MHP’ye yönelik siyasi suikast kasetlerinin faturasını seçmen gerçekten iktidara kesmiş olabilir mi?Metropoll Araştırma Şirketi’nin Başkanı Özer Sencar da tam bunu söylüyor!Sencar dün verdiği bir TV mülâkatında, yaptıkları son araştırmanın üzerlerinde şok etkisi yarattığı belirtti.Çünkü nisan ayı sonunda (kararsızlar dağıtılmadan) AKP’nin oy oranı yüzde 40, MHP’ninki yüzde 10 bulunmuşken, bir ay sonra tablo AKP yüzde 35, MHP yüzde 15,5 olarak değişmiştir.Eğer bu tespit gerçekse dramatik bir oy kayması yaşanmıştır.Metropoll Başkanı Özer Sencar’ın değerlendirmesine göre mayıs ayındaki değişimde yalnız MHP’ye kurulan tuzağa yönelen tepki rol oynamamıştır.YGS’deki şifre rezaletinin de önemli payı olmuştur.Tipik bir davranışMHP’nin meclis dışında kalması tehlikesi acaba hangi sebeplerden ötürü bu kadar sert bir tepki üretti?Hiç kuşkusuz MHP’siz bir meclisin demokratik bir anayasa yapamayacağı gerçeği eğitimli kitlede telâş ve tedbir alma ihtiyacı doğurmuştur.En büyük fireyi neden AKP’nin verdiğine gelince...A&G Başkanı Adil Gür AKP seçmeninin en az üçte birinin geçmişte bir kez dahi olsa MHP’ye oy verdiğini ahlâksız komplonun özellikle onlar üzerinde büyük tepki doğurmuş olabileceğini düşünüyor.Metropoll’un Başkanı Özer Sencar’ın dikkate değer bir açıklaması da şu:“MHP’ye yönelen oy kayması aslında tipik bir seçmen davranışıdır. Seçmen uzun süre biriktirir, sonra bir damla gelir ve bardak taşar. O noktadan sonra seçmen içinde biriktirdiği şeyi aniden eyleme dönüştürür..”Karşılıklı hamlelerBu durumda seks kasetlerinin gündemden çekilip kilitli dolaplara kaldırılacağını tahmin edebiliriz.Çünkü seçmende oluşan duygusal selin önlenememesi halinde Başbakan’ın 367 hayalini kurduğu AKP grubunun 315 milletvekilinde kalması sürpriz olmayacaktır.Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Balanlı’nın tutuklanması da yeni bir fatura çıkarır mı?Bu ihtimal vardır.“Bizi ilgilendirmez; yargı bağımsız” savunması kurtarıcı olmayacaktır. Askere haksızlık yapıldığı algısı oluştuğu takdirde günahını kaset olayındaki gibi yine AKP çekecektir.Bu endişenin iktidar kanadında da yaşandığını gösteren gelişmeler oldu dün.CHP lideri Kılıçdaroğlu Orgeneral Balanlı’nın tutuklanmasına TSK’nın sabır göstermesi ve AKP’ye mağduru oynama fırsatı vermemesi için çağrıda bulundu.Aynı anda iktidar da Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’la oyuna dahil oldu.Üç ay sonra Hava Kuvvetleri Komutanı olması beklenen bir orgeneralin hapse atılması, kamu vicdanının kolay kabulleneceği bir durum değildir.Kaçacağına kimse ihtimal vermediği için tutuklanması seçmene ağır gelecek ve dolu bardağın taşma hızını artıracaktır.Bülent Arınç’ın dünkü sözleri herhalde bu tehlikeye tedbirdi.Ve uyarıları haklıydı:“Tutuklama mutlaka istisnai olmalı. Üniforma taşıyan insanlar, kamuoyunda itibarı olan insanlar tutuklanırken çok ince düşünülmeli. Tutuklamalar konusunda hassas davranılmaması hem yargıyı hem TSK’yı yıpratıyor” dedi.Gayretinin işe yaramasını dileriz!
Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı dün tutuklanarak askeri cezaevine kapatıldı.Bilgin Balanlı, Ergenekon ve Balyoz soruşturması bağlamında tutuklanan bir muvazzaf orgeneral oluyor.Geçen hafta aynı gerekçeyle (Eskişehir’de bulunan belgeler nedeniyle) ifadeye çağrılan 6 general ve 2 albayın, mahkemeye bile gönderilmeden savcılık tarafından serbest bırakılmaları, Orgeneral Balanlı’nın tutuklanabileceği yolundaki endişeleri neredeyse ortadan kaldırmıştı.Tutuklama o nedenle şok yaratmıştır.Orgeneral Balanlı, önümüzdeki Ağustos’ta Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na yükselmeyi bekliyordu. Genelkurmay da Orgeneral Balanlı’nın tutuklanması ihtimaline karşı Ege’deki iki askeri tatbikatı iptal ederek hassasiyetini belli etmişti.Tutuklama, seçime günler kala iktidarın planladığı bir siyasi güç gösterisi olabilir mi?Sorulan en yaygın soru budur. Çünkü Orgeneral Balanlı’nın ifadeye gelmesi için gereken güven ortamı yaratılmış, 12 Haziran’dan sonraya bırakılabilecek davet erken yapılmıştır.Bütün bu varsayımlar vehim de olabilir.Ama Orgeneral Balanlı’nın kaçma ve delilleri karartma riski mi vardı da tutuklandı; bunun kamuoyu tarafından bilinmesi gerekir.Tutuklanma şart mıydı?En azından bu sorunun cevabını bilmek hakkımızdır!*****Öfke dilinde takdirCHP gerçekten yükseliyor mu?Bu sorunun cevabını Başbakan’ın şu sözlerinde bulmak mümkün:“Kemal Kılıçdaroğlu diye biri yoktur. Sanaldır sanal... CHP’nin başına getirilmiş bir vitrin süsünden ibarettir. Figürdür, kukladır!”Başbakan’ın sözleri, rekabetinden etkilendiği Kılıçdaroğlu’na açıkça ifade edemediği takdirin öfke dilindeki karşılığıdır.Son günlerde Başbakan yeni şeyler söylemiyor, Kılıçdaroğlu’na hakaret ediyor.Almanya’da çalışan bir Türk mühendisten aldığım bir e-mail’de şöyle yazıyor:“Başbakan’ın seçim meydanlarında Sayın Kılıçdaroğlu’nun Alevi olduğunu belirterek yuhalatmasını ürkütücü ve ilkel buluyorum.”Aslında telâş boşuna... Son kırk yılda AKP’den daha büyük şansla seçime giren başka bir iktidar olmadı.Evet TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’in dediği gibi ekonomik başarıların tadını çıkaramıyoruz. Çünkü buna vicdanımız elvermiyor. “Paralar gelsin özgürlükler kısıtlansın; paralar gelsin gazeteciler hapis yatsın..” Tabii böyle gitmez.Ama iktidarın kurduğu baskı rejimine seyirci kalanların pişmanlıkları halk tarafından farkedilmeyecektir. Çünkü uyanış gecikti, seçime iki hafta bile kalmadı.Tayyip Erdoğan “koskoca başbakan” havası uyandırmaktan çok hoşlanıyor. Ama unutmasın, bu hava ona da sorumluluk yüklüyor. Bir numaralı sorumluluk muhalefet liderine saygı göstermektir.“Koskoca Başbakan” havasının içini doldurmak istiyorsa “diline sahip” olacaktır.Son anketlerde AKP’nin 45-50, CHP’nin 25-30, MHP’nin ise yüzde 10-12 arası bir oy tabanına sahip olduklarının göründüğünü belirterek şöyle dedi:“Son iki hafta içinde de birçok şeyler değişebilir!” Doğru...Eskiden statükocu denilen CHP reform paketlerini peş peşe sunarken reformculuğu ile övünen AKP şimdi sövüyor..Halk bunun nedenini merak ederse gerçekten son on üç günde çok şeyler değişebilir!
