Cumhurbaşkanı Gül’ün “iyi şeyler olacak” müjdesiyle başlayan Kürt açılımı, ölmüş mü oluyor?Olmamalı... Çünkü “adı var kendi yok Kürt Açılımı”nın ete kemiğe bürünmesini sağlayacak zeminler yeni oluşuyordu.Geçen ay avukatları ile İmralı’dan “Türk halkına mesaj yolladığını” belirterek şunları söylüyordu:“Devletle görüşüyorum. Burada yürüttüğümüz görüşmelerle Kürt sorununun demokratik anayasal çözümünü amaçlıyoruz. Demokratik anayasal çözümün gelişmesi demek, şiddet ortamının kalkması ve demokratik birlik bütünlüğün sağlanması demektir. Demokratik çözüm gelişmezse herkes kaybeder. Türk halkı bu tehlikeleri görmeli, tarihi rolünü oynamalıdır.”Patron kim?Öcalan, kendisine özgürlük kazandırılacağına beslediği ümitle tepki doğuracak hedefler açıklamaktan uzak duruyor ve ateşkesi de her fırsatta uzatıyordu.Derken, 14 Temmuz Perşembe günü hiç beklenmedik bir değil iki şey oldu.Diyarbakır kırsalında kaçırılan iki askeri arayan komando birliği pusuya düşürüldü ve 13 Mehmetçik şehit edildi.Aynı öğleden sonra Diyarbakır’ın kent merkezinde Demokratik Toplum Kongresi’nin “demokratik özerklik”i ilân ettiği duyuruldu.Bu iki olay “Ayrılıkçı Kürtlerin patronu kim?” sorusunu akla getirmiştir.Çünkü Kandil’den güdümlü katil sürüsüne “vur” diye Öcalan’ın emir vermiş olduğunu düşünmek akılla bağdaşmıyor. Keza demokratik özerklik ilânı da öyle..İki olayın da terör örgütü lideri için kötü sürprizler olduğunu söyleyebiliriz.Oturun Ankara’daAynı baskın şoku Ankara’da da yaşanıyor. Her seviyeden bir çok siyasetçi deyim yerindeyse saçmalamakla meşguller.Dünün şampiyonu İçişleri Bakanı Şahin’di. Şöyle dedi:“Yangın çıkmıştır. Yangının sebepleri şu anda çıkmış olan yangını geri getirecek değildir. Yanan ağaçlar orada kaybolan canları geri getirecek değil.”Derin üzüntüsü konuşma yeteneğini vurmuş olmalı!Başbakan “Teröristler ve onların siyasi destekçileri bizden hiçbir yerde hiçbir zaman iyi niyet beklemesin” dedi.“Kürt sorunu yoktur” demişti geçende Başbakan. Dünkü tepkisi o sözüyle birleştiğinde ortaya “Kürt açılımı sona erdi” anlamı çıkacaksa onu da acele verilmiş yanlış bir karar saymak gerekir.Eğer içini bilmediğimiz açılım, Kürt vatandaşları terör örgütünün esaretinden kurtarıp onlara onurlarını ve özgürlüklerini verecekse, açılım siyasetine son vermek değil dört elle sarılmamız gerekir.“Askerde mücadele edecek moral bırakmamışsınız. Herkes hapiste, herkes tutuklu” diye yakınan CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun terör kurbanları üstünden Silivri siyaseti yapmasına ne demeli?Evet; siyasetçilerimiz çok yoruldu, tatile ihtiyaçları var. Ama yaşadığımız karmaşa ve bilinmezlikler, Meclis’in şu sırada tatile sokulmasına izin vermiyor.Ankara’da oturup çalışmalıdırlar.Şehitlerin fedakârlığı yanında onlardan istenen hiçbir şeydir!
