Alisiz sınav hakkı!

12 Mayıs 2011

Cılkı çıkan üniversite sınavı hakkındaki savcılık kararı da çıktı!Peki haftalardır diken üstünde oturan iki milyona yakın genci ve ailelerini yorgun ve bıkkın hale düşüren süreç, adil ve kesin bir sona ulaştı mı?Bu soruya evet diyemeyiz.Çünkü Ankara Başsavcılığı soruşturmaya konu suçlar (kopya çekmek, bu amaçla çete kurmak, suç örgütüne üye olmak) nedeniyle takibi gerektiren bir suç bulunmadığına karar vermiştir ama bu sonucu hazırlayan bilirkişi incelemesi pek güven verici bulunmamıştır.Takipsizlik kararında şu tesbitler dikkat çekiyor:1. Cevap anahtarlarının hiçbiri master kitapçıkla aynı değil;2. Şifre 18 soruda var ama kullanıldığına dair bulgu yok.Eğitim uzmanları, bilirkişilerin bu incelemeyi üç günde tamamladıkları iddiasını inandırıcı bulmuyorlar.İptal davası açan avukat da “20 bilirkişi olsa 59 gün çalışmaları gerekirdi; üç günde nasıl tamamladılar?” diye sordu.Durdurma ve iptal davasına Ankara 7. İdare Mahkemesi bakıyor. Bilirkişi raporuna yönelik eleştirilerin mahkeme üstünde ne etki yapacağını kimse tahmin edemez.O bakımdan üniversite adaylarının ikinci sınava hazırlanmak için huzurlu günlere kavuşup kavuşmayacaklarını tahmin etmek kolay değildir.Tabii bu rezaletin hesabını müsebbibine ödetmek mecburiyeti kamu vicdanının talebi olarak baskısını her gün arttırıyor.Kopya amaçlı çete konusunda takipsizlik kararını veren Savcılık, ÖSYM Başkanı Ali Demir hakkında görevi ihmal suçlamasıyla soruşturma açılmasını istemiştir.Bunun için YÖK’ün izin vermesi lâzım. Yani ÖSYM Başkanı şu anda dokunulmazlık zırhı ile korunan bir bürokrattır.Metropol araştırma şirketinin yaptığı kamuoyu yoklaması, halkın yüzde 72’sinin ÖSYM’ye güveninin kalmadığını, yüzde 76’sının sınavı şaibeli gördüğünü, yüzde 68’inin de ÖSYM Başkanı’nın istifa etmesi gerektiğine inandığını ortaya koymuştur.Biraz saygı kalmışsa bu anketin yansıttığı talep yerine getirilir ve gençlere, başında Ali Demir’in olmadığı bir ÖSYM idaresi altında ikinci sınava girme şansı verilir.Aksi halde Ali Demir’i koruyanlar suç ortağı statüsüne girerler!***İstanbul hazır değilİstanbul’a iki yeni kent ekleyeceği söylenen “çılgınlık” başta beni heyecanlandırmadı.Sadece yeşili ve su havzalarını biraz daha perişan edeceğimiz ve trafikte daha hızlı boğulacağımız korkusu davet etti.Derken kuzeydeki kentin Marmara fayından güvenli bir uzaklığa inşa edileceği yer seçiminde deprem riskinin belirleyici olduğu yolunda bir ışık alınca bende de ümit ışığı yandı.Çünkü biz İstanbul’u bu hazırlıksız haliyle yakaladığı takdirde katliam yaratacak bir deprem tehlikesi içinde yaşadığımızı unutuyoruz. Ancak dünyada büyük bir deprem olunca hatırlıyoruz ve otomatik olarak soruyoruz:İstanbul depreme hazır mı?Hayır İstanbul depreme hazır değil!..Bu uyarıyı bize son olarak yıkılan Ali Sami Yen Stadı yaptı.Müteahhit yıkımın 75 gün alacağını hesap etmişken iş 15 günde bitivermiş. Çünkü inşaatta gereken demir ve betonun ancak beşte biri kullanılmış. O nedenle de stadyum 15 gün içinde kumdan kale gibi yerle bir olmuş.Uzmanlar, rant avcısı siyasetçilerden bağımsız olarak oturup tartışsalar...İstanbul’a uydu kentler mi kurmalı, yoksa bu işe ayrılacak kaynaklar İstanbul’u dayanıklı hale getirmek için mi kullanılmalı?Seçimden sonra çabuk uyanıp aklı başında tercihler yaparız inşallah!