Demokrasi olmanın birinci şartı dürüst seçimdir. Bu konuda güven vermeyen bir rejime demokrasi diyemeyiz.Biz de maalesef çok şanslı değiliz.Hemen her seçimin sonucu kuşku ile karşılanmış, seçimin dürüstlüğünden herkes emin olamamıştır.İki hafta sonra yapılacak seçimin seçmen sayısı 52 milyon 700 bin olarak açıklandı.Bu rakam, yine şüphelerle gölgelenmiş bir seçim geçireceğimizin habercisidir.Eski CHP milletvekili araştırmacı Bülent Tanla, bir önceki genel seçimdeki (2007) seçmen sayısının 42 milyon 799 bin olduğunu hatırlatarak seçmen sayısının 5 yılda 10 milyon yani dörtte bire yakın artış göstermesinin kabul edilebilir olmadığını belirtti.Tanla ikna edici bir açıklamayı Yüksek Seçim Kurulu’ndan talep etmekte yerden göğe haklıdır.Bundan 18-20 yıl önce Türkiye’de bir nüfus patlaması yaşanmadığına göre beş yılda 10 milyon seçmen nereden çıktı?Bebekler seçmen olarak dünyaya gelmediklerine göre bu artışın neredeyse yarısı kadar mükerrer seçmen üretildiğinden şüphe edenler haksız olmayacaktır.Bülent Tanla “Bir dönemde seçmen sayısı 10 milyon arttı. Bu rakam ne TÜİK verilerini tutuyor ne de MERNİS verilerini tutuyor. Nedenini YSK açıklamalı” diyor. Doğrudur..Yasa seçimlerin sorumluluğunu yüksek yargıçların oluşturduğu bir kurula veriyor.Bu kurulun kararlarına itiraz edilememesi onu hesap verme mecburiyeti olmayan bir otorite haline getiremez.Muhalefet partileri kabul edilebilir bir açıklama yapılana kadar Yüksek Seçim Kurulu’nu zorlamalıdır. Özellikle de MHP...Çünkü seçmen sayısı şişirildiği ölçüde yüzde 10 barajının sayısal değeri yükseleceği için hile, baraj sorunu yaşayan partilerin riskini büyütecektir.Yüzde 10 barajını aşmak için gereken oy çıtasının bir seçim döneminde 1 milyon artması akla sığmıyor.Dürüst bir seçimi asıl, halkın ve partilerin haklarını savunma gücü garanti eder.Düzen iktidara çalıştığına göre AKP’nin şikâyeti olamaz. Peki muhalefet partileri ve özellikle de CHP, birden fazla adrese yazılı seçmenlere karşı tedbirlerini aldı mı?Sandık kurullarına gönderdiği temsilcilerine gerekli disiplini ve eğitimi verdi mi?Sandıkların hiçbir nedenle gözetimsiz bırakılmaması ve sandık tutanaklarının partiye teslim edilmesi mutlaka sağlanacak mı?En önemlisi...Seçim gecesi YSK’daki işlemler, yazılım konusunda uzman partili temsilciler tarafından izlenecek, partilerin genel merkezlerinde paralel kontrol ve değerlendirme birimleri kurulacak mı?Bu seçimde “yine mükerrer oyla ve yine hile ile yendiler” diye mızmızlanan partiler siyasetçiler görmek istemiyoruz.Eksik tedbirleri varsa, iki hafta içinde tamamlasınlar!Tarihe düzeltme..Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül tarihe adeta bir “düzeltme notu” düştü.Bir sohbet sırasında 27 Mayıs’a askeri darbe demenin çok doğru olmadığını belirten Gönül, genç bir asker grubunun kalkıştığını, 5 bin 500 subayı kendileri gibi düşünmüyor diye emekliye sevk ettiğini belirterek şöyle devam etti:“Küçük bir grubun tüm silâhlı kuvvetlermiş gibi davranarak yaptığı bir hareket olduğunu belirtmekte fayda var. Demek ki bazı şeyleri silâhlı kuvvetleri ayırarak düşünmek lâzım.”İktidarın askerle ilgili önyargılarında bir çözülme mi oluyor?Öyle bile olsa fazla ümide kapılmamak, aceleci olmamak gerekir.İyilik de bulaşıcıdır o hastalık kadar hızlı yayılmıyor maalesef!
