Batum ne yapacak?

8 Şubat 2011

Siyaset biraz da söz sanatıdır. Siyasetçi aleyhine kullanılacak sözlerden sakınmak zorundadır.Aksi halde “ne şehittir ne gazi; hiç yoluna gitti Niyazi” diye arkanızdan bir de alay ederler.Son CHP kurultayının siyasete kazandırdığı anayasa hocası Prof. Dr. Süheyl Batum dün belki de hayatının en bunaltıcı gününü yaşadı. Eminim ki istifa kararından birkaç kez gidip gidip dönmüştür.Bilindiği gibi Batum geçen hafta Zonguldak’taki bir toplantıda “Koca bir askeri yıktılar. Meğer kâğıttan kaplanmış” demek gafletinde bulundu.İktidar bir anda alârma geçti ve hemen linç kampanyası başlatıldı.Prof. Batum “Böyle büyük bir kurumun hedef olduğu hukuksuzluklara karşı en azından bunların hukuksuzluk olduğunu söyleyebilmesi lâzım. Onu demek istedim” dedi ama dinleyen olmadı.Başbakan dünkü grupta Batum’u hedef alarak “Senin her yerin anayasa hukukçusu olsa ne yazar” diye bağırdıktan sonra asıl darbesini indirdi.TSK’ya karşı hakaret suçu işlediğini öne sürerek savcılara talimat havasında sözler söyledi:“Ben bu suç duyurusunu burada ilân ediyorum. Gereğinin yapılması lâzımdır. Bu karşılıksız kaldığı anda ordumuzla topla oynar gibi oynarlar. Bunun bedeli ödettirilmelidir. Savcılarımızın gerekli adımları atması gerekiyor!”Rekabet değil husumetSiyasetin ülkemizde husumet duygusundan ne kadar yoğun bir şekilde beslendiğine bundan daha ibretli bir örnek bulunamaz.Batum o sözüyle ne kastettiğini açıklamış yanlış anlaşıldı ise özür de dilemiş, ama kendi deyimi ile “koca başbakan” siyasi çatışmada işe yarayacağına inandığı bu kozu kullanmaktan, bu yolda yargıya talimat verecek kadar ileri gitmekten kendini alamamıştır.Bu şekilde bir askeri darbe tahrikini mi etkisiz hale getirmiştir?Elbette hayır; böyle düşünmek akıllı insanlara hakarettir, askere hakarettir.Mesele, açık veren rakibi zor duruma düşürmek ve gündem oluşturmaktır.Bu tür polemiklerde ve fırsatları değerlendirmekte AKP’nin çok baskın olduğunu kabul etmek zorundayız. Neden?İstifa kararı verir mi?CHP’nin iktidara “askere hakaret yarışında eline su dökemem” demeye gelecek örnekler arşivden çıkarılmış fakat Başbakan’ın şehitlere “kelle” demesi, Başbakan Yardımcısı Arınç’ın “iyi ki bu paşalarla savaşa girmemişiz” gibi sözleri CHP ve Batum üstündeki baskıyı hafifletmemiştir.Nitekim Kılıçdaroğlu grup konuşmasında “Orduyu eleştirmek ancak CHP Genel Başkanı katında olur” diyerek Batum’un hata yaptığını kabul ve ilân etmiş böylelikle kurumsal anlamda özür beyan etmiştir.Bu talihsiz sürecin Batum’un şahsına çıkaracağı bir fatura olacak mı?Süheyl Batum’un canını asıl partisinden gelen darbeler yakmış olmalıdır.Orduyu eleştirerek yanlış yaptığını kürsüde ifade eden Kılıçdaroğlu, daha sonra odasında Batum’un istifasının söz konusu olup olmadığını soran gazetecilere derhal “hayır” dememiş “Böyle sorular sormayın, bu soruya cevap yok” diye karşılık vermiştir.Parlak bir akademik kariyer ardından girdiği siyaset yaşamının henüz başında hedef olduğu linç kampanyası neyse de, partisi içinde düştüğü yalnızlık...Süheyl Batum işte bunu hazmetmekte güçlük çekebilir.İstifası sürpriz olmaz!

