Tefle olmaz !

6 Kasım 2010

CHP’de yaşanan krizin partiye dinamizm getirdiği, yani şimdilik yarar sağladığı görülüyor.Çünkü kriz, bölünme yaratmamıştır. Tersine uyumlu bir yönetim kadrosu oluşturmanın zeminini hazırlamış, parti gençleşmiştir.Hazırlanmış bir yenileşme değildi bu.Hani “Eğrisi doğrusuna denk geldi” derler ya, sanki biraz öyle bir şey..Ama hemen belirtmek gerekir ki partinin bünyesi güçlü olmasa CHP bölünür, en azından kurultay üstüne kurultay toplama mecburiyetine düşerek halkı bıktırır ve küçülürdü.Oysa tablo şimdi parti tabanının heyecana kapıldığını gösteriyor.CHP lideri dün İstanbul’a gelişinde kendisini karşılayan coşkulu kalabalığa otobüsün üstüne çıkarak hitap etmek mecburiyetinde kaldı.Tabii o da coştu ve Tayyip Erdoğan’ı “oradan” indireceğini söyledikten sonra “Türkiye’yi aydınlığa kavuşturacağız” dedi.Mesele de bu noktada düğümleniyor.“Yeni CHP”nin lideri bu söylediklerini nasıl yapacak?Örgütlerden sorumlu yeni Genel Başkan Yardımcısı il ve ilçe yöneticilerine şu öğüdü vermiş: “Ölü evinin yasçısı, düğün evinin tefçisi olun!”Tabii bu söyleneni yapmanın bir zararı olmaz. Ama kesin ki beklenen halk desteği de tefle asla gelmez!Yeni kadro şu gerçeği hiç unutmamak zorunda: Büyüyen bir ekonomide iktidar partileri kolay seçim kaybetmezler.CHP sağlam adımlarla yürümelidir.Bunun çaresi, projelendirilmiş çözümlerle bir Acil Eylem Paketi hazırlayıp kamuoyunda tartışmaya açmaktır.İşsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, terör ve bölücülük, üretimsizlik, ithale dayalı tüketim savrukluğu, yitirilen hak ve özgürlükler...Bütün bu konularda ülkenin en güvenilir beyinlerini örgütleyecek yeteneğe sadece CHP sahiptir.“Herkesi kucaklamak” böyle olur!CHP çekiciliğini arttırmak için AKP’ye karşı fark yaratmak zorundadır.Mesela AKP’nin milletvekili adaylarını yine Erdoğan seçecek.Kılıçdaroğlu da adayları parti üyelerine seçtirmeyi başarmalıdır.Ve o önseçime kadar üye sayısını 1 milyon artırmalıdır.Halkla bütünleşmek tefle olmaz böyle olur!*****İstenen de buydu!Prof. Mehmet Haberal ile ilgili Yargıtay içtihadı pek çok yargıçtan tepki dolu eleştiriler aldı.Bilindiği gibi ünlü cerrah Haberal, tutukluluğuna itirazlarını gerekçesiz olarak defalarca reddeden dokuz hakim hakkında tazminat davası açarak kazanmış, bu hüküm de son olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nca onaylanmıştı.Tedbir işlevini aşıp ceza niteliğine dönüşen uzun süreli tutuklama kararlarının sebep olduğu hukuksuzluk AB’nin ilerleme raporlarına bile yansıyordu.Yargıtay doğru bir iş yaptı. Ama takdir hatalarının tazminat doğuracağı korkusuna kapılan yargıçlar tedirgin oldular.“Bundan sonra benden tutuklama kararı çıkmaz” diyen de var, bu korkunun baskısı ile verilmeyecek olan tutuklama kararlarının kamu düzenini bozacağını düşünenler de...Cezaevlerindeki tutukluların hükümlü sayısını görülmedik biçimde geçmiş olması zaten kamu düzenin pek de yolunda gitmediğine işarettir.Pek çok hakim “Bu karar tutuklama kararlarını etkileyecektir” demişler.Dileriz öyle olur. Zaten istenen de odur!

Devamını Oku

Nihayet adalet!