Devamını Oku

Bindik bir alâmete

10 Mayıs 2011

Bilgi fukarası siyasetin toplumda ne kadar kısır kamplaşmalar yarattığına her fırsatta tanık oluyoruz.AKP’nin Afyon mitingi bu gerçeği eğlenceli biçimde ortaya koydu dün.. Başbakan’ın konuştuğu kürsünün önü kadınlara ayrılmıştı. Rengârenk yerel giysiler içinde yöre kadınları hatibe kaptırmışlardı kendilerini.Hatip de orkestra şefi gibi yönetiyordu.Kadınlar korosu ne söylendiğine bakarak değil, Başbakan’ın ses seviyesine dikkat ederek tepki veriyorlardı.AKP iktidara geldiği yıl Makine Kimya’nın 2 milyon dolar ihracatı varmış, sekiz senede 17 kat artırarak 34 milyon dolara çıkarmışlar.Başbakan “çıkardık” derken sesini öylesine yükseltti ki kadınlar çılgınca bağırıp alkışlamaya başladılar.Kadınlar MKE’nin ne sattığını bilir mi?Başbakan 34 milyon dolar için bağırır mı?Hayır ama bir ay sonra seçim var ve seçmenlerin kızıştırılması lâzım.Miting meydanları da zaten projelerin anlaşılmasına değil, standart seçmenlerin yaratılmasına hizmet ediyor.Robota dönmüş seçmenBu çağda mesajları aktarmakta en verimli yöntem, liderlerin TV tartışmalarıdır.Ev ortamında liderleri izleyen seçmenler yeteneklerinin en yüksek seviyesinde değerlendirme olanağı bulurlar.Başbakan Erdoğan buna razı olmadığı için TV’de tartışma davetlerini kabul etmiyor. Çünkü medyanın neredeyse tümüne egemendir, sahip olduğu tekel avantajını paylaşmak istememektedir.Ortalama seçmenin böyle bir haksızlığa tepki gösterecek kaliteye hâlâ ulaşmamış olmaması, ona rahatlık vermektedir.Yalnız rahatlık değil, hedeflerini büyütmek için cesaret de vermektedir.MHP’nin barajın altında kalmasını sağlamakta, internete sürülen MHP yöneticileriyle ilgili seks kasetlerinin işe yarayacağı hesapları tutar mı, tutmaz mı?Bu kirli hesapların tutması, seçimden sonra uzlaşma ile sivil anayasa yapılacağı hayallerinin yerle bir olması demektir. AKP’yi iştahlandıran böyle bir sonucun toplumsal barış umutlarının felâketi olacağını Başbakan göremiyor mu?Tayyip Erdoğan’ın meydanlarda seçmeni siyasi robota çevirecek şartlanmalar yaratmaktan kaçınmasında büyük yarar vardır.Sömüreceğine çare bulKötü siyaset iyi siyaseti kovuyor. Komplo, ahlâksızlık prim yapmaya başladığı zaman arkası gelmeyecektir. Siyaset meydanları seçime kadar daha çok kirlenecektir. Bu işten kazanç sağladıklarını düşünenler de ağır yara alabilecektir.Diyarbakır’da dün BDP’nin desteklediği bağımsız milletvekili adaylarından Altan Tan, MHP’lilerle ilgili kasetler konusunda dikkate değer şeyler söyledi:“Başbakan Erdoğan kaset konusunda yakın arkadaşlarına ve bazı bakanlarının kasetlerine dikkat etsin. Eğer onların kasetleri piyasaya düşerse 66 bölümlük Hürrem Sultan dizisi ortaya çıkar.. Çeteler örgütler ve emniyet, insanların yatak odalarına kadar kameraları sokuyorsa orada durup düşünmek gerekir!”Evlilik dışı ilişkilerin doğurduğu ihtiyaç nedeniyle oluşmuş yeni moda “ikinci eş mahalleleri” mi Altan Tan’a bunları söyletti yoksa bildiği daha somut şeyler, yani yeni kayıtlar mı var?Bunları bilmiyoruz ama iktidar sözcüleri MHP yöneticileriyle ilgili kasetlerin bir dış komplo olmayabileceğinden söz ederek “iç çekişme” imaları yapıyorlar.İktidarın görevi lâf çarpmak değil, elindeki güvenlik ve istihbarat olanaklarından yararlanarak bu alçak organizasyonus ortaya çıkarmaktır!

