Birine itiraz!

6 Temmuz 2011

Başbakan Erdoğan ustalık dönemi iddiasını kanıtlayacak kabinesini açıkladı. Hayırlı olsun..Kabine gerçekten de ustalar topluluğu diye nitelenmeyi hak ediyor.Çünkü başta Erdoğan, üyelerin pek çoğu güçlerini, dokuz yıllık bir hizmet döneminin tecrübe zenginliğinden alıyor.Başbakan’ın yeni hükümeti oluştururken büyük değişikliklere gitmemesini anlamak mümkündür. Teknik direktörler, kazanan takımın omurgasını bozmak istemezler.Cevabı zor soru Başbakan’ın Ömer Dinçer’i hangi düşüncelerle Milli Eğitim Bakanı yaptığıdır. Bütün anne-babaların çocuklarını Ömer Dinçer zihniyetine gönül rahatlığı içinde emanet edebileceğini kim söyleyebilir?Başbakan bu tayinle, siyasal İslâm ideolojisine sempatisini mi göstermek istiyor yoksa eski yıllara dayanan bir yol arkadaşlığına verdiği değeri mi anlatıyor?Ömer Dinçer 1995 yılındaki bir konuşmasında “laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin, yerini daha Müslüman bir yapıya devretmesi zamanının geldiği” düşüncesi taşıdığını söylemişti.Aynı konuşmada “bürokratik mekanizmada yer alacak memurları dindar insanlardan seçmenin, beşeri yanı ağır basan bir iktidar çıkaracağı” kanaati taşıdığını da öne sürmüştü.On beş yılda insan değişebilir. Ama Ömer Dinçer “o sözlerin altına bugün de imzasını atabileceğini” söyledi.Bu meydan okuma demek ki Başbakan nazarında bir güven kaybı yaratmamış..1994 yılında profesör olan Dinçer’in bir kitabında intihal (aşırma) saptandığı için hakkında “üniversite öğretim üyeliği mesleğinden çıkarma cezası” verildi.Ama böyle bir yaptırım bile onun Milli Eğitim Bakanı koltuğuna oturmasını önleyemedi.Başbakan Erdoğan, İstanbul Belediye Başkanı olduğu 1994 yılından tanıyıp güvendiği Ömer Dinçer’i önce Başbakanlık Müsteşarı yaptı, sonra milletvekili seçtirip Çalışma Bakanlığı koltuğuna oturttu ve son olarak eğitim örgütünün başına getirdi.Ne diyebiliriz; ülkeye, millete hayırlı olsun.Ama Ömer Dinçer’e duyduğu güveni çocuklarımızın geleceği üstünde sınama riskine keşke hiç girmeseydi.Tek teselli Ömer Dinçer’in tüm eylemlerinin merak ve dikkatle izlenecek olmasıdır.Başbakan’ın kefil konumu da sigorta yerine geçer inşallah!Seçimi mi beklemiş?Deniz Feneri soruşturması nihayet uyandırıldı.Ankara C. Savcılığı’nın talimatı ile Alman mahkemesinin “asıl suçlular” diye işaret ettiği Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman ve RTÜK üyesi Zahid Akman ile Kanal 7 yöneticisi üç kişi gözaltına alındılar.Almanya’da yaşanan en büyük bağış dolandırıcılığı soruşturmasının birinci davası iki yıl önce sonuçlanmış, ama Alman mahkemesinin aktardığı bilgiler doğrultusunda Türk yargısının harekete geçmesi bir türlü mümkün olmamıştı.Uygulanan gizlilik kararının da yardımı ile sanıkları iktidar destekçisi olan bu dava adeta kasten unutturuldu.Merhamet sömürüsüne dayalı suçun seçimde iktidara zarar vermesi böylelikle önlenmiş oldu.Seçim geçti ve şimdi düğmeye basıldı.Buna rağmen dava ile ilgili gizli belgeler alışıldığı gibi medyaya sızdırılmıyor. “Siz yabancı değilsiniz” torpili sayesinde peşin peşin teşhir cezası çektirilmiyor.“Yabancı” olsalardı son iki yılı tutuklu olarak beklerlerdi.Yanlış anlaşılmasın.. Bu hatırlatmayı Silivri’yi örnek alsınlar diye yapmıyorum; Silivri’dekiler örnek alsın diye yapıyorum!

