Nancy Pelosi, Meclis Başkanı koltuğunu devretmeden önce Ermenilere borcunu ödemek istedi.Soykırım tasarısını oylatmak için bütün kozlarını kullandı ama Türk lobisinin oluşturduğu cepheyi yenemeyeceğini görerek ricat kararı aldı.Yenilgiyi kabul etti.Temsilciler Meclisi Başkanı Pelosi dahil Ermeni destekçisi Demokratlar son seçimle nüfuzlu pozisyonlarını kaybettiler.Onların yerini Türkiye Dostluk Grubu üyesi Cumhuriyetçiler alacağı için uzunca bir süre Ermeni tasarısı baskısından kurtulacağız.Kongre’de çok etkili lobi faaliyeti yürüten Türkiye Dostluk Grubu’nun liderliğini Steve Cohen’in yapıyor olması iki bakımdan dikkat çekiyor.Cohen bir Demokrat. Ama daha ayırıcı kimliği bir Yahudi olması.Beş asır önce İspanya engizisyonundan kaçarak Osmanlı’ya sığınan atalarının teşekkür borcu onu yönetmiş, etkilemiş olabilir mi acaba?Öteki nokta daha gerçekçi:Başarıda Demokratların desteğini sağlamanın da payı oldu. Bu durum Beyaz Saray yönetiminin Türkiye için yoğun çaba harcandığına dair haberleri doğruluyor.Tasarı, Türk-ABD ilişkilerinin kritikleştiği bir döneme denk geldi.Türkiye’nin İran’ı kollayan, İsrail’le bir türlü normalleşemeyen politikaları yüzünden iki başkentte yaşanan sıkıntılar WikiLeaks sızıntıları ardından taşınamaz hale dönüşmeye başlamıştı.Bunların üstüne binecek Ermeni yenilgisi yıkım yaratırdı.Bu ihtimal ABD yönetimini korkutmuş olmalıdır.Tehlike geçti ama şimdilik geçti.Kimse Ermeni diasporasının asıl hedefinin 100’üncü yıla denk gelen 2015 olduğunu unutmamalıdır.O tarihe kadar İsrail’le ilişkileri düzeltmeli, siyasal ve ekonomik alanda Türkiye’yi daha vazgeçilmez hale getirmeliyiz.Kimse “zaten şu anda öyleyiz” demesin.Demokrasimiz özürlü. Adil yargılanma hakkı geçerli değil. Medya sansür ve oto sansür altındadır.Türkiye o zamana kadar saygıya lâyık bir gücün sahibi haline gelmek zorunda!Ciddiyet mafiş...Ayrılıkçı güçlerin Cumhuriyet’i temelinden sarsacak hedefler açıkladığı günden beri her yer toz duman...Demokratik Toplum Kongresi’nin özerklik projesiyle önerdiği ayrı bayrak, iki resmi dil, Kürtçe eğitim, yerel meclisler, özsavunma güçleri gibi hedeflere iktidar kanadından hiçbir itiraz sesi çıkmadı.Kılıçdaroğlu’nu CHP Kurultayı daha sürerken cevaplayan Başbakan’ın bölücü projeyi duyar duymaz hemen “one minute” diye bağırarak elini masaya vurması beklenmez miydi? İktidar partisi tepkisini zamanında gösterse Genelkurmay “TSK üniter devlet, ulus devlet ve laik devletten yana taraftır” diye açıklama yapma ihtiyacını duymayacaktı belki.AKP ayrılıkçı projeye değil, tepki gösteren Genelkurmay’a tavır koydu. Genel Başkan Yardımcısı’nın ağzından askere “işine bak” uyarısı yaptı.AKP’nin bir Kürt politikası yok da seçim düzleminde toplumun vereceği tepki ve eğilimlere göre biçimlenecek gibi görünüyor.Dün ilgili bakanlarla asker ve sivil bürokratların katıldığı bir terör zirvesi yapıldı. İyi ki de yapıldı.Çünkü iktidar partisi “demokratik özerklik” talepleri karşısındaki konumunu bu sayede ortaya koymak zorunda kaldı.Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik özerklik projesinin içerdiği talepleri “suikast teşebbüsü“ ve “sabotaj” olarak gördüğünü açıkladı.İktidar böylelikle hem sıkı bir duruş gösterdi, hem de “ikinci adam” seviyesinde tepki verdiği için sözünü geri alma kapısını açık tuttu. Özetlersek...Gidiş vahimdir. Lâkin ciddiyet mafiş!
