Nancy Pelosi, Meclis Başkanı koltuğunu devretmeden önce Ermenilere borcunu ödemek istedi.
Soykırım tasarısını oylatmak için bütün kozlarını kullandı ama Türk lobisinin oluşturduğu cepheyi yenemeyeceğini görerek ricat kararı aldı.
Yenilgiyi kabul etti.
Temsilciler Meclisi Başkanı Pelosi dahil Ermeni destekçisi Demokratlar son seçimle nüfuzlu pozisyonlarını kaybettiler.
Onların yerini Türkiye Dostluk Grubu üyesi Cumhuriyetçiler alacağı için uzunca bir süre Ermeni tasarısı baskısından kurtulacağız.
Kongre’de çok etkili lobi faaliyeti yürüten Türkiye Dostluk Grubu’nun liderliğini Steve Cohen’in yapıyor olması iki bakımdan dikkat çekiyor.
Cohen bir Demokrat. Ama daha ayırıcı kimliği bir Yahudi olması.
Beş asır önce İspanya engizisyonundan kaçarak Osmanlı’ya sığınan atalarının teşekkür borcu onu yönetmiş, etkilemiş olabilir mi acaba?
Öteki nokta daha gerçekçi:
Başarıda Demokratların desteğini sağlamanın da payı oldu. Bu durum Beyaz Saray yönetiminin Türkiye için yoğun çaba harcandığına dair haberleri doğruluyor.
Tasarı, Türk-ABD ilişkilerinin kritikleştiği bir döneme denk geldi.
Türkiye’nin İran’ı kollayan, İsrail’le bir türlü normalleşemeyen politikaları yüzünden iki başkentte yaşanan sıkıntılar WikiLeaks sızıntıları ardından taşınamaz hale dönüşmeye başlamıştı.
Bunların üstüne binecek Ermeni yenilgisi yıkım yaratırdı.
Bu ihtimal ABD yönetimini korkutmuş olmalıdır.
Tehlike geçti ama şimdilik geçti.
Kimse Ermeni diasporasının asıl hedefinin 100’üncü yıla denk gelen 2015 olduğunu unutmamalıdır.
O tarihe kadar İsrail’le ilişkileri düzeltmeli, siyasal ve ekonomik alanda Türkiye’yi daha vazgeçilmez hale getirmeliyiz.
Kimse “zaten şu anda öyleyiz” demesin.
Demokrasimiz özürlü. Adil yargılanma hakkı geçerli değil.
Medya sansür ve oto sansür altındadır.
Türkiye o zamana kadar saygıya lâyık bir gücün sahibi haline gelmek zorunda!
Ciddiyet mafiş...
Ayrılıkçı güçlerin Cumhuriyet’i temelinden sarsacak hedefler açıkladığı günden beri her yer toz duman...
Demokratik Toplum Kongresi’nin özerklik projesiyle önerdiği ayrı bayrak, iki resmi dil, Kürtçe eğitim, yerel meclisler, özsavunma güçleri gibi hedeflere iktidar kanadından hiçbir itiraz sesi çıkmadı.
Kılıçdaroğlu’nu CHP Kurultayı daha sürerken cevaplayan Başbakan’ın bölücü projeyi duyar duymaz hemen “one minute” diye bağırarak elini masaya vurması beklenmez miydi?
İktidar partisi tepkisini zamanında gösterse Genelkurmay “TSK üniter devlet, ulus devlet ve laik devletten yana taraftır” diye açıklama yapma ihtiyacını duymayacaktı belki.
AKP ayrılıkçı projeye değil, tepki gösteren Genelkurmay’a tavır koydu. Genel Başkan Yardımcısı’nın ağzından askere “işine bak” uyarısı yaptı.
AKP’nin bir Kürt politikası yok da seçim düzleminde toplumun vereceği tepki ve eğilimlere göre biçimlenecek gibi görünüyor.
Dün ilgili bakanlarla asker ve sivil bürokratların katıldığı bir terör zirvesi yapıldı. İyi ki de yapıldı.
Çünkü iktidar partisi “demokratik özerklik” talepleri karşısındaki konumunu bu sayede ortaya koymak zorunda kaldı.
Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik özerklik projesinin içerdiği talepleri “suikast teşebbüsü“ ve “sabotaj” olarak gördüğünü açıkladı.
İktidar böylelikle hem sıkı bir duruş gösterdi, hem de “ikinci adam” seviyesinde tepki verdiği için sözünü geri alma kapısını açık tuttu. Özetlersek...
Gidiş vahimdir. Lâkin ciddiyet mafiş!
Gevşemeyelim!
Haberin Devamı

