller hakkında düzgün karar veremeyeceklerini öne sürdü geçen hafta.Başbakan daha ileri gitti.Sözleri tehdit içeriyordu:Sivil iradenin kararını verdiğini, generaller direnirse “yasama organında birçok adımlar atma” imkânına sahip bulunduklarını, bu imkânları kullanacaklarını söyledi.Demek istediği şuydu: “Kanun bize uymuyorsa, uyacak kanunu yaparız!”CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, daha önce mahkemeye güvensizlik belirten ve yaptırım tehdidi savuran Başbakan ve yardımcısının AYİM kararı karşısında şimdi özür dilemeleri gerektiğini söyledi.Kılıçdaroğlu’nun değerlendirmesi mahkemenin iktidar baskısı altında kalmadan bu kararı oluşturduğu varsayımına dayanıyor. Bu gerçekçi mi?Mahkemenin daha önceki kararlarından bu kadar kısa zamanda neden vazgeçtiğine dair tatmin edici gerekçeler konmadığı takdirde, bağımsız yargıdan ve özgür iradeden söz etmek inandırıcı olmayacaktır.Boyun eğdirmek iktidar için başarı ise sevinebilir. Ama kendini “demokratik hukuk devletinin hükümeti” olarak görmek istiyorsa yaşanan ağır bir yenilgidir.Mahkeme, kendi varlığına yönelecek tehlikeyi önlemek uğruna adaleti feda etmiş olabilir mi?Birçokları bu şüpheyi taşıyacaktır.Vebal de, güç sarhoşluğuna kapılarak düşünmeden konuşan siyasetçilerin olacaktır!Zaman aşımına hayır!12 Eylül bir pusu idi. DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler de o pusunun unutulmayan kurbanlarından biri oldu.Davası zaman aşımı nedeniyle düştü Yargıtay’ın “Bu suçu işlemiştir” dediği kişi yani Kemal Türkler’in katili kurtuldu.Türkiye’yi darbe tuzaklarına karşı koruyacak ibreti böyle mi üreteceğiz?Türkler’in ailesine, onun şahsında demokrasi ve özgürlük hayalleri bu suikast yoluyla darbe yiyen Türk halkına bu ülke adaletinin hiçbir borcu yok mu?Zaman aşımı kararını veren mahkemenin başkanı “Kimsenin baskısıyla karar vermedim. Vicdanım rahat” demiş.Nasıl olur?Zaman aşımı bir çaresizliktir; çaresizliğe yenilen yargıcın vicdanı rahat olamaz. Cezadan kurtulan suçlunun manevi sorumluluğunu taşıyan bir hâkim rahat uyuyabiliyorsa kürsüsünü terk etmelidir.Kemal Türkler’in katli davasında “gerçek faillerin hüküm giymelerini engelleyerek davayı zaman aşımına uğratanların tespit edilmesi” istemiyle CHP Meclis Grup Başkanvekili Kemal Anadol dün “meclis araştırması” önergesi verdi.Meclis bu haksızlığın peşine düşmelidir.Ve zaman aşımı uygulamasına cinayet suçlarında hemen son verilmelidir!