Devamını Oku

Kavgayı bırakın şehitlere bakın!

5 Temmuz 2011

Kandil’deki elebaşı Karayılan’ın Hasan Cemal’e söylediği şu sözün daha mürekkebi kurumadı:“Eğer saldırmazsa, hedefimiz milli ordu değildir. Öncelikle orduyu hedef almayız. Ordu sınırları bekler...”PKK’nın K’sı “kalleş”in kısaltması olmalı!Karayılan’ın emrindeki katiller Hakkâri’nin Yüksekova ilçesindeki Hudut Tugay Komutanlığı’nda görevli iki uzman çavuşu dün sabah kışlaya giderlerken şehit ettiler.Uzman çavuşların ikisi de yeni evliydi ve ilçenin güvenlik zaafiyetini bildikleri için kışlaya sivil giysi ile gidip geliyorlardı.Bölücü katillerin Yahya Karakaya ve Murat Kozanoğlu’nu uzun süre izledikten sonra pusuya düşürdükleri anlaşılıyor.İmralı’daki elebaşı avukatlarına geçen hafta “Devletle sözleşme düzeyine geldik” dedi.Kandil’deki elebaşı “Başbakan’a, siyaset kurumuna, devlete” sözde güvence verdi:“Biz Türkiye’nin gönüllü birlikteliği temeli üstünde barış yapmak istiyoruz!”Dün iki şehit evinden hıçkırıklar yükseliyor haberi duyanlar bu kadar acımasız ve kalleşçe bir ihanetle neden yüz yüze olduğumuzu anlamaya çalışıyordu.Bir yandan ateşkes uyguladığını söyleyen bölücü terör örgütünün başı ile müzakereler yapılıyor, yeni bir anayasa ile çözüme doğru yürünmekte olduğu söyleniyor, askeri eşkıya takibinden caydırmak amaçlı telkinler baskı boyutlarına tırmandırılıyor..Ama bakıyoruz diğer yanda bölücü ihanetin katil sürüleri, ülkenin fedakâr evlâtlarını buldukları her fırsatta pusuya düşürüp şehit ediyorlar.Terörle, teröristle pazarlık olmaz dersini almak için daha kaç fidanı kurban vereceğiz?Bir yandan “analar ağlamasın” deyip bir yandan da askerleri hainlerin merhametine mi terk edeceğiz?Ülkeyi yönetenler iyi düşünsünler.Şu anda devlet adına müzakere yürütenler Kürt’ün bölücü terörist olanları ile konuşuyor ama siyasetçisi ile konuşmuyor.Şehit cenazeleri sıklaşmaya başladı.Ankara’da kavga edenler akıllarını başlarına toplasınlar.Katille, hainle uzlaşma olmaz. Unutmamalı ki onları muhatap yerine koymak, ülkenin bütünlüğüne bağlı Kürt vatandaşlara haksızlıktır. Onların hukukuna saygısızlıktır.İktidar uyansın ve “Benim evlâdım ne uğruna şehit oldu” diye soran analara babalara hesap versin.Şehidini helâl etmeyenlerin çoğaldığını görelim!Cemil Çiçek’in hedefiİktidar bu yemin krizinde yangına körükle giden bir üslubu benimsedi.Sanki Başbakan muhalefeti olmayan bir meclis hayal ediyor.Yaratılan algı maalesef budur.Başbakan “Tükürdüklerini yalayacaklar” dedikten sonra 15 Temmuz vadeli bir ültimatom ile “milletvekilliklerini düşürme” yaptırımını ortaya attı.CHP de buna Kılıçdaroğlu’nun ağzından “Tehdide, şantaja boyun eğmeyeceğiz. Bu yolda her bedeli ödemeye hazırız” diye karşılık verdi.Tırmanış dün en çok yeni TBMM Başkanı Cemil Çiçek’i kaygılandırdı.Çünkü bu çatışmayı sonlandırmak konusundaki tek umut şu anda odur.Dün kendisiyle konuştum. Hükümet programı görüşmelerine CHP milletvekillerinin yemin etmiş, hak ve yetkilerini kazanmış olarak katılacakları bir tabloyu hedefliyor.Bu uzlaşmayı sağlama başarısının, yeni anayasa hazırlıkları için de büyük şans yaratacağını biliyor.Şu anda restleşme havasının dağılmasını beklemekten başka yapabileceği bir şey yok!

