CHP’nin kötü kaderini içe kapanma hastalığı hazırladı. Dışa açılmak kaderini değiştirebilir.Muhalefetteki bir solcu partinin en büyük ihtiyacı, partiye yeni fikirler getirecek, damar sertliğine uğramış bünyeye yeni kan taşıyacak insanlarla buluşmaktır.Deniz Baykal zamanında bu yapılamadı. Yeni üyelerle parti tabanına demokratik bir genişlik ve zenginlik getirmek yöneticilerin derdi olmadı.Tersine, korktular bundan.Delege yapısı değişirse ilerde egemenlikleri tehlikeye girer endişesi yönetti partiyi.Sanki bu partinin görevi, başındaki birkaç egemene prestijli koltuklar sağlamakla sınırlıdır ve bunun için de yüzde 20’lerde oyla ana muhalefette kalmak yeterlidir.Daha fazlasına talip olmak değil..“Yeni CHP” deniyor ya; iktidara gelmeyi hayal eden yeni bir kadronun işbaşına gelmesi bile başlı başına yeniliktir.CHP’nin Kılıçdaroğlu liderliğinde bu değişimi yakaladığı belli oluyor.Bu değişim yalnız kendi tabanını heyecanlandırmıyor, yalnız iktidara alternatif arayan yığınlarda umut yaratmıyor, yabancıları bile etkiliyor.Büyük sol yardımlaşmaKılıçdaroğlu Paris’te katıldığı Sosyalist Enternasyonal’de büyük ilgi gördü.Çok doğal çünkü CHP’nin uzun bir uyku döneminden sonra iktidar iddiasıyla ayağa kalkması solcu partilerin dayanıştığı bu örgütü mutlu edecektir.Bu ilişki köprüsü CHP için de verimli olmalıdır. Önemli olan budur.AKP uluslararası uzmanlıklardan yararlanmanın avantajını çok gördü. CHP deyim yerindeyse yıllar boyu bu alanda yaya kaldı. Yeni kadronun Avrupa ile paslaşmak konusundaki isteği, başarısı testten geçmiş yeni projeleri CHP yardımı ile Türkiye’ye kazandırabilir.Mutlaka da kazandırmalı.AKP iktidarı, sosyal devleti gıda paketleri ve kömür torbalarından oluşmuş sadaka uygulamasına kurban etmiştir.“Fakirin onuru olmaz” zihniyeti seçimde haklılığını kanıtlıyor görünse dahi bunun en önemli nedeni, yoksul insanlara daha onurlu bir seçenek sunulamamış olmasıdır.Muazzam beyin gücü hazırAma önümüzdeki seçimde CHP’nin “Aile Sigortası” projesi, vatandaşa eziklik duyurmadan kullanacağı sosyal hak sağlayacaktır.Bu projenin erdemi, yani yerini alacağı sadaka uygulamasının doğurduğu haksızlık ve yolsuzluklar iyi anlatıldığı takdirde AKP’nin bile makas değiştirmesi, gıda torbası ve kömür dağıtmaktan vazgeçerek onun da aylık ödeme rejimine geçmeye karar vermesi sürpriz olmayacaktır.Uluslararası yardımlaşmayla beslenen çağa açık bir CHP, parti içi çatışmaların da panzehiri olur.Yeni yönetim yeni üye kayıtlarını teşvik etmekten hiç vazgeçmemeli, milletvekili adaylarını Ankara’da değil yerel örgütlerin tabanında belirleme vaadinden asla dönmemelidir.AKP iktidarı üniversiteleri aşağıladı, hocaların haysiyetleriyle oynadı. O alanda muazzam bir bilgi birikimi, kendi değerlerini ispatlama hırs ve hıncıyla işaret bekliyor.Yeni projeler hazırlamakta yarar sağlayacak olan bu büyük beyin gücünü yeni yönetim vakit yitirmeden örgütlemek zorundadır.Birçok akademisyen “bir şeyler yapmak” istek ve heyecanı duydukları halde kiminle ve nasıl temas kuracaklarını bilemediklerinden yakınıyorlar.“Yeni CHP”nin içerdiği hayaller küçük iletişim kusurlarına kurban olmasın!
