Atatürk’ün yanında sağlam bir yer...

18 Haziran 2011

The Economist dergisi son zamanlarda AKP iktidarına yol gösteren bir akıl hocası rolü oynuyor.Severek oynuyor bu rolü ve çoğunlukla da doğru tavsiyelerde bulunuyor.Seçimden önce Türk seçmenine demokrasinin sağlığı için “CHP’ye oy verin” çağrısı yaparak AKP önderlerini çok kızdıran dergi, son sayısında Başbakan’a büyük ödüllü bir hedef gösterdi:“Başkanlık hırsından vazgeç, yeni anayasayı oluştur, Kürt sorununu çöz, böylece kendine Atatürk’ün yanında sağlam bir yer kazan!”Olumlu hizmetleri Atatürk’le yarıştırmanın kimseye zararı olmaz ama o büyük adam kıyaslamaya sokulduğu zaman icraatın kalitesi de önem kazanıyor.Belirsizlik sürüyorKürt sorununun çözümü yeni anayasadan bağımsız bir arayış olmayacaktır. Yani büyük çözümü anayasa getirecektir.Yeni bir anayasa mı, yoksa anayasada büyük bir değişiklik mi?Bu soru bile cevabını bulmuş değildir.Baştan sona yeni bir anayasa yapmak için kurucu bir irade oluşturup onunla yola çıkmak gerekir.Oysa biliyoruz ki AKP hiçbir işte katılımcı olmayı sevmiyor, belirleyici olma imtiyazının millet iradesi ile kendisine verildiğini söyleyerek anayasanın kontrolünü bile elinden kaçırmak istemiyor.12 Eylül referandumu ile gerçekleşen yargıyı iktidar kontrolü altına alan değişiklik AKP için yeni bir anayasa kadar değerli bir kazanım olmuştur.“Yeni HSYK millet iradesinden onay almıştır” diyecekler ve ona dokundurmayacaklardır. Yargıyı çıkardığınız zaman geriye ne kalıyor?Başkanlık tartışmalarını AKP içinde bile ciddiye almayanlar görülüyor. Başkanlık üstüne fikir yürütmeler sanki dikkatleri dağıtmaya dönük “cambaza bak” oyunudur.Kaybedilen üç ayTemel sorun Kürt sorunudur. “Devlet” bunca aydır İmralı’da ne konuşuyor? Müzakere kesintiye uğramadığına göre ilerleme sağlanıyor demektir; iş nereye dayandı?İktidarın elinin altında, bu müzakerelerin ışığı altında oluşmuş hazır bir metin bulunduğuna dair haberlerde ne kadar gerçek payı var?AKP, yeni anayasa için tüm partilere 1 Ekim’e kadar hazır olmaları için çağrı yaptı.İktidar niçin tartışmalara ve öteki hazırlıklara temel oluşturacak bir taslağı hemen ortaya koymuyor?Niçin sorumluluk almıyor?Yoksa amaç, referandumda uygulanan taktiklerle muhalefet partilerini bezdirip kışkırtmak ve “Bunlarla iş yapılmaz. Yine milletle el ele verip biz bitireceğiz” diyecekleri bir ortam yaratmak mı?Koskoca üç ayı israf etmenin anlamı yok; neden hemen değil de 1 Ekim?Yoksa mecliste 230 oyun eksiğini transferle tamamlamak amaçlı çabalara zaman kazandırmak mıdır maksat?Evet, bu ihtimalin zorlanması, referandum ustası AKP’yi anayasayı tek başına yapma başarısına belki götürebilir.Ama Tayyip Erdoğan’a Atatürk’ün yanında sağlam bir yer kazandırmaz!

Devamını Oku

Kimin valisi?