Devamını Oku

Askerle oynamayın

7 Şubat 2011

Genelkurmay dün “asker üstünden siyaset” yapmamaları için AKP ve CHP’ye açık mesaj gönderdi.İki partinin genel başkan yardımcıları tarafından verilen demeçlerin çelişkisine şu ifadelerle dikkat çekildi:“Her vesileyle TSK’nın siyaset dışında kalması gerektiğini savunan bu siyasilerin TSK’yı günlük siyasi tartışmaların içerisine çekme gayretleri üzüntüyle izlenmektedir.”Genelkurmay’ın açıklaması şöyle bir uyarı da taşıyor:“Çevremizde sonu belli olmayan istikrarsızlıkların yoğunlaştığı bir dönemde (...) TSK’nın siyasi tartışmalara konu edilmesi ne ülkemize ne de herhangi bir siyasi görüşe fayda sağlayacaktır.”Söz konusu demeçleri CHP’li Süheyl Batum ile AKP’li Ömer Çelik verdiler. Çelik “28 Şubat ve 27 Nisan başarılı olsaydı Mısır’daki yürüyüşler burada da olurdu” demişti.Genelkurmay’ın Ömer Çelik’in sözlerini denge kurmak amacıyla kaynak gösterdiğini asıl hedefin CHP’li Batum olduğunu anlamak zor değil. Çünkü Batum’un sözleri gerçekten hazmı zor ifadeler taşıyor:“Koca bir askeri yıktılar, meğer kâğıttan kaplanmış!”Bazı iktidar mensupları gündüz bile kâbus görüyor. O kâbuslar askeri darbe kuruntusudur.Anlaşılıyor ki Batum’un sözlerini bu kompleksle yorumlayıp ana muhalefetin etkili bir ismini hedef tahtasına oturtmanın fırsatı olarak değerlendirmek istediler.Bülent Arınç, Batum’un asker darbe yapmadığı için böyle konuştuğunu söylerken Süheyl Batum’un aklından geçenleri okuyor!Sözde Batum bu sözleri ile askere “Ne güne duruyorsunuz? Bu AK Parti iktidarını niçin indirmediniz? Nedir bu yaptığınız?“ diyormuş.Evet, CHP’li Batum’un sözlerinde bir “yazıklar olsun” sitemi var ama o sitem hangi sebebe dayanıyor; kendi ağzından dinlemek gerekmez mi?CHP’nin ve kendisinin asla darbe özlemi içinde olmadığını, olamayacağını belirten Batum, tartışma yaratan sözlerine şöyle açıklık getiriyor:“Benim istediğim şu:Böyle büyük bir kurumun, hukuksuzluklara karşı en azından bunların hukuksuzluk olduğunu söyleyebilmesi lâzım..”CHP kurum olarak böyle bir tartışmanın dışındadır. Peki birey olarak Batum yöneltilen ağır suçlamaları hak ediyor mu?Aynı gazetede yıllarca yazı yazdık, onu tanıyorum.Demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne adanmış inançlı kişiliğine kefil olabilirim.Yeni bir siyasetçinin velev ki kastını aşan ifadesinden linç gerekçeleri ve infaz ayinleri düzenlemek hiç kimseye bir menfaat sağlamaz.Genelkurmay’ın açıklamasını herkes bir kez daha dikkatle okusun!Adalet gelsin de...Özel yetkili savcılık, Hrant Dink cinayeti soruşturmasında ihmali bulunduğu öne sürülen otuza yakın kamu görevlisi hakkında soruşturma başlattı.Bu adımın atılması, adaletin tecellisi ve yargıya olan güvenin tekrar uyanması bakımından önemli bir şanstır.Bu şansı keşke kendi yargımız, Yargıtayımız yaratmış olsaydı. Adaleti arayan yolu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi açmıştır.Çünkü verdiği kararla Dink davası sürecinde gerçek sorumluların ortaya çıkarılması için yeterli özenin gösterilmediğine hükmetmiştir.Her halde AİHM kararı şimdi işin ciddi tutulmasında önemli katkı sağlayacaktır.Bizim Yargıtayımızın eksik bıraktığı rolü AİHM’nin yerine getirmesi, yani yargımızın böyle bir davada bile dış desteğe muhtaç olması üzücüdür.Ama ne yapalım; adalet gelsin de nereden gelirse gelsin!

Devamını Oku

Cesaret gerek!

