Güler misin ağlar mısın?

17 Şubat 2011

AKP iktidarı riski yüksek bir sınavla karşı karşıya kaldı.“Müttefik ya da hasım fark etmez; herhangi bir ülkenin evrensel ilkelere saygı konusunda çizgiyi aştığını düşünürsek bu konuları gündeme getirmekten çekinmeyiz!”Bu hardallı sözler ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Crowley’e ait.Ankara’daki Amerikan Büyükelçisi Ricciardone gündeme ilişkin konuları değerlendirirken basın özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı üstüne alınganlık yaratacak sözler söylemiş, Bülent Arınç ile Hüseyin Çelik de çizmeyi aştığını öne sürdükleri Amerikalı diplomata “işimize karışma” diye tepki göstermişlerdi.Eleştiri okları...Ankara’nın tepkisi amacına ulaşmadı. Aksine Washington’dan gelen açıklama, Ricciardone tarafından ortaya konulan tespit ve eleştirileri ABD yönetiminin sahiplendiğini gösterdi.Nedir mesajlar?1. Odatv baskını: “Basın özgür olmalı. Bir yandan özgür basından söz ediliyor öte yandan gazeteciler nasıl gözaltına alınıyor; bunu anlamıyoruz.”2. Yargı bağımsızlığı: “Demokrasinin vazgeçilmez bir şartı da özgür ve bağımsız yargıdır.”3. Tutuklamalar: “Balyoz operasyonunu yakından izliyoruz. Biz masumiyet karinesinin unutulmaması gerektiğine inanıyoruz.”Amerika durduk yerde polemik yaratmaz.AKP iktidarının tepkisiz kalmayacağını bile bile Orta Doğu’nun kaynadığı bir dönemde niye kriz riski göze alsın?Buna da üç cevap var:Üç ihtimal...1. Model ülke: Türkiye’nin “Evrensel ilkelere saygılı” bir ülke olması artık herkesin menfaati.. Dün CNN’de yayınlanan bir yorumda Türkiye’nin Arap dünyasına demokrasi modeli olabileceği belirtilirken yönetime de şu tavsiye yapılıyordu: “ABD Türkiye’nin bölgede artan değerini zorluk değil fırsat olarak görmeli.”2. ABD-AKP Şikesi: Dış politikada milliyetçi güdüleri tahrik ederek kitleleri kazanmak AKP’nin iyi yaptığı bir iş. Amerika seçim arifesinde Başbakan’a sesini yükseltebileceği bir fırsat, gollük bir pas vermiştir.3. Son ihtimal: Nereye gideceği belirsiz bu polemiği Türkiye’nin frenine basmak isteyen İsrail tezgâhlamıştır...İşte herkesin gönlüne göre seçeceği bir senaryo.. Ama ihtiyacımız, çatışmak değil gerçekleri görmektir.Basın özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı daraldıkça korku yaygınlaşıyor.Özgürlük ve adalet isteyenleri darbeci diye hedef gösteren ahlâksızlık bunaltıcı hale gelmiştir.Hiç iyi bir şey yok mu? Ara sıra oluyor tabii:Dün İçişleri Bakanı Atalay “Türkiye’deki basın özgürlüğü Amerika’dan daha fazla” dedi.Gerçekten de iktidarı övme hakkına kimse müdahalede bulunmuyor!