Bölünmek, ayrışmak bir arada yaşamanın şartları kalmadığı zaman tartışılabilir.Ama Türkiye’de böyle bir mecburiyeti dayatan şartlar gerçekten var mı?Bir defa bu ülke, kalitesi bozuk olsa da demokrasi ile yönetiliyor. İnsanların yöneticilerini özgür seçimlerle belirleyebildiği toplumlarda şiddete dayalı mücadele yöntemlerinin yani terörün bahanesi olamaz.Türkiye’de de olmaması gerekir.Kürtçülük yapanların şu anda sadece yüzde 10 seçim barajına yönelik itirazları ve mücadeleleri haklı görülebilirdi.Suçüstü hali...Ama terörü araç olarak kullanan Kürtçü eğilimlerin Demokratik Toplum Kongresi adını verdikleri zeminde uzlaşıp açıkladıkları hedefler, kendi meclisi, öz savunma gücü, ikinci resmi dil ve ayrı bayraktır.Yani “Demokratik Özerk Kürdistan”...Dün yandaş medyadan yansıyan hâkim görüş, esasa dönük eleştiriler yansıtmıyordu. Daha ziyade taktiğe dönük uyarılar, yani hedefleri açık ederek toplumda tedirginliğe ve tepkilere yol açan boşboğazlığa sitemler taşıyordu.Suçüstü yakalanma halinin doğurduğu bir telâş hali.Üniter devlete ve laik rejime yönelik farklı niyetler besleyen kanadın “düşünür”leri “pusu taktiği”ne inanırlar.Onlara göre doğru zamanı bilirsen, gizlilik içinde oluşturduğun her projeyi bu millete kabul ettirebilirsin...İçişleri Bakanı’nın muhalefetin her şeyi açık etmesinden şikâyeti de işte zaten bu nedene dayanıyor. Böyle demokrasi olur mu?Silâhın miadı...İmralı’daki mahkûm, Kürt vatandaşların temsilcisi muamelesi görmeyi hangi özelliği nedeniyle hak ediyor?Tek özelliği ölmeye ve öldürmeye hazır olduğuna herkesi inandırması, acımasız bir terör örgütüne hükmediyor olmasıdır.Yoksa bölücü hedeflere inanmış Kürt yurttaşların sayısı Kürtçe konuşan insanların üçte biri dahi değildir.Sandık böyle söylüyor.Hele bunların arasında “bölünmeye terör yolundan gidelim” diyenler o üçte birin yarısı dahi değildir.Devlet elbette silahı bırakıp dağdan indirmek için teröristle de konuşur.Ama iş, bölünmeyi istemeyen büyük kitleyi, ölüm tehdidinde bulunan bir azınlığa feda etme çizgisine asla dayanmamalı.“Silâh miadını doldurdu” diyen Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemir’e İmralı’dan Öcalan “Şarlatanlığın, soytarılığın gereği yok” diye zılgıt çekmişti.Irak Cumhurbaşkanı Talabani de dün Baydemir gibi konuştu. NTV’ye demecinde “Silâhlı mücadele dönemi artık bitmiştir” dedi. Ateşkes ilan ederken kendisine soran PKK’lılara “Silâhları bırakıp politikaya dönmelisiniz” dediğini anlattı.İmralı’daki terörist başı ne diyecek bilemeyiz ama biz Talabani’ye “ağzına sağlık” demek istiyoruz.Çünkü konuşmasını “Yaşasın Türkiye” diye bitirdi.Bu sözü çok uzun zamandır duymuyorduk. Özlemişiz!