5 Şubat 2011

Günler geçiyor. İktidar her daim “yarın seçim olacak gibi” hazır. Ama CHP halâ seçim havasına girmedi.Acele silkinmek lâzım.Düzen, iktidar partisini kayırıyor. Propaganda olanakları bakımından AKP ile muhalefet partileri arasındaki kıyası ancak pire ile deve anlatabilir.Durum muhalefete hızlı hareket etme mecburiyeti yüklüyor.Bir de AKP karşısında ortaya konulacak heyecan verici bir fark!Baykal’ı bir komplo götürmeseydi Kılıçdaroğlu bugünkü yerinde olamazdı. Bu değişim yalnız onun değil partinin de şansıdır.Şansını nasıl kullanacak, göreceğiz. Ama CHP örgütünün ve halkın en büyük özlemi parti içi demokrasidir.Kılıçdaroğlu da koltuğa oturduktan hemen sonra o özlemin etkisiyle milletvekili adaylarını bu seçimde örgüte seçtireceğini vaad etmişti.Sözünü tutacaksa bu kararı hemen vermek ve Mart başında önseçimi yapmak gerekiyor.Parti içi demokrasi yoksa demokratik bir meclis de oluşmuyor. TÜSİAD dergisinin kapağındaki kompozisyonu hatırlayın:Meclisin bütün koltuklarında liderler oturuyor!Partiler ve seçim yasalarında yapılan antidemokratik değişiklikler sistemi bu hale getirmiş. Partiler, oligarşileri bile aşarak tek adam yapılarına dönüşmüştür.Çünkü milletvekillerini, belediye başkanlarını, partinin merkez ve taşra yöneticilerini, hatta belediye ve il genel meclisi üyelerini lider seçmektedir.Cumhurbaşkanını bile, seçimine saatler kala Tayyip Erdoğan seçip ilân etmedi mi?Ülkedeki kutuplaşmanın en önemli nedeni “lider vekilleri”dir. Meclis çoğunluğunu “milletin vekilleri” oluştursa parlamenterler kendilerini lidere değil halka beğendirmek için hareket ederler, dikta heveslerinin önünü keserlerdi.Kılıçdaroğlu vaadini mutlaka tutmalı ve CHP adaylarını örgütüne seçtirmelidir.Son olarak “Önseçim de yapacağız ama bütün illerde değil“ demişti.Bu konuşma akılları karıştırıyor ve CHP’nin ortaya koyacağı en çekici, en ayırıcı farkı ziyan edebileceği şüphesini uyandırıyor.Önseçimle belirlenmiş milletvekili adaylarının avantajı hiçbir bahaneyle heba edilmemelidir.Kılıçdaroğlu “Kadronuzu kuramazsınız” kuruntularının tuzağına düşmemelidir.Kendi örgütünün ihanet edebileceği ihtimaline göre tavır belirleyen bir lider milletin aradığı kurtarıcı olamaz.Kılıçdaroğlu’na demokrasi kuracak cesaret diliyoruz!Koy sepete!..Hukukçular, müzakereleri süren “torba yasa”nın yasama tarihimiz için yüz karası olacağını söylüyorlar.Gerçekten de benzersiz bir tecrübe yaşıyoruz.Neredeyse tek başına anayasa değiştirecek çoğunluğa sahip AKP iktidarı, işbaşındaki dokuzuncu yılında bu “ucube”yi yarattı.Onlarca yasayı değiştiren 128 maddelik bir tasarı, komisyonlarda “koy sepete” yöntemi ile iki katına çıktı.Kanun yapma tekniği katlediliyor. Şu anda sanki yasa yapılmıyor da bir şeyler kaçırılıyor.Çünkü hiçbir madde hakkıyla tartışılmıyor. Vergi afları da bu torbanın içinde, emekçi kesimin tepkisine sebep olan hak kayıpları da... Nasıl bir sona ulaşacağını bilemeyiz. Çünkü yorucu maratonda, bir gece ansızın yeni seçim yatırımı hamleleri izleyebiliriz.2009’un 25 Haziran gecesi muhalefeti uyutan iktidar grubu, askerlere sivil yargı yolunu açan maddeyi bir yasaya ekleyip geçirmişti.Kimse torba doldu, artık başka bir şey sığmaz demesin!

