Ayıp bir kavga

Haberin Devamı

Dış politikada sıfır sorun fiyakası zaten bozulmaya başlamıştı. Ama KKTC ile gelinen nokta acıklı bir komedidir.

Biz kahrımızdan ölürken düşmanlarımız gülmekten ölebilirler!

Kıbrıs’a yıllar yılı bu halk “Yavru Vatan” dedi. Şimdi ne oluyor?

Yavru anasına sövüyor, anası da onun mamasını mı kesiyor?

Mesele inşallah bir “terbiye etme” hikâyesiden ibarettir. Çünkü “gözden çıkarma senaryosu” olabileceğine dair şüpheler dolaşmaya başlamıştır.

Bilindiği gibi AKP iktidarı AB yolundaki en büyük engelin Kıbrıs olduğunu düşündüğü için Annan Planı’nın KKTC’de yapılan referandumunda çok aktif rol oynamıştı.

Kıbrıs Rumları oyun bozanlık ettikleri için emek boşuna gitti. Talât “iş bitirici” olarak geldi ama o da beceremedi.

Son günlerde yaşanan tatsızlık, yavru vatanın artık anasına ağır geldiğini hissedip bunu göstermesinden mi kaynaklanıyor?

Buna inanmak zordur. Yavru vatan yıllardır ambargo altında. Üretimi yok, ticareti yok. Zorluk bu kadarla bitmiyor. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’na kulak verirsek...

“Türkiye’den çalışmak için aileleri ile gelen 30 bin kişi var. Tabii ki bütçeye yük getiriyor.”

İstenmeyen adam

Gerginlik, ana vatanın yavru vatana yaptığı mali yardımın daraltılmasına imkân tanıyacak tasarruf tedbirlerinin açığa çıkması ile patlak verdi.

Kuzey Kıbrıs’taki protesto mitinginde, küçük bir grubun Türkiye’ye yönelik küfürlü “git” pankartı açması kriz doğurdu.

Bu talihsizlikti ama Başbakan’ın kızgın bir anına rastlaması daha büyük talihsizlik oldu. Çünkü Başbakan’ın ağzından çıkan “besleme” sözü derin bir duygusal kırılma yarattı.

TC Yardım Heyeti Başkanı sıfatı taşıyan bürokrat Halil İbrahim Akça, tepeden bakan bir genel vali görüntüsü ve beyanları ile kışkırtıcı bir role sürüklenmişti; Cumhurbaşkanı Eroğlu bu bürokratı geri çekmesi için Başbakan Erdoğan’a mektup yazdı.

“Kör kör parmağım gözüne” örneği dün bu bürokratın Lefkoşe’ye büyükelçi atandığı bildirildi.

Muhalefet, yeni Türkiye Büyükelçisi’nin güven mektubu sunmasına izin vermemesi için Cumhurbaşkanı Eroğlu’na çağrıda bulunmaya hazırlanıyordu ki, Ankara’nın böyle bir ihtimali de gözeterek “istenmeyen adam”ın tayinini vekâleten yaptığı ortaya çıktı.

Bu krizin zamanı mı?

Bir hükümet, halkının “yavru vatan” dediği bir ülkeye, aynı kaderi paylaşan bir topluma böyle davranmaz.

Sabır ve hoşgörüden yana sorunu olan bir Başbakan bile, kişisel hıncına bu kadar önemli bir davayı kurban etmez edemez.

Eğer iktidar Türkiye’nin limanlarını Güney Kıbrıs’a açmayı göze alamıyor da bu operasyonu başaracağı bir psikolojik ortam kurgulamaya çalışıyorsa boşuna zahmet etmesin. Gizli kalmaz çünkü.

Yapılacak şey, iktidarın savunabileceği adımları atmasıdır ve Türkiye’siz yaşama imkânı olmayan KKTC’ye gönül rızası ile yardım etmeye devam etmesidir.

Adalar hep sorunludur. Nasıl Yunanistan Ege’deki adalarını besliyorsa Türkiye de Kuzey Kıbrıs’ı besleyecek.

Çünkü orası sadece Türkiye’deki işsizlerin umut kapısı değildir. Kıbrıs Türkiye’ye sağladığı stratejik üstünlüğün karşılığını alıyor kabul edilmeli.

Unutmamak lâzım ki KKTC’yi şöyle veya böyle kaybeden bir Türkiye’nin itibarı kalmayacağı gibi kötülük etmek isteyenlerin gözünde caydırıcılığı da kalmaz.

Orta Doğu’nun fokur fokur kaynadığı bir dönemde göze alınmayacak bir kavgadır bu.

Dövmeye çalıştığımız kimdir; buna bakınca ayıp bir kavgadır!

DİĞER YENİ YAZILAR