Katil sürüleri yine ocaklar söndürdü. Türkiye yine kalleş tuzaklarında yitirdiği fidanlarına ağlıyor.Mehmetçiğin kanı ve anaların gözyaşı ile siyaset yapanlara, milleti şiddetle vahşetle terbiye etmeye çalışan alçaklara bin kez lânet olsun.Geçen hafta kaçırılan iki asker ile bir sağlık memurunu arayan komando timlerini dün gündüz vakti Diyarbakır kırsalında pusuya düşüren alçaklığın yapmak istediği nedir?Halkı birbirlerine düşman edecek nefreti yaratmak mı?Hani 15 Temmuz’un ötesine uzanan ateşkes vaad ediliyor, hani barışı kuracak, anayasayı yapacak ortak kurulların işareti veriliyordu?PKK’nın dün koyduğu eylem açık bir savaş ilânıdır. İmralı’daki elebaşının verdiği yumuşak mesajların yarattığı gevşeme, Öcalan’ı bu kanlı saldırının işbirlikçisi yapıyor.PKK lideri devlet heyeti ile geliştirdikleri uzlaşmaların sonuna yaklaştıklarını söylerken bu ağır tahrik neden ve nereden kaynaklanmıştır?Uyuşturucu kaçakçılığına kadar her türlü kirli işe bulaşmış terör örgütü, hapisteki elebaşına rağmen kendi varlığını sonuna kadar koruyacağını ve barışa izin vermeyeceğini mi söylemek istiyor?Sakın kimse dünkü saldırının, yaklaşmakta olan barışı sabote etmeye çalışan derin devlet tarafından tezgâhlandığını söylemeye kalkışmasın. Bıktık bu şaşırtmalardan..Vebal altında olanlar asıl, yedi sekiz yıl önce sıfıra yaklaşan PKK’ya bugün NATO’nun ikinci büyük ordusuna meydan okuyacak cüreti kazandıranlardır.Teröristle asla masaya oturulmayacağı gerçeğini inkâr edenlerdir. Uzlaşma hayallerinin korkaklık gibi algılanmasına sebep olanlar, bu yüzden bölücü katillerde cüret ve olmayacak beklentiler yaratanlardır.Alçaklar, acımızı yaşamamıza bile izin vermiyorlar. Daha beteri ile tehdit ediyorlar.Dünkü saldırı savaş ilânına benziyor. BDP milletvekilleri acele Ankara’da toplanmalı ve bu kanlı tuzağa alet olmayı reddetmelidir.İktidar da “açılım” neyse ortaya koymalı ve istemediği bir savaşa mecbur kalabileceği ihtimaline göre kendini hazırlamalıdır.Aksi halde şehitlerden haklarını helâl etmelerini istemeye yüzümüz olmaz. Allahtan tümüne rahmet, milletimize sabırlar diliyoruz. En iyisi düz hakimDün okumuşsunuzdur; Ergenekon mahkemesinin başkanı Köksal Şengün Bolu’ya tayin edildi.Tahmin edilebileceği gibi bu bir cezalandırma kararıdır! Çünkü Şengün bir yılı aşkın bir zamandan beri Haberal ile Balbay’ın tahliye edilmeleri yönünde oy kullanıyordu.Haberal ve Balbay’ın milletvekili seçilmesinden sonra yeniledikleri tahliye taleplerine mahkemenin iki üye yargıcı ret verirken o, yine tahliyeden yana oldu. Üç yıla yaklaşan tutukluluk haline iktidar önderleri de sözde karşı görünüyorlar. Ama bu ne?Acaba iktidar, özel yetkili mahkemelerin kuruluş amaçlarından sapmamasını sağlamak için bir “doping” mi yapmak istedi?Bu etkiyi göz dağı vererek mi yaratacağını düşündü?Medya dün Şengün’ün Bolu’ya “düz hakim” olarak tayin edildiğini yazıyordu. Düz hakim... Manzaraya düzgün bakan herkes bu tayinin “adaletin dümdüz edilmesi” anlamına geleceğini görüyor.Değiştirmek şartsa işin yanlış yapıldığını, yani başkanı bırakıp öteki iki üyeyi değiştirmek gerektiğini biliyor. Daha da önemlisi, iktidarın da zaten bu gerçekler görünmesin diye HSYK’nın yapısını deştirdiğini söylüyorlar.Çare bellidir: Özel yetkili mahkemeleri dümdüz etmek ve düz hakimlerin vicdanlarıyla sigortalanmış bir adalete kavuşmak...