Açıklanan mali af, ekonomik krizin enkazından çıkan yaralılara yaşam desteği sunmak niyeti ile hazırlandı.İki bakan dün, ödenmemiş vergilerden trafik cezalarına; elektrik, su, doğalgaz faturalarına ve bunlara bindirilen cezalara kadar üç yüz kalemden oluşmuş kamu alacaklarının yeniden yapılandırılmasıyla ilgili tasarıyı kamuoyuna açıkladılar.Öngörülen af, başta iş dünyası olmak üzere cezalar nedeniyle ödenemez borçların baskısını yaşayan vatandaşlara, beyaz birer sayfa açarak korkudan arınmış bir gelecek kurma şansı kazandırıyor.Ben özellikle mali afların, borçlarını düzenli ödeyen mükelleflere karşı haksızlık olduğunu düşünürüm. Tabii ki bu yargı olağan dönemler içindir.Ama yüzlerce okurumuzun gönderdikleri mesajlardaki hakikat payını bu af için gözden kaçırmamak gerekiyor.Bu af yıkıcı bir ekonomik krizin enkaz kaldırma ve kurtarma çabasıdır.Borçlarını ödeyemeyen vatandaşların çoğu işlerini krizde kaybetmiş insanlardır. İşverenlerin birçoğu ise işçi çıkartmamak ve iş yerlerini kapatmamak için ağır cezaları göze almış kahramanlardır.Araya sıkışmış batakçı ve fırsatçılar yüzünden onların fedakârlığını görmemek vicdanlı bir yönetim anlayışı olmazdı.Çıkacak yasanın kapsamına alacağı vatandaşlar fırsatı mutlaka değerlendirmelidir. Çünkü böylelikle ekonomik düzenimiz de kayıt dışılığın ahlâksızlığından kayıt içine girmenin düzenine ve adaletine kavuşacaktır.Tasarıya “sinek küçük ama mide bulandırır” sözünü haklı çıkaran bir son dakika eklemesi yapılmış:“Naylon fatura” diye bilinen stok affı...Naylon fatura almanın, vermenin bahanesi olamaz. Sahtecilik ve dolandırıcılıktır. Hangi hayali ihracatçıları kurtarmak istediler bilemiyoruz ama bu ekleme tasarıya ilham veren iyi niyeti kirletmektedir.Meclis’teki müzakeresi sırasında tasarı bu kirden temizlenmelidir!Bayramı hak edelimDinimizin bir ayrım ve nefret aracı olarak kullanılmadığı zamanları pek nadir görüyoruz.Öyle mutlu anlarda ne kadar mükemmel bir dine sahip ve mensup olduğumuzu fark ediyoruz.İslâma yakıştırılan kötülüklerin, dinden değil cehaletten kaynaklandığını daha iyi anlıyoruz.Dünkü VATAN’da tasavvuf ve tarihi Türk müziği konularında uzman, hukukçu ve yazar Ömer Tuğrul İnançer’in bir konferansından arkadaşımız Mine Şenocaklı’nın yazdığı izlenimler ayrıntılı olarak yer aldı.Orada Ömer T. İnançer “Biz birbirimizi sevmedikçe iman etmiş olmayız” diyor. Bunu kendisinin değil Hz. Peygamber’in söylediğini belirtiyor.Güncel saplantılarımızın din adına bizi nasıl dinden uzaklaştırdığını hatırlatıyor:“Namaz kılmaktan, oruç tutmaktan, baş örtmekten bahsetmiyor Resullullah. Sevmekten bahsediyor. Biz sevgi hiç konuşmuyoruz.Örttün örtmedin, açtın açtırmadın, mektebe sokarım sokmam, girerim giremezsin! Bu mu İslâm dini?Kafamın içiyle ne zaman meşgul olacaksın?Hele hele gönülle ne zaman meşgul olacaksın?”İnançer, bayramın içerdiği yücelik ve neşeyi hak etmediğimizi düşünüyor.Neden mi? İşte cevabı:“Bu bayramda o ‘Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız’ hadisinden vazgeçtim, şu hadisi tefekkür etmenizi niyaz ediyorum. Efendimiz saadetle buyuruyorlar: Kini olanın dini olmaz!”Bayramınız kutlu olsun...