Devamını Oku

Seçimin adaleti

17 Şubat 2011

Hile şüphesi ile gölgelenmemiş seçim demokrasinin güvencesidir. Bu güveni duyabilen halk da şanslı bir halktır.Türkiye’de seçimi saptıracak boyutta hile kanıtlanmadı, sandığın namusu iyi kötü korundu ama muhalif partileri destekleyen vatandaşların çoğu, seçime hile karıştığından hep şüpheye düştü.Haziran’daki seçim, güven artırıcı yenilikler göreceğiz. Örneğin seçim sandıkları şeffaf, sağlam plastikten olacak.Asıl güvensizliği oyların bilgisayar ortamında işleme tabi tutulduğu “kapalı kapılar ardında” neler döndüğü şüpheleri yaratıyor.Yeni yasa değişikliği buna tedbir getiriyor; son seçimde en çok oyu alan dört parti ile son dönemde mecliste grubu bulunan partiler, YSK’da bir asil ve bir yedek temsilci bulunduracaklar.Bunlar önemli gelişmelerdir. Ama dürüst bir seçim yapmanın şartı sadece oyların doğru sayılması değil. Onun öncesi var.Seçim bir yarıştır; yani şartlar eşit olmalı.Sandıkta ödeme biterİktidar partileri devlet olanaklarını kullanarak yarışın adaletini hep bozmuşlardır ve AKP bu alanda aşırıya bile kaçmıştır.Toplu açılışlar, devlet imkânları ile propaganda değil mi?Ama rekabetin adaletini asıl bozan sebep, yoksul yurttaşlara iktidar partisinin yaptığı gıda ve kömür yardımlarıdır.Ülkemizdeki yoksulların 3 milyon ailede 14 milyon kişi olarak tahmin ediliyor. Ortalama 10 milyon seçmen demektir.. Bu kitleye dönük çalışmada elde edilecek başarının seçim sonucunu etkileyeceği kesindir.Önceki genel seçimde CHP’nin başında Baykal vardı. Gıda ve kömür yardımı alan vatandaşlara “Devlet veriyor bu yardımları; hepsini alın ama oyunuzu inandığınız partiye verin, sakın satmayın“ diye seslenmişti.O zaman sitelerde bekçilik, bahçevanlık yapan ama evleri varoşta olan 5 kişiye bu çağrı için ne düşündüklerini sormuştum, hiç unutmam. Bir tanesi bile Baykal’ın çağrısına itibar etmedi. Hele biri, ortak hissiyatı çok açık ifadelendiriyordu:“Biz Anadolu’dan geldik. Aldığımız terbiye böyle. Bu yardımları ne için verdiklerini ben biliyorum. Bunu alıyorsam, borca giriyorum demektir. Sandıkta ödeyeceğim...”Demokrasinin sigortasıCHP’nin dün açıkladığı “aile sigortası” projesi, seçimin adaletine gölge düşüren bence en önemli sebebi ortadan kaldıracaktır.Kemal Kılıçdaroğlu, aile sigortası ile 14 milyona yakın yoksulun oluşturduğu 3 milyon aileye, sahip oldukları çocuk sayısı ile bağlantılı olarak 600 ile 1200 lira arasında aylık ödeyeceklerini açıkladı.Aile Sigortası Kurumu bu ödemeleri, evin kadını adına açılacak olan banka hesabına yapacak. Projenin mali kaynağı, AKP iktidarının halen bu amaçla kullandığı 4.1 milyar liraya bütçeden 7,5 milyar lira eklenerek sağlanacaktır.Kılıçdaroğlu’na göre bu katkı, kamu harcamalarının yüzde 2’sini bile tutmuyor.CHP’nin aile sigortası projesi halka iyi anlatılabilirse değerli kazanımlar getirecektir. Bir defa seçimdeki iktidar-muhalefet rekabeti adaletli bir zeminde yürümeye başlayacak, sadaka kültürünün millet iradesi üstünde yarattığı ipotek çözülecek, yoksula yardım uygulaması çağdaş bir sosyal devlete yakışır hale gelecek, 14 milyon vatandaşımız özgürlüğünü, onurunu kazanacaktır.Hatta belki AKP de nohut, makarna, kömür dağıtmanın artık eski kazancı getirmeyeceğini görerek CHP’nin peşine takılır.İyiyi taklit etmenin ayıbı yoktur!

