Kirli bombalar!

21 Mayıs 2011

MHP’yi hedef alan kaset saldırısı, kirli bomba ile yürütülen bir tasfiye hareketine benziyor.“Kirli bomba”yı internetteki itü sözlük şöyle tanımlamış:“İlkel bir nükleer silâh.. Konvansiyonel bir patlayıcı ile etrafa radyoaktif atıklar yaymaya yarar. Malzeme temin edildiğinde yapılması kolaydır. Allahsız bir silâhtır!”Tehdide konu seks kasetlerinden birinin daha internette yayınlanması dün üst düzey 6 yeni MHP yöneticisinin görevlerinden ve milletvekili adaylığından çekildiklerini açıklamaları sonucunu getirdi.Profesyoneller...Dört yöneticinin istifalarına sebep olan ilk kasedin ardından parti lideri Bahçeli’nin şantaja boyun eğmeyeceği, istifa eden olsa bile kabul etmeyeceği konusunda ortaya koyduğu iddia dün, Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ekici’ye ait görüntülerin yayınlanması üzerine çöktü.Bahçeli “İstifayı ben talep etmedim” diyerek çaresizliğini itiraf etti.Şu sözleri meydan okuma mı, yoksa umutsuz bir sığınma arayışı mı:“Anlaşılıyor ki devlet yok. İyi ki millet var ve ona gidiyorum!”İnternette yayınlanan görüntüler, seçim ortamını kirletip zehirleme işini üstüne alan taşeronun her yönüyle son derece profesyonel olduğunu düşündürüyor.Stüdyoda çekilmiş gibi..Görüntü kalitesindeki mükemmeliyet, komplocuların büyük bir siyasi operasyon için özel seçildiklerini, topluma karşı hakaret ölçeğinde bir özgüven taşıdıklarını kanıtlıyor.Hedefleri BahçeliSon kasetin üstüne bir de müzik bindirmişler. Saldırgan küstahlığında rekor kırmışlar!Şantajcı odak kendini “Farklı Ülkücüler” diye tanıtıyor. Elbette yaptıkları şaşırtmacadır. Çünkü seçime üç hafta kala patlatılan bombalar hiçbir gerçek ülkücüyü memnun edecek sonuçlar getiremez.Hedef MHP içindeki bir savaşın varlığını düşündürmek olsa da buna inanacak saf insanlar bulmak kolay değildir.Asıl amaç MHP’yi seçimde baraj altında bırakarak iktidar partisine mecliste tek başına anayasa yapacak çoğunluğu kazandırmaktır.Kirli bombalar seçim sürecinin sağlığını, dengesini bozmuştur. İlk soru şu:Saldırı, MHP’nin seçim şansını ne yönde etkileyecek?Zaman çok daraldı. Tecavüze tepki olarak “inadına MHP’ye destek” verecekler belki çıkacaktır ama üst yönetimde yaygın bir ahlâki zaafiyet bulunduğunu düşünenler de az olmayacaktır.Bahçeli’nin aksi yöndeki kararına rağmen hedef gösterilenlerin istifaları, krizin iyi yönetilmesi durumunda MHP’ye telâfi şansı tanıyabilir.“Yedek kadro”da bekleyen kirlenmemiş saygın isimlerin vitrine çıkarılması fayda sağlayabilir.Ama komplo teorilerinde haklılık payı varsa karanlık tertipler Devlet Bahçeli pes edene kadar sürecektir.“Kirli bomba”ları atanlar Kürtlerin varlığını kabul edecek bir yeni lider gelene kadar durmayacaklardır!

Devamını Oku

Bilmek milletin hakkı!