Devamını Oku

Tırpan tehdidi!

4 Temmuz 2011

Meclis’te yaşanan yemin krizi sürdürülmesi imkânsız, utanç verici bir yarışa dönüştü.Öyle bir gidiş ki, hangi taraf kazansa elde edeceği şey bir Pirus zaferidir!Pirus, kazananın da her şeyini kaybettiği bir savaşın adıdır.CHP liderliği yemin boykotuna karar verirken hesap hatası yaptı.İktidar partisinin seçimde kazandığı başarıyı riske sokmak istemeyeceğini düşünerek oyun kurdu, rest çekti.Ve çok geçmeden Tayyip Erdoğan faktörünü ihmal etmenin pişmanlığına düştü.Çünkü uzlaşmaya razı olacağını bekledikleri Başbakan, hakaret içeren bir tahriki göze alarak krizi tırmandırmıştır.“Gerekirse sonuna kadar yemin etmeyeceğiz” diyen CHP önderleri için “Tükürdüklerini yalayacaklar” demiştir.Orada da durmamış, dün Meclis Başkanı seçimi ardından yaptığı açıklamada, krizi kıyamete dönüştürecek bir gidişin çanlarını çalmıştır.Dediği şu: “Yemin edilmediği sürece devamsızlık söz konusu.”Ne anlama geldiği belli:Yemin etmeyenler yok sayılırlar. Bir ayda beş birleşime katılmayan milletvekileri düşürülebiliyor. Bunu sağlayacak oy çokluğu Meclis’te mevcut.Yolun sonu, CHP’nin 135 milletvekili çıkardığı 48 ilde ara seçime gitmektir. Ara seçimde CHP en iyimser tahminle kaybettiği milletvekili sayısının yarısını geri alabilir.İktidar partisi “milli iradeye karşı böylesine vahşi bir tırpanlama” eylemini göze alabilir mi?Soruya cevap ararken Tayyip Erdoğan faktörünü unutmamak lâzım.Yemin krizi dün karanlık bir yokuşa sararken TBMM Başkanlığı için yapılabilecek en isabetli seçim gerçekleşti.Siyaset dünyamızın az sayıdaki devlet adamlarından biridir Cemil Çiçek ve yeni görevinin kendisine yüklediği sorumlulukları yerine getirmek için tarihi bir sınav verecektir.Birikimi, ikna yeteneği ve sabrı sayesinde bugünden başlayarak çözüme doğru ilerlemeler görebiliriz.Ona Erdoğan’ın da elinden gelen yardımı yapacağını beklemek hayal kurmak değildir.Muhalefet partilerinin güvenini kazanmış bir Meclis Başkanı’nın yeni anayasa hazırlığına çoğulcu bir katılım sağlamakta önemi büyük olur.Cemil Çiçek’in ihtiyacı olan krediyi Başbakan’ın ondan esirgememesini dileriz.*****Kirlenen futbolBir toplumun temiz mi, kirlenmiş mi olduğunu anlamak için sporuna bakmalı.Kirlenme varsa temizliğe de oradan başlamak lâzım!Çünkü sportmenlik sağlam bir bedenden daha önce ruh temizliği, ahlâk sağlamlığıdır.Türkiye iki gündür şike rezaletleri ile çalkalanıyor. Soruşturma bağlamında duyulanlar korkunçtur. Başbakan Yardımcısı Arınç’ın “Arama ve gözaltına alma kararları, kapsamlı inceleme yapıldığını gösteriyor” sözleri, suçlamaların ciddi kanıtlarla desteklendiğini düşündürüyor.Futbol dünyasının aktörleri, iddialar karşısında şaşkınlık göstermediler. Çünkü şike bizdeki spor dünyasının ayrılmaz parçası olagelmiştir.Son olayın ülkeyi ayağa kaldırması, şikenin geçen yıl yasa çerçevesine alınmasından ve ceza yaptırımlarına tabi tutulmasındandır.Şimdi mesele şu: Daha önceki şikecilerin kılına dokunmazken şimdikilerin hayatını söndürmek adil bir yaklaşım olur mu?Öte yandan da sporu zehirleyen şikeye “ibreti âlem” olacak cezaları vermeye şimdi değilse ne zaman başlayacağız?Yargı bu dengeyi kurar umarız.Ama şundan emin olabilmeliyiz:Sporun ruhuna ihanet edenler artık bu kadar korkusuz olmamalı!