Başbakan’ın seçim otobüsü üstünden yaptığı konuşmalarda gerilimi yükseltmesi ne anlama geliyor?Neye yormalıyız bu durumu?Çünkü işleri tıkırında giden ve kaybetme riski bulunmayan bir iktidarın isteyeceği tek şey, kavgasız gürültüsüz şekilde sandığa ulaşmak ve zaferi kazanmaktır.O nedenle iktidar sözcüleri muhalefetten daha sakin ve anlayışlı olurlar.Hırçınlık ve kavgacı üslup, kendini şanslı görmeyen ve oylarını artırmak için mağdur rolüne girmekten başka çaresi kalmayan iktidar partilerinin başvuracağı çaredir.Dün bunları düşünürken Cumhuriyet’ten Leylâ Tavşanoğlu’nun Washington’da ismini gizli tuttuğu yüksek dereceli bir Beyaz Saray görevlisi ile yaptığı görüşmenin haberine takıldım.Ve daha ilk anda şunu düşündüm:AKP’yi seçimde yüzde 45 ve üstünde gören kamuoyu araştırma şirketleri acaba yanılıyorlar mı?Çünkü Amerikalı yetkili Beyaz Saray’ın Türkiye’deki seçimle yakından ilgili olduğunu belli eden konuşması arasında şu dikkat çekici değerlendirmeyi yapıyor:Deniz Feneri bekliyorsa“AKP’nin oy oranı doyuma ulaştı. Alabilecekleri tavan oran 2009 yerel seçimlerindeki yüzde 38’dir. Buna karşılık CHP yükselişte görünüyor. 25-30 bandında olduklarını tahmin ediyorum. MHP’nin de baraj sorunu olduğunu düşünmüyorum.”AKP ile ilgili bu değerlendirmeye hak verecek bir bağımsız araştırmacı bulmak herhalde kolay değildir.Çünkü AKP’ye ilişkin tahminler yüzde 45 merkez olmak üzere konumlanıyor. İki aşağı üç yukarı. Ama 40’ın altı yok gibi.O zaman Başbakan Erdoğan’ın benimsediği gerginlik siyaseti neyin nesidir?AKP kurmayları, Beyaz Saray yetkilisinin söylediği gibi partinin yüzde 38’de doyum noktasına dayandığını kabul ederek duvarı yıkmak için risk almaya karar vermiş olabilirler mi? Bunu bilemeyiz.Ama AKP’nin şansını sonuna kadar zorladığını görüyoruz.Balyoz soruşturması bağlamında yürütülen operasyon, Genelkurmay’ın iki büyük tatbikatı iptal etmesine sebep olacak kadar yaralayıcı olmuştur.Deniz Feneri seçim sonrasını bekliyorsa altı generalin ifadeleri üç hafta sonrasını haydi haydi bekleyebilirdi. Yanlış mı?27 Nisan.. Bir daha asla!Manzara art niyet düşündürüyor:Acaba iktidar, 27 Nisan muhtırasına benzer bir tepkiye sürüklenmesi için askere tahrik tuzakları mı kuruyor?Mümkündür.. AKP mağduriyet bağımlılığından kolay başarılar sağlamaya çok alıştı. Yüzde 38’in üstüne çıkmak için de anayasayı tek başına değiştirecek 367 koltuk hedefine yürümek için de aynı yöntemi kullanıyor olabilir.Silâhlı Kuvvetler herhalde tahrike kapılmayacaktır. Bu istismar kapısı ancak böyle kapanır.Acaba iktidar bu gerçeği şimdiden görüp kontrol ettiği savcılar vasıtasıyla tutumunu değiştirir ve Silivri’deki mahkemeleri hukukun üstünlüğüne saygılı yargı kurumları haline getirir mi?Daha fazla uzamadan bu değişimi görelim. Bunun için yanlış bir şey yapmak gerekmiyor. Tek şart, yargı siyaset için değil adalet için çalışacak; hepsi bu.Ayrıca siyasetçiler şu gerçeği görmeli ki artık asker tarafından mağdur edilmiş bir siyasi iktidar iddiasına kimse inanmaz.Bu kötü mü oldu? Hayır.Perişan edilmiş askerin sırtından vesayet öcüleri üretmek imkânsızdır artık.Çünkü kimseyi inandıramazsınız;Zorlarsanız o da çok ayıplı ve zararlı bir tamahkârlık olur!