WikiLeaks adlı internet sitesi gündemimizi belirlemeye kim bilir daha ne süre devam edecek...Dün sabah bu merakla ekranlarını açanlar, içinde kalpaklı Atatürk resminin de yer aldığı bir kompozisyonla karşılaştılar.Karanlık bir arşiv odası, insanların deşmek arzusu taşıdıkları yakın tarihle ilgili olayların raf raf dosyaları ve iki tarihi şahsiyet:Biri Watergate rezaleti ile indirilen Amerikan Başkanı Nixon, diğeri Türkiye’nin kurucusu Atatürk.Bilgisayarlar için açılış ekranı olarak düzenlenen kompozisyonun altında şu mesaj bulunuyordu: “Şimdi arşivleri açma zamanı!”Tamam da, Atatürk’ün ne işi var o karanlık arşivde?Kim, hangi amaçla koymuş olabilir?VATAN’ın yetenekli dış haberler ekibi kısa zamanda “fail”i buldu.Hazırlayanlar bir Yunanlı grubu idi. Adını bazı siyasi eylemlerde duyuran “Agent of Chaos” (Kaos Elçileri) siteye gönüllü olarak reklâm tasarımları yapıyor.Yani olay, “Türk düşmanlığı üstüne kurulu bir eğitimin arızası” olabilir.Ellerine geçen fırsatı robot gibi kullanmışlardır!Burada önemli olan şu: Kaostan yararlanarak karambolde gol mü atmışlardır yoksa site yöneticilerinin talebine cevap mı vermişlerdir?İki ihtimal arasında büyük fark vardır.Eğer kompozisyon bir karambol golü ise etkisi, ayıbı nispeten sınırlı kalır.Çünkü Atatürk, bağımsızlık kadar, mucizevi devrimleri kadar aydınlık bir liderdir. Çağdaşı olan İngiliz Başbakanı onu insanlığın ancak iki yüz yılda bir göreceği dâhi diye tarif etmiştir.Ömrünün yarısı cephelerde geçtiği halde bir tek savaş suçu ile suçlanmamıştır.Ama bu çalışma sipariş ise o zaman, açıklanması beklenen on binlerce belge arasından Türkiye’yi ve Türk halkını rencide edecek olanların bilinçle seçileceğini tahmin edebiliriz.WikiLeaks’in aydınlanmaya mı, yoksa kamuoylarını yönlendirmeye dönük kirli bir amaca mı hizmet edeceğini yakında anlarız!Pazarlık doğru mu?Parti Meclisi’nin 80 üyesini seçmek için CHP 18 Aralık’ta Kurultay toplayacak.Kılıçdaroğlu’nun parti yönetimini tam olarak eline alması için kullanacağı son fırsattır bu kurultay.Partinin seçimlerdeki performansını bu Kurultay’da seçilecek olan ekip belirleyecektir.Kılıçdaroğlu Kurultay öncesi Baykal ve Sav’la görüşeceğini açıkladı.İsim ve sayı üstünde pazarlığa kapalı olduğunu anlatmak için de “Listeyi ben yapacağım” dedi.Baykal ile Sav gibi iki kurdu o görüşmelerde neye ikna edebileceğini sanıyor?Bu bir demokratik yarıştır, pazarlık olmamalı.Hiziplerin resmen tanınması, yönetimin paylaşılması sonucunu doğurur ki bu zaaf yaratır. O kişilerin genel seçimde Kılıçdaroğlu’nun başarısı için can koyacaklarını kim bekleyebilir?CHP geleneğinin tabiatına aykırıdır bu.Kılıçdaroğlu gücüne güvenerek gitmeli Kurultay’a.Rakiplerine kabul ettiremediği gücünü halka da kabul ettiremez sonra!