20 Mayıs 2011

Sanki adam elinde bir uzaktan kumanda aleti tutuyor.Bütün ülkeyi havaya uçuracak büyüklükte bir patlayıcı, düğmeye bastığı zaman ortalığı kana ve ateşe boğacaktır...Bölücü terörün başı avukatlarıyla yaptığı haftalık olağan görüşmede (!) yine atmış, tutmuş. Yine tehdit ediyor.Ama bu defa seçime kadar ateşkesi sürdürme şartını esaslı bir kazanım şartına bağlamak peşinde.Öcalan geçen çarşamba buluşmasında yapıcı ve uyumlu bir üslup kullanmaya dikkat etmiştir.Çağrılar...Hükümete iki seçenek sunuyor:1. Başbakan’ın Kürtleri çözüm sürecine dâhil ederek sorunu çözeceklerine ilişkin bir açıklama yapması... Başbakan’ın bir adım atması yeşil ışık yakması önemlidir. Bunu 15 Haziran akşamına kadar bekliyorum..2. Ama sorunu çözeceklerini şimdi deklare ederlerse ben de gerillaları bir yere toplamak için devreye girerim. Bana “silâhlı güçlerini bir yere çek, biz demokratik anayasa üzerinden çözüm geliştireceğiz” desin.. O zaman bu savaşı durdurmuş olur.Olayları dikkatle izleyenler, Öcalan’ın iktidardan istediği şeyleri, taahhüt dozunda değilse bile vaat ölçeğinde aldığını söyleyeceklerdir.Hükümetin ikinci adamı Bülent Arınç son iki haftadır zaten bunu yapıyor.“Terör sona erebilecekse bunun unsurlarından biri belki genel af olarak düşünülmeli” demiştir;“Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” hükmü hariç Anayasa’nın ilk üç maddesinin bile değiştirilmesinden yana olduğunu belirtmiştir.Arınç yetmediÖcalan, bu işaretleri Arınç’ın hükümet adına verdiğini elbette tahmin eder. Ama ona rağmen bu son ültimatomu vererek ne elde etmeye çalışıyor?Cevabı açık: Arınç kaynaklı vaatlerin Başbakan’ın ağzından tekrarlanmasını sağlayarak taahhüt sağlamlığına kavuşmasını istiyor.Başbakan dünkü Van konuşmasında kendisinden istenenleri vermedi. Çünkü iktidar için milliyetçi oyları tedirgin etmenin MHP’yi güçlendirmekten başka yararı olmayacaktır.Baraj altında kalan MHP’den mahrum bir mecliste yeni bir anayasa yapmak AKP için tereyağından kıl çekmek kadar kolay olacaktır.Kürtlerin bölücü kanadı da böyle düşünüyor. Onların istediği de MHP’nin içinde olmadığı bir meclistir.İmralı’da Öcalan ile devlet heyeti arasında yeni anayasa taslağının hazırlandığı, “Anayasaya Kürt girsin”.. “Hayır hayır Anayasa’dan Türk çıksın” konuşmalarının yapıldığı anlatılırken Doğu’daki mitinglerin hâlâ hamaset pompalaması tuhaf kaçıyor. Ayıp oluyor.Kürt sorunu yeni anayasa ile çözülecektir. Başbakan 60-70 yıl öncesinin yasaklarından çıkarak İnönü üstünden CHP’yi kötüleyecek yerde seçimden sonra getirecekleri anayasayı millete açıklamalıdır.Terörist başının taraf olduğu ve bildiği her şeyi, sandığa gidecek vatandaş da bilmelidir.Devlet sorumluluğu ve demokrasi ahlâkı, bunu emreder!