Türkiye’nin siyasi aktörleri, daha iyi yönetildiği görülen bölücü Kürtçü hareketin karşısında yetersiz kalmaya başladılar.Öcalan, Kürtçü hareketin siyasi plandaki örgütü BDP ile Kandil merkezli terör örgütü PKK’yı devlet himayesinde İmralı’dan yönetebilmektedir.AKP iktidarı kısa vadeli ateşkesler uğruna bu kolaylığı Öcalan’a sağlamaya razı olmaktadır.Şu anda PKK Haziran’daki seçime kadar süreceğine söz verdiği bir “eylemsizlik dönemi” yaşatıyor ülkeye. Karşılığında da siyasi kazanımlarını geliştirmeye çalışıyor.Ayrılıkçı hareketin geçen hafta ilân ettiği “iki dilli yaşam” projesi daha soğumadan Diyarbakır’da toplanan Demokratik Toplum Kongresi’nin sonuç bildirisi ile açıkladığı “Demokratik Özerklik” hedefinin şoku yaşandı.MHP lideri Bahçeli dün son gelişmelerin Türkiye’yi bölme projesi ile bağlantılı bir ayaklanma hazırlığı olduğunu öne sürdü.Devlet Bahçeli’ye göre ilk aşamada Kürtçe’nin kamusal alanda ve eğitim sisteminde siyasi statü kazanması sağlanacak ona paralel olarak demokratik özerklik adı altında ayrı bayrağı, parlamentosu ve savunma gücü olan eyaletler sistemine geçilmesi hedef alınacaktır.Güç İmralı’da mı?Bu başarılırsa son hedef olan Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin bir kısım topraklarını kapsayacak olan birleşik ve bağımsız Kürdistan devletinin kurulmasına sıra gelecektir.AKP iktidarına güven duymayan çevreler, Silâhlı Kuvvetler’i itibarsızlaştırma operasyonlarını bu büyük planla bağlantılı görüyor. Askerin pasifleştirilmesi devletin direnme gücünü sınırladıkça “açılım”ın da önü açılacaktır çünkü.Bahçeli’ye göre Kürtçü siyasetin tırmanışa geçen cüreti, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın başlattığı “açılım”ın sonuçlarıdır.Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Cumhuriyet’e verdiği mülâkatta düşündürücü tespitler yaptı. Demirel’e göre mesele şudur:“Türkiye’yi yönetenler terörü etkisiz hale getiremediklerine göre ‘Acaba anlaşmak suretiyle bunu etkisiz hale getirebilir miyiz’ diye düşünüyorlar. T. C. devleti terör yapanlara ‘Bu işi bırakın, gelin ne isterseniz verelim’ gibi bir arayış içinde görünüyor.”“Madem ki güç İmralı’da, onunla konuşulsun” diyenlerin sayısı epey çok olduğu halde iktidar, sorumluluğu üstlenemiyor.Korku sandığı bekliyor. O nedenle İmralı’daki pazarlıklardan söz açılınca “Biz konuşmuyoruz, devlet konuşuyor“ diyorlar.Yalancı ateşkesBu devlet her kimse, Öcalan’a normal olarak “Durmak için ne istiyorsun?” diye sormuş olmalıdır.Acaba Demokratik Toplum Kongresi’nin açıkladığı “Demokratik Özerklik Projesi” devletin terörist başı Öcalan’a sorduğu sorunun cevabı olabilir mi?Bunu bilmiyoruz ama büyük bir kesim bundan şüphelenmekte, bazı işaretler de doğrulamaktadır.İçişleri Bakanı Atalay “İyi diyaloglar var, görüşmeler var“ dedi geçen gün.Ama başarıya ulaşmak için iktidarın yürüttüğü politikaları hiçbir partinin iç siyasette kullanmaması gerektiğini savundu.“Sizin aldığınız riskleri muhalefet köşe bucak kullanırsa o zaman iktidar da bu sorunları göğüslemekte zorlanır” dedi.Açıkça anlatın o zaman sıkıntınızı...Terör örgütü ile pazarlığa oturmakta bir sakınca görmeyen iktidara, parlamentodaki partileri ikna etmeye çalışmak mı zor geliyor?AKP iplerin elinden kaçmak üzere olduğunu görmelidir.Yalancı bir ateşkesin seçim kazanmaya faydası olur ama bedeli de facia olabilir!
