Halk özgür bir hava solumanın özlemini çekmeye başlamışsa iktidar da meşruiyetini test etmeye hemen başlamalıdır.
Başka suçlu aramaya kalkmadan kendine çeki düzen vermek için harekete geçmelidir.
Kitlesel asker tutuklamaları ve haber sitesi Odatv’nin basılarak sahip ve yönetici konumundaki gazetecilerin gözaltına alınmaları, zaten gergin olan siyasi havayı kurşun gibi ağır hale getirmiş bulunuyor.
Partilerin meclis gruplarında dün yapılan değerlendirmeler, rejimin esenliği için iktidar ve muhalefet kanatlarının çabalarını birleştirecekleri konusunda en küçük bir ümit vermiyordu.
MHP lideri Bahçeli, şüphesini ve suçlamasını soru formunda ortaya koydu:
“Askerlerden intikam mı alınmaktadır?”
BDP Genel Başkanı Demirtaş olan biteni kendi penceresinden şöyle tarif etti:
“Kemalist elitler yargıdan tasfiye olurken dinci, siyasal İslâmcı elitler yargıya egemen oluyor.”
Balyoz davasında bir tek tutuklu kalmamışken referandum sonrası oluşan yapılanma bir defada 163 askerin tutuklanması şokunu doğurdu.
Nerede bu Ergenekon?
Kolayca suçlamanın ve yargısız infaza dönüşen uzun tutukluluk hâlinin sebep olduğu haksızlığa CHP lideri Kılıçdaroğlu alaycı bir ifadeyle isyan etti dün:
“Ergenekon terör örgütüne üye olmak... Üç yıldır devam ediyor. Nerede bu örgüt; gideceğim üye olacağım!”
İktidarın “İstediğimi tutuklarım, istediğim yargıca düşürürüm, istediğim kararı vermezse yargıcı değiştiririm” diye düşünerek hareket ettiğini ettiğini öne süren Kılıçdaroğlu bağımsız ve tarafsız olmayan yargının kendilerini korkuttuğunu anlattı.
Peki Başbakan Erdoğan bu endişeleri ortadan kaldıracak bir anlayışın umudunu verdi mi? Hayır bildiğimiz ezberi tekrarladı.
Yargıya müdahale etmediklerini iddia etti. “Hakkında kesin hüküm bulunmadıkça hiç kimseye suçlu gözüyle bakılamaz” dedi.
Herkesin yargı sürecine sabır ve saygı göstermesi gerektiğini hatırlattıktan sonra “Yargı sürecinin sonucu ne olursa olsun TSK’yı daha da güçlendirecektir” dedi.
Başbakan’ın sözlerine hak vermek mümkündür. Ama hukukun üstünlüğüne saygılı bir düzende yaşıyorsak...
Başbakan’ın sözünü ettiği olumlu sonuçlar, ancak adaleti siyasi hesaplarla zedelenmemiş bir yargı sayesinde elde edilebilir, bizde değil!
AB’nin gözü açılırsa
Biliyoruz ki, Türkiye’de bugün neyle suçlandığını bilmeden iki yılı aşkın zamandır mahkûm hayatı yaşayan, yargısız infaza uğrayan yüzlerce masum var.
Ve bu tutuklama rejimi, adil yargılanma hakkının Türkiye’de işlemediği, daha kötüsü işlemeyeceği inancını uyandırdığı için güven duygusu çökmüş haldedir.
Vahamet derecesinde bir boşluk var. Çünkü yargı siyasallaştıktan sonra sistemin kendini düzeltmesi imkânı iyice zayıflamıştır.
Bize şu anda ihtiyacımız olan yardımı dürüst davranırsa AB verebilir.
Kılıçdaroğlu’dan sonra CHP’nin Avrupa kurumlarıyla diyaloğu geliştirmesi şanstır.
AB’nin tek yanlı propaganda etkisinden bu sayede kurtulup gerçek durumu daha erken fark etmesi imkânı doğacaktır.
Dün anlattı.. Kılıçdaroğlu AKP’den gelen bazı olumsuz adımları bile övüp takdir ettiğini hatırlattıktan sonra “yürütme emrine giren yargı”nın günahına AB’nin de ortak olduğunu, genişlemeden sorumlu üye Stefan Füle’ye söylemiş.
Türkiye’de AB’nin günahlarını kaydeden bir muhalefet bulunduğunu öğrenmek Brüksel’i faydalı hale getirebilir.
Üzücü ama, seçeneklerimiz çok azaldı!
Bize yardım gerek
Haberin Devamı