Devamını Oku

Anlaşılmaz, acı ve komik...

3 Temmuz 2011

Siyaset her şart altında rakibi alt etmekle sınırlı bir faaliyet olmamalı.Aksi takdirde can sıkan, kısır bir yarış haline gelir.Nitekim tutuklu vekillerle ilgili yemin krizi artık can sıkmaya başladı.Oysa her gün biraz daha net anlaşılıyor ki kriz bir hiçten doğmuştur.Hapisteki milletvekillerinin zaten çoğunun bugün tutuklu olmamaları gerekiyordu.AİHM hakkımızda verdiği mahkumiyet kararları ile bunu yüzlerce kez yüzümüze vurmuştur.Bu duruma rağmen hukuksuzluk nasıl ve neden sürüyor?Cevabı, hakim ve savcıların oluşturduğu bir meslek grubu için anlaşılmaz, acı ve komik...Anayasanın emriMeclis Başkanlığı’na aday olan Cemil Çiçek’in geçen gün CHP’yi ziyareti sırasında AİHM eski Yargıcı Rıza Türmen mahkemenin Türkiye ile ilgili kararlarını anlattı.Hakimlerin bu kararlara uygun hareket etme mecburiyetlerini hatırlattı. Çünkü bu mecburiyet 90’ıncı maddedeki değişiklikle Anayasa emri olmuştur.O değişiklik şu yolu gösteriyor:Bizim kanunlarımız farklı hükümler içeriyor olsa bile yargıçlar karar verirken AİHM’nin kararlarını esas alacaktır!Toplantıda biri “AİHM’nin bu kararları tercüme edilip bilgilenmeleri için hakim ve savcılarımıza neden gönderilmiyor?” diye sorunca eski Adalet Bakanı olan Çiçek “Bu zaten yapılıyor“ dedi.Şimdi sormak lâzım:Uzun tutuklulukların müsebbibi olan mahkemeler Anayasa suçu mu işliyor?En uygun çözümBöyle bir ihtimal akla zarar olacağına göre geriye iki ihtimal kalıyor:1. Hakim ve savcılar bakanlıktan gönderilen bilgilendirmeleri okumuyorlar;2. Ne yapılması gerektiğini iyi bildikleri halde iktidarın hoşuna gideceğini düşündükleri şekilde karar veriyorlar!Bu tablodan anlaşıldığı gibi yeni yasa üretmenin gereği ve faydası yok.Uzun tutukluluk tercihlerinde ısrarcı olmamak konusunda adalet teşkilâtına tamim yayınlamanın da fazla bir yararı olmayabilir.Hatta “müdahale” sayılıp tepki doğurması bile mümkündür.Geriye ne kalıyor?Çözümler arasında en gerçekçi ve süratli sonuç verecek formül “kanun yararına bozma” işlemidir.Bunun iki kanalı var. Biri Adalet Bakanlığı, öteki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı..Adalet Bakanı yaparsa “iktidarın kolunu büktüler“ diyenler çıkabilir.Ama Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’dan kaynaklanan talep, yargı kurumunun sorunu kendi içinde çözmesi gibi görüleceği için daha saygıdeğer bulunacaktır.Yargıya siyasi müdahale iddiaları temelsiz kalacaktır.Tahliye talepleri reddedilen milletvekillerinin “kanun yararına bozma” talebi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurmaları halinde krizi aşma yolunun önümüzdeki hafta açılmasını bekleyebiliriz.Siyaset kurumu da yargı da ağır hasar görüyor.Bitsin bu hukuksuzluk!