Hukuk devletinin boşalttığı alanları iyilik doldurmaz, baskıcı yönetim uygulamaları doldurur.Faşizm denilen kötülük de buralarda yetişir.Tüm erklere egemen olmak AKP iktidarına yetmiyor.Kamu personelini hâkim ve savcıdan başlayıp polise kadar kontrol altına alan düzenlemeler yapılıyor.İktidarın isteklerini yerine getirirken işlenen suçlar, dokunulmazlık zırhına alınıyor.AKP bu şekilde kamu görevlilerini, mağdur ettiği vatandaşların şikâyetlerine karşı koruyor.Bu konudaki son yasa, kanunsuz emir karşısında duraksayacak olan kamu görevlilerini bir anlamda “Korkma arkandayım” diye teşvik ediyor.İdeolojik iktidarların en büyük sakıncasıdır:Göze girmek isteyen idareciler, iktidarın hoşuna gideceğini umdukları eylem ve işlemleri, yetkilerini aşarak, kuralları bozarak icra ederler.Mesela Ankara’da “çocukların bulunduğu lokantada içki içiliyor” diye yapılan polis baskınının tek olay olmadığı ortaya çıktı.Meğer benzer bir baskın Aydın’da gerçekleşmiş.Bir alışveriş merkezi içindeki lokantayı basan polis burada aileleriyle oturan üç erkek çocuğun varlığını tutanağa bağlayarak belediyeye bildirmiş, belediye de lokantaya 2 bin lira para cezası kesmiş.“Ulema”ya sorsalar ne önerir?İki ihtimal: Ailece dışarda yemeğe gidenler 18 yaşından küçük çocukları varsa “içki satılmayan bir yer” arayıp bulsunlar;Veya çocukları evde bırakıp ya da dışarı salıp öyle “zıkkımlansınlar!”Baskınlar 1934 doğumlu Polis Vazife ve Selâhiyet Kanunu’na dayanarak yapılıyor. Niye 70 yıl sorun olmayan bu yasa şimdi sorun yaratıyor?Çünkü farklı bir zihniyet kanunu ideoloji gözlüğü ile okuyor.Yasa “bar, pavyon, gazino, meyhane gibi içkili yerleri yanlarında veli ve vasileri olsa bile” çocuklara menediyor.İsteyene içki de verilen lokantaları bu “yasak yerler” içine sokamamak gerekir aslında. Meyhaneye içki için gidilir, yemek mezedir. Aile burada istisnaidir.Halbuki polisin baskın verdiği yerler lokanta. Buralara aileler de gider ve birlikte yemek yemek için toplanırlar. Ailenin büyükleri -şart değil isterse- “iki kadeh bir şey” içerler, gülerler, söylerler.Bu yerleri “yasak yer” kapsamına sokmak halkın yaşam biçimine müdahaledir, yaşam alanını daraltma girişimidir.İktidar, fiili içki yasağı üreterek göze gireceğini zanneden idarecilerin terörüne karşı vatandaşları korumalıdır.Beterinden korusun“Çabalama kaptan ben gidemem” diye bir söz vardır.Öğrenci gösterilerinde “orantısız güç” kullanan polisi mazur ve masum gösteren her söz ve çaba, toplum vicdanında mahkûm olacaktır.İçişleri Bakanı Atalay dün hata yaptı, gemiyi kaptan olarak kayaya tosladı!Dediğine göre “Polis öğrencilere vurmamış sadece uzaklaştırmak için gaz sıkmış...”Acaba İçişleri Bakanı’na öğrencilerin coplandığı, gazlandığı, yerlerde sürüklenip tekmelendiği olayları değil de her zaman polisin şefkatine mazhar olan türban eylemleriyle ilgili çekimleri mi gösterdiler?Hamile bir kıza çocuğunu kaybettiren hunharlık, bir genci sağlam alıp burnu kırık halde tahliye eden acımasızlık unutturulamaz.Toplumu hiç kimse suçlular bulunup adalet huzuruna çıkarılmadan tatmin edemez.Gençlerin aslında polis dayağını ne kadar hak ettiklerini anlatmak için dil döken bir İçişleri Bakanı, demokrasimizin acıklı çelişkisidir.Kurtulana kadar Allah beterinden korusun!