Devamını Oku

Bize yardım gerek

15 Şubat 2011

Halk özgür bir hava solumanın özlemini çekmeye başlamışsa iktidar da meşruiyetini test etmeye hemen başlamalıdır.Başka suçlu aramaya kalkmadan kendine çeki düzen vermek için harekete geçmelidir.Kitlesel asker tutuklamaları ve haber sitesi Odatv’nin basılarak sahip ve yönetici konumundaki gazetecilerin gözaltına alınmaları, zaten gergin olan siyasi havayı kurşun gibi ağır hale getirmiş bulunuyor.Partilerin meclis gruplarında dün yapılan değerlendirmeler, rejimin esenliği için iktidar ve muhalefet kanatlarının çabalarını birleştirecekleri konusunda en küçük bir ümit vermiyordu.MHP lideri Bahçeli, şüphesini ve suçlamasını soru formunda ortaya koydu:“Askerlerden intikam mı alınmaktadır?”BDP Genel Başkanı Demirtaş olan biteni kendi penceresinden şöyle tarif etti:“Kemalist elitler yargıdan tasfiye olurken dinci, siyasal İslâmcı elitler yargıya egemen oluyor.”Balyoz davasında bir tek tutuklu kalmamışken referandum sonrası oluşan yapılanma bir defada 163 askerin tutuklanması şokunu doğurdu.Nerede bu Ergenekon?Kolayca suçlamanın ve yargısız infaza dönüşen uzun tutukluluk hâlinin sebep olduğu haksızlığa CHP lideri Kılıçdaroğlu alaycı bir ifadeyle isyan etti dün:“Ergenekon terör örgütüne üye olmak... Üç yıldır devam ediyor. Nerede bu örgüt; gideceğim üye olacağım!”İktidarın “İstediğimi tutuklarım, istediğim yargıca düşürürüm, istediğim kararı vermezse yargıcı değiştiririm” diye düşünerek hareket ettiğini ettiğini öne süren Kılıçdaroğlu bağımsız ve tarafsız olmayan yargının kendilerini korkuttuğunu anlattı.Peki Başbakan Erdoğan bu endişeleri ortadan kaldıracak bir anlayışın umudunu verdi mi? Hayır bildiğimiz ezberi tekrarladı.Yargıya müdahale etmediklerini iddia etti. “Hakkında kesin hüküm bulunmadıkça hiç kimseye suçlu gözüyle bakılamaz” dedi.Herkesin yargı sürecine sabır ve saygı göstermesi gerektiğini hatırlattıktan sonra “Yargı sürecinin sonucu ne olursa olsun TSK’yı daha da güçlendirecektir” dedi.Başbakan’ın sözlerine hak vermek mümkündür. Ama hukukun üstünlüğüne saygılı bir düzende yaşıyorsak...Başbakan’ın sözünü ettiği olumlu sonuçlar, ancak adaleti siyasi hesaplarla zedelenmemiş bir yargı sayesinde elde edilebilir, bizde değil! AB’nin gözü açılırsaBiliyoruz ki, Türkiye’de bugün neyle suçlandığını bilmeden iki yılı aşkın zamandır mahkûm hayatı yaşayan, yargısız infaza uğrayan yüzlerce masum var.Ve bu tutuklama rejimi, adil yargılanma hakkının Türkiye’de işlemediği, daha kötüsü işlemeyeceği inancını uyandırdığı için güven duygusu çökmüş haldedir.Vahamet derecesinde bir boşluk var. Çünkü yargı siyasallaştıktan sonra sistemin kendini düzeltmesi imkânı iyice zayıflamıştır.Bize şu anda ihtiyacımız olan yardımı dürüst davranırsa AB verebilir.Kılıçdaroğlu’dan sonra CHP’nin Avrupa kurumlarıyla diyaloğu geliştirmesi şanstır.AB’nin tek yanlı propaganda etkisinden bu sayede kurtulup gerçek durumu daha erken fark etmesi imkânı doğacaktır.Dün anlattı.. Kılıçdaroğlu AKP’den gelen bazı olumsuz adımları bile övüp takdir ettiğini hatırlattıktan sonra “yürütme emrine giren yargı”nın günahına AB’nin de ortak olduğunu, genişlemeden sorumlu üye Stefan Füle’ye söylemiş.Türkiye’de AB’nin günahlarını kaydeden bir muhalefet bulunduğunu öğrenmek Brüksel’i faydalı hale getirebilir.Üzücü ama, seçeneklerimiz çok azaldı!