Devamını Oku

Tahrik oyunun parçası mı?

1 Temmuz 2011

PKK terörü tepemizde asılı bir kılıç gibi; ha düştü, ha düşecek...Ayrılıkçı Kürtlerin “demokratik özerklik” hedefine ilerleyişini disiplin içinde sürdüren adımları, nedense terör tehdidinden bir türlü ayrılmıyor.Dahası, sırlar açıklanıyor havasında öyle iddialar ortaya atılıyor ki insan şüpheye düşüyor:Acaba bunlar çözüm çabalarına katkı için mi yoksa sabote etmek için mi söyleniyor?Milliyet yazarı Hasan Cemal’in Kandil’de yaptığı gazeteciliktir.Teröre övgüler...Ama örgütün dağdaki elebaşı Murat Karayılan’ın anlattıkları...Bağımsız seçilen BDP milletvekillerinin ikinci meclisi Diyarbakır’da açtıkları görüntüsü vermeleri...BDP Milletvekili Sebahat Tuncel’in tahrik dolu sözleri...Sebahat Tuncel dün, bir PKK’lı canlı bomba için yapılan törende konuştu.Zilan kod adlı terörist 15 yıl önce Tunceli’de askerlerin bayrak törenine hamile kadın gibi yanaşıp üstündeki bombayı patlatmış 8 askerin şehit düşmesine sebep olmuştu.Terörü övmek artık suç olmaktan çıktı. PKK siyasi bir varlık muamelesi görmeye başladı. Bu gelişmeler, gizli müzakereler yoluyla bir çözümün zeminini inşa ediyor diye görmezlikten geliniyor.İpin ucu kaçacak kaygısının doğmaya başlaması sandığı etkiler korkusuyla Başbakan Erdoğan “Ben olsaydım asardım” diyecek kadar milliyetçi uca savruldu seçim arifesinde.Oldu-bitti sinyaliKarayılan’dan Hasan Cemal’in aktardıkları bu savruluşun siyasi bir manevra olduğunu düşündüren ipuçları veriyor.Mesela Karayılan, Habur rezaletinin “başarısızlıkla sonuçlanan ve ilk açılım hareketini sonlandıran bir Tayyip Erdoğan projesi” olduğunu öne sürdü.“Demokratik Özerklik” projesinin bir oldu bitti ile gelebileceği sinyalini dahi verdi.Kentlerin de hedef alınabileceği tehdidi, ceviz ağacı altındaki uzun söyleşide pervasızca söylendi:“Özerklik örneğin Hakkâri’de uygulanıyorsa ve polis saldırırsa... Demokratik özerklik kurumları var, halk meclisleri var. Kim onları hedef yaparsa, saldırırsa yanıtını alır. Uzun lâfın kısası, bir konsept değişikliği var eylem hedefinde..”Kürt sorununu çözerek tarihe geçeceğini düşünen Başbakan Erdoğan, çözüme yönelik çabalara zarar vermeme özeni içinde hiçbir suçlamaya ve tahrike tepki vermiyor.Bu belli ki yeni anayasa çerçevesinde formüle edilecek uzlaşmaları zora sokmama tedbiridir. Ama bölücü hareketinin merkezi PKK’dan yansıyan tutumlar çözüm arayışlarını yokuşa sürmektedir.İmralı’daki elebaşı, devletle sürdürdüğü müzakerelerin neredeyse hedefe ulaştığını tekrar tekrar söylemekten nedense vazgeçmemektedir.Bunun halkta yaratacağı tepkinin iktidarın hareket kabiliyetini kısıtlayacağını bilmiyor olabilir mi?Belki bilerek yapıyor. Zamanın kendilerine çalıştığını devletin kendini savunma yeteneğinde sürekli kayıp yaşandığını görüyorlardır!