Kılıçdaroğlu, Türk standartlarına uygun lider kimliğini dünkü kurultayda kayıtsız şartsız aldı.Partinin yönetim organlarını tek başına kendisi seçti çünkü. Bir başarısızlık halinde hiçbir mazeret kalmamıştır.Yalnız hakkını yememek lâzım: Şimdi o hizip barındırmayacak kadar güçlü ve tartışmasız bir lider kimliğini temsil ediyor.Bu avantaj CHP’yi iç çekişmelerde yorulmaktan koruyacaktır.CHP uzun zamandan beri ilk kez tüm enerjisini iktidar mücadelesi yapmaya harcayacaktır.Heyecan yüksekDünkü kurultay iktidar odaklı bir heyecanın örgütü kapladığını hissettiriyordu. Kılıçdaroğlu ve arkadaşları bakalım bu heyecanı tüm topluma yaymayı başarabilecek mi?CHP liderinin konuşması niçin acil bir iktidar değişikliği ihtiyacı içinde olduğumuzu sarsıcı bir şekilde ortaya koydu.“Türkiye ağır ağır faşizme doğru gidiyor. Bunu engelleyeceğiz” dedi.Konuşma, partinin önümüzdeki seçim için açıklayacağı hedeflerin bir listesini içeriyordu.Kılıçdaroğlu iktidara geldikleri zaman YÖK’ü, öğrenci harçlarını, özel yetkili mahkemeleri, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ni, milletvekili dokunulmazlığını ve yüzde 10 seçim barajını kaldıracaklarını, milletvekili adaylarını halka seçtiren bir düzen getireceklerini vaad etti.Asıl farklar nerede?Bunlar tabii ki önemli ama CHP asıl farkı Kürt sorununa çözüm önermekte yaratacak.Kılıçdaroğlu, etnik kimliğe saygı temelinde geliştirilecek ekonomik ve sosyal kalkınma hedeflediklerini, özel sektörün yetmediği yerde devletin bölgede fabrika kuracağını, mayınlardan temizlenen arazileri topraksız köylülere dağıtacaklarını söyledi.Şu söz tutar:“Biz ne böleriz ne sömürürüz; biz üçüncü yoluz.”CHP’nin halkı kazanmakta yararlanacağı en etkili silâh “Aile Sigortası” olacak.Kılıçdaroğlu, geliri olmayan ailelere asgari ücret düzeyinde maaş verileceğini, bu parayı evin kadınının bankadan alacağını, bu şekilde gıda torbası ve kömür çuvalı bekleyen yoksulların bu onur kırıcı çaresizlikten kurtarılacağını anlattı.Sanılandan daha etkileyici bir yenilik olur bu proje.Sadaka karşılığı oylarını vermeye mecbur kalan insanlara özgürlüklerini geri verecek olan “aile sigortası” yoksulları minnet yükünden kurtaracağı için karşılığını mutlaka alır!Kılıçdaroğlu ve ekibi çağdaş bir sosyal devletin yaratıcı gücünü kullanarak yoksulluğa ve işsizliğe çare üreten çözümleri en kısa zamanda projelendirmeli ve halka döne döne anlatmaya başlamalıdır.Bir iktidar değişikliğinin zamanı gelmiştir. Gerçekleşmezse bunun müsebbibi nöbet değişimi gereğini iyi anlatamayan muhalefet olacaktır.CHP, iktidarın oyununa gelerek kendini savunma derdine düşmemeli, kendi yapacaklarını anlatarak gündemini kendi belirlemelidir.