Devamını Oku

Van’ı dinleyelim

19 Mayıs 2011

Mağduriyet, AKP’nin seçimlerde işlettiği altın madenine benziyor.Ama aşırıya kaçmak, geri tepen silâh etkisi yapıyor. Çünkü...1. Dokuz yılına ulaşan bir iktidarın mağduriyet bahaneleri inandırıcı olmuyor.2. AKP alıştığı avantajı zorlayarak sürdürmeye çalıştıkça kendisi mağdurlar yaratmaya başlıyor. İşte Demirel...Başbakan Erdoğan’ın eski Cumhurbaşkanı Demirel’i ısrarla mindere çekmeye uğraşması karşısında büyük bir husumet cephesi bulunduğuna halkı inandırma arayışıdır.Demirel’in polemiğe girmekten uzak durma çabası işe yaramamıştır. Başbakan Erdoğan kendisini “oturduğu yerde meydan meydan gezdirmeye devam” ediyor.Büyük bir çoğunluk, Başbakan’ın her dediğini, her yaptığını onaylıyor. Ama şu sözlerle Demirel’e yönelttiği paylayıcı tutum aynı şekilde destek görmüş olabilir mi:“Hâlâ rahat durmuyorsun; 87 yaşında hâlâ ortalığı karıştırıyorsun!”Demirel seçim sürecinde tarafsız kimliğinden soyunma yanlışına düşmüş olmakla suçlanamaz. Yaptığı şey sadece, takdir ve şükran hisleri beslediği Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın milletvekili adayı yapılmasını övmektir.Eski Cumhurbaşkanı “Beni yıpratıp da ne elde edeceksiniz?” diye soruyor.Bir zamanlar yüzde 53 oy almış bir partinin lideri olduğunu hatırlatması acaba “ikbale kanma, senin gibi biri ilerde senin karşına da çıkabilir” uyarısı mıdır?Bunu bilmiyoruz ama bu haksız sataşmadan faydalı bir nasihatin çıktığını söyleyebiliriz. Çünkü Muharrem Sarıkaya’ya konuşan Demirel yakışanı yapmış, Güneydoğu’daki gelişmeleri endişe ile izlediğini belirterek Başbakan’a doğruyu göstermiştir:“Esas Türkiye’nin meselesi orada...O sorunu nasıl çözeceğini anlatmalı.”Başbakan’ın Siirt konuşmasını dinleyenler mesajın alınmış olduğunu düşünebilirler. Çünkü Başbakan dün “Kürt sorunuyla PKK terör örgütünü lütfen birbirine karıştırmayalım” diyerek geçen ay sarfettiği “Kürt sorunu bitmiştir” sözünün içini doldurmaya çalıştı.Tabii ki Kürt açılımının uyandırdığı beklentilerin çok gerisine düşen bir hedefi işaret ediyor Başbakan’ın sözleri. Ama herhalde bugünkü Van mitinginde çözümler konusunda daha aydınlatıcı olacaktır.Başbakan’ın terör şantajına boyun eğmeyeceği konusunda dün sarfettiği sözler, mağduriyet sömürüsü ile zaman kazanma ve Kürt sorununu sürüncemede bırakma siyasetinin sona yaklaştığına işaret sayılabilir.KeenlemyekünBaşbakan’ın şu dedikleri, dönemin ruhunu sembolize eden sözler olarak tarihe geçecektir:“Bir ülkenin Başbakanı, Çanakkale’de anma törenine gider de bir Korgeneral orada ayağa kalkmaz mı? Kalkması gerekir.Kalkmadığı anda da bedelini öder. O ayrı mesele zaten bedelini de ödedi!”Erdoğan’ın sözünü ettiği olay 18 Mart 2004 tarihinde Çanakkale Şehitler Abidesi önündeki törendir.Bahsettiği Korgeneral de, törenin sorumlusu olan Kolordu Komutanı, bugün Balyoz şüphelisi olarak Silivri’de yatan, seçimde MHP milletvekili adayı olan Engin Alan’dır.Şimdi mesele şu:Engin Alan’ın Başbakan için ayağa kalkmamak yüzünden ödediği bedel nedir?Emekliye sevkedilmek mi, Balyoz sanığı olarak tutuklanıp içeri atılmak mı, yoksa ikisi birden mi?Başbakan aydınlatmalı.Çünkü Balyoz iddianamesinin hiç yazılmamış, yani eskilerin deyimi ile “keenlemyekün” hükmüne inmesi söz konusudur.Hukuk ve adalet kavramlarına reva görülmeyecek bir ayıptır!