Devamını Oku

Benim hakimim

14 Şubat 2011

Balyoz’un bir numaralı sanığı emekli Orgeneral Çetin Doğan cezaevine girmeden önce açıkladı:Suçlanan 196 asker var. Bu sanıklar tutuklamaya itiraz taleplerinin reddi halinde avukatlarını yollayacaklar;Kendileri de mahkemede savunma yapmayacaklar.Yani savunma haklarından vazgeçecekler!Bu yargısal anlamda bir intihar teşebbüsüdür.Adaletsizliğin insanları böyle bir çaresizlik eylemine mecbur edecek raddeye geldiğine inanmak istemiyoruz.Çetin Doğan’ın tercüman olduğu duygular, suçlanan askerlerin yargıya dönük olarak büyük bir güven kaybı içinde olduklarını ortaya koyuyor.Her şeye rağmen ümit etmek lâzım:Berlin’de hakimler varsa Ankara’da, İstanbul’da da vardır!Dün Çetin Doğan, son tutuklamalara gerekçe olan Donanma Komutanlığı’ndaki “yeni deliller”in komplo ürünü sahte belgeler olduğuna dair “kesin bilirkişi raporu” bulunduğunu fakat bu durumu hakim ve savcıların dikkate almadıklarını iddia etti.Güvensizlik duygusu, Balyoz’un siyasileşmiş bir dava haline getirildiği şüphesinden besleniyor.Çünkü dava arifesinde yargıç değişmiş ardından 102 yakalama talebi reddedilmişken 196 askerin bir defada tutuklandığı bir yere gelinmiştir.Bu sanıklardan 148’inin söz konusu seminere katılmadıkları halde suçlanıp tutuklanması, yargıya güvenin savunma hakkından vazgeçecek kadar yitirilmesinde önemli etkendir.Suçlanan askerler kendilerini savunmaktan vazgeçerek ulusa ve dış dünyaya şu mesajı vermeye çalışacaktır:“Dava siyasallaşmıştır, bu mahkemede adil yargılanma şansı bulunmuyor. Hem bu sebeple hem de darbe suçuna ortak olduğumuz ithamını zül saydığımız için savunma haklarımızı kullanmıyoruz.”Bu tavır kadere boyun eğmek midir yoksa “Aleyhimdeki delilleri getir, cezamı kes“ diyen bir özgüven ve dikleniş mi?Tutuklamaların çapı, çatışmanın kurumlar boyutunda yaşandığı görüntüsünü veriyor. Kamuoyundaki algı bazı ihlâller bulunsa bile bunların siyasi sömürü amacıyla abartıldığı ve TSK’ya haksızlık edildiği yolundadır.Mahkeme “Türk Milleti” adına karar verdiğini hatırlayarak milli vicdanı hesaba katmak zorundadır.Hakim ve savcıların görevi böyle bir durumda boyun eğdirmek değil, başta yargılananlar olmak üzere herkesin güvenini kazanmaya çalışmaktır.İktidar yargıyı kontrol ederek arttırdığı gücün sarhoşluğuna kapılmamalı. Çünkü öyle bir tehlike seziliyor.Başbakan düne kadar “benim valim” de dedi “benim polisim” de dedi.“Benim hakimim” dediği gün asla gelmemeli, asla yaşanmamalıdır.Oraya çok yaklaştığımızı iş işten geçmeden görelim!Mezara gitmesin!Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, Balyoz tutuklamalarının bakanlar kurulunda konuşulmadığını söyledi.Çünkü efendim, yargı bağımsız ya; yürütme yargının işine karışmaz ya!..İçişleri Bakanı Atalay daha gerçekçi:“Başbakan’ın gerekirse talimat vermesi görevi içinde. Yargı süreci devam ediyor ancak idareye de düşen görevler var.”Genelkurmay Başkanı, tutuklanan askerlerin aileleriyle görüştükten sonra Başbakan’a gitti.Ne konuşuldu, bilmiyoruz.Ama demokrasi varsa bilmemiz lâzım.Askerlerin yargı ile ilgili her olayın ardından Başbakan’a koşmaları, Türkiye’de güçler ayrılığının değil güçler birliğinin oluştuğunu ve onu da Başbakan’ın kontrol ettiğini göstermiyor mu?Lütfen son Dolmabahçe görüşmesi de mezara gidecek sırlar arasına katılmasın.Çünkü -Allah korusun- mezara gidecek sırlar çoğaldıkça demokrasiyi mezara götürecek sebepler de çoğalır!

Devamını Oku

Gündeme balyoz!