Ege’deki iki büyük askeri tatbikatın son anda iptal edilmesi tatsız bir olaydır.Kamuoyu bu iptalin nedeni hakkında aydınlatılmalıdır.Doğru bilginin eksikliğinden doğan boşluğu dedikodu doldurur çünkü. Nitekim bu gerçek dün kendini tekrarladı. İhtimaller peş peşe geldi:En yaygın söylentiye göre Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuna askerlerin katılmamasına tepkilerini göstermek için Cumhurbaşkanı ve Başbakan fırsat kolluyorlardı. Gül ve Erdoğan ortak atış tatbikatının geleneksel hale gelmiş “seçkin gözlemci günü”ne gitmemek suretiyle düşündüklerini yapmışlar, Genelkurmay da bu tepki kararını almıştır.Diğer iddiaya göre Genelkurmay, seçime beş kala yeni bir Ergenekon tutuklamaları dalgası yaratılacağı yolunda dolaşan haberler karşısındaki hoşnutsuzluğunu göstermek istemiştir.İnandırıcılığı en düşük üçüncü ihtimale gelince... Ekonomik iflâsın eşiğindeki Yunanistan’a iyi komşuluk jesti yapma telkinleri, kararda etkili olmuştur.Hükümetle asker arasındaki gerginliğin artık hizmet ve eğitim alanında aksamalara sebep olması, vahim bir tablodur. Güçlü devlet geleneğimiz bile bu yanlışın giderilmesine yetmiyorsa, çıkış yolu bulmak için karşılıklı özveri zamanı çoktan gelmiş de geçiyor demektir.Anayasamız Cumhurbaşkanı’na “Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir” diye görev yüklüyor.Ama Cumhurbaşkanı, çare bulacağı uyumsuzluğa katkıda bulunuyor!AKP’nin dokuz yıllık iktidar tecrübesinden gelen güvenle, komplekslerinden arınarak askerle düzgün ilişkiler kurabilecek olgunluğu kazanmış olması gerekir.Yaşanan gerginliğin askere de sıkıntıdan başka bir şey vermediği söylenemez. Asker de siyasetle ilişkilerinde yeni standartları hayata geçirmek, bazı hassasiyetlere saygı göstermek mecburiyetini herhalde anlamıştır.Manevraların iptali kararı, hükümet-asker ilişkilerinde nihayet iyiye, doğruya yönelişin kırılma noktası olur umarız..Neden MHP?Cumhuriyet Gazetesi önde gelen kamuoyu araştırma şirketlerinin sahiplerinden değerlendirmelerini almış.A&G’den Adil Gür, KONDA’dan Tarhan Erdem ve Metropoll’den Özer Sencar tarafından ortaya konulan görüşler tabii ki AKP’nin tek başına iktidara geleceği tahmininde birleşiyor.Aslında bu tahmini yapmak için uzman olmak gerekmiyor.İlgi çekici saptamaların başında gelen şey CHP’nin Doğu ve Güneydoğu’da güçlenen iddiasıdır. Adil Gür’e göre Batman, Diyarbakır, Muş, Van, Şırnak ve Hakkâri gibi illerde CHP oylarını rekor düzeyde (tabii kendi rekoru) artıracak, buna karşılık AKP bir miktar kayba uğrayacaktır.CHP’nin bölgedeki yükselişini Metropoll’ün sahibi Özer Sencar da tespit ettiklerini belirtiyor.Merak uyandıran bir soru da “kaset depremi”nden MHP zarar gördü mü; gördüyse baraj altında kalacak duruma düştü mü?Üç uzman da kaset şantajının MHP’ye zarar vermediği gözleminde birleşiyorlar. Hatta Metropoll’cü Sencar, mağdur durumuna düşürüldüğü için son ankette MHP’nin 1 puan yükselmiş bile olduğunu belirlediklerini söylüyor.Bunu ben de gözlüyorum. Eski bir bakan geçen gün bana “İlk defa bu seçimde MHP’ye oy vereceğim” dedi.Dikkat; bu yönelişin içinde şantajcı alçaklara tepkilerin payı olabilir.Ama MHP’yi asıl koruyan, MHP’siz bir meclisin yeni anayasa yapamayacağı idrakidir!