CHP bu seçime az görülen bir bütünlük içinde gitme şansı bulacak.Kurultay’ın nasıl geçeceği dünden belli.Örgüt, Kılıçdaroğlu ile elde edilen umut ve gücü, şartsız bir kredi olarak sonuna kadar lidere sunmuştur.Partinin yönetim kadroları için Kılıçdaroğlu tek seçicidir.Bu durum ona taşınması kolay olmayan bir sorumluluk da yükleyecektir tabii...A&G Araştırma şirketinin sahibi Adil Gür’ün VATAN’a yaptığı değerlendirmeler Kılıçdaroğlu’nun rotasını belirlerken çok yararlanacağı şifreler taşıyor.Adil Gür, ideolojik dürtü ile oy kullanan seçmen oranının iyice düştüğünü, insanların artık sağ-sol ayrımı olmaksızın partilerin ekonomik ve sosyal performanslarına bakarak hareket ettiklerini, proje ve çözüm odaklı tercihlerin belirleyici hale geldiğini anlattı.Nitekim araştırma, sağlık hizmetinde artan etkinliğin, ücretsiz kitap ile TOKİ faaliyetinin “iktidar aşınması” kaynaklı gerilemeyi telâfi ettiğine dair işaretler veriyor.A&G şirketinin anketine göre bugün seçim olsa AKP’nin oyu yüzde 44-45 CHP 30-31 bandında olacaktır.Tablo CHP’yi yükselişte gösteriyor ama CHP seçmeni buna rağmen bugünün şartlarında partisinin Haziran’daki sandıktan iktidar olarak çıkacağına inanmıyor.Demek ki Kılıçdaroğlu’nun altı aylık getirisi bu kadar olmuş. Ama gelinen noktayı kimse küçümseyemez.CHP aslında seçim düzlemine girerken çok avantajlı bir çıkış noktası yakalamış sayılır.Bundan sonrası bugün seçilecek ekibin başarısına bağlıdır.Partinin yaptırdığı kamuoyu araştırması, CHP’yi gerçekten iktidar alternatifi konumuna yükseltecek ip uçlarını veriyor:Halk ideolojik tartışmalarda nefes tüketen değil, temel sorunların çözümüne yönelik projeler üreten bir parti, seçmenle doğrudan ve sıkı ilişki kuran, sandığı namusu gibi koruma kararlılığını göstermekte güven veren ateş gibi bir örgüt istiyor.Hedef belli olduğuna göre rotayı doğru çizene ne mutlu...Uyan borusuBDP’nin Güneydoğu’da “İki dilli yaşam” kararı, TSK’nın sert tepkisine hedef oldu.Genelkurmay’ın internet sitesindeki açıklamada “iki dil tartışmalarının Cumhuriyetimizin temel kuruluş felsefesini kökten değiştirecek bir noktaya doğru götürülmeye çalışıldığı endişe ile izlenmektedir” denildi.Dil birliğinin kaybolması halinde doğacak kötü sonuçlar hatırlatıldıktan sonra açıklama şu sözlerle tamamlandı:“TSK Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü ülkenin bölünmezliğini Cumhuriyeti ve demokrasiyi koruma görevi kapsamında; ulus devlet, üniter devlet ve laik devletin korunmasında her zaman taraf olmuş ve olmaya devam edecektir.”Şimdi bu açıklamayı askeri hedef gösteren yeni tahrikler yaratmak amacıyla kullanacak olanlar çıkabilir. Herkes soğukkanlı olmalı.Sonuçta anayasal bir kurum önemli gördüğü bir tehlikeye karşı kamuoyunun dikkatini çekmek istemiştir.Eğer siyasetçiler buna bile alınıyorlarsa, uyanan endişeyi göğüsleyecek kararlı duruşu askerden önce kendileri göstersinler. O zaman askere tepki koymak için sebep kalmaz.Mersin’de dün Kürtçe söylemeyen türkücüyü öldüren cinnet “uyan borusu”dur!
