Gündem çalmak

Haberin Devamı

Orta Doğu’daki Müslüman ülkelerin hemen hepsi başkanlık sistemi ile yönetiliyor ama Türkiye’ye benzemek istiyor.
Türkiye’ye bakıyoruz, gündemi belirleme gücü tartışılmaz olan Başbakan Erdoğan haklı itirazlara kulaklarını tıkayarak Başkanlık sistemine geçme tercihinden vazgeçmiyor.
Bu çelişkiye CHP lideri dün bir açıklama getirdi.
Kılıçdaroğlu’nun Almanya gezisine eşlik eden arkadaşımız Ruşen Çakır’ın yazdığına göre CHP lideri tartışmaların kamuoyuna kurulmuş tuzak olduğunu düşünmektedir.
Başbakan’ın “halkın gündemini çalmak” için başkanlık sistemi tartışmasını körüklediğini söylemektedir. Neden?
Çünkü teoride olmasa bile uygulamada Türkiye zaten başkanlık sistemi ile yönetilmektedir.

CHP liderine göre T. C. Başbakanı bugün Mübarek’ten de, Obama’dan da çok yetki kullanmaktadır. Cumhurbaşkanını, meclis başkanını, valileri, komutanları, yargıçları tek başına belirlemekte, bir tek yargıç olarak karar verememektedir.

Kendi deyimi ile “astığı astık, kestiği kestik”tir. Daha fazlasını hayal etmek mümkün değildir.

Bu görüş doğruysa iktidarın seçim sonrası yapacağını ilân ettiği yeni anayasa da boş vaatten başka bir şey olamaz.
Çünkü geldiğimiz noktada yargı bağımsız erk olma niteliğini kaybetmiş, o erk de iktidarın vesayeti altına girmiş, bu durum Başbakan’ı “tek adam” durumuna getirmiştir.
12 Eylül’de yapılan referandumla istediği her şeyi alan Tayyip Erdoğan’ın kazanımlarını tehlikeye atacağını kimse beklememelidir.

Yargı bağımsızlığı özellikle başkanlık sisteminin vazgeçilmezi olduğu için başkanlık tartışmalarının uzaması bu gerçeğin hatırlanmasına sebep olur korkusuyla belki yeni anayasa vaadini dahi unutturmaya çalışacaktır.
AKP bir taslak metni seçimden önce tartışmaya açmadığı sürece yeni anayasa vaatlerine ve başkanlık sistemi masallarına inanmamak gerekiyor!

Niye patladı?

Anadolu’da “kalıbının adamı” diye bir niteleme vardır.
İnsanların yansıttıkları iddiayı hak edecek özelliklere sahip olması gerektiğini anlatır bu söz.
Tabii önerdiği doğru, kurumlar için de geçerlidir.
Özellikle teknik birikim gerektiren alanlarda kalıbının adamı olamıyoruz. Birey olarak da kurumsal olarak da sınıfta kalıyoruz.

Ankara’nın sanayi bölgesi OSTİM’de 19 yurttaşımızın ölümü 50’den çok insanın da yaralanması ile sonuçlanan olay, işte öyle bir şey.

Mükemmel görünüşte bir tesis...
Özel yasa ile kurulmuş kamudan bağımsız bir yönetim...
Patlamanın yaşandığı iş yerinin sahibi “resmi kurumlardan daha çok güvenliğe önem veriyoruz” demiş. Çalışma Bakanı Dinçer de övüyor firmayı. “İhracat yapan disiplinli bir firma” diyor.

Her şey mükemmelse niye patladı?
Sorun ne?

Önce kurbanlar verip sonra enkaz arasında eksiklerimizi bulmaya çalışmak ilkelliğinden ne zaman kurtulacağız?
Sorunun ihmal ve denetim eksiğinden çıktığını tahmin etmek zor değil ama dün ne patlamanın sebebi, ne de nereden ve nasıl başladığı hakkında kesin bir açıklama yapılabildi.
Bugün-yarın bir siyasetçi çıkıp “Takdir-i İlâhi” derse şaşırmayın.

Türkiye küresel çapta 16’ncı büyük ekonomi boyuna geldi. Ama boyuna bosuna yakışacak kaliteleri kazanamazsa bu başarı kalıcı olamaz.

Çünkü insani gelişme endeksinde 83’üncü sırada.
Rüşvet ligindeki yerimiz de dün açıklandı; 6’ncı sıradayız. Rezalet!

Patlamanın sebebini arayanlara duyurulur!


DİĞER YENİ YAZILAR