AKP’nin okumuş kesimle problemi var. Eğitim düzeyi yükseldikçe partinin destekçileri azalıyor.İktidar yöneticilerinin bu gerçeği değiştirme çabaları elbette takdire değer. Çünkü üniversitelere gidip kendini anlatmak muhafazakâr siyasetçi için cesaret isteyen iştir.Cesaret yeter mi dinletebilmek için?Hayır. O nedenle Başbakan’a bazı önerilerim olacak:Üniversitelere “koskoca Türkiye’nin Başbakanı“ olarak değil, gençlerin iktidarı beğenmeme hakkına, eleştirme ve hatta protesto etme özgürlüğüne saygı gösteren alçak gönüllü bir toplum lideri kimliğinde gitmeyi, girmeyi denemelidir.Başbakan nasıl olurmuş; asi çocuklara bunu göstermek yerine, kendini konuk yerine koyarak yaklaşmalıdır üniversitelere.Üniversitenin kampüsünü değil gençlerin kalplerini fethetmeyi düşünmelidir.Geçen hafta Boğaziçi Üniversitesi’ne giden Başbakan’a yüz kadar öğrenci protestolu bir karşılama hazırladı.“YÖK’süz üniversite“ ve “AKP’siz Türkiye“ çağrısı yapan bu çocuklara 500’e yakın polis müdahale etti.Biber gazı da sıkan bu orantısız güç asayişi sağlayamaz, şefkat yoksunu bir otoriteye karşı isyan duygusu tahrik eder. Yapılabilecek en büyük yanlıştır.Nitekim akademik kadronun yarıdan fazlası “üniversite özerkliğini ayaklar altına alan, ifade özgürlüğü ve temel demokratik hakları hiçe sayan polis müdahalesi” nedeniyle hükümet ve emniyet yetkililerini kınayan bir bildiri yayınladı.Hocalar daha vahim olaylar önlendiyse bunun öğrencilerin “sivil protesto geleneklerini koruyabilmeleri” sayesinde sağlandığını belirttiler.Son günlerde üniversiteleri karıştırmaya yönelik kışkırtmaların uç verdiğine dair olaylar gözlüyoruz.“Karşıt görüşlü öğrenci grupları” diye başlayan haberler sık duyulmaya başladı.Aman dikkat!.. Herkes üstüne düşen görevi yapmalıdır.Dün Devlet Bahçeli MHP’li gençleri “kavga ve kargaşa tezgâhlarına karşı” uyardı, gerilimin ve çatışmanın tarafı olmamalarını istedi onlardan.Başbakan da güvenlik güçlerini üniversitelere, çağdaş ve özgür bir ülkede nasıl oluyorsa öyle yaklaşmaları için uyarmalıdır.Kaba kuvvet, sopa ve biber gazı hiçbir Başbakan’a üniversiteli gençlerden görmek istediği saygıyı getiremez.Hele sevgiyi hiç!Kötü örnek reklâmı!TRT tabii ki habercilik yapacak. Ama halkın parası ile bir katili parlatmanın habercilik olmadığını unutmadan...Mehmet Ali Ağca’yı TRT’de canlı yayına çıkaranlar hakkında kovuşturma isteyeceğini söyleyen Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın tepkisi yerindedir ama programı “basın özgürlüğü” diye onayıp alkışlayan Başbakan’ı nasıl ikna edecek?Belki şunu anlatabilir:Ağca, gazeteci Abdi İpekçi’nin katilidir. TRT Ağca’nın bu yüzünü saklamıştır. Sonra kendini parlatmak için komplo teorileriyle saçmalamasına izin verilmiş, geriye kala kala vurduğu Papa’nın kendisine cezaevinde neredeyse “teşekkür” ziyareti yaptığı bir tuhaf adam kalmıştır.Herhalde izleyiciler, Ağca’nın program sırasında bunca saygıyı hangi niteliği sebebiyle hak ettiğini pek merak etmişlerdir.TRT’de böyle bir programın banda çekilmesi gereğini akıl edecek bir yetkili çıkabilmeliydi. O sigorta işleseydi, program yayınlanmaya değer bulunmaz, TRT de bu ayıba düşmezdi.Türkiye, bir çok Hırıstiyan din adamının çocuk yaşta gençler tarafından vurulduğu öldürüldüğü bir ülkedir.Ağca’yı Papa vuran adama indirgeyen TRT ne yapmaya çalışıyor?