12 Şubat 2011

Yapılmayan ve asla yapılmayacak olan darbenin davaları ile siyaset düzenleniyor.Balyoz davası bağlamında yaşanan şoku başka türlü açıklamak mümkün değil.Dört ay sonra seçime gidecek bir ülkede 59 general ve amiralin aralarında bulunduğu 163 asker tutuklanmış, 29 asker için de yakalama emri çıkarılmışsa bu işte bit yeniği aramak, vesveseli olmanın değil adalet için endişe beslemenin göstergesidir.Balyoz davası baştan beri tartışmalı deliller nedeniyle gündemi meşgul etti. Kitlesel tutuklamalar ve salıverilme kararlarıyla tansiyon çıktı, indi.Geçen Cuma itibariyle hiçbir tutuklu sanık bulunmuyordu.Benzersiz olay...Temmuz ayında 10. Ağır Ceza’nın 102 sanık hakkında verdiği yakalama kararını itiraz üzerine kaldıran 11. Ağır Ceza Mahkemesi şu saptamayı yapmıştı:“Kaçak olmayan sanıklara yakalama kararı çıkarmak hataydı. Pek çok mahkeme aynı hatayı yapıyor. Yasaların yanlış ve eksik uygulanması, o işlemin sürekli yapılmış olması onu hukuka uygun hale getirmez. Uygulama böyle demek mahkemelere hukuksuz iş yapma hakkı doğurur ki bu kabul edilemez!”Önceki gün Silivri’de benzersiz bir olay yaşandı.Yerel mahkemelerde ömür boyu hapse hüküm giyen caniler, tutukluluk süreleri dolduğu gerekçesiyle cezaevlerinden salıverilirken Silivri’de masumiyet karinesinin sözde koruması altında olan asker şüpheliler, daha tutuklama kararı verilmeden kapıları emirle kapatılan mahkeme salonunda enterne edildiler!Tutuklama kararı çıkacağı belli miydi? Bitmedi..Şüphe soruları10. Ağır Ceza Mahkemesi daha önce kendisine “yanlışsın” uyarısında bulunan 11. Ağır Ceza’ya, 192 tutuklama ve yakalama kararı ile dersini mi veriyordu?Bu, bedelini adaletin ödediği ağır bir vicdani suç olmuyor mu?Mahkeme başkanının davadan iki gün önce değiştirilmiş olması, zaten siyasi iktidarın davaya taraf olduğuna ve etkilemek için gücünü kullanacağına işaretti.Nitekim muhalefet Balyoz tutuklamalarına dün tepki gösterirken hep yargının siyasallaşmasından duydukları endişeyi ifade ettiler.İktidarı, istenen kararları verecek yargıçlar atamakla suçlayan Kılıçdaroğlu aynı çarpık anlayışın Deniz Feneri dolandırıcılığı faillerini takipsiz bırakıp halka unutturduğunu savundu haklı olarak.MHP’li Oktay Vural da aradıkları şeyin hak ve hakikat olduğunu belirtirken “davaları siyasi taraflar haline dönüştürdüğü için” iktidarı suçladı.Çağdaş bir toplumda ve gerçek “ileri demokrasi”lerde yargı odaklı bu tür tartışmalar yaşanmaz. Tek tük olsa bile adalete yönelik şüphelerin seçim ortamını zehirlemesine izin verilmez.Ama anlaşılıyor ki bizde öyle olmayacak. Çünkü zeminimiz “ileri demokrasi” değil ve toplum da polis devleti kısıtlamaları nedeniyle “çağdaş toplum” kabiliyetlerini kullanamıyor.İktidarın elinde iki tarafı keskin kılıç var. Bir yandan oy getiriyor diye askere vuruyor öbür yandan bu haksızlığa itiraz edenleri “darbeci“ suçlaması ile susturmaya çalışıyor.Balyoz davasındaki kitlesel tutuklama, seçim yaklaştıkça kafalarımızın yeni darbe planları, yalan ihbarlar ve gizli tanıklarla şişirileceğinin işaretini vermiştir.Bu oyunu bozmak yetenek ve cesaret istiyor.Muhalefet bu beceriye sahip mi; göreceğiz!

Devamını Oku

Gül’den döner mi?

