Benim hakimim

Haberin Devamı

Balyoz’un bir numaralı sanığı emekli Orgeneral Çetin Doğan cezaevine girmeden önce açıkladı:

Suçlanan 196 asker var. Bu sanıklar tutuklamaya itiraz taleplerinin reddi halinde avukatlarını yollayacaklar;

Kendileri de mahkemede savunma yapmayacaklar.

Yani savunma haklarından vazgeçecekler!

Bu yargısal anlamda bir intihar teşebbüsüdür.

Adaletsizliğin insanları böyle bir çaresizlik eylemine mecbur edecek raddeye geldiğine inanmak istemiyoruz.

Çetin Doğan’ın tercüman olduğu duygular, suçlanan askerlerin yargıya dönük olarak büyük bir güven kaybı içinde olduklarını ortaya koyuyor.

Her şeye rağmen ümit etmek lâzım:

Berlin’de hakimler varsa Ankara’da, İstanbul’da da vardır!

Dün Çetin Doğan, son tutuklamalara gerekçe olan Donanma Komutanlığı’ndaki “yeni deliller”in komplo ürünü sahte belgeler olduğuna dair “kesin bilirkişi raporu” bulunduğunu fakat bu durumu hakim ve savcıların dikkate almadıklarını iddia etti.

Güvensizlik duygusu, Balyoz’un siyasileşmiş bir dava haline getirildiği şüphesinden besleniyor.

Çünkü dava arifesinde yargıç değişmiş ardından 102 yakalama talebi reddedilmişken 196 askerin bir defada tutuklandığı bir yere gelinmiştir.

Bu sanıklardan 148’inin söz konusu seminere katılmadıkları halde suçlanıp tutuklanması, yargıya güvenin savunma hakkından vazgeçecek kadar yitirilmesinde önemli etkendir.

Suçlanan askerler kendilerini savunmaktan vazgeçerek ulusa ve dış dünyaya şu mesajı vermeye çalışacaktır:

“Dava siyasallaşmıştır, bu mahkemede adil yargılanma şansı bulunmuyor. Hem bu sebeple hem de darbe suçuna ortak olduğumuz ithamını zül saydığımız için savunma haklarımızı kullanmıyoruz.”

Bu tavır kadere boyun eğmek midir yoksa “Aleyhimdeki delilleri getir, cezamı kes“ diyen bir özgüven ve dikleniş mi?

Tutuklamaların çapı, çatışmanın kurumlar boyutunda yaşandığı görüntüsünü veriyor. Kamuoyundaki algı bazı ihlâller bulunsa bile bunların siyasi sömürü amacıyla abartıldığı ve TSK’ya haksızlık edildiği yolundadır.

Mahkeme “Türk Milleti” adına karar verdiğini hatırlayarak milli vicdanı hesaba katmak zorundadır.

Hakim ve savcıların görevi böyle bir durumda boyun eğdirmek değil, başta yargılananlar olmak üzere herkesin güvenini kazanmaya çalışmaktır.

İktidar yargıyı kontrol ederek arttırdığı gücün sarhoşluğuna kapılmamalı. Çünkü öyle bir tehlike seziliyor.

Başbakan düne kadar “benim valim” de dedi “benim polisim” de dedi.

“Benim hakimim” dediği gün asla gelmemeli, asla yaşanmamalıdır.

Oraya çok yaklaştığımızı iş işten geçmeden görelim!

Mezara gitmesin!

Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, Balyoz tutuklamalarının bakanlar kurulunda konuşulmadığını söyledi.

Çünkü efendim, yargı bağımsız ya; yürütme yargının işine karışmaz ya!..

İçişleri Bakanı Atalay daha gerçekçi:

“Başbakan’ın gerekirse talimat vermesi görevi içinde. Yargı süreci devam ediyor ancak idareye de düşen görevler var.”

Genelkurmay Başkanı, tutuklanan askerlerin aileleriyle görüştükten sonra Başbakan’a gitti.

Ne konuşuldu, bilmiyoruz.

Ama demokrasi varsa bilmemiz lâzım.

Askerlerin yargı ile ilgili her olayın ardından Başbakan’a koşmaları, Türkiye’de güçler ayrılığının değil güçler birliğinin oluştuğunu ve onu da Başbakan’ın kontrol ettiğini göstermiyor mu?

Lütfen son Dolmabahçe görüşmesi de mezara gidecek sırlar arasına katılmasın.

Çünkü -Allah korusun- mezara gidecek sırlar çoğaldıkça demokrasiyi mezara götürecek sebepler de çoğalır!

DİĞER YENİ YAZILAR