Devamını Oku

İntikam şartsa...

30 Haziran 2011

Başbakan’ın dünkü grup konuşmasını dinlerken yemin krizinin aşılacağı umuduna kapıldım.Başbakan “bir müjdeyi paylaşmak” istediğini belirterek ekonomik büyümede Çin’i ve Arjantin’i geride bırakarak dünya birincisi olduğumuzu haber veriyordu.Ekonomik büyüme refah artışının da göstergesidir.Evet, bizdeki büyümede seçim için yaratılmış bolluğun ithalâtı finanse etmek için göze alınan dış borcun etkisi yok değildir.Ama hormonlu da olsa yılın ilk çeyreğinde Türk ekonomisi yüzde 11 büyümüş, dünya bize imrenerek bakmıştır.Büyüme rakamı yabancı yatırımcılar gözünde Türkiye’nin cazibesini artıracaktır.Maliyeti yüksek de olsa ortada bir başarı vardır ve iktidar için ilk hedef bu başarının sürdürülmesidir.Çünkü son seçimde bir kez daha gördük ki sandıktaki başarının en sağlam garantisini ekonomik büyüme sağlıyor.Gereksiz riskEkonomik büyümenin sürdürülebilir olması hesap ödeme vakti geldiğinde buna hazırlıksız yakalanmamanın koşuludur.Tabii ki böyle devam edemeyiz. Hormonlu büyümenin bedeli olan cari açık tehlike sınırını aşmıştır. Cari açığımız milli gelirin yüzde sekizi oranına dayanmışsa tedbir almayı daha fazla erteleyemeyiz.Dışarıdan bir olumsuz etki olmazsa ekonomimiz büyümenin bedelini ödeyecek güce ve yeteneğe sahiptir.Ama bir şartla: İçeride siyasi istikrarsızlık olmayacak...Şu anda katlanamayacağımız tek şey, ekonomide güvensizliğe sebep olacak siyasi çatışmalardır.Büyümede rekor haberinin mutluluğu Başbakan’ı daha anlayışlı yapmalı idi.O başarının bedelini ödeme mecburiyetinden kaynaklanan sorumluluk da meclisteki yemin krizini uzatmadan tatlıya bağlama arzusu yaratmalıydı.Ama öyle olmadı.Adeta önündeki dört yıllık dönemi en yüksek verimle kullanmak için marifet ve özveri gösteren değil, ülkeyi erken seçime götürmek için “inceldiği yerden kopsun” diyen bir Başbakan görüntüsü sergiledi.Krizde dün uzlaşmadan biraz daha uzaklaştık.Yaman çelişkiCHP lideri “Sorun çözülene kadar yemin yok” derken Başbakan’ın cevabı da “reste rest” katılığında oldu:“İster gelsinler, ister gelmesinler!”Evet, yemin etmeme sebebini halka anlatmakta CHP her gün biraz daha sıkıntıya düşebilir.Ama yeni seçilmiş milletvekillerinin hapisten çıkarılmamasını açıklamak da AKP için kolay olmayacaktır.Pek çok Batılı ülkenin terörist saydığı Hamas’ın demokratik seçimden geçerek arındığını savunan Başbakan, Balbay’ın Haberal’ın, Alan’ın seçilme haklarının gasbını nasıl anlatacaktır?Dün grupta, AKP hakkındaki kapatma davası sürerken Mustafa Balbay’ın “yargı da milli iradeyi temsil eder” diye yangına körükle gittiğini hatırlatıyordu.Bu hatırlatma, Başbakan’ın bir intikam hazzı yaşadığını ele veriyor. Bizce yazık ediyor.Seçimin sunduğu fırsatları harcamaktır bu.İntikam şartsa onun da daha soylu yolları vardır. Meselâ Bernard Shaw şunu demiş:“Bağışlamak kadar büyük ve tam intikam yoktur!”