16 Haziran 2011

Kız öğrencilerin mezuniyet kutlamalarında nasıl giyineceklerine vali mi karar verir?Giresun Valisi bunu yaparak haddini aşmıştır.O ne bir modacıdır ne de ahlâk polisi.Ahlâk polislerinin zaten askılı veya mini giymiş genç kızları değil, onlara “böyle giyinmeyin” diye yasak koyan büyükleri toplayıp götürmesi gerekir!Vali mezuniyet şenliklerinde kız öğrencilerin “eteklerinin diz kapağını örtecek boyda olmasına, kolsuz ve askılı elbise kesinlikle giydirilmemesine” dikkat edilmesi konusunda bir genelge yayınladı.İlçe kaymakamlarına da bu yasakların takipçisi olmaları konusunda görev yükledi.Giresun’daki müdahalenin bir istisna olması, öteki valilerden benzer bir işgüzarlığa heveslenen bulunmaması tesellidir.Ama buna bakarak Giresun’daki olayı görmezlikten gelmemek lâzım.Çünkü yol olur!Mini etek ve askılı elbiseden huylanan vali bugün birken seneye 41 olur!Dün konuya tepki gösteren okur mesajlarına hak vererek ben de iktidara yaranacağını düşündüğü için bu müdahaleye kalkışan valiyi “devletin valisi” saymama önerisini kabul ediyorum.Böyle durumların klişesi “hükümetin valisi”dir. Ama bunu demenin de hükümete haksızlık olacağından korkuyorum.Eğer Başbakan Erdoğan balkon konuşmalarında takiye yapmadıysa Giresun Valisi’ne “hükümetin valisi” diyemeyiz.Çünkü Erdoğan 2007 balkonundan yaşam tercihlerine saygı duyduklarını belirerek herkesin rahat olmasını istemişti.Geçen pazar gecesi çıktığı balkonda verdiği garantiyi daha da güçlendirdi “74 milyon vatandaşımızın yaşam tarzını, inanç ve yaşam değerlerini onurumuz, şerefimiz olarak göreceğimizden kimsenin şüphesi olmasın” dedi.Bu taahhütler Başbakan’ı, namus sözüne saygı gösterecek bir vali bulup Giresun’a gönderme borcu altına sokuyor.Öyle ya; vali ne devletin valisi, ne hükümetin valisi ise...Kurtarın o zaman Giresun’u!Açık siparişFethullah Gülen’e yakınlığı ile tanınan Gülerce’nin köşesinde çıkan son yazısına yönelen tepkiler, herkes için öğreticidir.Gülerce’nin aslında Fethullah Hoca’nın düşüncelerini yansıtan bir ayna olduğunu ilgili olan herkes biliyor.O nedenle “12 Haziran seçimlerinin sonucu, tek başına AK Parti’nin siyasi bir başarısı olarak algılanmamalıdır... Ortada particiliği aşan bir uyanış var” diyen yazarın Gülen tarikatının katkısını hatırlattığını anlamak zor değil.Peki yazı sadece bu övüncün yansıtılması ile sınırlı bir amaca mı hizmet ediyor?Hayır, açık talepler de içeriyor. İşte:“Sayın Erdoğan’ın ustalık döneminin ilk iki sınavı, yeni kabinenin teşkili ve yaklaşan Yüksek Askeri Şûra çalışmalarıdır. Ustalık döneminin başlangıcını test etme fırsatını böylece bulmuş olacağız.”Bu ifadede tarikat kimleri bakan, kimleri komutan olarak görmek istiyor; bunların belirlendiği belli oluyor. Sadece isimler eksik.Onun için de herhalde Başbakan’ın bir vefa borcu olarak arayıp sormasını bekliyorlar.Yeni dönemde siyasete müdahil olmanın sınırlarını ve yöntemini yeniden düzenlemek gerekecek. Bu yapılmadığı takdirde AKP’nin elde ettiği iktidar gücü, halktaki güven duygusunun aşınmasına paralel olarak zayıflayacaktır.AKP, ülkeyi askeri vesayetten kurtarmakla övünüyor.Bu övüncü hak etmek istiyorsa, siyaset dışı başka bir vesayete de boyun eğmesin.Hatta şüpheye bile meydan vermesin!