5 Kasım 2010

Yargıtay’dan, yargı ve hukuk bilimi çevrelerinin “devrim niteliğinde” dediği bir karar çıktı.Ergenekon davası kapsamında suçlanan dünyaca ünlü cerrah Prof. Mehmet Haberal 17 Nisan 2009 tarihinden beri yani 1,5 yıldır tutuklu bulunuyor.Prof. Haberal, koruma tedbiri olması gereken tutuklamayı kendisi üzerinde ceza olarak uyguladıklarını iddia ettiği 9 hâkim hakkında dava açmış, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de suçlanan hâkimleri 1.500’er lira tazminat ödemeye mahkûm etmişti.Başbakan’ı çok kızdıran bu karar, hüküm giyen hâkimlerin itirazı nedeniyle değerlendirildiği Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nca onaylandı.Bilim çevreleri ve uzman uygulamacılar kararın Türkiye’deki sakıncalı tutuklama rejimine bir çeki düzen getireceği ümidini taşıyorlar.Adalete hizmet edeceği kesin olan bir ilk yaşanıyor:“Bir ceza yargıcının, tutukluluk tedbirini uygularken makul süreyi aştığı ve yeterli gerekçe göstermediği için kişisel sorumluluğu tespit edildi.”Daha önce olmadı böyle bir şey.Cezaevlerimizdeki tutuklu sayısının hükümlü sayısından fazla olduğunu ve bunun adalet değil mağduriyet üreten bir düzene işaret ettiğini bilirsek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararının önemini daha iyi anlarız.Silivri’de üç yıl geçtiği halde sorguları bitmeyen tutuklular var.Yargıtay kararı, tutuklama kararlarında hâkim takdirine makul bir sınır getireceği için adaletsizlik azalacaktır.Bu yalnız mağdurları değil, hâkimleri de koruyacaktır. Çünkü bu tür davalara bakan hâkimlerin siyasi baskılara hedef olduklarından şikâyet ettiklerini unutmadık..Hrant Dink’in katili Ogün Samast’ın yılbaşına kadar tahliye olacağı söyleniyor.Ama Prof. Haberal ve gazeteci Balbay, hem Kurban’ı, hem yılbaşını büyük ihtimalle Silivri’de geçirecek.Böyle adalet olur mu?Uzun süreli tutukluların çokluğu Türkiye’yi adaletsiz ülkeler sınıfına sokuyor. Bu durumdan Cumhurbaşkanı da şikâyet etmişti.Şimdiye kadar bu müzmin hastalığa siyaset çare bulmalıydı.Çareyi yüksek yargı getirdi. Buna da şükür.Ilımlı İslâm ihracatıAmerika, komünizmin tehlike olduğu dönemde “Yeşil Kuşak Projesi” bağlamında köktendinci İslâmcıları desteklemişti.Yaratılan canavar mucidine saldırınca “Ilımlı İslâm” üstüne oynamaya başladılar.Geçen gün çıkan bir haber, bu projenin başarısı bakımından dikkat çekiciydi: “Mısır’da radikal dinci Müslüman Kardeşler Örgütü iktidar alternatifi olmak için AKP’yi örnek almaya karar vermişti.Partinin kurmayları AKP ileri gelenleri ile buluşmak üzere Ankara’ya gitmeye hazırlanırken Kahire Havalimanı’nda güvenlik güçleri tarafından uçaktan indirildi..”Müslüman Kardeşler dönüştüğünü göstermek için Kuran ve Kılıçlı logusunu buğday başağı ile değiştirdi.Amerika’nın “Ilımlı İslâm” projesinin başarısını gösteren bu gelişme, Mısır açısından da önemli bir başarıdır. Çünkü radikal İslâm’ın yarattığı tehdit ve tehlikeler, bu sayede Mısır’dan uzaklaşacak demektir.Buradaki tereddüt Türkiye konusunda.Çünkü Mısırlı Müslüman Kardeşler, ılımlı İslâm’ın örneğini ve öğretisini Türkiye’de arıyor. AKP bu durum karşısında övünebilir. Ama CHP?.CHP bir an önce toparlanıp Atatürk’ün kurduğu cumhuriyeti koruyacak güce kavuşmanın yaratıcılığını göstermelidir.İslâm bizim için dindir, rejim olamaz.Türkiye radikal rejimleri terbiye etmek uğruna harcanamaz!

