Cemaatler savaşı

Haberin Devamı

Cemaatlerin birer oy deposu olarak kullanılması cemaatçiliği Türkiye’de teşvik etti.

Cemaatçilik en kısa tarifi ile “dini sömürmek”tir.

Aynı zamanda bir dinsel cemaati öteki cemaatlere karşı kullanmaktır.

Yaşayan örneklerden sonra cemaatçiliği gericiliğin çağdaş versiyonu olarak tarif edenler de var.

Farklı görüşlerin birleştikleri gerçek; bireyi önemsizleştiren cemaatçiliğin ulusal devlete ve onun laik temellerine karşı olduğudur.

AKP iktidara geldiğinden bu yana cemaatçilik altın çağını yaşıyor. Çünkü iktidar partisi demokratik toplum örgütüymüş gibi baktığı cemaatleri yararlı bile sayıyor.

Oysa unutuluyor ki cemaatçi kafanın nihai hedefi devlet iktidarını ele geçirmektir.

Bazı partiler yığınla oyu zahmetsizce kendilerine kazandıracağını hayal ettikleri cemaatlerin yaratacakları tehdidi küçümserler. Düşünmezler ki tehlikeyi farkettiklerinde iş işten geçmiş olabilir.

Bugün Türkiye’deki durum ne?

İslâmcı Yeni Akit Gazetesi yazarı, Milli Eğitim Bakanlığı eski müsteşar yardımcısı Prof. Şaban Şimşek, bu konuda en doğru bilgilere sahip kişilerden biri sayılabilir.

Yalanlayan olmadı

Şimşek önceki gün çıkan yazısında cemaatlerin devlette kadrolaşabilmek için birbirlerine hayat hakkı tanımayan bir rekabet içinde olduklarını belirterek şu tespiti yaptı:
“Birbirlerine bunları müstahak görenlerin cemaatsizlere neyi reva gördüklerini söylemeye gerek yok!”

Şaban Şimşek’e göre devlet kadroları için kıyasıya bir savaşa girişen cemaatler şimdi devletin zenginliğini paylaşma aşamasına ulaşmışlardır.

Paylarını arttırmak isteyenler rakip

cemaatleri “ötekileştirme, mümkün olduğu kadar zayıflatma ve sistem dışına itme gibi altıncı kol faaliyetleri sürdürmektedir.”

Prof. Şimşek, iktidar partisini uyarmak istediğini belirtiyor.

İlerde, cemaate dayalı grupların yukardan gelen talimatlarla hareket ederek partiyi bölmeleri tehlikesine karşı partinin hazırlıklı olmasını öneriyor.

Bu yazı çıkalı 48 saat oldu. Yazılı ve elektronik medyada önemli yankı buldu.

Ama AKP’nin konuşkan sözcüleri dün bütün gün bu baharatlı konuya hiç girmek istemediler.

Herhalde kabullenmenin sessizliği...

Bu yağma durmalı

Cemaatlere cesaret veren bir personel politikasının AKP iktidarının daha ilk yılında Prof. Ömer Dinçer’in Başbakanlık Müsteşarı koltuğuna getirilmesiyle yürürlüğe konulduğunu bilmeyen yoktur.

Prof. Dinçer, bugün de imzasını koymaktan çekinmeyeceğini söylediği eski bir bilimsel tebliğinde “Cumhuriyetin laiklik ve milliyetçilik gibi bir çok temel ilkesinin, yerini daha Müslüman bir yapıya devretmesi zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum” demişti.

Aynı tebliğde memurları dindar insanlardan seçmenin “beşeri yanı ağır basan bir iktidarı öne çıkaracağını” söylemişti.
Prof. Ömer Dinçer hizmetlerine şimdi Çalışma Bakanı olarak devam ediyor!

Devlette İslâmi kadrolaşma çabalarının cemaatler ve tarikatlar arası bir yarış şeklinde yürüdüğünü zaten gözü gören kulağı duyan herkes biliyor.

Yeni Akit yazarının uyarısı, alışılmış yöntemlerle susturulup yalanlanacak bir kaynaktan gelmediği için önemlidir.

Kendini bu ifşaatı ile bile bile tehlikeye soktuğu için de değerlidir.

Öyle bir dönemdeyiz ki...

Bir okurumuzun dediği gibi...

Ya herkes kendi geleceği için susacak ya da çocuklarının geleceği için konuşacak.

Dileriz işe yarar!

DİĞER YENİ YAZILAR