Devamını Oku

Gündem çalmak

4 Şubat 2011

Orta Doğu’daki Müslüman ülkelerin hemen hepsi başkanlık sistemi ile yönetiliyor ama Türkiye’ye benzemek istiyor.Türkiye’ye bakıyoruz, gündemi belirleme gücü tartışılmaz olan Başbakan Erdoğan haklı itirazlara kulaklarını tıkayarak Başkanlık sistemine geçme tercihinden vazgeçmiyor.Bu çelişkiye CHP lideri dün bir açıklama getirdi.Kılıçdaroğlu’nun Almanya gezisine eşlik eden arkadaşımız Ruşen Çakır’ın yazdığına göre CHP lideri tartışmaların kamuoyuna kurulmuş tuzak olduğunu düşünmektedir.Başbakan’ın “halkın gündemini çalmak” için başkanlık sistemi tartışmasını körüklediğini söylemektedir. Neden?Çünkü teoride olmasa bile uygulamada Türkiye zaten başkanlık sistemi ile yönetilmektedir.CHP liderine göre T. C. Başbakanı bugün Mübarek’ten de, Obama’dan da çok yetki kullanmaktadır. Cumhurbaşkanını, meclis başkanını, valileri, komutanları, yargıçları tek başına belirlemekte, bir tek yargıç olarak karar verememektedir.Kendi deyimi ile “astığı astık, kestiği kestik”tir. Daha fazlasını hayal etmek mümkün değildir.Bu görüş doğruysa iktidarın seçim sonrası yapacağını ilân ettiği yeni anayasa da boş vaatten başka bir şey olamaz.Çünkü geldiğimiz noktada yargı bağımsız erk olma niteliğini kaybetmiş, o erk de iktidarın vesayeti altına girmiş, bu durum Başbakan’ı “tek adam” durumuna getirmiştir.12 Eylül’de yapılan referandumla istediği her şeyi alan Tayyip Erdoğan’ın kazanımlarını tehlikeye atacağını kimse beklememelidir.Yargı bağımsızlığı özellikle başkanlık sisteminin vazgeçilmezi olduğu için başkanlık tartışmalarının uzaması bu gerçeğin hatırlanmasına sebep olur korkusuyla belki yeni anayasa vaadini dahi unutturmaya çalışacaktır.AKP bir taslak metni seçimden önce tartışmaya açmadığı sürece yeni anayasa vaatlerine ve başkanlık sistemi masallarına inanmamak gerekiyor!Niye patladı?Anadolu’da “kalıbının adamı” diye bir niteleme vardır.İnsanların yansıttıkları iddiayı hak edecek özelliklere sahip olması gerektiğini anlatır bu söz.Tabii önerdiği doğru, kurumlar için de geçerlidir.Özellikle teknik birikim gerektiren alanlarda kalıbının adamı olamıyoruz. Birey olarak da kurumsal olarak da sınıfta kalıyoruz.Ankara’nın sanayi bölgesi OSTİM’de 19 yurttaşımızın ölümü 50’den çok insanın da yaralanması ile sonuçlanan olay, işte öyle bir şey.Mükemmel görünüşte bir tesis... Özel yasa ile kurulmuş kamudan bağımsız bir yönetim...Patlamanın yaşandığı iş yerinin sahibi “resmi kurumlardan daha çok güvenliğe önem veriyoruz” demiş. Çalışma Bakanı Dinçer de övüyor firmayı. “İhracat yapan disiplinli bir firma” diyor.Her şey mükemmelse niye patladı? Sorun ne?Önce kurbanlar verip sonra enkaz arasında eksiklerimizi bulmaya çalışmak ilkelliğinden ne zaman kurtulacağız?Sorunun ihmal ve denetim eksiğinden çıktığını tahmin etmek zor değil ama dün ne patlamanın sebebi, ne de nereden ve nasıl başladığı hakkında kesin bir açıklama yapılabildi.Bugün-yarın bir siyasetçi çıkıp “Takdir-i İlâhi” derse şaşırmayın.Türkiye küresel çapta 16’ncı büyük ekonomi boyuna geldi. Ama boyuna bosuna yakışacak kaliteleri kazanamazsa bu başarı kalıcı olamaz.Çünkü insani gelişme endeksinde 83’üncü sırada.Rüşvet ligindeki yerimiz de dün açıklandı; 6’ncı sıradayız. Rezalet!Patlamanın sebebini arayanlara duyurulur!

Devamını Oku

Tamirat gerek!