Devamını Oku

Medyaya inat

15 Haziran 2011

Yabancı yorumcular da AKP’nin zaferini yere göğe koyamıyorlar. Haksız değiller.Ama zafer sarhoşluğuna “feda olsun” denilecek kaç gün, kaç hafta var?Hayat hızla akıyor ve hata kaldırmıyor. Bunu unutmamak lâzım.Seçimden önce eksik bırakılmış bir tedbir iktidarın başına yeni bir dert açtı.29 Mayıs’ta tıpta denklik sınavı yapılmıştı. Yüz sorudan 75’inin, geçen sınavda sorulanlar olduğu belirlendiği için sınav iptal edildi.YGS rezaletinin üstüne tüy diken bu son rezalete rağmen ÖSYM Başkanı Prof. Ali Demir, koltuğunda demir gibi oturmaya devam ediyor.O koltuğa lâyık olmadığını kanıtlamak için neler yaptı ama kimse ona dokunmadı.Sebep eğer medyanın “gitsin” dediği makam sahiplerine inadına sahip çıkmak ve bu yolla “kimseye boyun eğmiyoruz” gösterisi yapmaksa, sınırı iyi belirlemek gerekir.Medyaya inat etmek, bir noktadan sonra halkla inatlaşmak yanlışını doğurur.Halk bir gün bu tersliği fark eder.Evet, iktidarın medyayla çatışmasından kazançlı bile çıktığını söyleyenler haklıymış gibi görünebilirler. Ama iktidar kurmayları, içinde mutlaka menfaat kaygısı olan bu tahriklere kapılmamalıdır.Seçim zaferi kazanmaktan daha iyi olan şey itibar artıran bir zafer kazanmaktır. Önümüzdeki dönemde Türk demokrasisinin kalitesi, muhalif görüşlere tanınacak özgürlükle ölçülecektir.Şu andaki tablo iç açıcı değil. Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından düzenlenen “Türkiye’deki Seçim Analizi” konulu toplantıda Amerikan düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi uzmanı Steven Cook dikkate değer bir uyarı yaptı.Hapiste olan çok sayıda gazetecinin “mesleklerinden dolayı tutuklu olmadığı” yolunda sarfedilen sözleri inandırıcı bulmadıklarını savundu. Haklıdır.“Sorunun kanunlardan kaynaklandığını, bu konuda bir şey yapmalarına olanak bulunmadığını” öne süren siyasetçilere ise şu karşılığı verdi:“Dokuz yıldır işbaşında olan bir iktidarın bu sürede kanunları değiştirmesi gerekirdi.”Sonuç olarak şunu anlatmaya çalışıyorum.Yüzde 50’den alınan güç büyük ayrıcalıktır ama yanlışları sahiplenip sürdürmenin, eleştiren sesleri susturmanın hak ve yetkisi olarak kullanılmamalı, harcanmamalıdır.Aksi halde çabuk erir!CHP’nin göreviEski sağlık bakanlarından Rifat Serdaroğlu kütüklerin yazılması sırasında aniden artan 10 milyon seçmen konusunda, CHP ve MHP liderlerinin halkı tatmin etmek borcu altında olduğunu savundu.Çünkü YSK ikna edici olamamıştır.Serdaroğlu’nun yaptığı görev çağrısına göre iki lider...1. YSK’dan tüm seçmen kütüklerini aldırıp mükerrer yazılımları ve bunların oy kullanıp kullanmadıklarını, oluşturacakları profesyonel kadrolara tespit ettirmeli;2. Her iki partinin, sandık görevlileri kanalı ile aldıkları sandık sonuçlarını YSK’daki resmi sandık sonuçlarıyla karşılaştırmalı.Türkiye’deki seçimlerin, şüpheci soruların çengelinden indirilmesi lâzım.Artık kaybedenler de seçimde hile yapılmadığından emin olabilsinler.Çünkü şüphe, başarısızlara sığınak oluyor, demokrasiye bu yönden de zarar veriyor.Ama korkarız CHP’nin bu meseleye ayıracak zamanı olmayacak.Çünkü post kavgasını yeniden başlatma hevesleri partiyi yine gündem dışı ve hizmet dışı bırakabilir.Gündemde anayasa var. Bu çalışma ana muhalefet olmadan yürümez.CHP seçimde iktidar olamadı.Böyle giderse muhalefet de olamaz!