Devamını Oku

Düşman büyütmek...

18 Mayıs 2011

Seçim ortamı her gün biraz daha anlaşılmaz hale geliyor.Özellikle iktidar sözcüleri kafaları karıştırmak için özel çaba harcıyorlar sanki.Başbakan dün 12 PKK’lının öldürülmesi ile ilişkili gelişmeleri yorumlarken “tıpkı Danıştay saldırısında olduğu gibi bir tezgâh” işlediğini savundu.Silivri ile Kandil’e ait ortak bir senaryodan söz etti.Ne demek bu?Bilindiği gibi Danıştay suikasti davası son anda Ergenekon davası ile birleştirildi.Yani olayın, darbe ortamı yaratma amaçlı bir saldırı olduğu şüphesine hak verildi.Son iddia suikasti Ergenekon’un planlandığı tezine dayanıyor. Buna göre Ergenekon, askeri darbe bahanelerini artırmak için bu cinayeti planlamış, suçu da İslâmcıların üstüne yıkan bir görüntü tertip etmiştir.Soru şu: Danıştay suikastine yakıştırılan komplo teorisi ile 12 PKK’lının öldürülmesi olayı arasında Başbakan acaba nasıl bir ilişki kuruyor?Başbakan’ın bu sözlerle 12 teröristi öldüren askere eleştiri yönelttiğini düşünmek gerekir değil mi?Öyle ama Başbakan, kendi tezini yine kendi yerle bir etti ve “Sınırdan ağır silahlarla girmek isteyen terörist gruplara karşı benim askerim mücadelesini vermeyecek mi?” diye bağıra çağıra askeri savundu.Ergenekon’a büyük güçler vehmeden AKP, acaba bundan ne menfaat bekliyor?Erdoğan’ın yardımcısı Ömer Çelik dün NTV’de “Ergenekon ile PKK arasında taktik değil organik bağ var” diyecek kadar ileri götürüyordu iddiasını.İktidarın başarısızlık hanesindeki kötülüklerin sebebi ve adresi olarak gösterilmek eğer varsa Ergenekon’u yüceltmek olmuyor mu?Zindana kapatılmış halde bile bu kadar kötülük yapmaya gücü yeten bir örgüt, kendi büyüklüğünü değil iktidarın yetersizliğini kanıtlar.Aman dikkat!*****Ha şöyle!MHP’ye musallat olan çete dün Genel Başkan Bahçeli ile beraber 6 üstdüzey yöneticinin daha kellesini istedi.Fakat bu defa tehdit işe yaramadı. Bahçeli reste restle karşılık verdi.“Tehdit ve şantaja boyun eğmeyeceğiz. Kim elinde ne varsa açıklasın” dedi.MHP lideri hedef alınanlar arasında istifa etmeyi düşünenler olsa bile kabul edilmeyeceğini bildirdi.Seçime dört haftadan daha az bir zaman kala suçlananlara kendilerini temize çıkarma şansı tanımayan bu komploya MHP yine de dört yöneticisini kurban vermiştir.İlk suçlananların istifa ettirilmeleri çeteyi cüretlendirmiştir.Bu musibet yararlı bir tecrübe kazandırabilir.Bundan böyle umarız her kaset günah ve ayıptan sayılmayacak, özel hayatın gizliliği daha çok saygı görecek kişinin böyle bir durumda sadece eşine karşı sorumlu olduğu ilkesi yerleşecektir.Bu rezillikten seçimde oy çıkarma hevesi de rezilliktir ve seçmen bu tür bir tamahkârlığa göreceksiniz, ceza verecektir!