Devamını Oku

CHP’ye doping

4 Kasım 2010

Yargıtay C. Başsavcılığı CHP’deki krizin özünü çözdü!Geriye “teferruat“ kalmıştır.Sorunun özü, yeni parti tüzüğünün işletilmesi idi.Kılıçdaroğlu 13 genel başkan yardımcısı ile genel sekreteri belirleyerek Başsavcılığın talep ettiği yasal gerekliliği yerine getirdi.Bu operasyon, CHP’de bir zihniyet değişimine işaret ediyordu. Çünkü örgüt üstünde despotik egemenlik kurduğundan şikâyet edilen Genel Sekreter Önder Sav ve ekibi tasfiyeye uğradı.Önder Sav karşı hamlesini Parti Meclisi’nde olağanüstü kurultay kararı aldırarak yaptı.Dün bütün gün Başsavcılık ne diyecek merakı ile geçti.Akşam üzeri ilk haber geldi: Başsavcılık, Kılıçdaroğlu’nun yaptığı işlemin uygun olduğunu bildirdi.Bu karar Sav’ın elini çok zayıflatmıştır. Zaten mücadelesi de haklılığa dayanmıyor.Yeni tüzüğü uygulatmayan odur. Başsavcılığın uyarısı ile Genel Başkan gereğine yönelince bu kez tüzüğü yürürlükten kaldırmak istemiştir.Partiye kazandıracağı bir menfaat mi olmuştur; hayır.. Sadece örgütü kontrol ederek sağladığı güçle kişisel iktidarını idame ettirmek, bu güçle lideri bile yönetmek istemiştir...İl başkanlarının neredeyse tümü son kurultaya Deniz Baykal’ı inadına partinin başında tutma kararıyla gittiler.Sonra bir gecede hepsi Kılıçdaroğlu safına geçti.Önder Sav aynı oyunu tekrarlayabileceğini sandı, yanıldı. Çünkü lider değişikliğinin mecburiyet haline geldiği bir zamandı o.Şimdi ise partinin önünü tıkayan değil, diri bir takımla partiyi iktidara getireceği umudunu temsil eden yeni bir lider var başta.Türkiye’de laik, demokratik cumhuriyeti tehlikede gören yığınlar, kurtuluş şansını Kemal Kılıçdaroğlu ile kullanma kararındadırlar. Bu şansın baltalanmasından suçlu tutulacak siyasetçiye hayat hakkı yoktur.CHP içinde hizip olarak kalmak veya bu işi partiyi bölerek yapmak fark etmez.Şimdi Kılıçdaroğlu, Sav’ın baskısı ile kurultay kararı alan Parti Meclisi’nin üyelerini ikna etmeye çalışıyor.Başaramadığı takdirde kurultayı kendisi toplayacaktır.Bizce böyle bir mecburiyet CHP’ye doping sağlar.Kurultaydan kimse korkmamalı!*****Halkın huyunu kimler bozuyor?Ödenmeyen vergi ve primlerin cezalarına af tasarısı bir seçim yatırımıdır.“Batakçıları affederken borcunu zamanında ödeyenleri kandırmış oluyorsunuz” diyerek bu hamleyi önlemek mümkün değildir.Ama haksızlığı gidermek için “Dürüst mükellefleri ödüllendirmek” önerisi yerinde bir uyarıdır.Öneriyi Maliye Bakanlığı formüle etmeye çalışıyormuş. Düşünülen ödül, dürüst vatandaşın ödeyeceği vergiden yüzde 10 dolayında indirim yapmak. Eski uygulama şu anlayışı üretti:“Devlet bir şey veriyorsa hemen al;Bir şey istiyorsa en sona kal!”Adaletsiz iktidarlar halkın huyunu bozuyor...