11 Şubat 2011

Yargıtay ve Danıştay’ı iktidarın kontrolü altına sokan tasarı Meclis’ten geçti.Anayasa Mahkemesi ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na yönelik operasyonlar sonuçlanmış olduğu için Yargıtay ve Danıştay yasası Çankaya’dan onay aldığı zaman AKP’nin yargı operasyonu tamamlanmış olacak.Bu tabii “hayırlara vesile olacak” bir gelişme değil.Yargı bağımsızlığı demokratik hukuk devletinin vazgeçilmezidir.Referandumdan bu yana yaşadığımız tecrübe dönüşü olmayan bir maceradır ve şu anda son darbeyi önlemeye dönük ümitsiz çabalar izliyoruz.CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı Gül’e çağrı yaptı:“Eğer ülkede demokrasinin kökleşmesini baskının ortadan kalkmasını istiyorsanız Yargıtay ve Danıştay’ın yapısını yeniden düzenleyen yasayı imzalarken mutlaka bir kez daha düşünün..”Bu sözlerin “uyarmadı demesinler” tedbiri olarak söylendiği ilk bakışta hissediliyor.Çünkü bugün Çankaya’da anayasamızın tarafsız olmasını talep ettiği bir Cumhurbaşkanı bulunmuyor.Bizim sistemimiz, bu devletin en yüksek onur makamına ulaşmış olmanın farkını taşıyabilen bir kişiliği Çankaya’da görmek ister.Böyle biri için Çankaya kamu hizmetinin son durağıdır. Görevini geçmişle bağını keserek yaptığı gibi geleceğe yönelik bir hesabın da içinde olmaz o kişi.Abdullah Gül’ün Kılıçdaroğlu’ndan gelen çağrıyı dikkate alması elbette iyi olur ama büyük sürpriz de olur.Çünkü Gül, tarafsız Cumhurbaşkanı değildir. Şimdiye kadar hep iktidar partisiyle bağını gizlemeden davrandı.Çankaya’daki görev süresini tamamladıktan sonra Başbakan Erdoğan’la yerlerini değiştirmeyi planladıklarını neredeyse çocuklar bile okuyabiliyor.Rejimin niteliğini değiştirecek önemde bir yasa Meclisten, ihtilâl kanunu gibi, yangından mal kaçırır gibi geçirildi.Bu bile Gül’e şimdiye kadar benimsediğinden farklı davranması gerektiğini düşündürmelidir. Tarihi sorumluluğu vardır ve “Ben imzalarım; sorun varsa Anayasa Mahkemesi’nden döner“ diyemez.Çünkü orada da yeni ve başka bir Anayasa Mahkemesi var artık!İleri demokrasimiz!Entrika üstüne inşa edilen siyaset kumar gibidir. Kârı da, zararı da büyük olur.Süheyl Batum’un “ordu kâğıttan kaplanmış” sözü üstünde iktidar cephesinin kopardığı fırtına tuhaftı. Çelişkiler halkın kafasında bir sürü şüphe ve yargı üretti.Mesela taraftar bulan bir görüşe göre AKP yıllardan beri “askere vur, oyları topla” taktiği uygulayarak seçim kazanıyor. İnsanlar düşünüyorlar:Acaba CHP, Süheyl Batum’un ağzından kaçırdığı “kâğıttan kaplan” sözüyle AKP’nin madenini mi keşfetti?İktidarın öfkesi bundan mı?Üstünde düşünülebilecek bir soru bu.Çünkü TSK’ya yönelik eleştiriler karşısında tepki duyacak ve askeri sahiplenecek bir duyarlılığı, Silivri’deki yargılamalara bakan hiç kimse AKP’ye yakıştıramaz.Asıl çelişki, milletvekili dokunulmazlığı konusundadır. Çünkü Batum için savcılara suç duyurusu değil infaz çağrısı yapan Başbakan, dokunulmazlıklar konusundaki savunmasını adeta bomba koyup imha etmiştir.Hani “dokunulmazlık parlamenter için özgür siyaset yapmanın güvencesi” idi?Bu savunma samimi olsa Batum’un kellesini isteyen naralar göğü tutmazdı.Demek ki dokunulmazlık, siyaset yapanlar için değil yolsuzluk yapanlar için savunuluyormuş!