Parlamenter sistem ilginç bir sınavdan geçecek.Eğer iktidar çoğunluğu ana muhalefet partisine yasa üretme şansı tanıyacak olursa siyasi kültürümüz yepyeni bir ufka yönelecek, yok eğer buna izin verilmezse o bıktırıcı çatışma ve lâf ebeliği çıkmazında enerji ve itibar yitirmeye devam edecektir.CHP dün özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin kaldırılması için kanun teklifi verdi.Bu mahkemeler iktidarın “ileri demokrasi” iddiasına hakaretamiz bir meydan okuma anlamına geliyor.Gerekçede bu mahkemelerin yargı birliğini zedelediği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğu için kaldırılan Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin devamı olduğu belirtildikten sonra şöyle bir doğru tesbit yapılıyor:“Devletin birey için var olduğu demokrasilerde mahkemelerin devleti koruma görevi yoktur!”Doğru yoktur.. Zaten bizdeki özel mahkemeler de devleti koruyor değildir.O görüntü ardında iktidarın hedef aldığı kişi ve kurumları cezalandıran bir intikam silâhı olarak çalıştırıldığı algısı git gide yayılmaktadır.AİHM içtihatlarının bu mahkemelerde yok sayılması, hakkında üretilen olumsuz düşünceleri kanıtlamaktadır.Özetlersek, özel mahkemeler devletin güvenliğini korumak bahanesi ardında bireyin haklarını ve hukukunu yerle bir etmiştir.“Yeni DGM” adı verilen özel yetkili mahkemeleri kaldırma işi geç bile kalmıştır.Ama yine biliyoruz ki CHP’nin bu teklifi ileri demokrasi hedefine gerçekten inanmış bir AKP ile hayata geçebilir.İktidar son gördüğümüz yerde ise “hükümet programımda böyle bir icraat yer almıyor” diyecek, hatta CHP’nin rol çaldığını iddia ederek haddini aştığını söyleyecektir.Önümüzde yepyeni bir uygarlık hamlesi yapma fırsatı durunuyor. AKP iktidarı bizi şaşırtacak bir karar alır mı acaba?***Savunmada eksik var!Milli Eğitim Bakanı Dinçer dün Hürriyet’in manşetindeydi.Kitabında intihal (aşırma) yaptığı iddiasıyla uğradığı haksızlıkların arkasında Ergenekon olduğunu söylüyordu ama eğer halkın içine sindireceği bir Milli Eğitim Bakanı olduğunu ispat etmekse maksadı, intihalden daha önemli bir mesele var.O mesele de onbeş yıl önce verdiği bir tebliğde yer alan ve bir Milli Eğitim Bakanı’nın ağzına asla yakışmayacak görüşleridir.Orada Dinçer “Laiklik başta, Cumhuriyet’in temel değerlerinin, yerlerini daha Müslüman bir yapıya bırakması zamanının geldiğini” savunmuştu.İntihal iddiası karşısında masum olduğunu söyleyen Ömer Dinçer, aynı şeyi bu sözleri için de tekrarlayabilir mi?Eğer koltuğunu hak etmek, milletin rızasına sahip olmak istiyorsa bunu yapmak zorundadır.Mesela o da “15 yılda çok değiştiğini ve geliştiğini” söyleyebilir.Halkı, çocuklarının yanlış ellerde olmadığından emin yaşatmak her Milli Eğitim Bakanı’nın namus borcudur. Yanlış mı?
