Kılıçdaroğlu’nun yemin krizi sürecinde yaptığı en isabetli iş, dün Baykal’la buluşması oldu.
Baykal’ın “yemin edelim” sözünü de dinlerse, ikinci isabetli işi yapacaktır!
Kurumsal aklı ararken herhangi bir komplekse kapılmaması Kılıçdaroğlu’nun lider kimliği için zayıflık değil zenginlik olur.
Baykal’ın dünkü görüşmede CHP liderine, direnişin doğru başladığını ancak artık sürdürülemez duruma geldiğini ve partiye zarar verdiğini söylediği belirtiliyor.
Bu teşhisin CHP grubundaki pek çok milletvekili tarafından paylaşıldığını biliyorum.
Mantığı da ortadadır:
Ülke içinde bağımsız baskı grubu neredeyse hiç kalmadı.
Seçilmiş 8 milletvekilinin hukukunu savunmak ve iktidar üstünde baskı oluşturmak ancak dış kamuoyunu krizden haberdar etmekle mümkün olabilirdi.
Bu iş yapıldığına göre yasama görevlerini askıya almayı sürdürmek, artık yarardan fazla zarar getirecektir.
Bir de şu var tabii: Rakip öngörülebilir olmalı. CHP’nin zorluğu Başbakan Erdoğan’dır.
CHP, ülke gündeminin Başbakan’a böyle bir krizi taşıma lüksü tanımadığını düşünerek rest çekti.
Başbakan da “tükürdüklerini yalayacaklar” sözüyle başlattığı tırmanışı bazen dinlendirdi ama hiç geriletmedi.
Tablo Hz. Süleyman’ın aynı bebeğin annesi olduklarını iddia eden iki kadın arasındaki ihtilâfı çözmesiyle ilgili kıssayı hatırlatıyor.
Kral Süleyman bebeği onlar için ikiye böleceğini söyleyerek kılıcını isteyince kadınlardan biri “Ben hakkımdan vazgeçtim yapmayın” diye yakarmış.
Uzlaşmacı role girmesi partiyi ve lideri küçültmez, aksine kavga sebebi olan değerler konusunda daha çok iddia sahibi yapar.
Bebeğin gerçek annesini belli eden hassasiyetin benzeri CHP’ye de kazandırır.
Ana muhalefet partisinde oluşan hava, Meclis Başkanı Çiçek’in yemin krizini çözme çabalarını kolaylaştıracaktır.
CHP’nin şöhretine “Mecliste hükümet programı müzakerelerine katılamayan ilk ana muhalefet partisi” unvanını eklememesini dileriz.
Tek suçlu medya değil...
Türkiye’de peşin ödenen iki ceza var ki, onlar hüküm giymekten daha adaletsiz ve daha acımasız.
Bu cezaların ilki “teşhir cezası” öteki “uzun tutukluluk cezası”dır.
Şike soruşturması bağlamında medyaya yansıyan onur kırıcı görüntüler, Silivri mahkemelerine götürülen insanlara yapılan benzer muameleyi itirazsız biçimde ve hatta gizli bir hınçla izleyenleri bile isyan ettiriyor.
Yaşasın Fenerbahçe..
Çünkü takım taraftarlığı ideolojik taraftarlığın iptal ettiği vicdanları ve adalet duygusunu hayata döndürmüştür.
Başbakan’ın danışmanı İbrahim Kalın dün gözaltına alınış biçimi için “garabet” deyimini kullanmış.
Önümüzdeki dönemde bu yanlışları Adalet Bakanlığı’nın gidereceğini söylemiş.
“Dokuz yıldır neredeydiniz?” diye sormayacağım.
Sadece bir uyarı ve öneri yapacağım:
Bu rezaletin iki ayağı var. Medyaya bu görüntüler ve doğru-yanlış belgeler kasıtlı olarak veriliyor.
Amaç adaleti saptırmak, kamuoyu oluşturmaktır.
Sadece medyaya hesap sorarak bu rezaletin önü alınamaz.
Soruşturmanın gizliliği bir tercih değil kuraldır. Gizlilik ihlâli olan malzemeyi yayınlayanları hesaba çekmek yetmez; sızdıranların da yakasına yapışmak gerekir.
Gizlilik kuralına önce kamu görevlileri uyacak!
Ha gayret!
Haberin Devamı