3 Şubat 2011

Orta Doğu’nun demokrasi pazarında fazla alternatif yok. Mısır halkı Mübarek’ten kurtulursa önünde iki seçenek bulacak:Ya Türkiye veya İran modelini seçecek.İki demokrasi de yüksek standartlara sahip değildir. Neredeyse kayda değer tek sermayeleri seçim sandığıdır.Türkiye’deki iktidar sahiplerinin “ileri demokrasi” masallarına bakmayın siz. Buradaki “ileri” sözcüğü kalite tarif etmiyor, demokrasimizle ilgili reklâm ve propagandanın “palavra” dozunu yansıtıyor.Evet bölgemizdeki toplumlarla kıyasladığımız zaman daha şanslı ve imtiyazlı durumda olduğumuzu görüyoruz ama demokrasinin kalitesini seçim sonuçlarını kaç saatte aldığımıza bakarak tayin edemeyiz.Şarm-el Şeyh’teki zirvede bir kadın gazeteci, belli ki Mısır Başbakanı’nı utandırmak için Tayyip Erdoğan’a sormuş:“Sizde seçimler kaç haftada yapılıyor?”Bizimki “24 saatte kesin sonuçları alırız ama aynı gece 10-11 gibi durumu anlarız” deyince Arap gazeteci “Bizde bir ayı geçiyor“ demiş..Adalet Allahlık!Seçim sonucunun çabuk belirlenmesi Türkiye hesabına küçümsenecek bir fark değildir. Ama sandık bir sonuçtur. Önemli olan o sonucu yaratan etkenlerin çağdaş standartlara uygun olmasıdır.Sandıktan çıktığı halde özel hayatın dokunulmazlığını, fikir ve ifade özgürlüğünü telefonları dinleyerek, sahte ihbar ve delil üreten merkezler oluşturarak ve medya patronları üstünde mali terör yaratarak yıkan boğan, baskının sürekliliğini sağlamak amacıyla da yargı kurumlarını zapteden iktidarlara geçmişte rastlanmıştır.Türkiye’de şimdi bu tarih tekerrür ediyor!Demokrasimizin sadece insan hakları boyutu mu sorunlu? Hayır, seçim sandığına yönelik yarışın adaleti de Allahlık!Yüzde 10 seçim barajı dünyada yok. Bu rezalet istikrar adına savunulamaz. Bu despotizmin bahanesidir.Yüzde 10 baraj demek, baraj altında kalan küçük partilerce kazanılan milletvekilliklerinin büyük partiler tarafından çalınması demektir.Küçük partiler kazandıkları temsil hakkını yitirirken büyük partiler hakları olmayan milletvekilliklerini elde ediyorlar.Lider sultası bitsinHaksız rekabet Hazine yardımında da yaşanıyor. Bu yıl devletten AKP 186.5 milyon, CHP 83,6 milyon, MHP 57.1 milyon lira yardım alacaklar.Seçime girecek öteki partiler hava alacak.Yarışı bu kadar adaletsiz hale getiren bir rejime istediğiniz kadar demokrasi deyin kendinizi kandırırsınız.Halkın vergilerinden oluşmuş bu kaynağı “güç bende” diye böyle dağıtmak değişik türde bir seçim hilesi değil midir?Ve acele kurtulmak zorunda olduğumuz asıl hastalık !!!Milletin değil liderlerin seçtiği milletvekillerinin oluşturduğu meclis...Ben bu durumu “kıblesi şaşmış meclis“ diye tanımlıyorum.Demokrasimizi gerçekten örnek alınan bir model haline getirmek istiyorsak, öncelikle yukarda sözünü ettiğimiz ameliyatları hızla yapmamız gerekiyor.Önümüzdeki seçimin sandıklarından “liderin adamları” değil “milletin vekilleri” çıkmalıdır. Seçmen, parti üyelerinin belirlediği adaylarla seçime giren partileri ödüllendirmelidir.Öyle bir meclise bugün sahip olsaydık iktidar en azından yargıya diz çöktürme operasyonuna cesaret edemezdi.Ülkeye ve kendine kötülük edemezdi.Diktatörün önünü kesecek kalitede meclisi olmayan bir rejim demokrasi sayılamaz, alıcısı da pek olmaz!

Devamını Oku

Adalete kıymayın!