Devamını Oku

Ayıp bir kavga

10 Şubat 2011

Dış politikada sıfır sorun fiyakası zaten bozulmaya başlamıştı. Ama KKTC ile gelinen nokta acıklı bir komedidir.Biz kahrımızdan ölürken düşmanlarımız gülmekten ölebilirler!Kıbrıs’a yıllar yılı bu halk “Yavru Vatan” dedi. Şimdi ne oluyor?Yavru anasına sövüyor, anası da onun mamasını mı kesiyor?Mesele inşallah bir “terbiye etme” hikâyesiden ibarettir. Çünkü “gözden çıkarma senaryosu” olabileceğine dair şüpheler dolaşmaya başlamıştır.Bilindiği gibi AKP iktidarı AB yolundaki en büyük engelin Kıbrıs olduğunu düşündüğü için Annan Planı’nın KKTC’de yapılan referandumunda çok aktif rol oynamıştı.Kıbrıs Rumları oyun bozanlık ettikleri için emek boşuna gitti. Talât “iş bitirici” olarak geldi ama o da beceremedi.Son günlerde yaşanan tatsızlık, yavru vatanın artık anasına ağır geldiğini hissedip bunu göstermesinden mi kaynaklanıyor?Buna inanmak zordur. Yavru vatan yıllardır ambargo altında. Üretimi yok, ticareti yok. Zorluk bu kadarla bitmiyor. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’na kulak verirsek...“Türkiye’den çalışmak için aileleri ile gelen 30 bin kişi var. Tabii ki bütçeye yük getiriyor.”İstenmeyen adamGerginlik, ana vatanın yavru vatana yaptığı mali yardımın daraltılmasına imkân tanıyacak tasarruf tedbirlerinin açığa çıkması ile patlak verdi.Kuzey Kıbrıs’taki protesto mitinginde, küçük bir grubun Türkiye’ye yönelik küfürlü “git” pankartı açması kriz doğurdu.Bu talihsizlikti ama Başbakan’ın kızgın bir anına rastlaması daha büyük talihsizlik oldu. Çünkü Başbakan’ın ağzından çıkan “besleme” sözü derin bir duygusal kırılma yarattı.TC Yardım Heyeti Başkanı sıfatı taşıyan bürokrat Halil İbrahim Akça, tepeden bakan bir genel vali görüntüsü ve beyanları ile kışkırtıcı bir role sürüklenmişti; Cumhurbaşkanı Eroğlu bu bürokratı geri çekmesi için Başbakan Erdoğan’a mektup yazdı.“Kör kör parmağım gözüne” örneği dün bu bürokratın Lefkoşe’ye büyükelçi atandığı bildirildi.Muhalefet, yeni Türkiye Büyükelçisi’nin güven mektubu sunmasına izin vermemesi için Cumhurbaşkanı Eroğlu’na çağrıda bulunmaya hazırlanıyordu ki, Ankara’nın böyle bir ihtimali de gözeterek “istenmeyen adam”ın tayinini vekâleten yaptığı ortaya çıktı.Bu krizin zamanı mı?Bir hükümet, halkının “yavru vatan” dediği bir ülkeye, aynı kaderi paylaşan bir topluma böyle davranmaz. Sabır ve hoşgörüden yana sorunu olan bir Başbakan bile, kişisel hıncına bu kadar önemli bir davayı kurban etmez edemez.Eğer iktidar Türkiye’nin limanlarını Güney Kıbrıs’a açmayı göze alamıyor da bu operasyonu başaracağı bir psikolojik ortam kurgulamaya çalışıyorsa boşuna zahmet etmesin. Gizli kalmaz çünkü.Yapılacak şey, iktidarın savunabileceği adımları atmasıdır ve Türkiye’siz yaşama imkânı olmayan KKTC’ye gönül rızası ile yardım etmeye devam etmesidir.Adalar hep sorunludur. Nasıl Yunanistan Ege’deki adalarını besliyorsa Türkiye de Kuzey Kıbrıs’ı besleyecek.Çünkü orası sadece Türkiye’deki işsizlerin umut kapısı değildir. Kıbrıs Türkiye’ye sağladığı stratejik üstünlüğün karşılığını alıyor kabul edilmeli.Unutmamak lâzım ki KKTC’yi şöyle veya böyle kaybeden bir Türkiye’nin itibarı kalmayacağı gibi kötülük etmek isteyenlerin gözünde caydırıcılığı da kalmaz.Orta Doğu’nun fokur fokur kaynadığı bir dönemde göze alınmayacak bir kavgadır bu.Dövmeye çalıştığımız kimdir; buna bakınca ayıp bir kavgadır!

