Açıklanan mali af, ekonomik krizin enkazından çıkan yaralılara yaşam desteği sunmak niyeti ile hazırlandı.
İki bakan dün, ödenmemiş vergilerden trafik cezalarına; elektrik, su, doğalgaz faturalarına ve bunlara bindirilen cezalara kadar üç yüz kalemden oluşmuş kamu alacaklarının yeniden yapılandırılmasıyla ilgili tasarıyı kamuoyuna açıkladılar.
Öngörülen af, başta iş dünyası olmak üzere cezalar nedeniyle ödenemez borçların baskısını yaşayan vatandaşlara, beyaz birer sayfa açarak korkudan arınmış bir gelecek kurma şansı kazandırıyor.
Ben özellikle mali afların, borçlarını düzenli ödeyen mükelleflere karşı haksızlık olduğunu düşünürüm. Tabii ki bu yargı olağan dönemler içindir.
Ama yüzlerce okurumuzun gönderdikleri mesajlardaki hakikat payını bu af için gözden kaçırmamak gerekiyor.
Bu af yıkıcı bir ekonomik krizin enkaz kaldırma ve kurtarma çabasıdır.
Borçlarını ödeyemeyen vatandaşların çoğu işlerini krizde kaybetmiş insanlardır. İşverenlerin birçoğu ise işçi çıkartmamak ve iş yerlerini kapatmamak için ağır cezaları göze almış kahramanlardır.
Araya sıkışmış batakçı ve fırsatçılar yüzünden onların fedakârlığını görmemek vicdanlı bir yönetim anlayışı olmazdı.
Çıkacak yasanın kapsamına alacağı vatandaşlar fırsatı mutlaka değerlendirmelidir. Çünkü böylelikle ekonomik düzenimiz de kayıt dışılığın ahlâksızlığından kayıt içine girmenin düzenine ve adaletine kavuşacaktır.
Tasarıya “sinek küçük ama mide bulandırır” sözünü haklı çıkaran bir son dakika eklemesi yapılmış:
“Naylon fatura” diye bilinen stok affı...
Naylon fatura almanın, vermenin bahanesi olamaz. Sahtecilik ve dolandırıcılıktır. Hangi hayali ihracatçıları kurtarmak istediler bilemiyoruz ama bu ekleme tasarıya ilham veren iyi niyeti kirletmektedir.
Meclis’teki müzakeresi sırasında tasarı
bu kirden temizlenmelidir!
Bayramı hak edelim
Dinimizin bir ayrım ve nefret aracı olarak kullanılmadığı zamanları pek nadir görüyoruz.
Öyle mutlu anlarda ne kadar mükemmel bir dine sahip ve mensup olduğumuzu fark ediyoruz.
İslâma yakıştırılan kötülüklerin, dinden değil cehaletten kaynaklandığını daha iyi anlıyoruz.
Dünkü VATAN’da tasavvuf ve tarihi Türk müziği konularında uzman, hukukçu ve yazar Ömer Tuğrul İnançer’in bir konferansından arkadaşımız Mine Şenocaklı’nın yazdığı izlenimler ayrıntılı olarak yer aldı.
Orada Ömer T. İnançer “Biz birbirimizi sevmedikçe iman etmiş olmayız” diyor. Bunu kendisinin değil Hz. Peygamber’in söylediğini belirtiyor.
Güncel saplantılarımızın din adına bizi nasıl dinden uzaklaştırdığını hatırlatıyor:
“Namaz kılmaktan, oruç tutmaktan, baş örtmekten bahsetmiyor Resullullah.
Sevmekten bahsediyor. Biz sevgi hiç konuşmuyoruz.
Örttün örtmedin, açtın açtırmadın, mektebe sokarım sokmam, girerim giremezsin! Bu mu İslâm dini?
Kafamın içiyle ne zaman meşgul olacaksın?
Hele hele gönülle ne zaman meşgul olacaksın?”
İnançer, bayramın içerdiği yücelik ve neşeyi hak etmediğimizi düşünüyor.
Neden mi? İşte cevabı:
“Bu bayramda o ‘Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız’ hadisinden vazgeçtim, şu hadisi tefekkür etmenizi niyaz ediyorum. Efendimiz saadetle buyuruyorlar: Kini olanın dini olmaz!”
Bayramınız kutlu olsun...
Atın o maddeyi!
Haberin Devamı