Uzlaşmaları bir gün bile geçmeden çöpe havale ederseniz yalnız krizi çözen son köprüyü imha etmezsiniz...Gelecekteki ihtilâfların talep edeceği köprüleri de önceden “berhava” edersiniz!Dün Başbakan’ı izleyenler, bir gün önce CHP milletvekillerini yemin etmeye razı eden uzlaşmanın işe yaramayacağından emin oldular.Oysa CHP’liler, Haberal ile Balbay’ı bu “irade beyanı”nın kurtaracağına inanarak yemin direnişine son vermişlerdi.Ortak metindeki “tüm milletvekillerinin TBMM’de olmaları gerektiği” ilkesi ile “Anayasa dâhil tüm mevzuatın özgürlükleri genişletici bir anlayışla yorumlanması” önermesinin işi bitireceğine inanmışlardı.Ama Başbakan’ın konuşması, ortak açıklamayı böyle anlamadığını belli eden işaretler yansıttı.“Önce ‘iki arkadaşımız yemin etmeden yemin etmeyiz’ dediler, sonra geldiler ve genel kurulda yemin ettiler” dedi. Alay etti, hakaret etti...Hoş, gerçekçi olanlar, mutabakatın Silivri’deki CHP milletvekillerine özgürlük yolunu Başbakan istemediği sürece açmayacağını zaten biliyorlar.Diğer taraftan mevzuatın özgürlükleri genişletici anlayışla yorumlanması gerektiğini AİHM de yıllardır söylüyor. Ama dinleyen kim?12 Eylül referandumu ile gelen yeni düzen yargıyı iktidar vesayetine daha çok sokmuştur.Özellikle de “özel yetkili” yeni DGM’ler karar verirken Anayasa’ya, yasalara ve AİHM içtihatlarına değil Başbakan’ın gözünün içine bakacaklardır!Başbakan’ın CHP’lilerin yemin etmesinden memnun olmamış hâli iyiye işaret değildir.Meclisi yasama ve denetim zemini olmaktan çıkarıp münazara sahnesi yapmak bu oyuna gelen bir muhalefet varsa iktidarın çok hoşuna gider. Ama unutmamalı ki önümüzde olağandışı bir görev duruyor.Anayasa işbirliği gerektiriyor.Muhalefetle ilişkilerinde özensiz davranmak AKP’nin yeni bir anayasayı isteyip istemediği konusunda haklı şüpheler doğurur.Uzlaşma yaptığını zanneden muhatabının arkasından teneke çalan bir iktidara kimse güvenmez; onun ipiyle kuyuya inmez!Çözdükçe dolaşıyorŞike, sportmenlik ruhuna kasteden en ahlâksız, en alçakça tecavüzdür.Türkiye, yıllardır bu illetle hesaplaşmanın cesaretini gösteremediği için hastalık ölümcül bir çizgiye dayanmıştır.Suçlamalar bir girdap oluşturuyor ve her geçen gün yuttuğu insanlar, kurumlar, kulüpler çoğalıyor. Böylesi olayların yarattığı ciddi tehlike, kurunun yanında yaşın da yanmasıdır.Türk halkı temiz müsabakalar, dürüst maçlar seyretmeyi hak ediyor. Ama aceleye getirilmiş ceza kararlarının yaratacağı haksızlıkların seyircisi ve tahrikçisi de olmak istemiyor.Dün Galatasaray’dan “Bu ateş üfleyerek sönmez; çözüm zamana yayılamaz” diyen bir açıklama yayınlandı. Kulüp Başkanı Aysal cesaret göstererek süratli karar vermesi için Federasyon’a çağrı yaptı.Halbuki Kulüpler Birliği bir gün önce “Yargısız infazı kabul etmeyiz” diye çok farklı bir açıklama yapmıştı.Geciken adalet adalet değildir ama aceleye getirilen adalet daha büyük felâkettir.Federasyonun karar oluşturmak için savcılık iddianamesini beklemesi doğru bir tercih midir?İddianameyi doğru sayan yaklaşım da yargısız infaz değil midir?Kesinleşmiş bir yargı kararı için en az 5 yıl beklemek gerektiğine göre bu, futbolu kurban etmek olmayacak mı?Bu soruları dün bir hukukçuya sordum. “Ne diyeceğimi bilemiyorum” dedi.Aslında konuşanlar da acaba bilerek mi konuşuyor?