Devamını Oku

Seçimin cevabı katılıma bağlı

16 Mayıs 2011

Kafasının içinde kırk tilki dolaşır, hiçbirinin kuyruğu ötekine değmez...Bu yakıştırma rahmetli İsmet İnönü’nün siyasetçi yeteneklerini övmek için kullanılırdı.Gününüzde bu marifet yaygınlık kazandı. Kitle iletişim araçları arttıkça, üretime katılan tilkilerin sayısı da arttı.Çok kimse samimi kanaatini ifade etmiyor. Profesyoneller de sempatizanları da aynı amaca kilitlenmiş durumdalar:Gündemin en önemli konusu seçim ve hedef halkı kazanmak.. İkna ile, yetmezse hile ile.. Bu uğurda bütün araçlar ve yöntemler mübahtır!İnsan yiyen kasetlerin daha pek çok iş yapacakları şimdiden görülüyor.Dün ülkenin en yaygın temsil kabiliyetine sahip örgütü TOBB’un (esnaftan sanayiciye 1.2 milyon üyesi bulunuyor) genel kurulu vardı. Siyaset orada kendini sınadı doğal olarak.‘Netameli’ mesaj!Eskiden Başbakan’ın konuşması ardından salon tenhalaşırdı. Dün öyle olmadı. Delegeler Kılıçdaroğlu’nu bekledi. CHP lideri rakiplerini kıskandıracak kadar da alkış aldı.Hemen sonra TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu’na atfen internete düşen kısa mesajlar ortalığı karıştırdı. Çünkü genel kurulda Kılıçdaroğlu’nun Başbakan’dan daha fazla alkışlandığından yola çıkarak şu sonuca varılıyordu:“Anketler yanılacak gibi gözüküyor!”Ama mesaj çok yaşamadı. Hisarcıklıoğlu, şifresinin kırıldığını mesajın kendisi adına başkaları tarafından yazıldığını belirten bir açıklama yayınladı.Son günlerde AKP’li bazı kalemler de, iktidara ezici bir seçim zaferi müjdeleyen anketlere şüphe ile yaklaşmak gerektiğini yazmaya başladılar.AKP örgütüne “Rehavete kapılmayın” deme amaçlı bu mesajların yine tilkilerden ilham aldığını tahmin etmek zor değildir.“Anketler ya yüz yüze görüşerek veya telefonla yapılıyor. İnsanlar mimlenmekten korktukları için tarafını gizlemek zorunda kalıyor...”Bu değerlendirmenin doğru olup olmadığını ölçme olanağı yok. Gerçek mi, züğürt tesellisi mi; dört hafta sonra anlayacağız.Vatandaş sandığa...Araştırma kuruluşu A&G’nin Başkanı Adil Gür VATAN’a önemli açıklamalar yaptı. O da bir araştırmacı olarak sınavdadır ve dört hafta sonra güvenilirliği ölçülecektir.Tilkilerin işe karışmaması gereken bir numaralı alanın adamı olarak Adil Gür AKP’nin yüzde 45-50 aralığında oy alacağını, şu andaki performansla CHP’nin yüzde 30’u aşabileceğini, MHP’nin baraj tehlikesi yaşamayacağını, çünkü kasetlerin MHP’ye mağdur desteği getireceğini söyledi.Gür artık kitlesel oy kaymaları yaşanmayacağına inanıyor.Peki her şey bitti mi? Hayır.Oy yüzdelerini muhalefet yararına değiştirecek çok önemli bir imkân vardır.O da seçime katılımı olabilecek en yüksek düzeye çıkarmak.2009 seçimini unutmamak lâzım. O seçimde katılım yüzde 85’e çıktığı için AKP yüzde 40’ın altına indi.Tilkilerle oynamak iktidarın vatandaşı sandığa göndermek ise muhalefetin çıkarınadır!