Kayseri Belediyesi ile ilgili yolsuzluk tartışması Cumhurbaşkanı Gül sayesinde yeni bir boyut kazandı.Bildiğiniz gibi bir belediye çalışanının esnaftan para toplaması ile patlak veren rüşvet skandalı, CHP lideri tarafından gündeme getirildiği andan beri siyaset bu konuyu tartışıyor, bu alanda çatışıyor.CHP lideri, Kayseri Büyükşehir Belediyesi odaklı bir rüşvet çetesinin varlığını düşündüren bilgi ve belgeler bulunduğunu öne sürerek hükümetin bu meselenin üstüne gitmesini istedi.İçişleri Bakanı, bireysel bir dolandırıcılık olayından iktidara yönelik iftira ürettiğini iddia ederek Başbakan desteğinde CHP’ye karşı saldırıya geçti.Sonra da belgeler, belgeler...Dün de yenileri çıktı, gizlendiği söylenen belgelerin yine hesabı soruldu.Kılıçdaroğlu, uyanmış olan izlenimin aksine önemli bir yolsuzlukla karşı karşıya bulunduğumuzu belirtirken şunu dedi:“Cumhuriyet tarihinde ilk kez belediye valilik, adliye arasında bir organize dosya kapatma süreci vardır!”Partinin internet sitesine konulan ve İçişleri Bakanı tarafından medyadan saklandığı öne sürülen bir belge, kilitlenmiş hikâyeyi açacak anahtar gibi duruyor.Vali Vekili İbrahim Yurdakul’un İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği bu yazıda Belediye Başkanı ile öteki görevlilere isnat edilen suçun “rüşvet” suçunu oluşturduğu belirtiliyor ve suçlananların mal varlıkları ile ilgili bir incelemenin gerçeğe ulaşmak için “uygun” olacağı belirtiliyor.Ayrıntı sayılacak belgelerle kafaların karıştırılmaması tabii ki önemlidir. Ama bu belge için aynı şey söylenebilir mi?Hayır.. Kayıkçı kavgasını bitirip rüşvet ağını suçlananların zenginleşme süreçlerinde aramak en kısa ve sağlam yoldur.Cumhurbaşkanı Gül dün sözcüsü aracılığıyla arkadaşımız Ruşen Çakır’a beklenmedik bir mesaj verdi ve Kayseri Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki’ye “sonuna kadar kefil” olduğunu söyledi.Oysa Cumhurbaşkanı bir gün önce “konumu gereği yorum yapamayacağını” belirterek “Konuşursam taraf olurum, kendimi tutuyorum” demişti.Neden bir gün içinde çözüldü?Gül’ün kefaleti nüfuz suiistimalidir.O nedenle sözü, olayın peşini bırakmak için gönül rahatlığı sağlamıyor.Aksine daha çok deşmek için merak tahrik ediyor. Gül ciddi bir araştırmanın önünü açmalıdır!İleri demokrasi!Dünkü gazeteler Güneydoğu’da BDP’nin “iki dilli hayat” için düğmeye bastığını yazıyordu.BDP lideri Demirtaş “Bölgede iki dilli hayat olacak. Ticarethane isimleri Kürtçe olmalı. Esnaf alışveriş dili olarak anadilini kullanacak. Mönülere kadar iki dilli olmalı” diye konuşuyor.Bu oldu bitti hamlesinin asıl “Kürtçe eğitim” hedefi güttüğünü herkes biliyor. Kürtçeyi Meclis’e sokma zorlamalarının devam edeceğinden de kimse şüphe duymuyor.İktidar kanadında tedirginlik yarattığı belli olan bu tırmanış nedeniyle Anayasa ve sağduyu çağrıları yapıldığını işitiyoruz.“Rüzgâr eken fırtına biçer” demişler.Kürt kökenli siyasetçilere AKP’nin YÖK eliyle gerçekleştirdiği türban oldu-bittisi örnek olmuştur.İktidar türbanı nasıl çözdüyse BDP de Kürtçe sorununu aynı yöntemle çözmeyi deneyecektir.Devlet zayıfladıkça bu yöntem, hak aramanın olağan yolu haline gelecektir.Verdiği acı ise bu anarşiye “ileri demokrasi” adı konularak uyuşturulacaktır!