Başbakan dün haklı bir tepki gösterdi. Ama yine büyük haksızlıklar yapmak pahasına...Biliyorsunuz; WikiLeaks belgeleri arasında Başbakan Erdoğan’ın İsviçre bankalarında sekiz adet gizli hesabının bulunduğuna dair iddia da yer almıştı.CHP’nin iddiayı araştırma konusu yapacağını açıklaması ve bazı gazetelerin haberi manşete çıkarması belli ki Başbakan’ı öfkeye sürüklemiş.Konuyu siyaset malzemesi yapan CHP’yi “nezaketsizlik”le suçlayan Başbakan, haberi manşet yapanlara da “alçak” dedi!Sebebi zor açıklanacak bir öfke idi.Aslında şu kadarı yeterdi:“Sadece atılan iftira üzerinden bunun hesabını istemek zavallılıktır. Olmayan şey ispat edilir mi? Benim İsviçre bankalarında bir Allah kuruşu (ne demekse) param yok ki ispat edeyim. Bunu ispat edin, ben bu makamda bir dakika durmam!”Muhalefet hak etmediİspat borcu elbette iddia edene aittir. Başbakan bu hukuk kuralının sistematik olarak çiğnendiği bir ülkenin bir numaralı siyasi sorumlusu olabilir. Ama yine de bu durum, onu belgesiz iddialarla suçlama hakkını kimseye vermez.Başbakan’ın burada ihmal ettiği ayrıntı gizli banka hesabı iddiasının Amerikan hariciyesi belgelerinden kaynaklandığı gerçeğidir.Muhalefet bu kadar ağır ifadelerle suçlanmayı hak etmiyor.CHP araştırma ekibi kuracağını bildirdi ama Grup Başkanvekili Hamzaçebi “Delilleri ortaya konmadan bunları ciddiye almam” dedi.MHP de yabancı bir ülkenin gizli belgelerini siyaset malzemesi yapmayacağını ilân etti.Bu gerçeklere rağmen Başbakan “İsviçre bankalarından gizli hesabım yok” açıklamasını niçin tehdit kokan ve hakaret sözleri eşliğinde yapmayı tercih etti?Türkiye’de haklılık desibelle ölçülür. Kim daha çok bağırır, bağırırken ne kadar tehditkâr olursa o kadar haklı, o kadar masum, o kadar temiz görünür halkın gözünde... Sebep bu mu?Gerginlik kasıtlı gibiGerginlikten siyasi rant üretme hesabı güdülmese, sorun işin başında çözülebilirdi.Türkiye ile ilgili belgeler WikiLeaks sitesinde pazarı pazartesiye bağlayan geceyarısı yayınlandı. Başbakan pazartesi günü Libya’ya giderken hakkındaki iddiayı biliyor olması gerekirdi. Bilmiyorsa, danışmanlarını değiştirsin.Gazeteciler “Ağır ithamlar var, ne diyorsunuz?” diye sorduklarında dün söylediklerini söylese mesele kapanır, asabı bozulmaz, kimseye “Alçak” demek durumuna düşmezdi.Oysa “Eteklerindeki taşın dökülmesini bekliyoruz” diyerek merakı tahrik etmiştir.Bir itham kaç gün taşınır, buna kendisi karar verebilir fakat muhalefete ve medyaya tahdit koyamaz.Ama yine de Başbakan’ın açıklaması müeyyidesini kendi koyan tutarlılığı ile örnektir.Mesela Maliye Bakanı Şimşek, 2008’de Londra’daki bir toplantıda yatırımcılara “Elinizde Doğan Grubu hissesi varsa satın çünkü uzun süre ortada olmayacak” dediğine dair raporu sadece “kuru” denecek bir yalanlama ile karşıladı.Oysa o da “İspat ettikleri takdirde bu makamda bir dakika durmam” diyebilmeliydi...Bunu hâlâ yapabilir!