Devamını Oku

Liderliğe terfi

3 Kasım 2010

Kılıçdaroğlu CHP’yi altı aydır Genel Başkan Vekili gibi yönetiyordu.Dün liderliğe terfi etmiştir!Çünkü kendisini sınırlayan Önder Sav vesayetine son vermiş, onun örgüt üstündeki gücünü kullanarak oluşturduğu rehin alıcı zincirleri kırmıştır.Bu hesaplaşma kaçınılmazdı.CHP’nin karar organı MYK’ya Önder Sav’ın yönetim anlayışını yansıttığı için “Polit Büro” deniliyordu. Orada Sav’ın odak olduğu bir merkeziyetçilik, bürokratik tutuculuk, dışa kapalılık hüküm sürüyordu.Genel Sekreter Önder Sav, partinin yeni seçmenlere ulaşmasına engeldi ama partinin kontrolünü elinden alacak açılımlara da şiddetle karşıydı.Tüzük değişikliğine bu nedenle direndi.Yeni tüzüğün gerektirdiği 13 Genel Başkan Yardımcısı’nın belirlenmesi ile ilgili Başsavcılık uyarısı sonun başlangıcı oldu.Önder Sav, güçlü Genel Sekreter olarak konumunu koruyacak eski düzene dönülmesi için bastırdı. Ama Kılıçdaroğlu’nu razı edemedi.Çünkü Kılıçdaroğlu, düşündüğü takım oyununu Önder Sav’la oynayamayacağını görmüştü.Korku imparatorluğuAyrıca... Hem seçmen tabanından hem güvendiği deneyimli insanlardan gelen telkinler, partideki iki başlı yönetimi sonlandırması için daha fazla geç kalınmaması gerektiği konusunda onu uyarıyordu.Ve Kılıçdaroğlu dün gözünü kararttı.Önder Sav, görkemli parti merkezinin dördüncü katında Parti Meclisi’ni toplayıp kurultay kararı aldırırken Kılıçdaroğlu, eski Genel Sekreter Önder Sav’ı tasfiye eden darbeyi ikinci katta indirdi!Önder Sav’ın olay karşısındaki tepkisi, kaybından duyduğu acı ve öfkeyi açık ve kaba bir şekilde gösteriyordu.Genel Başkan’ın bulunmadığı Parti Meclisi toplantısında alınan kurultay kararının geçersiz olacağını söyleyen Kılıçdaroğlu’nu disiplin suçu işlemekle suçlayıp “CHP kimsenin babasının malı değil“ diye bağırdı.Aynı dakikalarda Kemal Kılıçdaroğlu, Sav’ı açıkça suçlayan ifadelerle CHP’de bir dönemin kapanıp yeni bir dönemin başladığı mesajını verdi.Sav’ı eleştirirken onun örgüt üstündeki etkisinden yarattığı gücü şantaj olarak kullanmasına izin vermeyeceğini söyledi.Daha da ileri giderek Sav’ı partide bir “korku imparatorluğu” kurmakla suçladı.Yine Kurultay paklarOlanlar ve söylenenler Kılıçdaroğlu ile Sav’ın artık asla bir araya gelemeyeceklerini gösteriyor. Bu kavga partinin çıkarları düşünülerek seçim sonrasına kadar dondurulabilir mi?Sav’ı tanımayanlar bile onun fotoğrafına baktığında rövanş peşinde koşacağını okuyabilir. Nitekim dün akşam, muhtemel bir ayrılığa geçerli mazeret üretmek için Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin temel doğrularına ters düştüğü gerekçesiyle kötüledi.Çekilirken ortalığı ateşe vermeye yatkın bir hava var Sav’da..Korkarız ki bu husumet, önümüzdeki seçimde yeni kitlelerin desteğini kazanmak zorunda olan CHP’ye geleneksel oylarından bir kısmını kaybettirebilecektir.Seçimde yenilgiye uğramış bir yönetimi indirmenin kolaylığını düşünerek Önder Sav’a bağlı örgüt unsurlarının en azından yeteri kadar çalışmamaları ihtimali hesaba katılmalıdır.Acaba parti içi muhalefetin imza toplamasını beklemeden olağanüstü kurultay çağrısını hemen yapmak yerinde bir seçim olmaz mı? İyi düşünülmelidir.O kurultay Kılıçdaroğlu’nu riske sokmaz. Ama CHP’ye tabanından ikinci kez güvenoyu almış bir liderle seçime girme şansını sunar!

