Gücünüze, iktidarınıza sınırlama getirse bile demokrasiye bağlı kalmak zorundasınız.
Bu çağdaş duruşu göstermenin şartı hukukun üstünlüğüne saygı duymak, siyasi iktidar olarak bağımsız erk olarak yargının denetimine nazlanmadan razı olmaktır.
Türkiye’deki huzursuzluğun sebebi yasama organı, yani meclis üstünde tam kontrole sahip olan AKP iktidarının, yargı erkinin bağımsızlığına son vererek yüksek yargıyı da tam kontrolü altına almak istemesidir.
Demokrasinin ana muhalefete yüklediği sorumluluk böyle bir güç yoğunlaşmasına tüm demokratik araçları kullanarak engel olmaya çalışmaktır.
“Bütün araçlar” derken elbette bunlar bir sıraya konulmalı.
Meclis Adalet Komisyonu’ndaki CHP’li üyelerin toplu istifaları ardından halkı “baskı ve faşizme karşı” direnme haklarını kullanmaya çağıran bir açıklama yapmalarını bu nedenle eleştirmiştim.
“Haklısınız ama yol ve yönteminiz hatalı!” Eleştirimin özü buydu.
Yazıma gelen itirazlar, yüksek yargıya yönelik operasyona karşı güçlü bir toplumsal tepki konulması fikrinin CHP’yi destekleyen kitlede geniş bir taban bulduğunu gösteriyor.
CHP sınırları çizmeli
Güçlü tepkiden kim ne anlıyor?
İşte CHP “halkın direnme hakkı”nı tarifsiz bırakırken Başbakan fırsatı kaçırmıyor ve “CHP vatandaşı sokak sokak direnmeye çağırıyor” diyor ve kendi üslubunca bunun adını da koyuyor:
“Eşkıyalık sevdası!”
İktidarın yargıya yönelik niyetleri ve son aşamasına getirdiği operasyon, siyasi muhalefet tarafından eleştirilmeyi hak ediyor aslında.
Çünkü referandumdan önce ortaya konulan endişeler fazlasıyla gerçeğe dönüşüyor.
Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun oluşturulma yöntemi ve yeni HSYK’nın yaptığı işler, akıl ve vicdan taşıyan insanlara tehlikenin büyümekte olduğunu haber vermiyor mu?
CHP, yargı bağımsızlığını korumak yolunda durumdan vazife çıkarıyorsa -ki çıkarmalı- demokratik direnmenin yöntemini, yerini, sınırlarını özenle tayin etmeli ve çağrısına uyan kitlelerin başında olmalıdır.
Polise sipariş gibi
Başbakan’ın yargı bağımsızlığını savunan demokratik tepkileri “eşkıyalık” diye adlandırması yalnız ayıplanması gereken bir gaf değil, ağır bir tahriktir.
Eylemlere müdahale eden güvenlik güçleri, iktidarın kendilerinden nasıl bir hizmet beklediğini Başbakan’ın bu sözüne bakarak anlamaya çalışacaktır.
Yani sokağa çıkanlar polisin gözünde demokrasi için direnen insanlar değil eşkıya sayılacaktır.
CHP yargı bağımsızlığını korumaya yönelik muhalefetini şimdi yaptığı gibi mecliste sürdürmeli, meydanlara ancak seçim kampanyası bağlamında taşımalı, halkı güvenlik güçleriyle karşı karşıya getirmenin vebali altına girmemelidir.
AKP iktidarı da Müslüman toplumlara örnek gösterilen Türkiye’nin üstünlük değerlerine “Ilımlı İslâm” siparişini karşılamak uğruna zarar vermeye başladığını, en azından toplumun önemli bir kesiminde bu tedirginliği uyandırdığını fark ederek frene basmalıdır.
Arap toplumları sırayla diktatörlükten kurtulurlarken bizim diktatörlüğe doğru sürükleniyor görüntüsü sergilememiz, utanç verici bir çelişkidir!
Demokratik tepki eşkıyalık değildir
Haberin Devamı