Siz yokken evinize giren kimseler olduysa dua edin ki hırsız olsun!Çünkü hırsız en çok malınıza el uzatır. Yeni tehdit, haysiyetinizin, mahremiyetinizin tacize, tecavüze uğramasıdır.Gizli kamera, herhalde sadece Türkiye’de bu kadar kolaylıkla meskene sokuluyordur.Ülkemizi “dünyanın en ahlâksız demokrasisi” şöhretine lâyık kılan seks kasetleri Türkiye’de siyasetin geleceğini düzenliyor; Ne kadar utanç verici, dehşet verici!MHP’nin on yöneticisini şantajla tasfiye eden gizli kamera komplosu ciddiye alınması gereken bir haydutluktur. Çünkü ilk bilgiler gösteriyor ki karşımızda gizli servislerin uzman desteğini almış profesyonel bir organizasyon var.Avlarının adreslerini belirlemişler, ev ve işyerlerinin boş olduğu saatleri kollamışlar girip kameraları yerleştirmişler, bekleyip kayıtları almışlar, işlerini gördükten sonra tekrar girerek kameraları, kabloları toplayıp götürmüşler.İz bırakmamışlar..Ankara’daki arkadaşımız Deniz Güçer dün bilişim teknolojileri üstüne uzman olan CHP Milletvekili Tacidar Seyhan ile görüştü.Tacidar Seyhan, tedbir olarak ev ve bürolarını kontrol ettirmek isteyen çok sayıda parlamenter arkadaşına yardımcı olduğunu belirterek şunları söylemiş:“Yirmi milletvekilinin ev veya iş yerinde gizli kamera buldum!”Seyhan’ın anlattığına göre gözetlenen milletvekilleri arasında CHP’li olmayanlar da var. Durumu öğrenen pek çoğu da sırada..Türkiye’nin siyasetini düzenlemek isteyen organizasyonun elinde çok malzeme bulunduğu anlaşılıyor.Kim ne zaman hedef alınacak, Allah bilir.Şantajcılar tarafından yönetilmek istemiyorsak, bu aşağılık tuzağı, işimize yarayıp yaramadığına bakmaksızın lânetlemek zorundayız.Yargı harekete geçti ama bu profesyonelleri yakalamak kolay değildir. Birkaç maşa yakalansa bile oyunu kuran odak, karanlıkta kalmayı başaracaktır.Gizli kameraları istenen yere koymaya hazır küçük adamlar da her zaman kolaylıkla bulunacaktır.Savcılar tabii ki suçluları arasın, polis ve MİT Türkiye’nin bu kadar kolaylıkla av sahası olarak kullanılmasına razı olmasın, Türkiye onurunu koruduğunu dünyaya göstersin; bunlara diyeceğimiz yok.Ama asıl mücadeleyi kendi nefsimizde yaparak kazanabiliriz.Şantajcıyı yenmenin ilk koşulu, ona istediği kelleyi vermemektir.Cumhurbaşkanı Gül bu tür şantajların hem çirkin hem çok tehlikeli olduğunu belirterek şunları dedi:“Bugün buna olur, yarın başkasına olur. Gayet ilkeli durmak, hiç prim vermemek gerekir!”Güzel söylemiş ama biraz geç.Keşke MHP’nin mağdur avantajından yararlanmaya başladığını görmeden duyabilseydik bu yararlı görüşlerini...Kız anneleri korktuBeyni çağın aydınlığı ile pırıl pırıl, yüreği Atatürk devrimlerine inancın gücü ile onurlanmış annelerden mesajlar aldım.Konu AKP’li belediyeleri gezerek imam nikâhlı yaşam ve dört eşlilik üstüne sözüm ona danışmanlık, gerçekte propagandistlik yapan Sibel Üresin..Cumhuriyet Türkiye’sinde yaşamanın onuruna lâyık insanların, özellikle de kız annelerinin gücüne gitmiştir Üresin’in sözleri.Çocukları adına endişeye sürüklemiştir.Çünkü iktidar sözcülerinden hiçbiri bu aptalca, çağ dışı kılavuzluğa hak ettiği cevabı vermemiştir.İnsanlar haklı olarak korkuyla soruyorlar:Kızımın geleceğini, bu zihniyetin yapacağı Anayasa mı belirleyecek?