Önümüzdeki seçimin meydan savaşı seçmen tabanının neresinde cereyan edecek belli oldu!İktidar partisi, MHP içindeki muhafazakâr niteliği ağır basan seçmenleri, MHP ise AKP’de milliyetçi hassasiyeti yüksek seçmenleri kendi saflarına kazandırmaya çalışacak. Öyle görünüyor...Başbakan aylardan beri MHP tabanına yönelik mesajlar üretiyor ve yolluyor.Amacı, referandumda “Hayır” oyu vermeye ikna edilememiş MHP’lilerin en geniş kesimini AKP’ye devşirmektir.Bu kesimin MHP’den uzaklaşma kararını hızlandırmak amacıyla Başbakan Erdoğan ile yardımcıları MHP’nin baraj altında kalma riski yaşadığını iddia ediyorlar.Bu tutum ilişkileri germiştir.MHP, Kürt açılımı bağlamında iktidarın ülkeyi, çatışma riski yüksek bir bunalıma sürüklemekte olduğunu iddia ediyor.Başbakan MHP’nin baraj korkusu ile hırçınlaştığını öne sürüyor.MHP’nin Genel Başkan Yardımcısı Başbakan’ı kastederek “dilini koparacağız” diyor. Başbakan da “Siz parti misiniz, kasap mısınız?” diye karşılık veriyor.Olmayacak hedeflerHafta başında arkadaşımız Ruşen Çakır’la konuşan MHP lideri Devlet Bahçeli Başbakan’ın uyguladığı stratejinin farkında olduklarını söylemişti.Dün VATAN’a konuşan MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı da uygulamaya koydukları misilleme tedbiri hakkında açıklamalarda bulundu.Paçacı, iktidar partisindeki milliyetçi muhafazakâr milletvekillerine “Gönlümüz ve kapımız size açık“ diye seslenen bir karşı hamle hazırladıklarını belli etti.MHP yöneticilerine göre AKP içinde bölünme siyasetinden rahatsızlık duyarak partiden ayrılmayı düşünebilecek 40 kadar milletvekili vardır.Paçacı “Yaptığımız çağrıya olumlu cevaplar almaya başladık“ diye konuştu.“Bu milletvekillerinin Sayın Bahçeli ile herhangi bir görüşmesi oldu mu?” sorusuna da “hayır“ demedi.İki partinin siyasi eylemden ziyade psikolojik harekât diye adlandırmaya daha müsait bu sürtüşmesi, kelimenin tam anlamıyla “kısır çekişme”dir.İnsaf ve objektif gözlem şu gerçeği teslim eder ki MHP’nin genel seçimde bir baraj sorunu yaşaması ihtimali ne kadar zayıfsa milliyetçi hassasiyeti yüksek AKP milletvekillerinin MHP’ye transfer olmaları ihtimali de o kadar zayıftır.Siyaset şaşırırsa...Bu çatışmada hiçbir taraf tam haklı veya tam suçlu değildir.Siyaset yapma alışkanlığının karşılıklı suçlama temeline dayanması, gerçek meseleleri konuşmamıza ve anlamamıza izin vermiyor.Önümüzdeki seçim de mi böyle geçecek?İşsizlik, bölücü terör, yolsuzluk, yoksulluk, üretim, yatırım, eğitim, sağlık konularında hangi partinin ne fark ortaya koyduğunu bilemeyecek miyiz?Kürt açılımı alanında yaşanan gelişmeleri avukatlarının Öcalan’dan taşıdığı haberlerden öğrenmeye mi devam edeceğiz?Türkiye’ye yerleştirilmesi istenen füze kalkanı için muhalif partilerin bir görüşü var mı; duymayacak mıyız?Dünyada Türkiye’yi önüne katmış bir rüzgâr esiyor.Bu şansı iyi kullanmanın gerektirdiği kaliteleri öncelikle siyasetçi sınıfının kazanması gerekiyor.Aksi halde bir yandan G-20’ye gireriz, ama öbür yandan da üniversitelerde hanidir uyumakta olan anarşi yılanını uyandırmanın yanlışına düşeriz.Çok yazık olur.Siyaset diline hakim olsun biraz!