Bağışıklık ve güç sahibi olanlar için bir halk deyişi vardır; “Kurşun işlemez” derler böylelerine.AKP iktidarı ve Başbakan Erdoğan düne kadar hedef oldukları yolsuzluk suçlamaları karşısında aynen böyle göründü.Demokratik bir iklimde temiz kalmanın yolu ancak temiz olmaktır. Eğer fısıldanan şeyler açıkça yazılıp söylenemiyorsa sabır göstermek, beklemek gerekebilir.İlâhi bir sel hiç beklenmedik bir anda ortaya çıkabilir ve “dokunulmaz”ları önüne katıp götürebilir.WikiLeaks adlı internet sitesinin gün ışığına çıkardığı diplomatik belgeler, acaba o beklenen ilâhi seli mi işaret ediyor?Bunu henüz bilmiyoruz ama tahminde bulunmak için şöyle bir ölçü var:Amerikan arşivlerinden 251 bin gizli diplomatik belge sızdırıldı. Bunların 7918 tanesinin Türkiye ile ilgili olduğu ifade ediliyor. Ve şu ana kadar sadece 30 tanesi açıklandı.İlk 30 belgenin yarattığı altüst oluşa bakarak önümüzdeki günlerin kızılca kıyamete gebe olduğunu söyleyebiliriz.Muhalefet dikkatliİlk raporlara yönelik tepkilerin sınırlı kalması, ağır hakaret gören siyasetçilerin bile tepkilerini kontrol etmeleri biraz bundan olmalı. Korku dağları bekliyor çünkü.Hedef haline gelmenin maliyeti, elinde ne olduğunu bilmediğiniz bir muhatap karşısında çok ağır olabilir.O bakımdan vitrindeki siyasetçilerin beklenen topçu ateşinden korunmak amacıyla siperlere girmiş askerler gibi davrandığını görüyoruz.Cumhurbaşkanı Gül dün “Olur böyle şeyler” demeye gelen ifadelerle olayı sıradanlaştırmaya çalışırken “kadim dostluklarımız”ın asla zarar görmeyeceğini anlatıyordu.Başbakan “eteklerindeki taşların dökülmesi”ni son taş düşene kadar bekleyecek mi?Siyasi muhalefet de yabancı bir ülkenin maşası gibi görünme kaygısı ile son derece dikkatli...CHP lideri Kılıçdaroğlu “Suçlamıyoruz; bu iddiadır” dedi ama açıklanan belgelerin sıradan şeyler olmadığını, o nedenle iddiaları kurdukları bir komisyon eliyle araştıracaklarını, öncelikle de Başbakan’ın İsviçre bankalarında 8 gizli hesaba sahip olduğu yolundaki iddianın açığa çıkarılmasına önem verdiklerini bildirdi.Amerikan şantajı mı?MHP lideri Bahçeli daha bile dikkatli: Yayınlanan bilgileri takip edeceklerini ama bunları iç politika malzemesi olarak kullanmayacaklarını söyledi.Muhalefet partileri, halkta uyanacak milliyetçi tepkilere karşı dikkatli olmaya çalışıyorlar; bu belli oluyor. Nitekim BDP Genel Başkanı Demirtaş bu duyguyu daha açık ifade etti:“Olay, birilerinin gerçekten ele geçirdiği belgelerle Amerika’yı sıkıştırma operasyonu mu yoksa Amerika’nın diplomaside yeni bir tarz geliştirme yöntemi mi? Sormak, tartışmak lâzım..”Demirtaş, Başbakan’ın ve çevresinin zenginliği hakkındaki konuların “bilinmeyen şeyler olmadığını” belirtirken, muhalefeti kısıtlayan şüpheyi ortaya koyuyor.Meali şu: “Amerika diplomatik belgeleri müttefiklerini terbiye etmek için sopa gibi kullanıyor olabilir!”Türkiye’de medyanın büyük kısmı teslim alındığı, bir kısmı korkutularak susturulduğu için kamuoyu zaten yeterli bilgi ve haber alamıyordu. Üstüne bir de bu milliyetçi içgüdünün sansürü mü eklenecek?Hayır, belge ve bilgi sağanağı tepemizde duruyor. Yağacak; önlenemez.WikiLeaks sel yaratmıştır.Sel kontrol edilemez!