Devamını Oku

Gençler av mı?

9 Mayıs 2011

Siyaset ülkenin sorunlarına ayna tutmalı, akılcı çözümler önermeli, kitlelere “işte bu!” dedirtmeli.Dünkü Muğla mitinginde CHP lideri Kılıçdaroğlu, eksiği de olsa öyle bir isabet gerçekleştirdi.İktidara geldikleri takdirde “her öğrencinin yurtta kalma imkânı” bulacağını söyledi.Kılıçdaroğlu’na göre üniversite öğrencileri için güvenli yurtlar inşa etmek devlet için işten bile değildir. Ama AKP iktidarı sekiz yıldır bu soruna eğilmemiştir.CHP lideri “Neden iktidar yurt yapmıyor; siz biliyorsunuz” dedi.Gerçekten dinleyen herkes bu sorunun cevabını biliyor muydu? Hayır.Ne demek istiyorsa siyasetçi lâfı dolaştırmadan, dinleyeni yormadan açık açık söylemeli.Kılıçdaroğlu şunu anlatmaya çalışıyor:Barınacak yer arayan öğrencilerin yoğunlaştığı yerler, cemaatlerin yıllardan beri kullandığı en bereketli “av sahaları” oluyor.İktidarlar öğrenci yurdu ihtiyacını karşılamakta yetersiz kalınca özellikle dar gelirli ailelerin çocukları, kendilerine barınma olanağı tanıyan kişi ve kurumlar arasında seçici davranma şansı bulamıyor.Cemaatler de aradıkları fırsatı ele geçiriyorlar.Kılıçdaroğlu “Neden iktidar yurt yapmıyor?” sorusunun cevabını herkesin bilmek zorunda olduğunu düşünmemeli, eğer amacı iktidar partisini gençleri cemaatlerin avlama çabalarına zorluk çıkarmamak için yurt yatırımı yapmaktan uzak durmakla suçlamaksa bunu açık açık söylemelidir.Bu yanlışı toplumun dikkatine sunmak istediğini biliyoruz.O halde imalarla gündeme getirecek yerde, ülkenin ana meselelerinden biri haline getirmeli ve projelendirmelidir.İhtiyacı olan her öğrencinin, sığınacağı bir devlet yurdu mutlaka bulunmalıdır.Cemaat yurtlarında çaresizler değil, sadece orada kalmayı seçenler kalmalıdır!Röntgenci çete...Siyaset yakın tarihin hiçbir döneminde bu kadar kirlenmemişti.MHP’nin üst kademe yönetiminde tasfiyelere yol açan seks kasetleri skandalları, iğrenç bir rekabetin varlığını duyurmakla kalmıyor, gelecek adına derin endişeler de yaratıyor.Şimdiye kadar hep röntgenci çeteler amaçlarına vardı, istedikleri kelleleri koparmayı başardılar. Yani bedel ödeyenler sadece hedef alınan siyasetçiler oldu.Gözetleyenler, kayda alanlar, hasım seçilen partilileri ve partileri rezil etmeye çalışanlar, bu rezil faaliyetten hiçbir zarar görmediler.Kimlerdir bunlar?Geleneksel soruşturma tekniği, suçlunun adresini şöyle veriyor:“Kimler yarar sağlıyorsa oraya bak!”Bu kurala uyarak araştırma yapanlar iktidar çevrelerine ulaşıyorlar.Çünkü MHP’nin kirlenmesinden kaynaklı olayların siyasi kazancı büyük ölçüde AKP’ye yarıyor. Bu tez 12 Eylül’deki referandumda kendini kanıtladı.Hiç şüphe edilmemeli ki MHP’ye yönelik komplo, bu partinin gözden düşerek seçimde baraj altında kalması hayalini kuranlar tarafından planlanmış olmalıdır.Peki başarıya ulaşır mı?Röntgenci çetenin bundan sonraki performansına bağlıdır cevap.Çünkü MHP lideri “yapan gider” kuralını işleterek krizin etkisini hafifletmiştir. Rezaleti daha fazla kaşımanın MHP seçmeninde geri tepen silâh etkisi yaratması ihtimali de hesaba katılmalıdır.Özel yetkili savcının soruşturma başlatmasından ne umabiliriz?Baykal’ın başını yiyen komplonun faili meçhul kaldı; MHP’ninki neden bulunsun?Siyasete uçkur çözüldü bir kere!