Artıları ile eksileri bu kadar tavan yapmış bir iktidar az görülmüştür.Ekonominin büyüdüğünü yeni sosyal sınıfların tüketici hale geldiğini alış veriş merkezlerindeki kalabalıklardan bile izlemek mümkündür.Küresel krizde gemisini yüzdürebilen Türkiye’nin uluslararası itibarı ve çekiciliği artmıştır. Ülkemiz bölgesel güçken küresel oyuncu konumuna yükseliyor.Ve böyle bir ülkenin siyaseti şu anda halâ ilkokul çağındaki kız çocuklarını tesettüre sokmayı, kadın eli sıkıp sıkmamayı tartışıyor.Pes demez misiniz?Laik Cumhuriyetin güvencelerinden yoksun bırakıldığı takdirde, tüm bu kazanımların buza yazılmış yazılar hükmünde olacağını bilmek gerekmez mi?Negatif şifreler...Yakalanmış olan olumlu ivmeyi sürdürmenin bence iki şartı vardır.Biri, yargıda kontrolu ele geçirmenin verdiği cesaretle laik rejime karşı hareket başlatılacağı endişesini davet etmemek. Çünkü şifreler tedirginlik veriyor.İkincisi de yolsuzlukların simgesi durumuna gelen Deniz Feneri soruşturmasını uyutup unutturma taktiğinden artık vazgeçmek...Çünkü bu ipe un serme görüntüsü, ancak suça ortak olmuş bir zihniyete yakışıyor.Adalet Bakanı Ergin dün iktidarın övündüğü başarılar yanında pek komik kalacak maliyetler yüzünden soruşturmanın uzadığını anlattı.Uyutulacak gibi...Deniz Feneri davası Alman tarihinin en büyük bağış yolsuzluğunu konu alıyor. Oradaki Türklerin 46 milyon Euro parası dolandırılmış, ilk davada “maşa“ durumundaki ikinci adamlar mahkûm olmuş, asıl suçluların Türkiye’de oldukları Ankara’ya bildirilmiştir.Asıl suçluların iktidara yakınlığı sebebiyle AKP zan altındadır. Temiz bir iktidarın bu gölgeden kurtulmak için hiçbir fedakârlıktan kaçınmaması gerekir.Ama Adalet Bakanı dün dava dosyasının fotokopisini çıkarmak için Almanların 100 bin Euro istendiğini, o nedenle Franfurt’a Ankara’dan savcılar gönderileceğini açıkladı.Gözü bağlı adalet heykeli herhalde hüngür hüngür ağlıyordur!Binlerce Türk’ü dolandıran suçluları bulmak ve iktidar partisi üstündeki gölgeleri kaldırmak yanında 100 bin Euro’nun sözü mü olur?Elbette olmaz ama seçim yaklaşıyor.AKP bir yandan gerçeği arıyor görünürken bir yandan da işi yokuşa sürerek Deniz Feneri’ni meydanlardan uzak tutmaya çalışıyor.Göreceksiniz; seçime kadar hiçbir ilerleme olmayacaktır.AKP’li Hüseyin Çelik dün “Atatürk yaşasaydı CHP’ye oy filan vermezdi” demiş.Sormuşlar:“Peki AKP’ye verir miydi?”Bu defa “Onu bilemem” cevabını vermiş.Aslında bal gibi biliyordur.Atatürk’ün güvenini kazanmaktan AKP’yi yoksun bırakan zaafları biliyor olmasa “bilemem” der miydi?