2 Şubat 2011

Bilimin ağırlık taşıdığı tartışmaları rayından çıkarmak istiyorsanız işin içine siyasetçi karıştırın..Veya siyasete bulaşmış bir uzman!Önceki gün Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç olumsuz anlamdaki bu rolün başoyuncusu oldu. Onu tanımayan, cüppesini fark etmeyen biri, konuşan kişinin hükümet sözcüsü olduğunu zannedebilir, Anayasa Mahkemesi Başkanı olamayacağı üstüne iddiaya girebilirdi.Haftalardır kıyamet kopuyor.Adalet camiası iktidara bağımlı bir yüksek yargı için son kalelerin kuşatma altına alındığını söylüyor, avukatların ezici çoğunluğunu temsil eden 24 baro demokrasi ve hukuk devletini yetirmek istemiyorsak “çok geç olmadan” kamuoyunu harekete geçmeye çağırıyor Yargıtay Başkanı yargıyı ve yerleşmiş içtihatları altüst edecek operasyonu önlemek için çırpınıyor.Ama Yargıtay ve Danıştay’ın üstünde bir “süper temyiz” durumuna getirilmek istenen Anayasa Mahkemesi’nin Başkanı Kılıç konuşmasını şeref koltuklarında izleyen lider kadrosunu dahi şaşırtacak şeyler söylüyor.“Yargı organlarına yapılan seçimleri, bir yerleri ele geçirme planı olarak nitelemek büyük saygısızlıktır“ diyor.“Yüksek yargı mensupları cesaretle özeleştiri yapmalıdır. Önerilen her çözümü kaos yaratır diye reddetme alışkanlığından vazgeçin” diyor.Haşim Bey patron mu?Haşim Kılıç’ın mutluluktan uçtuğunu anlamak zor değil. Göreve geldiğinden bu yana, laiklikle ilgili davaların hemen hepsinde kararlara itiraz şerhi koymak zorunda kaldı.Mahkemenin yeni yapısında artık çoğunluğun mensubu olacaktır!Son konuşmasındaki sözleri ve duruşu iktidara bağımlı bir yüksek yargı oluşturma hedefinin neredeyse gerçekleşmiş olduğunu bilmenin sevincini yansıtıyordu.Makamına lâyık davranmaya çalışsa yüksek yargıçlara tavsiye ettiği cesur özeleştiriyi önce kendisi yapardı.Yargıtay uzmanlık kazanmış hukukçu yargıçların oluşturduğu bir yüksek yargı kurumudur. Hukuk eğitimi almamış, pratiğini yapmamış kişilerin de üye olarak atanabildiği bizdeki Anayasa Mahkemesi, Yargıtay’ın üstüne temyiz mercii yapılabilir mi?Hukuk okumamış, avukat olmamış veya herhangi bir adliye mahkemesinin kürsüsüne hiç çıkmamış biri olarak, yüksek yargıçlara hukuk ve meslek ahlâkı üstüne ahkâm kesmesinin kabalık, hatta haddini aşmak olacağını düşünmesi gerekmez miydi?Sami Selçuk’u dinleyinAdalet siyasi kavgalara feda edilmeyecek değerlerin başında gelir. Yargıtay Başkanı Gerçeker, “reform” konusunda kendilerine bir şey sorulmadığını söylemişti.Tarafsızlığından şüphe duymadıklarını bildiğim eski Yargıtay Başkanı ve Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Sami Selçuk’a mutlaka sormuşlardır diye düşündüm. Yanılmışım... Konuya bilim ve uygulamada hâkim olan Sami Selçuk’u ihmal etmeleri eksikliktir. Bunu telâfi etmek için aradım ve konuştum.Prof. Selçuk “Yargıtay ve Danıştay’la ilgili düzenleme yanlıştır” dedi.Görünüşte 38, gerçekte 76 daireli Yargıtay görünüşte 15 aslında 30 daireli Danıştay’ın dünyada benzeri olmadığını söyledi.İsrar edilirse Yargıtay’ın ve Danıştay’ın bütünlüğü ilkesinin çökeceğini anlatıyor.Başbakan’a, Sami Selçuk’u dinlemeleri için adamlarına talimat vermesini öneririm.Bilim namusuna ve demokrasi ahlâkına ihtiyaç hayati önem kazanmış durumdadır.İktidar et derdine düşen kasap, adalet de can derdine düşmüş kuzu konumuna gelmişse bu ayıplı bir manzaradır.Ama bizdeki görüntü daha beter.Çünkü koyunu kasaba hukukçu bile olmayan bir hakim veriyor!

