Bilimin ağırlık taşıdığı tartışmaları rayından çıkarmak istiyorsanız işin içine siyasetçi karıştırın..
Veya siyasete bulaşmış bir uzman!
Önceki gün Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç olumsuz anlamdaki bu rolün başoyuncusu oldu. Onu tanımayan, cüppesini fark etmeyen biri, konuşan kişinin hükümet sözcüsü olduğunu zannedebilir, Anayasa Mahkemesi Başkanı olamayacağı üstüne iddiaya girebilirdi.
Haftalardır kıyamet kopuyor.
Adalet camiası iktidara bağımlı bir yüksek yargı için son kalelerin kuşatma altına alındığını söylüyor, avukatların ezici çoğunluğunu temsil eden 24 baro demokrasi ve hukuk devletini yetirmek istemiyorsak “çok geç olmadan” kamuoyunu harekete geçmeye çağırıyor Yargıtay Başkanı yargıyı ve yerleşmiş içtihatları altüst edecek operasyonu önlemek için çırpınıyor.
Ama Yargıtay ve Danıştay’ın üstünde bir “süper temyiz” durumuna getirilmek istenen Anayasa Mahkemesi’nin Başkanı Kılıç konuşmasını şeref koltuklarında izleyen lider kadrosunu dahi şaşırtacak şeyler söylüyor.
“Yargı organlarına yapılan seçimleri, bir yerleri ele geçirme planı olarak nitelemek büyük saygısızlıktır“ diyor.
“Yüksek yargı mensupları cesaretle özeleştiri yapmalıdır. Önerilen her çözümü kaos yaratır diye reddetme alışkanlığından vazgeçin” diyor.
Haşim Bey patron mu?
Haşim Kılıç’ın mutluluktan uçtuğunu anlamak zor değil. Göreve geldiğinden bu yana, laiklikle ilgili davaların hemen hepsinde kararlara itiraz şerhi koymak zorunda kaldı.
Mahkemenin yeni yapısında artık çoğunluğun mensubu olacaktır!
Son konuşmasındaki sözleri ve duruşu iktidara bağımlı bir yüksek yargı oluşturma hedefinin neredeyse gerçekleşmiş olduğunu bilmenin sevincini yansıtıyordu.
Makamına lâyık davranmaya çalışsa yüksek yargıçlara tavsiye ettiği cesur özeleştiriyi önce kendisi yapardı.
Yargıtay uzmanlık kazanmış hukukçu yargıçların oluşturduğu bir yüksek yargı kurumudur. Hukuk eğitimi almamış, pratiğini yapmamış kişilerin de üye olarak atanabildiği bizdeki Anayasa Mahkemesi, Yargıtay’ın üstüne temyiz mercii yapılabilir mi?
Hukuk okumamış, avukat olmamış veya herhangi bir adliye mahkemesinin kürsüsüne hiç çıkmamış biri olarak, yüksek yargıçlara hukuk ve meslek ahlâkı üstüne ahkâm kesmesinin kabalık, hatta haddini aşmak olacağını düşünmesi gerekmez miydi?
Sami Selçuk’u dinleyin
Adalet siyasi kavgalara feda edilmeyecek değerlerin başında gelir. Yargıtay Başkanı Gerçeker, “reform” konusunda kendilerine bir şey sorulmadığını söylemişti.
Tarafsızlığından şüphe duymadıklarını bildiğim eski Yargıtay Başkanı ve Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Sami Selçuk’a mutlaka sormuşlardır diye düşündüm.
Yanılmışım... Konuya bilim ve uygulamada hâkim olan Sami Selçuk’u ihmal etmeleri eksikliktir. Bunu telâfi etmek için aradım ve konuştum.
Prof. Selçuk “Yargıtay ve Danıştay’la ilgili düzenleme yanlıştır” dedi.
Görünüşte 38, gerçekte 76 daireli Yargıtay görünüşte 15 aslında 30 daireli Danıştay’ın dünyada benzeri olmadığını söyledi.
İsrar edilirse Yargıtay’ın ve Danıştay’ın bütünlüğü ilkesinin çökeceğini anlatıyor.
Başbakan’a, Sami Selçuk’u dinlemeleri için adamlarına talimat vermesini öneririm.
Bilim namusuna ve demokrasi ahlâkına ihtiyaç hayati önem kazanmış durumdadır.
İktidar et derdine düşen kasap, adalet de can derdine düşmüş kuzu konumuna gelmişse bu ayıplı bir manzaradır.
Ama bizdeki görüntü daha beter.
Çünkü koyunu kasaba hukukçu bile olmayan bir hakim veriyor!
Adalete kıymayın!
Haberin Devamı