Madımak canileri eksiksiz yakalanıp cezalarını çekmiş olsaydı daha barışçıl bir ülkede yaşıyor olurduk.Çocuklarımıza daha barışçıl bir dünya bırakacağımız güvenini ve huzurunu yaşardık. Bunu yapamadık.2 Temmuz 1993 tarihinde Pir Sultan Abdal’ı anma çağrısıyla Sivas’a giden 33 masum aydın, Madımak Oteli’nin ateşe verilmesi sonucu yanarak ya da dumandan boğularak hayatlarını yitirdiler.Katliamın bir numaralı sanığı, o meşum olayı simgeleyen fotoğrafın sol başında duran kişi, 18 yıldan beri aranıyordu. Fotoğraftaki ifadesi, din sömürüsü ile kışkırtılan kalabalığı yönettiğini açıkça gösteriyordu.Refah Partisi belediye meclisi üyesi olan Cafer Erçakmak’ın Fransa’ya kaçtığı ve orada yaşadığına dair haberler çıktı.Ama katliamın 1 numaralı sanığının polis merkezine 500, valilik makamına 400 metre uzaklıkta bir apartman dairesinde yaşadığı ancak ölümü ile öğrenilebildi.Katliamın sebebi olan nefretin körükleyicisi olmakla suçlanan kişinin 18 yıl boyunca gizlenebilmesi, yardım görmediği sürece mümkün değildir.Madımak’ın masum kurbanlarını ve onlar gibi düşünenleri ülkenin geleceği konusunda azap içine sokan sebep herhalde bu suçluların kendilerine korunma sağladıkları bir gaflet ve ihanet çevresini bugün hâlâ bulabiliyor olmalarıdır.Kötü ruhlu insanlar toplumdan asla himaye ve anlayış görmemeliler.Ama görüyorlar!Dün internette gezinirken bir Madımak ağıtı altında, etkilendiğim bir dörtlük gördüm:İçin temiz olmadıktan sonraHacı hoca olmuşsun, kaç para!Hırka, tespih, post, seccade güzel;Ama Tanrı kanar mı bunlara?Madımak suçlusunun hayatının son 18 yılını kaçarak tüketmiş olması, yakalanma korkusu içinde ona cehennem azabı yaşatması bir teselli midir? Hayır...İlâhi adaletten medet ummak ayıplı bir çaresizliktir.Korunan suçlunun devlet ve toplum içinde suç ortakları bulunduğunun da üstü örtülü ihbarıdır.Adaleti öbür dünyaya bırakmayalım!Uzlaşma adresi yargıCHP’li milletvekillerinin dün Meclis’te yemin etmeleri iyi oldu.Bu sonucu sağlayan yöntem ve çabalar da demokratik kültürümüz için kazançtır.Kimse galip-mağlup aramasın.Bir uzlaşma üretilmiş, büyüme riski olan bir kriz çözülmüştür.CHP’nin yemin direnişini sürdürmesi için zaten sebep kalmamıştı. İktidar üstünde etkili olabilecek baskı grupları da tamamen kayboldular.CHP’nin Balbay ve Haberal’ın şahsında yaşanan temsil krizini uluslararası zemine taşımaktan başka çaresi bulunmuyordu.Bu görev “yemin etmiyoruz” denilerek yapıldı, böylelikle dış kamuoyunun dikkati Türkiye’ye çekildi ve iş bitti.Artık mücadele Meclis’e taşınacaktır.İktidar partisi de “yargıyı etkileme siparişleri” karşısında taviz vermemiştir ama uzlaşmanın talep ettiği anlayışı da esirgememiştir.AKP-CHP ortak açıklamasını ben yargıya dönük talep ve dilekler olarak yorumladım. İstenen şudur:1. Genelde hukuku, özelde tutukluluk rejimini doğru anla ve uygula;2. Tutuklu milletvekillerinin demokratik temsil görevlerini yapmalarının önünü aç.AKP’nin aynı uzlaşma anlayışını BDP’ye karşı da göstermesi borcudur.BDP’nin CHP ile yürütülen uzlaşma çabalarının dışında tutulduğuna dair endişeleri sebepsiz bir alınganlık değildir.