CHP ile MHP’yi Sivas’ın ötesine geçemedikleri için eleştirip alaya alan Başbakan’dı.İstediği oldu ama yine mutlu olmadı.Baksanıza bu kez de kendi gidişlerinde esnafa kepenk kapattıran terör uzantılarının aynı haydutluğu CHP’nin miting yapacağı yerlerde tekrarlamamasından şikâyetçi gibi davranıyor.Başbakan “Bu, kepenk kapatma değil kepenk kapattırma” derken gerçeği ifade ediyor. Yani esnaf boykot yapmıyor, can güvenliğine yönelik tehdidin baskısına boyun eğiyor.Doğru ama kimse terör örgütünden adil davranmasını beklememeli.Başbakan elinden geliyorsa, terör örgütünün şantajına boyun eğmeyecek cesareti ve güvenceyi esnafa kazandırmalı, Kılıçdaroğlu’nun mitinginde kepenkler kapatılmadı diye CHP’yi bölücülerle kol kola göstermemelidir.Aslında AKP seçimden sonra Kürt sorununa samimi olarak çözüm arayacaksa, bu süreçte CHP’nin arayışa katkıda bulunmasından memnun olmalıdır.Oysa tersini yapıyor. Örneğin Kılıçdaroğlu, yerel yönetimde AB normlarındaki özerkliği savunmuşken iktidarın ağır topları onun bölücüleri cesaretlendirecek biçimde ölçüyü kaçırdığını öne sürdüler.Başbakan’a yardımcısı Arınç ve Başmüzakereci Bağış da katıldı.İnsan hayatına, hak ve özgürlüklerine saldırmanın bahanesi olamaz.Kepenk kapattırmak da faşistliktir. Ama seçime giden bir demokraside iktidar böylesi haydutlukların bile içinde bir mesaj var mı, aramalıdır.Kürt sorunundaki en büyük güçlük şu anda, iktidar odaklı belirsizliktir.Açılım siyasetinin yarattığı aşırı beklentiler AKP’yi ürkütmüş, milliyetçi oyları kaybetme korkusu ile suskunluğa sokmuştur.Başbakan şimdi kendilerinin nerede durduğunu söylemeye cesaret edemediği için muhalefetin ileri gittiğini iddia ediyor.Oysa memnun olması lâzım. “Tavizkâr” bir muhalefet iktidarın manevra alanını daraltmaz, genişletir!***Şifre - Kopyaİktidarın hoşuna gitmeyen insanlar mutlaka bir şer gücün ortağı mı olmak zorunda?Bu zorlama aslında, hedef seçilen “muhalif”lere ispatlı suç izafe edememenin çaresizliğidir.Türkiye’de siyaset Ergenekon tecrübesinde geliştirilmiş yöntemlerle kontrol ediliyor.Bağımsız düşünen, yazan çizen, hele eleştirel bakan insanlar için ülke tehlikeli bir yer oldu. Gayya kuyusu sürekli adam yutuyor. Korkutulması gerekenler oraya aday gösteriliyor.Dün Başbakan ÖSYM skandalının faturasını, eğitim uzmanı gazeteci Abbas Güçlü’ye kesti. Güçlü’nün “birileri tarafından tahrikle görevlendirildiğini” öne süren Başbakan “Gelecekte bedelini çok ağır ödeyecekler tabii” dedi.Bu sözler normal zamanda Başbakan’ın şifreli konuştuğuna yorulur.Ama artık özel bir dönem yaşıyoruz.Başbakan’a ayağa kalkmayan Korgeneral hapse atılarak “bedelini ödemiştir.” Başbakan da bunu şifresiz söylemiştir.Artık bu işlerde şifre yok.İnşallah Korgeneral Alan’ı tekrarlayan bir kopya da olmaz!