Devamını Oku

Kirlendik

14 Mayıs 2011

“Telefonlar dinleniyor. Herkese kaset, şantaj tehdit; siyaset çığırından çıkmış. Böyle iş olur mu?”Baykal siyasi mücadeleye damgasını vuran yeni anlayışın ilk önemli kurbanı olarak isyan ediyordu dün.Meşrutiyet döneminde muhaliflerin Galata Köprüsü’nden geçerken arkalarından vurulduğunu hatırlatarak, günümüzde siyasi suikastlerin adam vurmak yerine şantaj, tehdit, kaset ve komplo yoluyla yapıldığını söylüyordu.Çirkinleşen rekabetin “resmi yöntem” haline gelmekte olduğu yolunda bir tesbiti var ki orada, dikkatli davranıyor ve suçlamayı adrese göndermiyor.Oysa kaset komplosuna dört kurban veren MHP, lideri ağzından “AKP aklını başına alsın, okyanus ötesi bir hesaba kurban gitmesin” diye açık açık Fethullah Gülen’i hedef göstermiştir.Gülen’in makamı?..Bahçeli, Fethullah Hoca’yla çatışmanın maliyetini bilmez mi?Bilir elbet.. Kendine göre tedbirini de almış görünüyor.Bahçeli’nin çabası bölünmenin önünü açacak anayasayı yapmak için MHP’nin meclise girmesine mani olacak bir oyunun yürütüldüğüne halkı inandırmaktır.Plan başarılı olursa, halkta uyanacak tepki ve savunma duygusu, kaset siyasetinin götüreceği oyun daha fazlasını geri getirecektir.Başbakan ile parti sözcülerinin Gülen’e sahip çıkmakta gösterdikleri abartılı gayret, dikkat çekicidir.Bahçeli’nin Gülen’e söyledikleri için Erdoğan “İhanet derecesinde kınıyorum” demekle kalmamış “Onun bulunduğu makam böyle bir şeye müsaade etmez” diyerek Hoca’ya adeta kutsallık atfeden bir yaklaşım göstermiştir.Nedir bu; cemaatin oy deposuna yatırım mı, yoksa komploda rol alanların cesaretine destek vermek mi?MHP’ye yönelik komplonun infazcıları bu korumayı hissediyor olmalılar ki hedefi büyütmüşlerdir.“Başbuğ Ülkücüleri” adını kullanan çete dün Bahçeli’nin kellesini istedi. Yoksa... Gelsin daha kirli kasetler!Bu çirkinliğe prim ve cesaret vermenin hiçbir gerekçeyle savunulamayacağını başta iktidar, herkesin anlaması lâzım.Özellikle de derin kulaklar...Başka insanları dinleyecekleri yerde kendi vicdanlarını dinlemeye zaman ayırsınlar biraz!*****Borç yiğidin kamçısı mı?Merkez Bankası konut, taşıt ve bireysel kredilerden oluşan tüketicilere ait borcun 186,6 milyar liraya yükseldiğini açıkladı.Bu rakamın milli gelire oranı (yüzde 16.88) yeni bir rekoru ifade ediyor.Şimdi üzülmek mi yoksa sevinmek mi gerekiyor?İşte siyaset marifetini burada gösteriyor:Muhalefet “yandı bitti millet” diye ağlaşırken iktidar “Ne mutlu ki insanlar bize güvenerek borca girmişler, mal mülk edinmişler” diyecektir.Bu savunmada haklılık yok mu?Elbette var.Burada yapılacak hata, borca girmiş büyük kitleyi “Biz iktidardan gidersek istikrar bozulur istikrar bozulursa siz de batarsınız” korkusu ile terbiye etmeye kalkışmaktır.AKP bu silâhı da kullanmaktan çekinmiyor. Ama dikkat!.Piyasa psikolojisinin bozulmaması adına estirilecek baskı havası insanları susturursa unutulmamalıdır ki iktidar yararlı uyarılardan da mahrum kalacaktır.Demokrasinin erdemi bindiği dalı kesen şaşkınları da korumasıdır!

Devamını Oku

Değer mi yahu?