Devamını Oku

Kurultay virüsü

14 Haziran 2011

CHP’de bu hep böyledir. Bünye zayıfladığı zaman kurultay virüsü derhal uyanır.Sonrası bildiğimiz kıyamet senaryoları...Seçim CHP’yi mutlu etmemiştir. Kılıçdaroğlu başarıdan söz edilmesi gerektiğini söylüyor ama belli ki buna kendi bile çok inanmıyor.Onu lider koltuğuna taşıyan dalganın tasfiye ettiği grupların hemen kazanları kaynatmaya başlamaları sebepsiz değildir.Deniz Baykal, rövanş fırsatı yakalamanın sevincini bir hafta bile saklayamadı.Parti içi muhalefete toplan borusu yerine geçecek açıklamayı Posta Gazetesi’ne yapan Baykal, Kılıçdaroğlu döneminde oy kaybettiklerini iddia ederek “Hastalığı doğru teşhis etmeliyiz. Kendi kendini kandırmak büyük hatadır. Ortada bir başarı yok” dedi.Olağanüstü kurultay çağrısını Kılıçdaroğlu’na yaptırmak için baskılar yoğunlaşıyor. Taktik kurnazca:“Kılıçdaroğlu’na dokunmayalım ama etrafını değiştirelim!”CHP’nin kurumsal iradesi herhalde bu aptalca tuzağa düşmeyecektir.Olan biteni değerlendirmek için yönetime zaman verilmelidir. Kılıçdaroğlu’nun lider olarak ortaya koyduğu performans, başarısız nitelemesini hak etmiyor.Çünkü kendisini ve partisinde yaptığı yeniliği halka anlatmak için yeterli zamanı kullandığı söylenemez.Evet, değişimi ve “Yeni CHP”yi meydan konuşmalarında ayaküstü inşa ettiğine yönelen eleştirilerde haklılık olabilir.Keza aday seçiminde yerelin ihmal edildiği, bunun da başarıyı kısıtladığı söylenebilir.Ama bunları işbaşındaki ekip değerlendirmeli ve çarelerini bulmalıdır.Yeni CHP’yi yaratan değişim, partinin karar organlarında olgunlaşmalı ve mesela bundan böyle CHP’de seçilecek her adayın önseçimle belirleneceği yönünde bir ilke bugünden ilân edilmelidir.Herkes bu seçimden AKP’nin yine tek başına iktidar olarak çıkacağını tahmin ediyordu.CHP’den beklenen, etkili muhalefet görevi yapacak bir parti olmaya hazırlanması idi. Eksik olan buydu çünkü.Bu ihtiyacı seçimden önce uluslararası medya bile gördü ve en açık şekilde gösterdi.Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarına bu görevin hakkını verip veremediklerini görmek ve anlamak için zaman tanımak en akılcı yoldur. Zaman elbette sınırsız değil.Tüzük kurultayı önümüzdeki sonbaharda.Olağan kurultay deseniz o da zaten Mayıs 2012’de değil mi?Sakın yapmayın!Hatip Dicle’nin aldığı 20 ay hapis cezası pazar günü kazandığı milletvekili sıfatını yitirmesine sebep olacak mı?Buna Yüksek Seçim Kurulu karar verecek.Dicle’nin suçu “PKK propagandası yapmak”... Bu suçu özellikle hangi Doğulu siyasetçi işlemiyor?Bu yüzden Dicle bir hak kaybına uğrarsa kamu vicdanı azap çeker.En başta da Başbakan Erdoğan...Çünkü o da okuduğu bir şiir nedeniyle hüküm giymiş, muhtar bile olamayacağı söylenmişti. Yargı böyle diyordu.Ama onun önünü siyaset açtı.O nedenle “Dicle’ye siyaset kurumunun yapabileceği bir yardım yoktur” bahanesine kimse kimseyi inandıramaz.Yargının yürütme etkisi altına girdiğini herkes biliyor.Yanlışlık bari bu meselede hayra kullanılsın!Hele Dicle’nin yerine bir AKP’linin meclise girmesi ihtimali var ki...Bedeli korkunç bir tamahkârlık olur!

