Pirus zaferi

Haberin Devamı

Üç general olayı, kötü siyasetçilerin verdikleri ağır hasarlara dair son tecrübedir.

Bomba haber dün patladı:

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) açığa alınan üç generalin “yürütmeyi durdurma” istemi ile yaptıkları başvuruyu oy çokluğu ile reddetti.

Oysa aynı mahkeme, bu generallerin terfilerinin verilmemesi kararına daha önce yapılan yürütmeyi durdurma talebini oybirliği ile kabul etmiş, hükümetten gelen iki itirazı da yine oybirliği ile geri çevirmişti.

Bu gelişmelerin ışığında yaygın bekleyiş generaller hakkındaki açığa alma kararına yapılan yürütmeyi durdurma talebinin AYİM tarafından kabul edileceği yönündeydi.

Yargıya güvensizlikten beslenen bu şüphenin merkez üssü de doğrudan iktidar zirvesi idi.

Hatırlanacağı gibi Bülent Arınç, albay rütbeli yargıçların, generaller hakkında düzgün karar veremeyeceklerini öne sürdü geçen hafta.

Başbakan daha ileri gitti.

Sözleri tehdit içeriyordu:

Sivil iradenin kararını verdiğini, generaller direnirse “yasama organında birçok adımlar atma” imkânına sahip bulunduklarını, bu imkânları kullanacaklarını söyledi.

Demek istediği şuydu: “Kanun bize uymuyorsa, uyacak kanunu yaparız!”

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, daha önce mahkemeye güvensizlik belirten ve yaptırım tehdidi savuran Başbakan ve yardımcısının AYİM kararı karşısında şimdi özür dilemeleri gerektiğini söyledi.

Kılıçdaroğlu’nun değerlendirmesi mahkemenin iktidar baskısı altında kalmadan bu kararı oluşturduğu varsayımına dayanıyor. Bu gerçekçi mi?

Mahkemenin daha önceki kararlarından bu kadar kısa zamanda neden vazgeçtiğine dair tatmin edici gerekçeler konmadığı takdirde, bağımsız yargıdan ve özgür iradeden söz etmek inandırıcı olmayacaktır.

Boyun eğdirmek iktidar için başarı ise sevinebilir. Ama kendini “demokratik hukuk devletinin hükümeti” olarak görmek istiyorsa yaşanan ağır bir yenilgidir.

Mahkeme, kendi varlığına yönelecek tehlikeyi önlemek uğruna adaleti feda etmiş olabilir mi?

Birçokları bu şüpheyi taşıyacaktır.

Vebal de, güç sarhoşluğuna kapılarak düşünmeden konuşan siyasetçilerin olacaktır!

Zaman aşımına hayır!

12 Eylül bir pusu idi. DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler de o pusunun unutulmayan kurbanlarından biri oldu.

Davası zaman aşımı nedeniyle düştü Yargıtay’ın “Bu suçu işlemiştir” dediği kişi yani Kemal Türkler’in katili kurtuldu.

Türkiye’yi darbe tuzaklarına karşı koruyacak ibreti böyle mi üreteceğiz?

Türkler’in ailesine, onun şahsında demokrasi ve özgürlük hayalleri bu suikast yoluyla darbe yiyen Türk halkına bu ülke adaletinin hiçbir borcu yok mu?

Zaman aşımı kararını veren mahkemenin başkanı “Kimsenin baskısıyla karar vermedim. Vicdanım rahat” demiş.

Nasıl olur?

Zaman aşımı bir çaresizliktir; çaresizliğe yenilen yargıcın vicdanı rahat olamaz.

Cezadan kurtulan suçlunun manevi sorumluluğunu taşıyan bir hâkim rahat uyuyabiliyorsa kürsüsünü terk etmelidir.

Kemal Türkler’in katli davasında “gerçek faillerin hüküm giymelerini engelleyerek davayı zaman aşımına uğratanların tespit edilmesi” istemiyle CHP Meclis Grup Başkanvekili Kemal Anadol dün “meclis araştırması” önergesi verdi.

Meclis bu haksızlığın peşine düşmelidir.

Ve zaman aşımı uygulamasına cinayet suçlarında hemen son verilmelidir!

DİĞER YENİ YAZILAR