Devamını Oku

Dikta sokakta biter

1 Şubat 2011

Diktatörler coğrafyasında deprem oluyor. Zulüm üstüne kurulu saltanatlar yıkılmaya başladı.Büyük oyun Mısır’da. Mübarek rejimi daha kaç gün dayanabilir?Yüksek sesle ifade edilen umutlar Türkiye modelini işaret ediyor ama iyilik bu dünyada o kadar kolay inşa edilemiyor.Baskın şeklinde gelen toplumsal tsunamilerin doğurduğu boşlukları hemen kötülük dolduruyor.Çünkü kötülük pusudadır, hep hazırdır.Seslendirilemeyen korku Mübarek’ten sonrasıdır. Yeni bir Humeyni mi, yoksa yeni bir Nasır mı?Nüfusunun yarısı, yani 40 milyon insanı günde 2 Dolar ile yaşayan bu Mısır, ABD’nin döktüğü milyar dolarlara rağmen Tunus’tan gelen bir fırtınaya dayanamadı.Merakım o ki bu yoksul ve eğitimsiz yapıda demokrasi fidanı tutar mı?Çok geçmeden onun da cevabını alacağız. Şu anda uzatmaları oynayan Mübarek rejiminin gitmesini bekliyoruz. Yeni rejimin kurulmasından önce yaşanacak olan boşluğun hangi güç merkezi tarafından doldurulacağı sorusunun cevabı geleceği belirleyecektir.Git be Mübarek adam!Amerika’nın, Türkiye’nin ve İsrail’in çabaları aynı hedefe yöneliktir:Mübarek’in gidişi çok yüksek bir maliyet çıkarmamalı Mısır halkına. Aksi halde patlak verecek toplumsal gazap yalnız Mısır için değil tüm bölge için kâbus yaratabilir.Bir defa her halükârda İsrail’e ve Amerika’ya Mübarek rejimi kadar rahat ettirecek bir rejimin geleceğini kimse hayal etmemelidir.Elbette Türkiye’nin gönlü ve menfaati bu sarsıntının büyük altüst oluşlar yaşanmadan atlatılması ve dayanılmaz değişim taleplerinin patlamaya dönüşmeden önce karşılanması istikametindedir.Başbakan Erdoğan dün bu dileğini Mübarek’e üstü kapalı “çekil” çağrısı yapan ifadelerle belirtmiştir.AKP iktidarından gelen sesler, Mısır’da yaşanan tecrübenin bize olumlu yansımalar taşıyacağı konusunda umut verdi. Benim gibi pek çok VATAN okuyucusu da aynı tespiti yapıp, aynı dileği paylaştı dün.Mübarek’e o kıyamette aktardılar mı bilinmez ama Başbakan Erdoğan Cumhurbaşkanı da olsa herkesin bu dünyadan bir kefenle gideceğini hatırlatarak halktan gelen değişim arzusunu hemen karşılamasını salık veriyordu.Orada pişer, bize de düşerHükümet Sözcüsü Cemil Çiçek “Mısır halkının temel hak ve özgürlüklerini kullanmasına, taleplerini demokratik ve şiddet dışı yöntemlerle ifade etmesine müsaade edilmesi gerektiğini” belirtiyordu.Şanslı kullara kader, yanlışlarını farkedip yönlerini düzeltmeleri için sebep ve fırsat yaratır; bu sözlerden öyle bir iyilik bekleyebilir miyiz acaba?Çünkü vatandaş her şeyi görüyor ve yargılıyor:“Tekel işçileri, öğrenciler, sıradan vatandaşlar dileğini, derdini, şikâyetini anlatmak için gösteri yaptığında karnındaki bebeği düşürecek, ağzını, burnunu, kolunu kıracak kadar şiddet gösterilmesine müsaade eden hükümet, bu hükümet değil mi?”“Protesto eylemi yapabilir şüphesiyle mimlenen vatandaşları, Başbakan’ın gelişinden önce toplayıp tedbir diye polis nezarethanesine tıkan bir demokrasi dünyada var mı?”Bu soruların cevabı olmaz.Yapılması gereken, bu ağır yanlışın düzeltilmesidir.Ortadoğu’da yayılmakta olan devrim alevleri diktatörlükleri silip süpürecekse tümünün cehenneme kadar yolu.Hele bu yangın, bize kendi demokrasimizin arızalarını gösterecek ve düzeltilmesi için fırsat yaratacaksa şenlik ateşi sayar, selâmlarız.

