Yeni olan her şey gibi yeni yıl da umut ve heyecan verir insana. Keyfini çıkarın...
2011’in ilk gününü güzel şeyler düşünerek değerlendirmenizi öneriyorum.
Nasıl olsa sorunlarla boğuşacağımız 364 gün olacak önümüzde.
Marifet, hayatın cömertliğine güvenerek dertlerle savaştığımız zor zamanlarda bile mola anları yaratabilmektir.
Unutmayın ki mutluluğu en kolay bu ateşkes anlarında yakalayabilir, mutlu çözümlerin, mutluluğa giden köprülerin ilhamlarını böyle anlarda keşfedebiliriz.
Yeni yılı eskisinden ayıran fiziki bir duvar veya sınır yok.
Farkı yaratmak zamana değil, insana düşüyor.
2010’dan daha başarılı olmanın anahtarı bizdedir. İyi şeyleri korumak ve geliştirmek yanlışları inada kapılmadan düzeltmek kendi sorumluluğumuzdur.
Türkiye’de iktidarın laik değerlerle barışık olmaması, muhalefeti besleyen asıl girdidir. Bu ve Kürtçü bölücülüğe gösterilen müsamaha kötümserlik yanında güvensizliği de artırıyor. İktidarın başarıları belki bu nedenle dışardan daha etkileyici görünüyor.
Özellikle Batı medyası, bugünü iyimser geçirmek isteyenlerin sığınağı olabilir.
Yükselen yıldız
Mesela itibarlı The Economist dergisi yeni yıl özel sayısında Türkiye’ye özel bir yer tahsis etti ve “2011’in yıldızı Türkiye olacak” diye yazdı.
Dergi bu tahminini, Türkiye’nin üst üste iki yıl Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomisi olmasına ve çevresinde bir nüfuz bölgesi oluşturmasına dayandırdı.
Başarıları, eleştirel bakışın yaratıcılığı getirir.
Mesela New York Times gazetesi de AKP’nin önümüzdeki Haziran’da yapılacak seçimde, biraz oy kaybetse de yine tek başına iktidar olacağını yazdı.
Bu haber kimimizi mutlu, kimimizi kötümser yapacaktır.
İki tarafı birden memnun edecek bir buluşma zemini yok mu? Var..
Güvensizliği besleyen nedenleri azaltmak yolunda işbirliği aramak...
The Economist’teki tahlilde, yeni Osmanlı düşleri kurarak girdiğimiz 2011 yılında Türkiye’nin Avrupa dışında bir alternatife sahip bulunmadığı gerçeğini anlayacağı belirtilerek şöyle deniyor:
“Türkiye’de reform yapmak ve ülkeyi modernize etmek isteyen herkesin gözünü demokratik olmayan Orta Doğu’ya değil liberal ve demokrat Avrupa’ya dikmesi gerekiyor.”
“Kötü”ye örnek...
Bu tavsiyeyi temel alan çabaların ulaşacağı mutlu son AB’ye üye olmuş bir Türkiye’dir.
AB’ye alınmadığı halde Avrupa kalitelerini yakalamış bir Türkiye de küçümsenmeyecek bir teselli armağanı kabul edilmeli.
Ama bazı yanlışlar var ki, böyle bir günde bile görmezlikten gelemeyiz.
Bildiğiniz gibi Victor Orban hükümetinin medyaya getirmek istediği sıkı denetimler halkı sokağa döktü, Macaristan’ı altüst etti.
Hırvatistan Yazarlar Birliği ve önde gelen yazarlar Başbakan Orban’a nasıl bir uyarı yaptılar, biliyor musunuz?
“Macaristan’ı Türkiye’ye mi benzetmek istiyorsunuz? Macaristan 2011’de Türkiye ile olan benzerliğiyle anılacak!”
Keşke sadece ekonomi ve diplomasi alanındaki başarılarımızla anılsaydık.
Ama öyle olmamıştır...
İktidar gücünü kötüye kullanan zihniyetin dayattığı tasfiyelerle ve “Atın bu adamları, kırın kalemlerini.. Bitirin şu TV programlarını, susturun muhalif sesleri” diye diye inşa edilen kötü şöhret işte dünyayı sarmıştır.
Yeni yıldaki ilk günümüzü müzminleşmiş hiçbir sorun gölgelemesin; onları bir gün düşünmesek de olur, doğru.
Ama basını özgür olmaktan uzaklaşan rejimlere “ibret” gösterilmek?..
Bu ayıp ve utançtan hemen kurtulmalıyız!
İyi şeyler ve bir gölge...
Haberin Devamı