Devamını Oku

Balkon hayalleri

13 Haziran 2011

Başbakan’ın balkon konuşması ferahlatıcı etkiler yarattı.Seçim kampanyası sırasında tanık olduğumuz iç karartıcı söylemler, sanki süper güçlü temizleyici etkisine sahip bu konuşma sayesinde aktı gitti, hükmünü yitirdi.Ve “önümüze tertemiz bir sayfa” açıldı.Başbakan “Vur vur inlesin” diye bağıranlara “Vurmaya gelmedik, sevmeye geldik” dedi.Başarısını muzaffer cömertliği ile paylaşırken birlik, barış, kardeşlik mesajları verdi.Başbakan iç barış ve güvenliğin terörle mücadelenin kazanılmasına bağlı olduğunu biliyor. Çözüm yeni anayasada aranacak.Seçim kazanmanın şartı olan desteği sağlamak ise yaşam tarzlarına yönelik bir tehlikenin kalmadığına insanları inandırmaya bağlı görünüyor.Başbakan pazar gecesi tanıdık gelen bir taahhüdü tekrarladı:“74 milyon vatandaşımızın yaşam tarzını inanç ve yaşam değerlerini onurumuz, şerefimiz olarak göreceğimizden hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Hangi partiye oy vermiş olursa olsun her bir kardeşimizin huzur, güven, barış içerisinde yaşamını idame edeceğinden hiç kimsenin şüphesi olmasın.”AKP tek başına anayasa yapacak çoğunluğun eşiğinde kaldı. Başbakan uzlaşma arayacaklarını anlattı. CHP lideri Kılıçdaroğlu böyle bir işbirliğinin kurulabileceği ümidini meydanlarda vermişti.Balkon söylevleri, kutuplaşma üstüne kurulu seçim kampanyalarının ardından ilâç gibi geliyor. Ama bu ilâç şimdiye kadar kalıcı bir iyilik getiremedi. Getirse üçüncü balkon konuşması yapılmazdı.İkinci zaferini kutladığı 22 Temmuz 2007 tarihli balkon konuşmasında Başbakan AKP’ye oy vermemiş yurttaşlara yine seslenmişti:“Kime oy verirseniz verin, oylarınız bizim için değerlidir. Tercihlerinize saygı duyuyoruz. Demokrasi farklılıkları esas alan bir tercihtir. Seçimlerden daha güçlü çıkan parti olarak bu zenginliği korumak bizim görevimizdir. Rahat olunuz.”Tayyip Erdoğan’ın bu vaadi dördüncü kez tekrarlamaya mecbur kalmayacağını ümit etmek istiyoruz.Kürsünün iki yanındaki camlardan, son konuşmasını söylev yazarlarının kaleme aldıkları anlaşılıyordu.Keşke o barış, kardeşlik, bütünlük söylemleri Başbakan’ın içinden taşan duygular, özlemler, hedefler olarak ifadesini bulsaydı.Daha değerli olurdu. Öyle olmadı.Peki bu durum o söylemlerin değerini düşürdü mü?Bizce hayır.. “Söz uçar, yazı kalır” demişler.Başkası da yazsa seslendirilen taahhütler ve vaatler parti tüzel kişiliğinin garantisini taşıyor. Metni okuyan Başbakan, ikinci teminat oluyor.Balkonda uyanan hayaller artık hayata geçmeli..Jandarma ile yemin!Yeni dönemin ilk sınavı, yine yargının taraf olduğu bir alanda yaşanacak.Ergenekon ve KCK davalarından tutuklu olarak cezaevinde bulunan 9 aday pazar günü milletvekili seçildi.Suçlamaların niteliği sebebiyle yeni milletvekilleri hapisten çıkacak mı; buna mahkemeler karar verecek.Millet egemenliğini sözde yüceltmek kolay.İş, hayat önümüze getirdiği zaman bunu kanıtlamakta...En azından tutukluluk hallerinin devamını gerektiren sebepler değişmiştir. Aldıkları oylar milletin kaçmayacaklarına kefil olduğunu gösterir.“Türk Milleti adına karar” veren mahkemeler, milletin onları meclise gönderen kararına saygı göstermelidir.Yargılamanın devamına da karar verebilirler ama tutuklu kalmaları şart değil.Meclisteki yemin törenine jandarma nezaretinde gönderilmeleri millet iradesine saygısızlık olmaz mı?