Her anlaşma kurtarıcı olmaz. Bazıları çare olacağı düşünülen felâketin beterini başınıza getirebilir.PKK’nın ömürboyu hapse hükümlü lideri Öcalan, uzun zamandır bir “devlet heyeti” ile müzakere yürüttüğünü söylüyor ama iktidardan bu iddiayı doğrulayan veya inkâr eden hiçbir açıklama gelmiyordu.Avukatlarına yaptığı son açıklamada terörist başı, mutabakatla oluşturulmaya karar verilmiş iki yeni yapıdan söz etti.Barış arayışları için Barış Konseyi, yeni Anayasa için de Anayasa Konseyi kuracaklarmış. Ve bunlar karma yapılar olacakmış...Abdullah Öcalan “Bu çabalara ben de katkı sunarım“ diyor.Gazeteciler, Barış Konseyi’nden haberdar olup olmadıklarını Meclis Başkanı Çiçek ile Başbakan Yardımcısı Bozdağ’a dün sordular. İkisi de haberi gazetelerden öğrendiklerini söylediler.Başbakan, Kürt sorununun en önemli milli mesele olduğunu belirtirken haklıdır. Peki, en üst düzey iktidar sorumlularının bile bilgi sahibi olmadığı anlaşmalar, terör örgütü muhatap alınarak yapılabilir mi?O “devlet heyeti” neyin nesidir ve hangi onayla hangi devlet yetkisi kullanıyor?Yeter... Milli iradenin üstünde hiç bir güç tanımadığını her fırsatta tekrarlayan siyasi iktidar, terör örgütü ile yürüttüğü bir “gizli diplomasi” varsa bunu artık sonlandırmalıdır.Ve geleceği kurma sorumluluğuna önce bakanlarını sonra Meclis’i ortak etmelidir.Hükümet programında Kürt sorunu özel bir yer tutuyordu. Başbakan, bölücülerin hoşuna gitmeyecek şeyler söyledi önce.Bu topraklarda ayrılıkçılığın tarihsel, sosyolojik ve kültürel hiçbir temeli, zemini bulunmadığını savunurken birden bire “Asimilasyon politikalarını tamamen bitirmeye kararlıyız“ deyiverdi.Kendi sözleriyle çelişkiye düştü.Büyük yanlış ve haksızlık yaptı.Asimilasyon, içine almak, eritmek demektir. Bırakın Cumhuriyeti, mirasçısı olduğu Osmanlı bile imparatorluk kimliğine rağmen başka kültürleri zaptetme amacı gütmemiştir.Bir taraftan milleti kızdırmamak, öte yandan terör örgütünü kontrol altında tutacak kadar umut üretmek...Tavşana kaç, tazıya tut taktiği ile idare edilecek sınırı aşmıştır bu mesele.İktidar çözümü İmralı’da değil Meclis’te aramalıdır.Türkiye’nin terörle terbiye edilebilen bir devlet olduğu yanılgısı uyandıracak bir süreç “barış getirecek” diye gazlansa bile herkes emin olmalıdır ki, daha çok kan ve gözyaşı sebebi olur.Gizli görüşmeler, karanlık maceralar üretir.Şu “açılım” açılsın artık!CHP ne istiyor?Başbakan, yarın sonlanacağı umulan yemin krizi konusunda dün de konuşmadan edemedi.“Kimse yasaları yarma harekâtı içine girmesin ve bizden buna yönelik destek beklemesin“ dedi.Şunu anlatmak istiyor: CHP’yi yemin etmeye razı eden mutabakatta bizim verdiğimiz, vereceğimiz bir taviz yok.Bildiğimiz kadarı ile CHP’nin de böyle bir talebi yok; uzlaşmayı bir “ortak irade beyanı“na indirmiş durumdalar.Tutuklu milletvekilleri üç yıla yakın zamandır hapiste. Bunların tutuksuz yargılanması için kanun yapmak gerekmiyor milli ve uluslararası hukuka uymak yetiyor.Bu gerçeği Cumhurbaşkanı da, hükümet üyeleri de, bizzat HSYK 1. Daire Başkanı tesbit ve ifade etmiştir.Yani iktidardan istenen, yasaları yarması değil, hukukun başını yaran uygulamaları onaylamadığını ciddi olarak belli etmesidir.Hukuk dışı tutuklamalardan artık hoşlanmadığını samimi olarak göstermesidir.