13 Mayıs 2011

Partilerin seçim yarışı sinir, zihin ve gırtlak dayanıklılığının ölçüldüğü bir maratona dönüştü.Sandık yaklaştıkça uğultu yoğunlaşıyor ama bilgi kıtlaşıyor.Oysa 12 Haziran “tarihi dönüm noktası” olacaksa bize kader biçme hakkını elde edecek olanların ne dedikleri yanında ne niyet taşıdıklarını da bilmemiz gerekiyor.Bu seçimde proje bağlamında CHP daha verimli oldu.İktidar partisi açığını “çılgınlıklar”la kapatmaya çalıştı. Ama Başbakan uçuk projelerin büyük oy getirmeyeceğini bildiği için meydanlardaki rekabeti çatışma zemininde yükseltmeyi seçti.Oysa ülkenin sorunları, çatışma ve ayrışma üreten ağız dalaşlarına değil bilgi ağırlıklı tartışmalara ihtiyaç gösteriyor. Mesela Başbakan Erdoğan dün Bloomberg’e verdiği özel demeçte, tam da rejim endişesi taşıyanları rahatlatacak sözler söylemiş:“Eğer AK Parti insanların sempatisini topluyorsa, bu onun fundamentalist olmadığından, aşırıcılığa izin vermediğinden dolayıdır. Aşırı sağ değiliz, aşırı sol da değiliz, Türk siyasetinin tam merkezinde oturuyoruz.”Yalancı bahar olabilirTayyip Erdoğan adı geçtiği zaman birçoklarının kulağında “Demokrasi bizim için araçtır” ve “Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor; millet istemedikten sonra tabii gidecek yahu” sözleri çınlıyor hâlâ.Başbakan’ın Bloomberg’e söyledikleri, AKP ile siyasal İslâm ilişkisinin tarihe karıştığı anlamına mı geliyor?Seçim ortamında din istismarının dozu en alt seviyelere indi. Alıştığımız türban kavgaları artık görülmüyor. Bunun anlamı ne?“İslâmi kadrolaşma yüksek bürokraside hedeflerini gerçekleştirdi, alt kadrolara doğru yayılma haliyle gürültüsüz oluyor. Çünkü üstten gelen bir baskı ve müdahale yok.” Bu mu?Eğer bir yalancı bahar yaşadığımız şüphesi varsa bunun sorgulanması gerekir.Aynı şekilde yeni anayasa... Başbakan yeni anayasanın şartını dün Manisa’da açıkladı:“Bunun için tabii 367’nin üzerinde milletvekili çıkarmamız lâzım.”Bu sözler AKP’nin yeni anayasayı yaparken yine toplumsal mutabakat aramayacağını açıkça ele veriyor.Halkın nabzına bakmalıAKP planının tutması, MHP’yi barajın altında bırakma çabalarıyla bağlantılıdır. Başbakan bir yandan MHP yöneticileriyle ilgili kasetlerin etkilerini körüklemeye çalışırken meydanları da “MHP’den daha milliyetçi” olduğuna inandırmaya uğraşmaktadır.Dün Manisa’da bilgi yarışması tadında Göktürk, Anka, Milgem, Atak nedir; onları soruyor ve Karakurum’dan Orhun anıtlarına 42 kilometre asfalt yol yaptıklarını söyleyerek övünüyordu.Başbakan, eski Cumhurbaşkanı Demirel’e ayıp ediyor. Ondan söz ederken “80 yaşında, ayakta zor duruyor” demek, kıdemli bir devlet adamını “çete kardeşliği”ne bulaştırmak...Karşısında büyük bir cephe oluşturulduğu iddiasına halkı inandırarak kaybettiği mazlum ve mağdur rolünü yeniden kazanmak kârlı bir iş olabilir.Ama asıl soru şudur: “Getirisi ne olursa olsun, değer mi yahu?”Sözün özü şu ki propaganda sürecinin kalitesini yükseltmek lâzım. Bilginin berraklaşıp zenginleşmesi gerekiyor. Bunu da sadece Başbakan ile parti liderlerini karşı karşıya getirecek bir dizi TV tartışması sağlayabilir.Başbakan’ın ret bahanesi komiktir.Kamuoyu araştırma şirketleri halkın bu konudaki isteğini ölçse çok iyi olur.Çünkü Başbakan’ı sadece bu yolla oluşacak talep baskısı TV’de tartışma yapmaya mecbur edebilir.