Devamını Oku

Lider sınavı

2 Kasım 2010

Genel seçime sadece yedi ay kaldı ama CHP’de hâlâ hizipler birbirini yiyor!Kılıçdaroğlu’nun umut haline getireceği iddiasıyla başına geçtiği bu köklü parti millete bıkkınlık veren hastalıklarından kurtulamayacak mı?Dün AKP yöneticileri Başbakan Erdoğan’ın katıldığı uzun bir toplantıda genel seçimin 12 Haziran’da yapılmasını prensip olarak kabul edip hazırlıkları tartışırken CHP’de hizipler “Tüzük bunalımı kurultayla mı, kurultaysız mı aşılsın” kavgası yapıyorlardı.AKP iktidarının elinde rejimin rayından çıktığını, laik cumhuriyetin kurtarılması için önümüzdeki seçimin belki son şanslardan biri olacağını ana muhalefet bağıra çağıra ilân ediyor.Ya inandıkları şeyi söylemiyorlar ya da tehlikenin kendilerinden talep ettiği ciddiyet ve sorumluluğu gösteremiyorlar.Halk despot liderlerden bıktı. Kılıçdaroğlu’nun ortaya koyduğu resim ve yaklaşım sempatik bir fark yaratmış, CHP’nin şansını yükseltmiştir. Ama şarta bağlı...Rehin lider olmazBugün Parti Meclisi’nde geleceği belirleyecek olan bir sınav yaşanacaktır.Kılıçdaroğlu Genel Sekreter Önder Sav’ın dümen suyunda görüntüsünü yıkmadığı takdirde Ankara’daki arkadaşımız Bilal Çetin’in dediği gibi belki Genel Başkan olarak kalabilir ama rejimin kötü kaderini değiştirecek bir lider görüntüsü ve güvenini asla kazanamaz.Kılıçdaroğlu tüzüğün kendisine verdiği yetkileri kullanıp yardımcılarını özgürce seçmeli, bu seçimi hizipler arasında adaletli davranmak kaygısı ile değil seçimde en yüksek başarıyı gözeterek yapmalıdır.Örgüt Önder Sav’ın elinden alınmalıdır. Kılıçdaroğlu rehin görüntüsünden kurtarılmalıdır.Gelecek, CHP’de herkesten fedakârlık ve çaba bekliyor.Kibrin, bencilliğin, küçük hesapların yeri yoktur.Kemal Derviş’e partide yer bulamadığı, ondan yararlanamadığı için Deniz Baykal’ı eleştirmiştik. Aynı sınav şimdi Kemal Kılıçdaroğlu’nun önündedir.Derviş ve BaykalKılıçdaroğlu, halka sempatik gelen tevazuu ile farklı ve çağdaş bir lider portresi çizebilir.Derviş hem ekonomi, hem sosyal sorumluluk alanlarında dünyanın en birikimli uzmanlarından biri. Kılıçdaroğlu on yıl önce Türkiye’yi krizden çıkaran Derviş’ten büyüme hamleleri temelinde yeni bir plan hazırlamasını isteyebilir.Benzer bir daveti Deniz Baykal’a yapabilir.Baykal “Seçimde Kılıçdaroğlu başarısız olsun da yine bana gelsinler” diyecek adam mı?Değilse bile sahip olduğu birikimle bir kenarda oturmaya mahkûm edilirse böyle bir izlenim ister istemez doğacaktır.Lider, sahip olduğu bütün güçleri tam verimle hedefe yönelten, peşine takılan insanlara doğru şeyler yaptıran adamdır.Kılıçdaroğlu yetkilerini sonuna kadar cesaretle kullanmalı, başarıyı hiçbir insani zaaf yüzünden riske sokmayacağını göstermelidir.Gücünü bugün kanıtlamalıdır.

Devamını Oku

PKK ile kim konuşmalı?