Devamını Oku

AKP üzülmesin!

13 Haziran 2011

Kaybedeni olmayan bir seçim yaşadık. Ortada başarısızlığını çekilerek ödemeye mecbur bir lider görmüyoruz.Ama hakça bir değerlendirme AKP lideri Erdoğan’ı ayırıyor.Çünkü bu, kazandığı üçüncü genel seçimdir.İktidarlar zaman içinde yıpranırlar. Ama AKP seçimlerden üçüncü kez tek başına iktidar olarak çıkmakla kalmayıp oyunu da artırmıştır.Şu anda her iki seçmenden biri AKP’lidir ve Tayyip Erdoğan’ın partisi, merkez sağı oluşturan büyük kitlenin tek partisi durumuna gelmiştir.Dikkat dikkat!..Burada dikkat edilmesi gereken şu ki, AKP merkez sağ seçmeni ikna etmek için duruşunu değiştirmemiştir. Çatışma siyaseti ile bu kitleyi AKP saflarına kazandırmayı seçmiş ve dünkü sonuçlardan görüyoruz ki bunu başarmıştır.Türkiye kutuplaşmanın olumsuzluklarına açık bir döneme girebilir şimdi.Çünkü siyasi iktidar mecliste oyunu ve özgüvenini artırmış bir muhalefetle yaşayacaktır.Kmal Kılıçdaroğlu enerjisi ve yetenekleriyle geleceği olan bir lider olduğunu ispatladı. CHP’yi çok daha yukarılara çıkaracağına yönelik beklentiler zaten gerçekçi değildi.Yeni bir liderin kendisini ve getirdiği değişimi kitleye anlatıp yüksek oranda bir ikna geri dönüşünü bir seçim kampanyasında sağlaması mucize olurdu.Acaba CHP’den MHP’ye oy gitmiş midir? Bu da önemli..Demokrasi kazandıKomploya hedef olduktan sonra MHP’nin baraj altında kalacağı endişesinin doğması, belli oluyor ki bu partinin “dost yardımı” almasını sağlamıştır.Baraj altında kalmış bir MHP’nin rejim için doğuracağı sıkıntıları CHP’nin oylarını birkaç puan artırmasından daha fazla önemseyenler, güçlü bir MHP yaratmışlardır.BDP destekli bağımsızların elde ettikleri başarı, yüzde 10 seçim barajı ayıbının artık taşınamaz hale geldiğini bir kez daha yüzümüze vurmuş olmalıdır.Evet bağımsızların başarıları önemlidir ama AKP’nin bu bölgeden sağladığı destek de önemlidir.Çünkü bu destek, Kürt çözümünü bölünme dışı çarelerde arayanların dayanacağı demokratik güç olacaktır.Kaybedeni olmayan bir seçim dedik.. Şimdi bu sonucu ülke gündemindeki sorunları çözen bir kaldıraç olarak kullanmaya sıra gelmiştir.Gündemdeki sorunlar Başbakan Erdoğan’dan basiret ve maharetle davranmasını talep ediyor. Partisinin meclis grubu, anayasayı tek başına değiştirmelerine olanak tanıyacak sayının eşiğinde kaldı diye üzülmemelidir.İnanıyoruz ki bu durum aşırı güce sahip olmanın doğuracağı tehlikelere atılmaktan onları koruyacağı için hayır sayılmalıdır.Büyük kararlar için muhalefetle işbirliği yapmaya kendini mecbur sayan AKP daha uzlaşmacı olacaktır.Ve Türkiye, tek partinin yaptığı bir ucubeye Anayasa diyen ilkellikten bu sayede kurtulacaktır.Yani demokrasi de kazanmıştır!