Devamını Oku

Mağrur

12 Mayıs 2011

Seçimi AKP’nin kazanmasını dileyenler arasında bile endişe duyan çok kişi var.Başbakan Erdoğan ülkeye de kendine de zarar verecek derecede yakıcı bir iktidar tutkusuna kapılmış durumdadır çünkü.“Sana dar gelmeyecek koltukları kimler yapsın?” diyenler haksız değil; hiçbir koltuğa sığacak gibi görünmüyor.Bu görüntü de aklı başında insanları korkutuyor.Ama toplumun savunma içgüdüsü hemen harekete geçiyor, insanları ümitsizliğin pençesinden geri alıyor.Deniz Baykal geçen gün “Hiçbir seçim tam öngörülebilir değildir. Bu seçimlerden bir sürpriz sonuç çıkabilir” diyordu.Temenni ağırlığı taşıyan bu yoruma dün Kılıçdaroğlu da destek verdi, CHP’nin sıfır çektiği Siirt ve Muş’ta bu kez milletvekili çıkarmayı beklediğini söyledi.Bu umudun psikolojik tabanı sanıyorum, halkın büyüklük taslayan siyasetçilere dönük olumsuz duygularından besleniyor.Padişahlarına cuma selâmlığında “Gururlanma padişahım senden büyük Allah var” diye ayar çeken geleneğin varisi olan bu halk Tayyip Erdoğan’ı eskisi kadar beğeniyor olamaz.Erdoğan girdiği bütün seçimleri kazandı. Çünkü hepsi mağdur olarak veya mağdur rolü oynayarak girdiği seçimlerdi.İlk kez mağrur olarak seçime giriyor. Bütün mitinglerinin ardında manevi yıkıntılar bırakıyor. Kendisi mağdur üretiyor.Bedeli ne olur bunun? Konuştuğum siyaset bilimciler ve araştırmacılar “etkisi olur ama sırayı değiştirmez” dediler. Çünkü partiler arasında kapanması imkânsız farklar bulunuyor.Bir de halkımızın algılama hızı ile ilgili engel var.Tayyip Erdoğan’daki değişimi kavrayıp tepkiye dönüştürmek için bir ay bize yetmez!***Yanlış mesajFederasyon, Bursaspor Beşiktaş maçı öncesi çıkan olaylarla ilgili kararını açıkladı.Bursa’ya ağır cezalar verdi.Sporda şiddeti önlemeye dönük tedbirlerin yeterli olmadığını kanıtlayan tecrübe dileriz yönetenleri uyandırır.Yeni bir çalışmaya mutlak anlamda ihtiyaç var.Çünkü cezayı suçluya veremiyorsanız suçun önüne geçmeniz mümkün değildir.Başbakan Yardımcısı Arınç’ın dün dediği gibi şiddet olayları stat dışında yaşanmıştır ve Bursaspor kulübünün de futbolcuların da hiçbir günahı yoktur. Buna rağmen ceza onlara kesilmiştir.Bu nedenle ibret etkisi yaratamayacaktır.Bursa’da devlet düzeni koruyamamıştır. Bursa’nın kulübü de, sporseveri de mağdur olduğu halde bir de cezaya çarptırılmıştır.Devlet bu ceza ile ne demek istiyor?“Ey vatandaş; hak ve özgürlüğüne saldıranlara boyun eğme. Polisin gücü yetmeyebilir, kazmanı, küreğini, bıçağını kap, sokakları eşkıyadan kendin temizle!..”İstenen bu mu? Değil ama çıkan mesaj bu!

Devamını Oku