Cumhurbaşkanı Gül’ün “iyi şeyler olacak” müjdesiyle başlayan Kürt açılımı, ölmüş mü oluyor?
Olmamalı... Çünkü “adı var kendi yok Kürt Açılımı”nın ete kemiğe bürünmesini sağlayacak zeminler yeni oluşuyordu.
Geçen ay avukatları ile İmralı’dan “Türk halkına mesaj yolladığını” belirterek şunları söylüyordu:
“Devletle görüşüyorum. Burada yürüttüğümüz görüşmelerle Kürt sorununun demokratik anayasal çözümünü amaçlıyoruz.
Demokratik anayasal çözümün gelişmesi demek, şiddet ortamının kalkması ve demokratik birlik bütünlüğün sağlanması demektir.
Demokratik çözüm gelişmezse herkes kaybeder. Türk halkı bu tehlikeleri görmeli, tarihi rolünü oynamalıdır.”
Patron kim?
Öcalan, kendisine özgürlük kazandırılacağına beslediği ümitle tepki doğuracak hedefler açıklamaktan uzak duruyor ve ateşkesi de her fırsatta uzatıyordu.
Derken, 14 Temmuz Perşembe günü hiç beklenmedik bir değil iki şey oldu.
Diyarbakır kırsalında kaçırılan iki askeri arayan komando birliği pusuya düşürüldü ve 13 Mehmetçik şehit edildi.
Aynı öğleden sonra Diyarbakır’ın kent merkezinde Demokratik Toplum Kongresi’nin “demokratik özerklik”i ilân ettiği duyuruldu.
Bu iki olay “Ayrılıkçı Kürtlerin patronu kim?” sorusunu akla getirmiştir.
Çünkü Kandil’den güdümlü katil sürüsüne “vur” diye Öcalan’ın emir vermiş olduğunu düşünmek akılla bağdaşmıyor. Keza demokratik özerklik ilânı da öyle..
İki olayın da terör örgütü lideri için kötü sürprizler olduğunu söyleyebiliriz.
Oturun Ankara’da
Aynı baskın şoku Ankara’da da yaşanıyor. Her seviyeden bir çok siyasetçi deyim yerindeyse saçmalamakla meşguller.
Dünün şampiyonu İçişleri Bakanı Şahin’di. Şöyle dedi:
“Yangın çıkmıştır. Yangının sebepleri şu anda çıkmış olan yangını geri getirecek değildir. Yanan ağaçlar orada kaybolan canları geri getirecek değil.”
Derin üzüntüsü konuşma yeteneğini vurmuş olmalı!
Başbakan “Teröristler ve onların siyasi destekçileri bizden hiçbir yerde hiçbir zaman iyi niyet beklemesin” dedi.
“Kürt sorunu yoktur” demişti geçende Başbakan.
Dünkü tepkisi o sözüyle birleştiğinde ortaya “Kürt açılımı sona erdi” anlamı çıkacaksa onu da acele verilmiş yanlış bir karar saymak gerekir.
Eğer içini bilmediğimiz açılım, Kürt vatandaşları terör örgütünün esaretinden kurtarıp onlara onurlarını ve özgürlüklerini verecekse, açılım siyasetine son vermek değil dört elle sarılmamız gerekir.
“Askerde mücadele edecek moral bırakmamışsınız. Herkes hapiste, herkes tutuklu” diye yakınan CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun terör kurbanları üstünden Silivri siyaseti yapmasına ne demeli?
Evet; siyasetçilerimiz çok yoruldu, tatile ihtiyaçları var. Ama yaşadığımız karmaşa ve bilinmezlikler, Meclis’in şu sırada tatile sokulmasına izin vermiyor.
Ankara’da oturup çalışmalıdırlar.
Şehitlerin fedakârlığı yanında onlardan istenen hiçbir şeydir!
Tatil haramdır, oturun!
Haberin Devamı