2 Kasım 2010

Bölücü terör örgütü, meydanı boş bulmuş akrobata benziyor. İzleyenleri kan dökerek şaşırtıyor.Pazar günü PKK’nın daha önce kullandığı canlı bombaların bir benzeri İstanbul’un Taksim Meydanı’nda patladı çok sayıda yaralanan oldu.Örgüt eylemin sorumluluğunu kabul etmedi.Dün buna bağlı bir adım daha atıldı; 31 Ekim’de sona eren tek taraflı ateşkes kararını örgütün 2011 genel seçimine kadar uzattığı açıklandı.Hükümete ve topluma gözdağı vermeye yönelik bir paket proje ile karşı karşıya olduğumuzu düşünenler haklı çıkabilir.Kış yaklaştı. PKK’nın dağ kadroları zaten uykuya yatacak. Ateşkes ilanı ile eylemsizliği yatırıma dönüştürüyorlar.Ama diğer yanda, kentlere hem de canlı bombalar kullanarak saldırma imkânını ellerinde tuttukları korkusunu sürekli kılmaya çalışıyorlar.Ateşkesin hatırınaPKK’nın Taksim eylemini üstlenmemesi dün konuştuğum terör uzmanlarına pek inandırıcı gelmedi.Çünkü canlı bomba terör dünyasında ayırıcı bir üstünlük kabul ediliyor.Taksim eyleminin arkasında başka bir örgüt olsaydı bununla övünme hakkından bu kadar kolay vazgeçmezlerdi.Yani hükümetin normal olarak suçluyu biliyor olması gerekir.Ama sekiz ay sürecek ateşkesin sunacağı avantajları tehlikeye sokmamak da başlı başına bir amaç kabul edilebilir.Yani İçişleri Bakanı’nın canlı bomba saldırısı konusunda PKK’yı suçlamaktan uzak durması sebepsiz değildir.Seçim sürecini terör tehdidinden koruyacak bir imkânı hangi iktidar olsa kullanmak ister. Çünkü terörün durması öncelikle yaşam desteğidir. Sonra konuşma ve ikna zemini...Yalnız şunu unutmamak şartıyla:Terörü siyaset aracı olarak kullanan insanlardan soylu bir düşman çıkmaz. Her an bir alçaklığa hedef olacağınızı bilerek davranmak zorundasınız.Bölünmezlik görüldüİktidarın terörle mücadele politikası başarılı kabul edilemez. Hatalar büyük çaplı bir eşkıya şebekesine siyasi bir kimlik kazandırmıştır.Başbakan, terör örgütü ile temastan iktidarın sorumlu olmadığını, çünkü bu temasın eskiden beri “devlet adına” yürütüldüğünü söylüyor. Büyük hatadır.Temastan, müzakereden yarar umuyorsa bu sorumluluğu iktidar üstlenmeli, devlet terör örgütü ile pazarlık ediyor durumuna asla düşmemelidir.Çünkü iktidarların yedeği her zaman bulunur ama devletin bulunmaz!Üstelik bu daha ahlâki olduğu kadar daha sonuç alıcı olabilir.Dünkü KCK açıklamasında, iyi okununca AKP’nin sorumluluk üstlenme cesaretini artıracak şöyle bir ifade var:“.. Kürt sorununda kalıcı çözümün gerçekleşmesi ve silâhların tümden devre dışı bırakılması, gönüllü birlik ve toplumsal uzlaşının hayata geçmesi için tüm ilgili çevrelerin bu tarihi süreçte üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi...”Türkiye’yi bölme iddiasından artık vazgeçme zamanının geldiğini bu satırlar ima ediyor.Yeni hedef, bu kabulü paylaşanların sayısını artırmaktır.Ama hedefe yürürken araya devleti değil, partinin uygun göreceği müzakerecileri koymaktır!

Devamını Oku

Fark yaratmaya CHP mecbur...