Devamını Oku

Haydi sandık başına!

11 Haziran 2011

Kaç seçim izledim, sayısını unuttum. Bir özdeyiş gerekse şunu derim:“Lider sultası, demokraside üreyen bütün kötülüklerin anasıdır!”Mesela parlamento üyelerini belirleyen seçimler, dar bölgeli ve iki turlu sistemle yapılıyor olsaydı bugün başka bir Türkiye’de yaşıyor olurduk.Ve o Türkiye, çok daha müreffeh ve özgür olurdu.Dar bölgelerden tek tek seçilen milletvekilleri, kıblesi millet olan temsilciler olacağı için diktatör eğilimler tehlike boyutuna ulaşamazdı.Anayasa hazırlığıÖzlemim ve en büyük dileğim, daha önceki pek çok seçimde olduğu gibi, bugün oluşacak yeni meclisin, dört yıl sonra ülkemizi parlamenterlerin dar bölgede iki turlu seçimle belirleneceği bir sisteme taşımasıdır.Bugün millet vekili değil de lider vekili seçmeye mecbur olmamız yine de bu seçimin önemini azaltmıyor.Seçime katılım ne kadar yüksek olursa sandığın milli iradeyi yansıtma kalitesi o kadar yüksek olacaktır.Önümüzdeki yasama dönemi gündem bakımından çok yoğun.Mesela yeni bir anayasa yapmak, hemen tüm partilerin ortak vaadidir.Çoğulcu bir anayasanın anahtarı, çoğulcu bir zeminde hazırlanması..Eğer yeni anayasayı bugün seçeceğimiz meclis yapacaksa, anayasanın hazırlık sürecine seçmen atacağı oyla bugünden katılıyor demektir.Helâl oylar artsınÇoğulcu demokrasinin eksikliğinden yakınmak, 65 yıllık demokrasi tecrübesine sahip bir halka yakışmaz.Çünkü böyle bir eksikliği öncelikle sandığı ihmal kusuru yaratabilir.Çare her seçmenin oyunu kullanmaya kendini mecbur sayması, deyim yerindeyse “iki eli kanda olsa” sandığa gitmeyi ihmal etmemesidir.Biliyorum; geniş bir seçmen kitlesi yine hile şüphesi taşıyarak sandığa gidecek. Çünkü önümüzde akıl karıştırıcı, mide bulandırıcı rakamlar var.Son seçmen sayısı 52 milyon 700 bindir. 2007 genel seçiminin seçmen sayısı 42 milyon 571 bindi.Beş yılda dörtte bire yakın seçmen artışı olur mu?Bizde oldu. Yüksek Seçim Kurulu’nun açıklamaları da kimseyi tatmin etmedi.Bu saatten sonra milli iradeyi saptırma tecavüzüne karşı ne yapabiliriz?Hile varsa, ona karşı da en etkili savunma yine sandığa koşmak, seçime katılım oranını olabilecek en yüksek seviyeye çıkarmaktır.Çünkü helâl oyların sayısı ne kadar artarsa, milli irade hırsızlarınca üretilen haram oyların oranı o kadar gerileyecektir.Bugün herkesin görevi var.Vatandaş mutlaka sandığa gidecek... Sandık başındaki parti temsilcileri gözlerini emanetten ayırmayacaklar... Oylar sayılırken gözlerini kırpmayacaklar... Sandık zabıtlarını hemen parti merkezlerine götürecekler...Seçmen olmayan çocukların bile sorumlulukları var: İşleri oy vermeye gidene kadar evdeki büyüklere rahat vermemektir.Seçim ülkeye, millete hayırlı olsun.