Devamını Oku

Demokratik tepki eşkıyalık değildir

31 Ocak 2011

Gücünüze, iktidarınıza sınırlama getirse bile demokrasiye bağlı kalmak zorundasınız.Bu çağdaş duruşu göstermenin şartı hukukun üstünlüğüne saygı duymak, siyasi iktidar olarak bağımsız erk olarak yargının denetimine nazlanmadan razı olmaktır.Türkiye’deki huzursuzluğun sebebi yasama organı, yani meclis üstünde tam kontrole sahip olan AKP iktidarının, yargı erkinin bağımsızlığına son vererek yüksek yargıyı da tam kontrolü altına almak istemesidir.Demokrasinin ana muhalefete yüklediği sorumluluk böyle bir güç yoğunlaşmasına tüm demokratik araçları kullanarak engel olmaya çalışmaktır.“Bütün araçlar” derken elbette bunlar bir sıraya konulmalı.Meclis Adalet Komisyonu’ndaki CHP’li üyelerin toplu istifaları ardından halkı “baskı ve faşizme karşı” direnme haklarını kullanmaya çağıran bir açıklama yapmalarını bu nedenle eleştirmiştim.“Haklısınız ama yol ve yönteminiz hatalı!” Eleştirimin özü buydu.Yazıma gelen itirazlar, yüksek yargıya yönelik operasyona karşı güçlü bir toplumsal tepki konulması fikrinin CHP’yi destekleyen kitlede geniş bir taban bulduğunu gösteriyor.CHP sınırları çizmeliGüçlü tepkiden kim ne anlıyor?İşte CHP “halkın direnme hakkı”nı tarifsiz bırakırken Başbakan fırsatı kaçırmıyor ve “CHP vatandaşı sokak sokak direnmeye çağırıyor” diyor ve kendi üslubunca bunun adını da koyuyor:“Eşkıyalık sevdası!”İktidarın yargıya yönelik niyetleri ve son aşamasına getirdiği operasyon, siyasi muhalefet tarafından eleştirilmeyi hak ediyor aslında.Çünkü referandumdan önce ortaya konulan endişeler fazlasıyla gerçeğe dönüşüyor.Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun oluşturulma yöntemi ve yeni HSYK’nın yaptığı işler, akıl ve vicdan taşıyan insanlara tehlikenin büyümekte olduğunu haber vermiyor mu?CHP, yargı bağımsızlığını korumak yolunda durumdan vazife çıkarıyorsa -ki çıkarmalı- demokratik direnmenin yöntemini, yerini, sınırlarını özenle tayin etmeli ve çağrısına uyan kitlelerin başında olmalıdır.Polise sipariş gibiBaşbakan’ın yargı bağımsızlığını savunan demokratik tepkileri “eşkıyalık” diye adlandırması yalnız ayıplanması gereken bir gaf değil, ağır bir tahriktir.Eylemlere müdahale eden güvenlik güçleri, iktidarın kendilerinden nasıl bir hizmet beklediğini Başbakan’ın bu sözüne bakarak anlamaya çalışacaktır.Yani sokağa çıkanlar polisin gözünde demokrasi için direnen insanlar değil eşkıya sayılacaktır.CHP yargı bağımsızlığını korumaya yönelik muhalefetini şimdi yaptığı gibi mecliste sürdürmeli, meydanlara ancak seçim kampanyası bağlamında taşımalı, halkı güvenlik güçleriyle karşı karşıya getirmenin vebali altına girmemelidir.AKP iktidarı da Müslüman toplumlara örnek gösterilen Türkiye’nin üstünlük değerlerine “Ilımlı İslâm” siparişini karşılamak uğruna zarar vermeye başladığını, en azından toplumun önemli bir kesiminde bu tedirginliği uyandırdığını fark ederek frene basmalıdır.Arap toplumları sırayla diktatörlükten kurtulurlarken bizim diktatörlüğe doğru sürükleniyor görüntüsü sergilememiz, utanç verici bir çelişkidir!

Devamını Oku