CHP’de yaşanan krizin partiye dinamizm getirdiği, yani şimdilik yarar sağladığı görülüyor.
Çünkü kriz, bölünme yaratmamıştır.
Tersine uyumlu bir yönetim kadrosu oluşturmanın zeminini hazırlamış, parti gençleşmiştir.
Hazırlanmış bir yenileşme değildi bu.
Hani “Eğrisi doğrusuna denk geldi” derler ya, sanki biraz öyle bir şey..
Ama hemen belirtmek gerekir ki partinin bünyesi güçlü olmasa CHP bölünür, en azından kurultay üstüne kurultay toplama mecburiyetine düşerek halkı bıktırır ve küçülürdü.
Oysa tablo şimdi parti tabanının heyecana kapıldığını gösteriyor.
CHP lideri dün İstanbul’a gelişinde kendisini karşılayan coşkulu kalabalığa otobüsün üstüne çıkarak hitap etmek mecburiyetinde kaldı.
Tabii o da coştu ve Tayyip Erdoğan’ı “oradan” indireceğini söyledikten sonra “Türkiye’yi aydınlığa kavuşturacağız” dedi.
Mesele de bu noktada düğümleniyor.
“Yeni CHP”nin lideri bu söylediklerini nasıl yapacak?
Örgütlerden sorumlu yeni Genel Başkan Yardımcısı il ve ilçe yöneticilerine şu öğüdü vermiş: “Ölü evinin yasçısı, düğün evinin tefçisi olun!”
Tabii bu söyleneni yapmanın bir zararı olmaz. Ama kesin ki beklenen halk desteği de tefle asla gelmez!
Yeni kadro şu gerçeği hiç unutmamak zorunda: Büyüyen bir ekonomide iktidar partileri kolay seçim kaybetmezler.
CHP sağlam adımlarla yürümelidir.
Bunun çaresi, projelendirilmiş çözümlerle bir Acil Eylem Paketi hazırlayıp kamuoyunda tartışmaya açmaktır.
İşsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, terör ve bölücülük, üretimsizlik, ithale dayalı tüketim savrukluğu, yitirilen hak ve özgürlükler...
Bütün bu konularda ülkenin en güvenilir beyinlerini örgütleyecek yeteneğe sadece CHP sahiptir.
“Herkesi kucaklamak” böyle olur!
CHP çekiciliğini arttırmak için AKP’ye karşı fark yaratmak zorundadır.
Mesela AKP’nin milletvekili adaylarını yine Erdoğan seçecek.
Kılıçdaroğlu da adayları parti üyelerine seçtirmeyi başarmalıdır.
Ve o önseçime kadar üye sayısını 1 milyon artırmalıdır.
Halkla bütünleşmek tefle olmaz böyle olur!
İstenen de buydu!
Prof. Mehmet Haberal ile ilgili Yargıtay içtihadı pek çok yargıçtan tepki dolu eleştiriler aldı.
Bilindiği gibi ünlü cerrah Haberal, tutukluluğuna itirazlarını gerekçesiz olarak defalarca reddeden dokuz hakim hakkında tazminat davası açarak kazanmış, bu hüküm de son olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nca onaylanmıştı.
Tedbir işlevini aşıp ceza niteliğine dönüşen uzun süreli tutuklama kararlarının sebep olduğu hukuksuzluk AB’nin ilerleme raporlarına bile yansıyordu.
Yargıtay doğru bir iş yaptı. Ama takdir hatalarının tazminat doğuracağı korkusuna kapılan yargıçlar tedirgin oldular.
“Bundan sonra benden tutuklama kararı çıkmaz” diyen de var, bu korkunun baskısı ile verilmeyecek olan tutuklama kararlarının kamu düzenini bozacağını düşünenler de...
Cezaevlerindeki tutukluların hükümlü sayısını görülmedik biçimde geçmiş olması zaten kamu düzenin pek de yolunda gitmediğine işarettir.
Pek çok hakim “Bu karar tutuklama kararlarını etkileyecektir” demişler.
Dileriz öyle olur. Zaten istenen de odur!