Kılıçdaroğlu’nun yemin krizi sürecinde yaptığı en isabetli iş, dün Baykal’la buluşması oldu.Baykal’ın “yemin edelim” sözünü de dinlerse, ikinci isabetli işi yapacaktır!Kurumsal aklı ararken herhangi bir komplekse kapılmaması Kılıçdaroğlu’nun lider kimliği için zayıflık değil zenginlik olur.Baykal’ın dünkü görüşmede CHP liderine, direnişin doğru başladığını ancak artık sürdürülemez duruma geldiğini ve partiye zarar verdiğini söylediği belirtiliyor.Bu teşhisin CHP grubundaki pek çok milletvekili tarafından paylaşıldığını biliyorum.Mantığı da ortadadır:Ülke içinde bağımsız baskı grubu neredeyse hiç kalmadı. Seçilmiş 8 milletvekilinin hukukunu savunmak ve iktidar üstünde baskı oluşturmak ancak dış kamuoyunu krizden haberdar etmekle mümkün olabilirdi.Bu iş yapıldığına göre yasama görevlerini askıya almayı sürdürmek, artık yarardan fazla zarar getirecektir.Bir de şu var tabii: Rakip öngörülebilir olmalı. CHP’nin zorluğu Başbakan Erdoğan’dır.CHP, ülke gündeminin Başbakan’a böyle bir krizi taşıma lüksü tanımadığını düşünerek rest çekti.Başbakan da “tükürdüklerini yalayacaklar” sözüyle başlattığı tırmanışı bazen dinlendirdi ama hiç geriletmedi.Tablo Hz. Süleyman’ın aynı bebeğin annesi olduklarını iddia eden iki kadın arasındaki ihtilâfı çözmesiyle ilgili kıssayı hatırlatıyor.Kral Süleyman bebeği onlar için ikiye böleceğini söyleyerek kılıcını isteyince kadınlardan biri “Ben hakkımdan vazgeçtim yapmayın” diye yakarmış.Uzlaşmacı role girmesi partiyi ve lideri küçültmez, aksine kavga sebebi olan değerler konusunda daha çok iddia sahibi yapar.Bebeğin gerçek annesini belli eden hassasiyetin benzeri CHP’ye de kazandırır.Ana muhalefet partisinde oluşan hava, Meclis Başkanı Çiçek’in yemin krizini çözme çabalarını kolaylaştıracaktır.CHP’nin şöhretine “Mecliste hükümet programı müzakerelerine katılamayan ilk ana muhalefet partisi” unvanını eklememesini dileriz.Tek suçlu medya değil...Türkiye’de peşin ödenen iki ceza var ki, onlar hüküm giymekten daha adaletsiz ve daha acımasız.Bu cezaların ilki “teşhir cezası” öteki “uzun tutukluluk cezası”dır.Şike soruşturması bağlamında medyaya yansıyan onur kırıcı görüntüler, Silivri mahkemelerine götürülen insanlara yapılan benzer muameleyi itirazsız biçimde ve hatta gizli bir hınçla izleyenleri bile isyan ettiriyor.Yaşasın Fenerbahçe..Çünkü takım taraftarlığı ideolojik taraftarlığın iptal ettiği vicdanları ve adalet duygusunu hayata döndürmüştür.Başbakan’ın danışmanı İbrahim Kalın dün gözaltına alınış biçimi için “garabet” deyimini kullanmış.Önümüzdeki dönemde bu yanlışları Adalet Bakanlığı’nın gidereceğini söylemiş.“Dokuz yıldır neredeydiniz?” diye sormayacağım.Sadece bir uyarı ve öneri yapacağım:Bu rezaletin iki ayağı var. Medyaya bu görüntüler ve doğru-yanlış belgeler kasıtlı olarak veriliyor.Amaç adaleti saptırmak, kamuoyu oluşturmaktır.Sadece medyaya hesap sorarak bu rezaletin önü alınamaz.Soruşturmanın gizliliği bir tercih değil kuraldır. Gizlilik ihlâli olan malzemeyi yayınlayanları hesaba çekmek yetmez; sızdıranların da yakasına yapışmak gerekir.Gizlilik kuralına önce kamu görevlileri uyacak!