30 Ekim 2010

Siyasetçi eleştirilmekten hoşlanmıyor. İktidarda veya muhalefette olması hiç farketmez.Başbakan Erdoğan dün “Sorgulayan vatandaştan kimse rahatsız olmasın” diyordu.Ama hoşuna gitmeyen şeyler yazan ve söyleyen insanlar karşısında acımasız bir “intikam meleği“ haline geldiğini eminim kendisi de görüyordur.CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da geçen gün zor soruları hep kendisine sorduklarından yakınarak gazetecileri Başbakan’dan sakındıkları için eleştiriyordu.Medyadan gelen eleştiri aslında toplumun gündeminde önemseniyor olmanın delilidir. Muhalefete yönelik eleştiri de onu iktidar alternatifi kalitelerine yükseltme isteğinin göstergesidir.Kılıçdaroğlu’nun gelişinden bu yana CHP epey zaman kaybetti ama galiba nihayet hareketlenmeye başladı.Yeni tüzüğü hayata geçirmek konusunda Başsavcı’dan aldığı uyarı partiye demokratik bir işlev ve çekicilik kazandırmak yolunda önemli fırsattır. Mutlaka değerlendirilmeli.Ama ben asıl Silivri’de yapılan yerel yönetimler konulu toplantıdan yansıyan yeni örgütlenme anlayışını önemsiyorum.Güçlenmek ama nasıl?Kılıçdaroğlu “Artık kafalardaki kalıbı kıracağız“ demiş. Dilerim gerçekleşir. Çünkü uzun yıllar CHP halka gitmedi halkın ona gelmesini bekledi.Nasıl olsa Cumhuriyet değerlerine sadakat besleyen yığınların sığınacağı başka kapı yoktur ve oylarını CHP’ye vermeye bu insanların elleri mahkûmdur.Bu zihniyet iktidar enerjisi üretemez sadece oligarşik bir azınlığa milletvekili olma garantisi getirir.Siyasi iktidarı da hiçbir rekabet baskısı ile karşılaşmadığı için yoldan çıkarır.Anayasal güvencelerin bile rejimi korumakta yetersiz kalacağına yönelik korkular sebepsiz uyanmadı. İktidarın ihtirası kadar muhalefetin yetersizliği de önemli sebepti!CHP lideri dün Başbakan’ın “iktidarda kalmak için yasadışı her şeyi yapma anlayışı”na sahip olduğunu iddia etti.Bu teşhis Kılıçdaroğlu’na CHP’yi “çıtkırıldım muhalefet“ çizgisinden zorlu ve dişli muhalefet kimliğine taşıması sorumluluğunu yüklüyor. Böyle bir kimliği yaratmanın yolu iktidara sürekli diş göstermek ve zorluk çıkarmak değildir. Halkla bütünleşmek için yaratıcılık göstermektir.Halkın milletvekilleriKılıçdaroğlu CHP’nin İstanbul’da sokak sokak örgütleneceğini, seçime çok daha güçlü gideceklerini, İstanbul’daki modelin öteki kentlere örnek olacağını söyledi.Yeni lideri CHP’nin şansıdır.Pencereleri bile kapalı parti modelinden kapıları yeni katılımlara ardına kadar açık bir partiye geçmek ve eski küskünleri kucaklayan bir hareketi başlatmak, büyük bir heyecanı tetikleyebilir.CHP elbette iktidarın yanlışını, eksiğini sergilemeye devam etmeli ama bundan sonra üstünlük kurmanın yolunu farklılıklarını arttırmakta aramalıdır.Halkın gözünde AKP’den kurtulmanın değil, daha özgür, daha temiz, daha güvenli bir Türkiye için alternatif olmalıdır.Mesela her Salı tekrarlanan Meclis Grup toplantılarını lider monoloğu olmaktan kurtarmak demokrasiye hizmettir. Bu faşizm bakiyesi alışkanlık bize sonradan musallat oldu. O kürsüyü milletvekillerine açmak CHP’yi farklılaştıracaktır.Devrim değerindeki farkı ise, yaklaşan yeni seçimin milletvekili adaylarını öbür partilerde liderler belirlerken CHP’de liderin değil, her ilde ayrı ayrı parti tabanının seçmesi yaratacaktır.Propaganda imkânları açısından ezici bir üstünlük kuran iktidara karşı zaten CHP’nin daha etkili bir kozu yok!

Devamını Oku

Gülecek ne var?