Artık emin olabiliriz bu seçimi de türbanla geçireceğiz...İktidar bir yandan türbanın rantını devşirirken bir yandan da aleyhine kullanılacak sorunların üstüne başörtüsünü örtecek!G-20 zirvesi için dün Güney Kore’ye hareketinden önce açıklamalar yapan Başbakan Erdoğan bu konuda önemli ipuçları verdi.Cumhurbaşkanı Gül’ün eşi bildiğiniz gibi Londra’da “İlkokul öğrencisinin kendi isteği ile başörtüsü takması gibi bir şey söz konusu olamaz“ demiş ve dinci muhafazakâr çevreleri kızdıran şu ifadeyi kullanmıştı:“Bu konuda yaşanan bir cehalet varsa biz bunu da ortadan kaldıracağız!”Mesele saptıHayrünnisa Gül’ün değerlendirmesi cesurcaydı ama çözüm yolunu asıl tıkayan tereddütlere cevap vermiyordu.İlkokul öğrencilerinin örtünmesi konusunda açık bir talep baskısı yok.Yurdun değişik yerlerde görülen kışkırtıcı örtünme teşebbüsleri, ciddiye almaya değmeyecek kadar azdır.Asıl mesele üniversitedeki türban yasağının kaldırılması talepleridir ve CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu bu konuda işbirliği önermiştir.Ama Başbakan memnuniyet göstermesine rağmen CHP’nin bu yardımını ustaca geri çevirmiştir.İşbirliğinin sonuçsuz kalmasına AKP’nin “türban serbestisinin sadece üniversite ile sınırlı kalacağına, ortaöğrenim okulları ile kamu kuruluşlarını kapsamayacağına” dair bir taahhütte bulunmayı reddetmesi sebep olmuştur.Niyet çok açıkSiyaseti türbanın ipoteğinden kurtarmak iyi niyeti ile hareket eden CHP lideri Kılıçdaroğlu ne yazık ki bu gerçeği halka çok iyi anlatamadı.AKP iktidarının yasağı sadece üniversitede kaldırmakla yetinmeye niyetli olmadığı açıkça ortaya çıktığı halde bundan yararlanmayı pek bilemedi.Hayrünnisa Gül’ün sözleri aslında AKP’nin hedefi ile çelişmiyor.Cumhurbaşkanı Gül de eşini bunun rahatlığıyla destekledi.Başbakan’ın şu sözleri türbana sınırsız özgürlük hedefleyen yol haritasını aydınlığa çıkarmıştır.Niyet yeteri kadar açıklıkla kendini gösteriyor:“Milletvekili seçiminin sonrasını, yeni Anayasa’yı ben çok önemsiyorum. Yeni Anayasa’yla bu tür soru işaretleri netliğe kavuşacak. Bu süreç milletvekili seçimlerinden sonra ele alınır, Meclis’te en geniş mutabakatla bu sorunu çözeriz.”Yol haritasıBu açıklamanın tercümesini yapmak veya ipuçlarından bir takvim belirlemek gerekirse... Türbanın bayrak olduğu bir seçim kampanyası yaşayacağız.Başbakan, CHP’yi haksız bir şekilde “oyun bozan” olmakla suçlayarak inatlaşma ortamını tahrik edecek ve muhafazakar yığınları hırsla hınçla sandığa çağıracaktır.Seçimden sonra yeni bir Anayasa değişikliği meclisten geçirilecektir.CHP Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açmaması için razı edilirse ne alâ; edilemezse yine bir şey değişmeyecektir.Çünkü asıl değişmemesi gereken şey değişmiş, üyelerini AKP’nin getirdiği yeni bir Anayasa Mahkemesi oluşmuştur artık.2008’deki mahkeme kalmadığı için 2008’deki iptal kararı da çıkmayacaktır!
