Değer mi yahu?

Haberin Devamı

Partilerin seçim yarışı sinir, zihin ve gırtlak dayanıklılığının ölçüldüğü bir maratona dönüştü.

Sandık yaklaştıkça uğultu yoğunlaşıyor ama bilgi kıtlaşıyor.

Oysa 12 Haziran “tarihi dönüm noktası” olacaksa bize kader biçme hakkını elde edecek olanların ne dedikleri yanında ne niyet taşıdıklarını da bilmemiz gerekiyor.

Bu seçimde proje bağlamında CHP daha verimli oldu.

İktidar partisi açığını “çılgınlıklar”la kapatmaya çalıştı. Ama Başbakan uçuk projelerin büyük oy getirmeyeceğini bildiği için meydanlardaki rekabeti çatışma zemininde yükseltmeyi seçti.

Oysa ülkenin sorunları, çatışma ve ayrışma üreten ağız dalaşlarına değil bilgi ağırlıklı tartışmalara ihtiyaç gösteriyor.

Mesela Başbakan Erdoğan dün Bloomberg’e verdiği özel demeçte, tam da rejim endişesi taşıyanları rahatlatacak sözler söylemiş:

“Eğer AK Parti insanların sempatisini topluyorsa, bu onun fundamentalist olmadığından, aşırıcılığa izin vermediğinden dolayıdır. Aşırı sağ değiliz, aşırı sol da değiliz, Türk siyasetinin tam merkezinde oturuyoruz.”

Yalancı bahar olabilir

Tayyip Erdoğan adı geçtiği zaman birçoklarının kulağında “Demokrasi bizim için araçtır” ve “Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor; millet istemedikten sonra tabii gidecek yahu” sözleri çınlıyor hâlâ.

Başbakan’ın Bloomberg’e söyledikleri, AKP ile siyasal İslâm ilişkisinin tarihe karıştığı anlamına mı geliyor?

Seçim ortamında din istismarının dozu en alt seviyelere indi. Alıştığımız türban kavgaları artık görülmüyor. Bunun anlamı ne?

“İslâmi kadrolaşma yüksek bürokraside hedeflerini gerçekleştirdi, alt kadrolara doğru yayılma haliyle gürültüsüz oluyor. Çünkü üstten gelen bir baskı ve müdahale yok.” Bu mu?

Eğer bir yalancı bahar yaşadığımız şüphesi varsa bunun sorgulanması gerekir.

Aynı şekilde yeni anayasa... Başbakan yeni anayasanın şartını dün Manisa’da açıkladı:

“Bunun için tabii 367’nin üzerinde milletvekili çıkarmamız lâzım.”

Bu sözler AKP’nin yeni anayasayı yaparken yine toplumsal mutabakat aramayacağını açıkça ele veriyor.

Halkın nabzına bakmalı

AKP planının tutması, MHP’yi barajın altında bırakma çabalarıyla bağlantılıdır. Başbakan bir yandan MHP yöneticileriyle ilgili kasetlerin etkilerini körüklemeye çalışırken meydanları da “MHP’den daha milliyetçi” olduğuna inandırmaya uğraşmaktadır.

Dün Manisa’da bilgi yarışması tadında Göktürk, Anka, Milgem, Atak nedir; onları soruyor ve Karakurum’dan Orhun anıtlarına 42 kilometre asfalt yol yaptıklarını söyleyerek övünüyordu.

Başbakan, eski Cumhurbaşkanı Demirel’e ayıp ediyor. Ondan söz ederken “80 yaşında, ayakta zor duruyor” demek, kıdemli bir devlet adamını “çete kardeşliği”ne bulaştırmak...

Karşısında büyük bir cephe oluşturulduğu iddiasına halkı inandırarak kaybettiği mazlum ve mağdur rolünü yeniden kazanmak kârlı bir iş olabilir.

Ama asıl soru şudur: “Getirisi ne olursa olsun, değer mi yahu?”

Sözün özü şu ki propaganda sürecinin kalitesini yükseltmek lâzım. Bilginin berraklaşıp zenginleşmesi gerekiyor. Bunu da sadece Başbakan ile parti liderlerini karşı karşıya getirecek bir dizi TV tartışması sağlayabilir.

Başbakan’ın ret bahanesi komiktir.

Kamuoyu araştırma şirketleri halkın bu konudaki isteğini ölçse çok iyi olur.

Çünkü Başbakan’ı sadece bu yolla oluşacak talep baskısı TV’de tartışma yapmaya mecbur edebilir.

DİĞER YENİ YAZILAR