Devamını Oku

İyi bir Anayasa

30 Haziran 2011

“Türkiye’nin iyi bir anayasaya ne kadar ihtiyacı olduğunu bundan daha iyi hiçbir şey anlatamazdı.”Bilgisine ve tarafsızlığına güvendiğim üniversite hocası, bu görüşüne elbette meclisteki yemin krizini sebep gösteriyordu.İktidar partisinin birinci önceliği yeni anayasa yapmaktır.Çatışmanın sürdüğü ortamlar, böyle hedeflere yürümeyi kolaylaştırır mı; hayır...“Yeni Anayasa ile toplumsal barış gelecek” diyenler yanılıyorlar.Düşünce namusu, siyasi çıkar hesaplarının altında kalmamış her akıllı ve vicdanlı yetişkin o sözü şu şekilde düzeltecektir:“Her anayasa barış getirmez. Sadece toplumsal barış iyi bir anayasa getirebilir!”İktidar ümit vermeliYazık ki hayat bunu doğrulamıyor.Her yerde sorun var. İktidar uzlaşma kanallarını açmaya pek hevesli görünmüyor.Boykot eylemi yapan bağımsızlar ve yemin etmeyen CHP milletvekilleri, ümit ışığı görseler koşa koşa Meclis’e gidecekler.Ama hayır; iktidar kanadı muhalefetin bu bekleyişini görmezlikten geliyor, sıkıntı çektiklerini görmekten adeta zevk alıyor.Oysa sorun açık, basit..Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ın ve hatta HSYK 1. Daire Başkanı’nın eleştirdiği bir haksızlık var ortada:Üç yıl tutukluluk olmaz. Hele seçime girmesinde sakınca görülmemiş kişilerin, bir de sandıkta halkın onayını almalarından sonra inatla içerde tutulmalarında iyi niyet aranamaz.Onların 2-3 yıldır hapiste olmaları zaten hukuksuzdu, AİHM örnek kararları bunu kanıtlıyor; seçilmelerinden sonra bırakılmamaları daha beter bir hukuksuzluktur.Tam saha baskı taktiğiİktidarın resmi ve gönüllü sözcüleri itiraz ediyor: “Ne yani; Başbakan mahkemelere talimat mı versin?”Bu tepkiyi dün CHP Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum’a sordum.“Anayasa’ın 90’ıncı maddesini ve AİHM’nin kararlarını okuyup hukuku uygulamalarını istemek içinse evet, Başbakan Adalet Bakanı’na talimat verebilir, vermelidir” dedi.Büyük hedefe kilitlenmek gerekiyor.Bunun için yaratıcı liderlik lâzım, besbelli.Süheyl Batum anlattı:Önceki gün İstanbul’dan Ankara’ya uçan CHP milletvekillerine, standart ayrıcalıkları uygulamamışlar hava limanında.Talimatın Başbakanlık’tan geldiğini, yemin etmeden bu hakkın kullanılamayacağı kendilerine söylenmiş.“Güler misin, ağlar mısın” diye sorarsanız güldürme kabiliyeti daha yüksek bir uygulamadır.Tam saha baskı uygularken THY’yi bile unutmamak, sevimli bir kurnazlıktır ama yine de fazla uzatmamalı.Yeni anayasa yapacaksak daha önce toplumsal barışı kurmak zorunda olduğumuzu özellikle iktidar unutmamalı!

Devamını Oku

Bu sese kulak verin!