Amerikan gizli belgelerinin düne kadar sadece onda biri gün ışığını çıktı.Aylar ve belki yıllar boyunca bir çamur deryasının kıyısında oturacağımız bellidir. Dileyelim ki temizlenmemize vesile olsun!Gizli belgeler yüzünden en çok başı ağrıyacak ülkenin Türkiye, hesap vermesi beklenecek olan yönetimin de AKP iktidarı olacağı şimdiden görülüyor.Başbakan Erdoğan dün Libya’ya hareketinden önce “İthamlar ağır ne diyorsunuz?” diye soran gazetecilere belgeleri yayınlayan internet sitesi WikiLeaks’i “ciddiyeti şüpheli” diye kötüledikten sonra şunları ekledi:“Şu anda sadece eteklerdeki taşların dökülmesini bekliyoruz. Ondan sonra gerekli açıklamaları yaparız.”Oysa çağdaş lider, bir gün bile şüphe altında yaşamaya razı olmamalı.Yolsuzluğa ilişkin iddialar belgelerden ziyade duyumlara dayanıyor olabilir. Ama madem ki bu iddialar daha önce halk arasında dedikodu olarak dolaşan söylentileri diplomatik rapor konusu yapmıştır; Başbakan konuşmak için son taşların döküleceği güne kadar beklememelidir.Yalanlama inandırmalıAKP iktidarının yargı, medya ve orduyu baskı ve saldırı hedefi olarak seçtiğini tespit eden elçilik raporlarının medya ayağını doğrulayan bir istihbarat, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e ağır bir suç isnat ediyor.Doğan Medya’ya karşı vergi davaları yoluyla yürütülen saldırının siyasi bir planın parçası olabileceği belirtildikten sonra Bakan Şimşek’in iki yıl önce Londra’da uluslararası yatırımcıların katıldığı bir toplantıda şu sözleri sarfettiği aktarılıyor:“Elinizde Doğan hissesi varsa satın. Çünkü Doğan diye bir şey kalmayacak!”Çok ağır bir suçlamadır bu.Maliye Bakanı Şimşek dün hemen bir yazılı yalanlama yayınlamak suretiyle doğru bir iş yapmıştır ama yeterli ve tatmin edici olmamıştır sözleri.Bakan’ın açıklaması iddiayı “akıl ve mantıkla bağdaşmayan hayal ürünü ifadeler” diye niteliyor. Hayal ürünü olan nedir; böyle bir toplantı mı olmadı, böyle bir söz mü söylemedi? Açıklaması gerekiyor.Aydınlanması aciliyet taşıyan bir iddia da Başbakan Erdoğan’ın gizli takvimi olduğu konusundaki değerlendirmedir.Gizli gündem ve şeriatAmerikan raporlarına göre Başbakan’ın “ehliyetsiz danışmanlar”la yürüttüğü dış politika Türkiye’yi AB üyesi olmayacak İslâmcı bir geleceğe sürüklüyor.Ankara’daki ABD Elçiliği 2007 seçimleri arifesinde yaptığı araştırmada Tayyip Erdoğan’ın gizli gündemi bulunduğuna dair kanıtlar elde etmiştir.Peki bu kanıtlar neyin habercisi?Konuyla ilgili gizli belgede, iktidarın işlem ve eylemlerinin “Türkiye’ye şeriat getirme ihtimalinin düşük” olduğu sonucuna varılıyor.Aklı başında hiç kimse “Oh ne iyi; şeriat ihtimali düşükmüş” diye teselli bulamaz.En azından üniversitedeki türban krizini çözme zemini oluşurken AKP iktidarının bununla yetinmeyip şapkadan tavşan çıkarır gibi türbanı ilköğretime indirip tüm kamuya yayma niyetini açığa vurması bile bir “gizli gündem”in varlığını kanıtlıyor.Başbakan yabancı istihbarat raporlarına geçmiş bu şüpheyi silmek zorundadır.Şeriat rejim için ölümcül bir tehlikededir. “İhtimal düşük” diye teselli aranmaz.WikiLeaks belgeleri bakalım yargının savcılarımızın dikkatini çekecek mi?Sahte bir hahamın iddialarını siyasi tarihimizin en büyük davalarından birine temel yapan savcılar, diplomatik belgelere herhalde takipsizlik veremez!