29 Ekim 2010

Eski 29 Ekim’lerde gazetelerin çoğu “En büyük bayram” manşeti ile çıkardı.Siyasetçiler kavgalarını bir günlüğüne askıya alırdı.Dün baktım da “en büyük bayram” bir yana özel günlerin havası bile yoktu başkentte. Siyasetçiler ve lâfın gelişi “devlet adamları” küçük bir tebessüm destekli selâmı dahi birbirlerine çok gördüler...Anıtkabir’de YÖK Başkanı Özcan’ın başına gelen acı acı güldürdü beni: Ayakkabısı ıslak zeminde kaydığı için mozoleye çıkamamış.Türban yasağının dayandığı yüksek mahkeme kararlarına hukuk içinde çözüm aramak, parlamentonun göreviydi ve bu yönde bir irade oluşmaya başlamıştı.Ama YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan tepeden inme bir genelge ile, yani kanun yerine kılıçla çözüm getirdi! Açtığı karanlık yol kökten dinci kışkırtmaları azdırdı.Prof. Özcan’ın hem laikliğe hem hukuk devletine karşı işlediği suçları bilmemesi mümkün değildir.Yani Anıtkabir’de mozoleye çıkmadıysa “ayakkabım kayıyor” lâfı bahanedir.Çıkamamıştır; çünkü yüzü tutmamıştır!Direneni ezen düzen“Türban yasağını boşverin” genelgesine uyan üniversitelerin (Tunceli, Gümüşhane) yeni yılda bütçeleri ortalama yüzde 40-50 artırılırken, genelgeyi dikkate almayan Muğla Üniversitesi’nin ödeneğindeki artış yüzde 12’de, ODTÜ’de ise yüzde 17,7’de kaldı.İktidar yoluna çıkan engelleri, hukuka uygunluk dinlemeden dozer gibi ezip geçiyor. Yüksek yargıdan şikâyetçiydi, Anayasa Mahkemesi’ni ve HSYK’yı baştan aşağı değiştirdi.Sayıştay’ın iki denetleme raporuna kızdığı için kamu kaynaklarının amacına uygun harcanıp harcanmadığını Osmanlı’dan beri meclis adına denetleyen bu kurumu işlevsiz hale getiriyor şimdi.Ülkede bağımsız kurum kalmadı.Derinden gelen bir ses sanki kendi doğrusundan taviz vermek istemeyen kurumların kulağına şu ihtarı yapıyor:“Teslim ol, yoksa yakarım!”Örnek: Rize’deki İkizdere Vadisi’nde projelendirilmiş santrallerin kurulacağı alanları “Doğal SİT” ilân eden Koruma Kurulu iktidarın gazabına hedef oldu.Belli ki HSYK operasyonunun bir benzeri burada uygulanacak.İrtica nereye kayboldu?Meclise sevkedilen yasa değişikliği, iktidara doğal SİT alanlarını baştan aşağı yeniden düzenleme yetkisini veriyor.HSYK’nın başına nasıl Adalet Bakanı ve müsteşarı getirildiyse, buradaki kurulun başına da Çevre Bakanlığı Müsteşarı getirilecek.Tabiat varlıklarını iktidarın merhametine terk edecek düzenin garantisini 18 kişilik kurulun 14 üyesini oluşturacak olan emir kulu bürokratlar sağlayacak.Son MGK açıklaması dikkatinizden kaçmamıştır.“Kırmızı Kitap” adıyla bilinen “Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi”nin yeni şekli kurulda uygun bulunmuş.Yeni metnin en çarpıcı konusu, irticanın tehdit olmaktan çıkarılması.Tarikatların gövde gösterisi yaptığı ve devletin en kritik noktalarını ele geçirdikleri konusundaki iddiaların doruğa çıktığı dönemde bu karar pek inandırıcı gelmedi insanlara.Beni asıl meraklandıran şu:İrticanın tehdit olmaktan çıktığına MGK’nın hükümet dışından gelen üyeleri nasıl bu kadar çabuk ikna oldular?Gerçekten inandılar mı, yoksa iktidara ters düşmenin daha büyük tehlike olacağını bildikleri için mi seslerini çıkarmadılar? Yakında anlarız.Ama şimdiden belli olan şu ki siyasetçiler surat asmakta haklı.Ortada gülecek bir şey yok!

Devamını Oku