Devamını Oku

Tahmin gereksiz ama dua serbest

10 Haziran 2011

Dokuz ay önceki referandumun gizli amacını anlamayanlara Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç büyük bir hizmette bulundu.Hâlâ uyuyanları uyandırdı.İyi mi yaptı, kötü mü; o ayrı konu ama çok kimse “Asıl amaç yargıyı iktidarın kontrolüne sokmaktır” diyenlerin haklı çıktığını Arınç sayesinde görmüş, anlamış olmalıdır.Yeni HSYK oluştuktan, Yargıtay ve Danıştay yeniden yapılandıktan sonra yargıda hızlanan olumsuzlukları bir hukukçu gibi izlemek, değerlendirmek kolay değildi.O bağlantıları kurarak referandumla gerçekleşen anayasa değişikliklerinin ardındaki zaptetme niyetini yakalamak uzun bir zaman gerektirebilirdi.Bülent Arınç’ın yüksek yargıdaki iki seçim ardından verdiği tepkiler sorunu halletti.Büyük zaman kazandırdı.Biliyorsunuz Arınç, Yargıtay Başkanlığı’na Nazım Kaynak seçilince “Benim güzel arkadaşım; çok mutlu oldum” dedi.Danıştay için yapılan seçimi Hüseyin Karakullukçu’nun kazanmasından sonra daha büyük bir coşkuya kapılarak “Kurban olduğum Allah, verdikçe veriyor” dedi.Arınç’ın sevinci çözdüArınç bir siyasetçidir ve bu sevinci Yargıtay ve Danıştay başkanlıkları için yapılan seçimlere gölge düşürmüştür.Bu seçimi yapan iki kuruma dönük güven duygusu haliyle zarar görecektir.Yeni getirilen hâkim ve savcıların iktidar yanlısı bir takım olduğu yolundaki iddialar bundan dolayı daha çok akılları karıştıracaktır.Peki güvenceli yüksek sorumluluklar kişiye bağımsızlık kazandırmaz mı?Kişi, kendisini o makama getiren iradeye sürgit boyun eğmek yerine vicdanının sesine uyup özgür olmayı seçmez mi?Aslına bakarsanız bu şansa en çok yüksek yargı mensupları sahiptir.Ama yeni yapısı ile HSYK maalesef bu şansın önünü kapatıyor.İktidarın hoşuna gitmeyen hâkim ve savcıların HSYK tarafından nasıl savrulduğunu bundan etkilenen bazı hâkim ve savcıların da iktidarın gözüne girmek için neler yaptıklarını görüyoruz.Halk bunları kısa zamanda fark edemezdi. 12 Eylül referandumundan iktidar kontrolünde bir yargı çıktığını görmek için daha çok beklerdi. Arınç’ın sevinci meseleyi halletmiştir.Batı’nın korkusu da buTarihi önem taşıyan bir seçime gidiyoruz Arınç’ın verdiği açık işe yarayacak mı?Çeşit çeşit seçmen var.Kiminin uykusu derin, kimininki hafif.Korkarım ki algılama yeteneği olanlar bile uyanmakta geç kalmışlardır.Hepsi ayağa kalksa bile nafile; derin uykudakileri uyandırmaya ve durumu onlara anlatmaya zaman kalmadı.Batının en etkili medya kuruluşları yarınki seçim için aynı endişeyi paylaşıyor ve aynı çareyi telkin ediyorlar. New York Times, The Economist, The Observer, Financial Times, Wall Street Journal, hepsi...12 Eylül referandumu ile yaratılan yeni yargı düzeni ortada iken, bu facianın mucidinden nasıl demokratik ve çağdaş bir anayasa yapması beklenebilir?Uluslararası medyanın yansıttığı global toplum işte bu sebeple tehlike çanlarını çalıyor.Abartılı bir seçim zaferinin Tayyip Erdoğan’ı diktatör yapacağını, bunu önlemenin ancak CHP muhalefetini güçlendirmekle mümkün olacağını anlatmaya çalışıyor.Gecikmiş teşhisler ve uyarılar halkın oyunu ne ölçüde etkileyecek ve değiştirecektir?Yarın akşam göreceğimiz bir sonuç için tahmin yürütmenin yararı yok.Ama dualar serbest.Ve buna çok ihtiyacımız var..

Devamını Oku