Parlamenter sistem ilginç bir sınavdan geçecek.
Eğer iktidar çoğunluğu ana muhalefet partisine yasa üretme şansı tanıyacak olursa siyasi kültürümüz yepyeni bir ufka yönelecek, yok eğer buna izin verilmezse o bıktırıcı çatışma ve lâf ebeliği çıkmazında enerji ve itibar yitirmeye devam edecektir.
CHP dün özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin kaldırılması için kanun teklifi verdi.
Bu mahkemeler iktidarın “ileri demokrasi” iddiasına hakaretamiz bir meydan okuma anlamına geliyor.
Gerekçede bu mahkemelerin yargı birliğini zedelediği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğu için kaldırılan Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin devamı olduğu belirtildikten sonra şöyle bir doğru tesbit yapılıyor:
“Devletin birey için var olduğu demokrasilerde mahkemelerin devleti koruma görevi yoktur!”
Doğru yoktur.. Zaten bizdeki özel mahkemeler de devleti koruyor değildir.
O görüntü ardında iktidarın hedef aldığı kişi ve kurumları cezalandıran bir intikam silâhı olarak çalıştırıldığı algısı git gide yayılmaktadır.
AİHM içtihatlarının bu mahkemelerde yok sayılması, hakkında üretilen olumsuz düşünceleri kanıtlamaktadır.
Özetlersek, özel mahkemeler devletin güvenliğini korumak bahanesi ardında bireyin haklarını ve hukukunu yerle bir etmiştir.
“Yeni DGM” adı verilen özel yetkili mahkemeleri kaldırma işi geç bile kalmıştır.
Ama yine biliyoruz ki CHP’nin bu teklifi ileri demokrasi hedefine gerçekten inanmış bir AKP ile hayata geçebilir.
İktidar son gördüğümüz yerde ise “hükümet programımda böyle bir icraat yer almıyor” diyecek, hatta CHP’nin rol çaldığını iddia ederek haddini aştığını söyleyecektir.
Önümüzde yepyeni bir uygarlık hamlesi yapma fırsatı durunuyor. AKP iktidarı bizi şaşırtacak bir karar alır mı acaba?
Savunmada eksik var!
Milli Eğitim Bakanı Dinçer dün Hürriyet’in manşetindeydi.
Kitabında intihal (aşırma) yaptığı iddiasıyla uğradığı haksızlıkların arkasında Ergenekon olduğunu söylüyordu ama eğer halkın içine sindireceği bir Milli Eğitim Bakanı olduğunu ispat etmekse maksadı, intihalden daha önemli bir mesele var.
O mesele de onbeş yıl önce verdiği bir tebliğde yer alan ve bir Milli Eğitim Bakanı’nın ağzına asla yakışmayacak görüşleridir.
Orada Dinçer “Laiklik başta, Cumhuriyet’in temel değerlerinin, yerlerini daha Müslüman bir yapıya bırakması zamanının geldiğini” savunmuştu.
İntihal iddiası karşısında masum olduğunu söyleyen Ömer Dinçer, aynı şeyi bu sözleri için de tekrarlayabilir mi?
Eğer koltuğunu hak etmek, milletin rızasına sahip olmak istiyorsa bunu yapmak zorundadır.
Mesela o da “15 yılda çok değiştiğini ve geliştiğini” söyleyebilir.
Halkı, çocuklarının yanlış ellerde olmadığından emin yaşatmak her Milli Eğitim Bakanı’nın namus borcudur. Yanlış mı?