28 Haziran 2011

Türkiye dün olumsuz anlamda tarihi bir gün yaşadı. Güne damgasını vuran sorunun çözülmesini ve böyle bir günün tekrar yaşanmamasını diliyoruz.Yeni dönemin ilk meclisi yemin töreni için toplandı.Ama bu özel güne, sekiz milletvekilinin cezaevinden bırakılmamalarına yönelen protesto eylemleri damgasını vurdu.BDP destekli bağımsız milletvekilleri ilk toplantılarını niçin Ankara’da değil de Diyarbakır’da yaptılar? Bu tercihin etnik ve bölgesel taleplere simgesel bir destek niyeti taşımadığını veya tehditkâr bir gösteri olmadığını düşünmek isteriz.CHP’nin milletvekilleri ise TBMM genel kuruluna girdiler fakat yemin etmediler.Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı eylem gerekçelerine hak vermemek kolay değildir. Kılıçdaroğlu, Silivri Cezaevi’ndeki arkadaşları Mehmet Haberal ile Mustafa Balbay’a yemin yolu açılmadığı sürece CHP milletvekillerinin de yemin etmeyeceklerini ilân etmiştir.Aceleye gelmiş yasalarCHP siyaseti yargının dizayn ettiğini söylerken, tutukluluk rejiminin adaletsizliğine dönük olarak Cumhurbaşkanı Gül’ün, Başbakan Erdoğan’ın ve son olarak HSYK Birinci Daire Başkanı Okur’un rahatsızlıklarını yansıtan sözlerini hatırlatıyorlar.O kadar da değil.CHP, 2002’de mahkeme hükmüyle siyasi yasaklı olduğu için seçime giremeyen Tayyip Erdoğan’ı önce ara seçimle milletvekili yapan sonra Başbakan koltuğuna götüren sürecin lokomotifi olan partidir.Kılıçdaroğlu da öteki CHP sözcüleri de yararlandığı demokratik çözümden dolayı borçlu olduğunu Başbakan Erdoğan’a hatırlatmaya çalıştılar.Başbakan’ın alışılmamış sessizliğini hayra yormak mı gerekir?Muhalefetin formüle edeceği çözüm formülünü gördükten sonra düşüncesini söyleyeceğini belirten Erdoğan, acaba meseleye 12 Haziran gecesi yaptığı balkon konuşmasının yapıcılığı ile yaklaşır mı?CHP’nin teklifi bugün verilecek.Teklifin, tutukluluk sürelerinin indirilmesi suretiyle cezaevindeki milletvekillerini kurtarması planlanıyor.CMK ve TCK beş yıl önce yapılmıştı. Ama madde madde değil fasıllar halinde görüşülüp Meclis’ten hızlandırılmış tren gibi geçirilmişti.Bu kadar yeni olup bu kadar sorun çözme kabiliyetinden uzak yasa az görülür.Asıl sorun zihniyette!Aslında bu kör düğümleri hak etmiyoruz. Sorunları başımıza açan zihniyettir. “Özel yetkili” yargı düzeninin iktidar tarafından kullanılmasıdır.İşte bu yüzden tutukluluk rejimi siyasi hasım bellenen kişilere karşı peşin ceza olarak kullanılıyor.Türkiye’nin tabi olduğu hukuk “önce tutukla, sonra delil ara“ diye yol göstermiyor. AİHM’de sayısız tazminat davaları kaybetmiş olduğumuz halde ve önümüzdeki dönem bu tazminatlar mali yıkım boyutuna yükseleceği apaçık ortayken adaleti ayağa kaldıracak en küçük bir adım atılamıyor.Şu dönemde asla katlanamayacağımız iki şeyden biri “bölünmüş meclis“ ise diğeri protesto eylemleri ile kutuplaşma ve çatışma üreten bir meclistir.Ülkenin gündemi yoğun. Bu meclisin çok işi var. Rakibin yanlışını istismar fırsatçılığı üstüne kurulu kısır siyaset terk edilmelidir.Bunun için her gün yüzlerce uyarıcı işaret alıyoruz. Mesela dün...Van’da PKK’lı teröristler tarafından şehit edilen Astsubay Başçavuş Erkan Durukan’ın cenazesinde eşi Emine Durukan “Seni vatana helâl etmiyorum” diye bağırdı.Meclis bu mesajın vahametini kavramalı!

Devamını Oku