Seçimler sorunlara en tatmin edici çözümleri getireceği ümidini veren iktidarı belirlemek için yapılır.Biz maalesef bu pratiği yakalayamadık.Halkımız hemen her seçimde programını beğendiği partiyi seçmek için değil de çoğu düşmanlaştırıldığı partiyi cezalandırmak hıncıyla sandığa gidiyor.Husumet yaratmanın kestirme yolu, halkı mağdur edildiğine inandırmak olduğu için seçim arifesindeki propaganda kampanyaları suçlamalar, hatta iftiralar, daha açığı entrikalar üstünden yürüyor.O nedenle de sandıktan bir iktidarla beraber öncelik sırası belirlenmiş bir çözümler paketi çıkmıyor.Önümüzdeki seçimin de farklı olacağını kimse düşünmesin...Enerjimizi içinde patinaj yaparak israf ettiğimiz iki bataklık var; Biri Kürt, öteki türban sorunu.AKP iktidarı iki sorunu da çözme vaadiyle halktan iktidar yetkisi isteyecektir.Gelişmiş demokrasilerde halk çözüm planını açıkça ortaya koymadığı takdirde iktidardaki partiye üçüncü kez şans vermez.Ama burası farklı; işaretler AKP’nin bu yetkiyi tekrar alacağını gösteriyor.Kırmızı çizgilerMuhalefet partileri her iki konuda birer çözüm planı açıklamaya AKP iktidarını mecbur edebilir mi?Zor çünkü bunu başarma gücünü muhalefet ancak alternatif projeler üreterek kazanabilir. Bizde öyle bir şey yok.Geçen hafta rejimi sakatlamadan türban yasağının kaldırılamayacağı gerçeği ile bir kez daha yüz yüze geldik.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı Jean Paul Costa, verdiği bir TV mülakatında Leylâ Şahin davası kararını hatırlatarak kırmızı çizgiyi çekti:“İslâmi başörtüsünün üniversitede yasaklanmasının din ve ifade özgürlüğüne aykırı olmadığına hükmettik” dedi.O karar dururken türbanı serbest bırakan bir düzenlemeye gitmenin “mahkeme kararını ihlâl” anlamına geleceğini söyledi.Yalnız bir kapıyı açık bıraktı:“Türkiye laik bir devlet olmayı istemiyorsa o zaman tabii ki durum farklı olur” dedi.Şimdi bakalım: AKP “işte ben de bu kapıyı kullanacağım” diyebiliyor mu? Hayır.Bir yandan mağduriyet duygusunu kaşıyor bir yandan da seçimi kazanıp pencereden atlayacağı imaları ile hayal uyandırıyor.Açıkça, dürüstçeAslında üniversitede türban sorunu bitebilirdi. CHP üniversite ile sınırlı bir serbestiye yaklaşmıştı.Ama AKP ilköğretimden ortaöğretime ve kamu kuruluşlarına kadar türbana sınırsız bir özgürlük düşü kurduğu için tıkanma oldu.Başbakan Erdoğan “Üniversite yeter” dese bitecekti belki, demedi.Üstelik Beyrut’tan dönerken ikinci bir Merve Kavakçı zorlamasını kendilerinin deneyecekleri işaretini verdi.AKP bu seçimde türbanlı milletvekili seçtirerek Meclis’te bir oldu bitti yaratabilir!Dileğimiz elbette yüksek mahkeme kararlarına meydan okumak yerine laikliğe zarar vermeden bir uzlaşmaya varılmasıdır. Ama bu arayış seçim sonrasına ertelenmemelidir. Kürt sorununa yönelik çözüm arayışları da aynı açıklık ve dürüstlüğü talep ediyor. Kurnazlık geri tepmeye mahkûmdur.Nitekim İmralı’daki elebaşı, iktidarın niyetinden şüpheye düştüğü için, seçime kadar uzattıkları ateşkesin 1 Mart’ta biteceğini avukatları aracılığıyla açıklamıştır.Bu meselede doğru tercihi şu anda bizce Cumhurbaşkanı Gül temsil ediyor.Yalnız Kürt sorunu değil, türban sorununun çözümü de seçim sonrasına ertelenmemelidir.Beklenti yaratarak siyasi rant üretmek halkı kandırmaktır. Yeter artık, ayıptır!