Çağın iletişim mucizeleri, görüş ve düşünce dünyamıza yepyeni ufuklar açtı.İnternet akrabalığı çağın insanını çağlayan gibi akan bilgilerin ortağı yapıyor.Şimdiye kadar verdiği haber ve yaptığı değerlendirmeler nedeniyle güven duyulmayı hak etmiş bir akademisyenden ilginç bir mesaj aldım.Kendisine sorup iznini alma fırsatım olmadığı için adını açıklamıyorum.Kanada’daki bir üniversitede çalışıyor. Aynı fakültede görevli Mısırlı öğretim üyesi arkadaşının yaptığı araştırmanın ilk sonuçları ilgisini çekmiş ve Türkiye için uyarıcı olacağını düşünerek bir değerlendirme yapıp göndermiş.“Orta Doğu’daki İslâmi Akımlar” başlıklı çalışmanın ilk bulguları sizlere de tanıdık gelecektir:“İslâmi hareketi bir dava olarak gören insanların devlet adamlığı, hâkim ve savcılığı, öğretmenliği, asker ve polisliği asla eşitlik ve hakkaniyet temelinde olmuyor, olamıyor..”“İslâmi devlet hedefinin gecikmesine neden olacağı düşünülen herkes gerekirse hakkı yenilerek saf dışı bırakılabiliyor.”“İslâmi hareket yapısından çıkanların demokrasi, özgürlük ve insan hakları kavramlarına bakışı asla Batılı anlamda olmuyor, olamıyor. İslâmi eğitimden çıkan insanlarda İslâmın dünyaya egemenliği tek kavram olduğu için demokrasinin egemenliği bu kafalarda ideal haline gelemiyor.”Bu çalışma, laikliğin niçin demokrasinin “olmazsa olmaz”ı sayılması gerektiğini ikna edici bir biçimde ortaya koyuyor.Mısırlı bilim adamının liderlik ettiği çalışmanın ilk bulgularına bakarak tekrar anlıyoruz ki laik rejim sadece Müslüman toplumun çağdaş bir yaşama sahip olmasının güvencesini oluşturmakla kalmıyor.İslâm inancının değişik dini akımlar, tarikatlar ve cemaatler tarafından saptırılıp sömürülmesi tehlikesine karşı da dini koruyor.AKP önderleri, başarılı olduklarına inandıkları alanlarda bile önemli bir toplum kesiminin niçin kendilerini takdir etmediğini sorup şikâyet ediyor.Bunun sebebini soruyor.Sebep ortada:AKP yoksulları sadaka ile tavlarken muhafazakâr yığınları da hınç alma tatmini ile avlıyor.Ama bu yolda başarı gösterdikçe laikliğin koruduğu değerlerin daha çok tehlikeye girdiğini fark eden eğitimli yığınlar daha çok korkuyor, iktidarla arasına daha çok mesafe koyuyor.Laik rejimin güvencede olduğundan emin olmadıkları sürece referandumda yüzde 42 olarak görünen kitle huzur bulmayacaktır.AKP’ye güvenmeyeceği için takdir de etmeyecektir.Ucuzlama hayaldir!Türk halkı yıllardan beri yüksek vergilerle fiyatı şişirilen dünyanın en pahalı benzinini, mazotunu, gazını kullanarak soyuluyor.Hak adalet duygusundan nasipsiz yöneticilik bilmeyen siyasetçiler, toplumun tepki göstermekteki yeteneksizliğini insafsızca kötüye kullanıyor.Her şerden bir hayır doğarmış.Otomatiğe bağlanan soygun düzeninde benzinin fiyatı 4 lirayı aştı da kaderci milletimizin biraz gözü açıldı.İnsanlar ödedikleri paranın sadece üçte birinin benzin bedeli olduğunu, üçte ikisinin vergi olduğunu öğrendiler.Tepkiyi önlemek için hükümet dün rafineri çıkış fiyatında 2-3 kuruşluk bir indirim gerçekleştirdi.İndirimin asıl vergide yapılması lâzım. Bütçe açığı hedef rakamın altında diye fiyaka yapan iktidarın böyle bir olanağı mevcuttur. Ama kullanır mı?Hayır.. Seçim geliyor. AKP insaf etmeden toplayacak, topladığı parayı seçimde hedef seçtiği kitlenin oyunu almak için kullanacaktır.Kimse ucuzlama hayali görmesin!