Devamını Oku

İntikam kutsaldır

9 Şubat 2011

Adalet ihtiyacı insanları devlet çatısı altında yaşamaya mecbur eden sebeplerin başında gelir.Adaleti garanti eden devlet ve onun getirdiği hukuk düzeni olmasaydı nasıl bir cehennemde yaşardık?Mağdurlar, suçluların cezalarını bizzat vermenin derdine düşerlerdi.Bugün bile yargının kötü işlediği toplumlarda bu yaşanmıyor mu?İntikam duygusu kutsaldır. Yargılı infazın yürümediği zamanlarda doğan boşluğu hemen yargısız infaz doldurur.Şu anda Türkiye’de kim bilir kaç vatandaş “gücüm, imkânım olsa da intikamımı kendim alabilsem” hayalini kuruyordur!.Suçtan zarar görmüş insanlarda böyle duygular uyandıran bir devlet iflâs etmiş demektir.Yıl başından bu yana “insan kasabı” diye nitelenecek yüzlerce sanık sokağa salınmış durumdadır. İktidar, tutukluluk sürelerini sınırlayan CMK maddesinin yürürlüğünü erteleseydi bu rezalet hiç yaşanmayacaktı.Masum insanları boğarak öldüren Hizbullah canileri yanında yığınla katil aramızda dolaşıyor. Bunlar yalnız toplumun adalet duygusunu zedelemiyor, kamu düzenini ve can güvenliğini de tehdit ediyor.AİHM’nin yardım eli...Tahliyelerin çoğu, hüküm verilmiş dosyalar Yargıtay’da onay beklerken gerçekleşti. AİHM “Yerel mahkemenin mahkûm ettiği kişi tutuklu değil hükümlü sayılır” yönünde bir karar vererek bize yardım eli uzattı ama anlaşılmaz bir inat, bu değerli fırsatı ziyan etti.Yargıtay Ceza Genel Kurulu “yerel mahkemenin kararı ile birlikte hükümlülüğün başlayacağına” dair görüşü yerinde bulmadı.Şu anda yakınlarının kanları yerde kaldığı için kahrolan, adalet için kendi inisiyatifi ile ne yapabileceğini ümitsizce düşünen, bir kısmı da şikâyetçi oldukları canilerin gazabına hedef olacağından korku duyan insanlar acaba neler hissediyor?İşte Ali Asaf Yenisey’in yakınları... Kızı “nefret içindeyiz” diyor.Yedi yıl önce ailenin babası İstanbul Zekeriyaköy’deki villasını basan kişiler tarafından soygun amaçlı olarak boğazı kesilerek öldürüldü.“Ben mi öldüreyim?”Katilleri müebbet hapse hüküm giydi, dosyası Yargıtay’da beklerken “tutukluluk süresi doldu” gerekçesiyle serbest bırakıldı.İşte 16 yaşındaki kızları “Testere” filminin verdiği ilhamla öldürülen Urlalı ailenin yakınları...Talihsiz Funda’nın babası acı ve korku içinde. Şu sorusuna cevap istiyor:“Adalet bizi sırtımızdan vurdu. Kızımızı öldüren cani bırakıldı. Duruşmada ‘çıkınca sülalenizi kurutacağım’ diye tehdit etti bizi. Savcılarımız, hâkimlerimiz benim onu öldürmemi mi istiyorlar?”Adaletin aksamaya başladığı yerde hiçbir değer sağlam kalmaz.Yargı, kurum olarak bu adaletsizliğe acilen çare bulmalıdır.Ayrıca unutmamak lâzım ki bu haksızlıklar, iktidarın yargıya yönelik niyet ve eylemlerine bahane üretiyor!

Devamını Oku