Bütün işaretler diplomatik alanda bugün bir “kıyamet günü” yaşanacağı şüphesini körüklüyor.İnternet kurdu Amerikalı bir askerin (Bradley Manning) Irak’taki görevi sırasında Amerikan bilgisayar ağından sızdırdığı milyonlarca gizli belge, Washington yönetiminin müttefikleriyle başını ciddi şekilde derde sokacak vahamet taşıyor.Havayla temasında öldürücü etki yapan kimyasal silâha benzer gizli belgeler...Daha önce Afganistan ve Irak’la ilgili belgeleri yayınlayan Wikileaks sitesi büyük bombayı bugün patlatacağını ilân etti.Açıklanan ilk bilgilerin doğruluk kalitesi sıradaki yeni belgelerin kalitesini de garanti ediyor. O nedenle Amerikan hariciyesi yanında özellikle Türkiye, İsrail, Rusya ve Kanada yönetimleri de deyim yerindeyse diken üstünde oturuyorlar.Amerika’nın dış temsilcilikleri ile istihbarat örgütlerinin yazışmalarından oluşan belgeler konusundaki merak iki nedenle tavan yapıyor:Onarım telâşı sardı1. Bilgileri boşaltan Manning’e göre ABD’nin gizli dış politikası ve yaptığı gizli siyasi anlaşmalar ortaya çıkacaktır.2. ABD hariciyesi o kadar telâşlanmıştır ki rezaletin müttefikleri üstünde yaratacağı şoku hafifletmek için dün yoğun bir çaba sarfetmiştir.“Görecekleriniz sizi rahatsız edebilir. Ama bu durumdan dostluğumuz zarar görmemelidir..”Bu dilek ve uyarının dün Ankara’ya da birkaç kanaldan ulaştırıldığı haber veriliyor.Gizli belgelerle ilgili bir Mısır gazetesinde yayınlanan ilk haber, önümüzdeki günlerde şok edici iddialar tartışacağımızı gösteriyor. Mesela bazı belgeler, El Kaide’ye bağlı teröristlere Türkiye’den yardım yapıldığı iddiasını içeriyor.Öteki bazı belgeler ise Amerika tarafının Kuzey Irak’ta PKK’ya koruma ve silâh yardımı sağladığını belgeliyor.Türkiye El Kaide’ye gerçekten yardım etmiş olabilir mi? Tabii ciddiyetle soruşturulmalı ama yine de böyle bir ihtimal akla yakın gözükmüyor. Neden?El Kaide, Amerika’dan sonra en yıkıcı eylemini Türkiye’ye karşı yapmıştır. Bu bilgi büyük ölçüde yanlış istihbarat olmalıdır.Bu şerden hayır çıkarAma Amerika’nın PKK’ya Kuzey Irak’ta yardım ve yataklık ettiğini söylemek için gizli belge ele geçirmeye ihtiyaç yoktur. Bugünün sorusu şu:Amerika temsil ettiğini söylediği değerlere ihanet etmeye hâlâ devam ediyor mu?Rezaletin ne kadar süreceği ve ne hasar doğuracağı ayrı bir tartışmadır.Müttefikleri için ABD o kadar vazgeçilmez ki, hakarete uğrayan ülkeler bu rezaleti bir an önce örtbas etmeye Washington’dan daha istekli olacaklardır. Tecrübeli diplomatların görüşleri, bu fırtınanın üç gün bile sürmeyeceği tahminini ortaya çıkarıyor.Amerikan hariciyecilerinin Putin, Sarkozy Erdoğan, Netanyahu gibi liderler hakkında yazışmalarında yapmaları muhtemel abartılı değerlendirme ve benzetmeler, hayatımıza acılı, ekşili bir tat katabilir.Dış politikadaki başarılar konusunda iç tüketime dönük övünmeleri dengeleyecek raporlar, öğretici olduğu kadar eğlendirici de olabilir.Olayın iyi tarafı şu ki rezalet, bu gök kubbenin altında hiçbir günahın, suçun gizli kalmayacağını başımıza vura vura bir kez daha öğretecektir.Ama asıl kazanç, terörü bir siyaset aleti olarak kullanma riyakârlığının suçüstü yakalanmaktan asla kurtulamayacağını herkesin görmesi olacaktır.Sadece bu bile kopacak kıyametin tüm zararlarını katlanmaya değer hale getiriyor!