Dünyayı değiştirmek için yaratılmış insanlardan biri de bize nasip olmuş.Kadir, kıymet bilen bir halka 10 Kasım’ları ona hesap verme ve yaradana şükretme günleri olarak değerlendirmek yakışır.Ulusu kurtaran, devleti kuran Atatürk’ü minnet ve şükran duygularımızla ve rahmet dileklerimizle anıyoruz.Döneminin İngiltere Başbakanı Llyod George’un dediği gibi “insanlık tarihinin birkaç yüzyılda bir ancak yetiştirdiği dahi”lerden biriydi o...Askeri dehası ile imparatorluğun küllerinden genç bir cumhuriyet kurdu.Sonra benzersiz liderliği ve devrimler... Bunlar da yüzyılın en kahramanca eylemleriydi ve tümünü şiddet kullanmadan gerçekleştirdi. Sadece onun dehası başarabilirdi böylesine büyük bir dönüşümü.Önderlik ettiği kuşak sayesinde Atatürk hayata veda ederken gözü arkada kalmadı. Cumhuriyet’in milleti güvenli ve sağlam bir geleceğin yoluna koyduğu kadar özgür bir hayatın da müjdesini verdiğine inanarak şunu söylüyordu:“Milletin bağrında temiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri ona bırakacağım ve gözüm arkada kalmayacak.”Tıkanma yaşıyoruz...Güven duymakta haklıydı, çünkü kendisi yaratmıştı o gençliği.Özgün milliyetçiliği ülkenin ve milletin bütünlüğü için, laiklik de inanç özgürlüğü yanında çağdaş uygarlığa ilerlemek için kullandığı garantilerdi.Tehlike doğabileceğini görmedi mi? Gördü. Uyardı da...“Din simsarlarına müsaade edilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler iğrenç kimselerdir.”“Memleket birliğe muhtaçtır; alelade politikacılıkla milleti parçalamak ihanettir.”Eminim ki Atatürk, ülkenin bugün karşı karşıya kaldığı bölücülük ve laiklik karşıtı niyet ve eylemler sebebiyle azap çekiyordur.Onun kurduğu milli egemenliğe dayalı, akılcı ve laik cumhuriyet Türkiye’yi İslâm dünyasının tek demokratik, laik ve piyasa ekonomisine dayalı ülkesi haline getirerek ilerleme yoluna soktu ama şu anda tıkanma yaşıyoruz; bu iki tehdit yolumuzdan mutlaka kaldırılmalıdır.Ülkeyi bölmeye çalışan ırkçı taleplere Atatürk milliyetçiliği şu uyarıyı yapıyor:“Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı, hep bir ırkın evlâtları, hep aynı cevherin damarlarıdır.”Yüzde 42 niçin tedirgin?Bölücü terör ekseninde dönen fesada dikkatimizi toplarken laik Cumhuriyet’in altını oymaya çalışan organize çabaları gözden kaçırmamalıyız.Dış güçlerin terör üreten radikal İslâmi rejimlere model önermek için Türkiye’deki laik Cumhuriyeti Ilımlı İslâm’a dönüştürmek yolundaki çabalarını da egemenliğimize yönelmiş tehdit saymak zorundayız.Başbakan referandumdaki yüzde 42’nin hangi sebeple HAYIR dediğini merak ediyor ya; cevabı buradadır:Bu insanlar, laiklik konusunda varlığını hissettiği ve tırmandığını gördüğü karşı devrim niyet ve eylemlerinden tedirgindir.Tedirginliğin giderilmesi, güvenlik ve istikrar içinde ülkenin ilerleme yolunda hız kazanması, siyasetçilerin görevidir.Onlara görevlerini yerine getirmeleri için baskı yapmak da bizim görevimiz.Atatürk’ün inşa ettiği birliği ve inancı onun yolundan giderek diriltebiliriz.Emanetini ayağa kaldırmak, ona minnetimizi göstermenin en makbul yoludur.