“Beğensek de beğenmesek de demokrasiye inananların MHP’ye destek olmaları şarttır. Röntgenciler asla kazanmamalı!”Bu öneri ve çağrı, MHP’ye en karşıt görüşleri savunan bir partiden, Liberal Demokrat Parti (LDP) Genel Başkanı Cem Toker’den geldi.Yaptığı açıklamada Cem Toker “cumhuriyet tarihimizin en önemli seçimi” arifesinde tek bir MHP’linin dahi partisinden desteğini çekmemesi dileğinde bulundu.LDP ve liderinin derdi elbette MHP’yi kurtarmak filan değil. Amaç, demokrasiyi ahlâksızlardan korumaktır... Ve demokrasinin ahlâksız tertiplere karşı dayanıklı hale gelmesini sağlayacak gelenekleri oluşturmak!İleri toplumlar bu gibi tuzaklara düşmüyor, aksine toplum mühendisliği adına röntgencilik yapanları pişman ve perişan edecek müeyyideler işletiyor!LDP’nin çağrısı, demokrasimize musallat olmuş şantaj ve komplo hastalığını kurutacak boyutta bir dayanışmayı ateşler mi?Seçimin namusundan her zaman şüphe duyulduğu, oy pusulalarının çöplüklerden toplandığı, seçmen sayısının akıl dışı iniş çıkışlar gösterdiği bir ülkede, insan fazla ümitvar olamıyor.Ama özel hayatlara hoyratça tecavüzler yine de böyle sürüp gidemez.En masumumuz, ihmalden kusurludur. Sorumluların bir numarasında da elbette iktidar var. Çünkü 9 senedir ülkeyi AKP yönetiyor. Tüm bürokrat koltuklarında da onların atadığı kişiler oturuyor. Sevapları sahiplenip günahları ortada bırakamazsınız.Siyaseti rezillikten kurtarmak istiyorsak iktidar ve muhalefet çabalarını birleştirmek zorundadır. İktidar sözcüleri röntgencilerle Ergenekon arasında bağ kurarak muhalefeti tezgâhın merkezine oturtmaya uğraşıyor.Bunun inandırıcılığı yok ama muhalefetin, özellikle de siyasi imha operasyonuna hedef yapılan MHP’nin yapacağı şeyler vardır. Mesela dün Meclis Başkanı Şahin ile Devlet Bakanı Yazıcı dikkate değer çağrılar yaptılar.İnsan onuruna ve demokratik rejime saldıran rezilleri, mağdur deyin veya kurban deyin, istifaya mecbur kalan MHP’li yöneticilerin yardımı olmaksızın yakalamak kolay değildir.Çünkü o rezillere giden yol, tuzakların kurulduğu evlerden geçiyor. O adresleri de tuzağa düşen siyasetçiler biliyor.Siyasetçiler önayak olmalı, kamuoyu da “bulun o rezilleri” diye yargıyı baskı altına almalıdır.“Kirlenmek güzeldir” diyen reklâm sloganına bakmayın siz.Temizlenmeyi bilmeyenler için kirlenmek felâket bir şeydir!***MHP ve baraj...Kasetli siyaset, ülkenin geleceği için büyük tehdit oluşturuyor.Çünkü siyaseti dizayn etme amacına dönük bu operasyon hedefine varırsa demokrasinin hayalini bile kuramayız.MHP’nin içinde yer almadığı bir meclis ancak olgiarşiyi temellendirir ve o yapıdan asla tarifine uygun bir anayasa çıkmaz!İşte bu nedenle MHP’de deprem yaratan kaset komplosunun ne getirip ne götüreceği derin bir merak konusu olmaktadır.Dün medya, kamuoyu araştırma şirketlerinin en üst yöneticilerinden bir ışık almaya çalışıyordu. Ama cevaplar, ölçümlere dayanmadığı için “uçan tahminler” kalitesinde kaldı.Araştırma otoriteleri yine de MHP’nin kasetlerden baraj altına düşecek kadar zarar görmeyeceğinde buluştular.MHP’nin yıldırımlarını çekme endişesi gerçek görüşlerini söylemelerini önlemiş olabilir mi? Mümkündür.Devlet Bahçeli’nin hamle yapması, vitrine acele yeni isimler koyması lâzım..