Her şerde bir hayır arayan atasözü dileriz kendini bir kez daha kanıtlar.Yemin krizini aşma çabaları dün Meclis’te sürerken CHP lideri Kılıçdaroğlu bir öğrenci grubuna yaptıkları direnişi şu ifadelerle savunuyordu:“Sizin gibi iki öğrenci parasız eğitim istediği için 14 aydır tutuklu. Bu gençlerin sesini duyan var mı? Eğer biz yemin etseydik, tutuklu milletvekillerinin de kimse farkına varmayacaktı.”Ferhat Tüzer ve Berna Yılmaz adındaki gençlerin uğradıkları haksızlık 14 değil 16 aydır sürüyor.Örgüt üyesi oldukları iddiasıyla 15 yıla kadar hapisleri isteniyor. Ne yapmışlar bunlar?Cinayet mi işlemişler, devlete, millete ihanet mi etmişler?Hayır.. Suçları Başbakan’ın katıldığı bir toplantıda “Parasız eğitim istiyoruz” pankartı açmak!..Bu yüzden 14 Mart 2010 tarihinden beri cezaevindeler.Onların içeride unutulup çürümemeleri için sorunu gündeme getiren gösteriler de işe yaramıyor. Protesto eylemi yapanlar biber gazı eşliğinde dayak yedikleriyle kalıyor.Türkiye seçimden yeni çıktı. İstikrarlı bir yönetime imkân verecek bir sonuç alındı.Ama manzara bu başarıyla uyumlu değil. Bir parti mecliste hiç yok, ana muhalefet var ama yok! Çalışmalara katılmıyor.Bu sürdürülebilir bir durum değil. Hiçbir parti bu krizden menfaat çıkarabileceğini umamaz. Galiba o gerçeği fark etme noktasına herkes geliyor.Meclis Başkanı Cemil Çiçek önderliğinde tüm tarafların onurunu gözeten bir çözümün ufukta göründüğünü söylemek hayalcilik sayılmamalıdır.Ama CHP yemin direnişini savunurken örnek gösterdiği eylem nedeniyle gençlere borçlanmıştır.Yemin krizine çare bulmak artık bu hatırlatmadan sonra yarım çözüm olacaktır.Dışarıdaki imajımız düzelse bile biz iki masum gencin içeride kaldığını bileceğiz.İmajımız düzelsin elbet. Ama vicdanlarımız da azap içinde kalmasın. Kriz işe yarasın!Neden rahat?Deniz Feneri soruşturması ilginç bir kıyas olanağı yaratacak.İktidara yandaş olanlar ile bağımsız veya muhalif duruş sergileyenlerin yargıda görecekleri muamele arasında fark olacak mı; bunu göreceğiz.RTÜK üyesi Zahid Akman dün savcıya 8 saat ifade verdi. Herkes Akman’ın tutuklanmasını beklerken o akşam üzeri yeniden Emniyet’e geri gönderildi.Tutuklanmaması mümkündür.Çünkü kaçmaz!Gazeteport internet sitesi dün onun “güle oynaya gözaltına” gittiğini haber veriyordu.Tabii ki güler; kendileri için korkacak bir şey olmadığını bilmenin rahatlığını yaşıyor olmalı.Hâkim de bu rahatlığı görürse kaçmayacağından emin olur ve tutuklama tedbirini işletmez.Geriye delillerin karartılmasına tedbir almak kalıyor değil mi?Soruşturma 2 yıl 10 aydır sürdüğüne göre karartılacak delil de kalmamıştır zaten.Haydi geçmiş olsun!