Cemaatlerin birer oy deposu olarak kullanılması cemaatçiliği Türkiye’de teşvik etti.Cemaatçilik en kısa tarifi ile “dini sömürmek”tir.Aynı zamanda bir dinsel cemaati öteki cemaatlere karşı kullanmaktır.Yaşayan örneklerden sonra cemaatçiliği gericiliğin çağdaş versiyonu olarak tarif edenler de var.Farklı görüşlerin birleştikleri gerçek; bireyi önemsizleştiren cemaatçiliğin ulusal devlete ve onun laik temellerine karşı olduğudur.AKP iktidara geldiğinden bu yana cemaatçilik altın çağını yaşıyor. Çünkü iktidar partisi demokratik toplum örgütüymüş gibi baktığı cemaatleri yararlı bile sayıyor.Oysa unutuluyor ki cemaatçi kafanın nihai hedefi devlet iktidarını ele geçirmektir.Bazı partiler yığınla oyu zahmetsizce kendilerine kazandıracağını hayal ettikleri cemaatlerin yaratacakları tehdidi küçümserler. Düşünmezler ki tehlikeyi farkettiklerinde iş işten geçmiş olabilir.Bugün Türkiye’deki durum ne?İslâmcı Yeni Akit Gazetesi yazarı, Milli Eğitim Bakanlığı eski müsteşar yardımcısı Prof. Şaban Şimşek, bu konuda en doğru bilgilere sahip kişilerden biri sayılabilir.Yalanlayan olmadıŞimşek önceki gün çıkan yazısında cemaatlerin devlette kadrolaşabilmek için birbirlerine hayat hakkı tanımayan bir rekabet içinde olduklarını belirterek şu tespiti yaptı:“Birbirlerine bunları müstahak görenlerin cemaatsizlere neyi reva gördüklerini söylemeye gerek yok!”Şaban Şimşek’e göre devlet kadroları için kıyasıya bir savaşa girişen cemaatler şimdi devletin zenginliğini paylaşma aşamasına ulaşmışlardır.Paylarını arttırmak isteyenler rakip cemaatleri “ötekileştirme, mümkün olduğu kadar zayıflatma ve sistem dışına itme gibi altıncı kol faaliyetleri sürdürmektedir.”Prof. Şimşek, iktidar partisini uyarmak istediğini belirtiyor.İlerde, cemaate dayalı grupların yukardan gelen talimatlarla hareket ederek partiyi bölmeleri tehlikesine karşı partinin hazırlıklı olmasını öneriyor.Bu yazı çıkalı 48 saat oldu. Yazılı ve elektronik medyada önemli yankı buldu. Ama AKP’nin konuşkan sözcüleri dün bütün gün bu baharatlı konuya hiç girmek istemediler.Herhalde kabullenmenin sessizliği...Bu yağma durmalıCemaatlere cesaret veren bir personel politikasının AKP iktidarının daha ilk yılında Prof. Ömer Dinçer’in Başbakanlık Müsteşarı koltuğuna getirilmesiyle yürürlüğe konulduğunu bilmeyen yoktur.Prof. Dinçer, bugün de imzasını koymaktan çekinmeyeceğini söylediği eski bir bilimsel tebliğinde “Cumhuriyetin laiklik ve milliyetçilik gibi bir çok temel ilkesinin, yerini daha Müslüman bir yapıya devretmesi zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum” demişti.Aynı tebliğde memurları dindar insanlardan seçmenin “beşeri yanı ağır basan bir iktidarı öne çıkaracağını” söylemişti.Prof. Ömer Dinçer hizmetlerine şimdi Çalışma Bakanı olarak devam ediyor!Devlette İslâmi kadrolaşma çabalarının cemaatler ve tarikatlar arası bir yarış şeklinde yürüdüğünü zaten gözü gören kulağı duyan herkes biliyor.Yeni Akit yazarının uyarısı, alışılmış yöntemlerle susturulup yalanlanacak bir kaynaktan gelmediği için önemlidir.Kendini bu ifşaatı ile bile bile tehlikeye soktuğu için de değerlidir.Öyle bir dönemdeyiz ki... Bir okurumuzun dediği gibi...Ya herkes kendi geleceği için susacak ya da çocuklarının geleceği için konuşacak. Dileriz işe yarar!