Devamını Oku

Bu jest ekranın yolunu açar mı?

7 Mayıs 2011

Kılıçdaroğlu Bayrampaşa mitinginden sonra yolu üstündeki AKP İlçe Başkanlığı’na girdi, herkesin elini sıktı.Siyasetin tam da komplolar ve kötü sözlerle kirlenip gerildiği bir dönemde bu jest ilâç gibi gelmiş olmalıdır.Bravo Kılıçdaroğlu’na...İhtiyacımız olan ilişki modeli budur işte. Bence propaganda döneminin en etkileyici aktivitesi budur.Bu iyiliğin tüm partilere yayıldığını görürüz inşallah. Hep kötülükler bulaşıcı olacak değil ya!Lidere bağlı şansını CHP iyi kullanıyor. Kılıçdaroğlu’nun yumuşak üslubu, öfkeyi hitabet sanatı sayan Başbakan’ın yarattığı gergin atmosferden bunalanları etkiliyor.Başbakan’ın belirlediği gündem içinde bağırıp çağıran sadece kötüleyen bir CHP vardı eksiden. Kılıçdaroğlu’nun CHP’si yoksullara, emeklilere, emekçilere, gençlere, çiftçi ve esnafa, özetle tüm oy depolarına heyecan veren projelerle yaklaşıyor.Bu olumlu değişim meydanlara yansıyor, sloganlar ve pankartlar bile güldürerek düşündüren eleştiriler taşıyor.Kılıçdaroğlu dün en beğendiği sloganın “Şifreci Tayyip“ olduğunu söylerken meydanda “YGS yaz 2222’ye gönder, şifreler cebine gelsin” ve “Telefonumu dinleme, sevgilimle konuşuyorum Recep” yazılı pankartlar okunuyordu.Demokrasimizin en büyük eksiği, kurallara bağlı tartışma geleneğini diriltememektir.Bütün “ileri demokrasi toplumları” seçim yarışının en güçlü iki rakibini oy vermeden önce TV’de gerçekleştirilen geleneksel tartışma programları ile evlerinde misafir ediyorlar.Liderlerin farkını görüyorlar.Küslük yaratmak...Bu güzel geleneği dokuz yıl önce Tayyip Erdoğan bitirdi.Hitabet yeteneğine ve tecrübe üstünlüğüne rağmen seçimlerin bu en büyük eksikliğini giderecek oluru vermiyor.Kılıçdaroğlu “Her fırsatta Sayın Başbakan’ı ekrana davet ediyorsunuz. Bir cevap geldi mi?” diye soran Fatih Çekirge’ye şu karşılığı vermiş:“Baktık olmuyor, yazılı davet edeceğim!”Çağdaş bir demokraside TV tartışmasından kaçmak, tek parti iktidarları için bile seçim kaybetme sebebidir.Türkiye’de seçmen kaçanlara neden aynı caydırıcı müeyyideyi işletemiyor?Çünkü bu tartışmanın vazgeçilmezliğini takdir eden ve kaçanlara ceza verecek kalitedeki seçmenlerin oranı terbiye edecek sayıda değil.Ortalama seçmen kendi partisini izliyor, rakipleri merak etmiyor.TV tartışmasından kaçan lider rakibi ile yüz yüze bakmaya imkân bırakmayacak gerginliği de üretmişse mesele bitiyor. Böylelikle Deniz Feneri’nden Kürt açılımına sınav rezaletlerinden işsizliğe ve sivil dikta baskılarına kadar cevabını veremeyeceği sorulara muhatap olmaktan kurtuluyor.Kılıçdaroğlu’nun AKP merkezine giderek yaratmaya çalıştığı bahar havasını, tekrar gök gürültülü sağanağa çevirmek için Başbakan’ın neler yapıp neler söyleyeceğini göreceğiz.Keşke yanılsak...

Devamını Oku

Terörle savaş böyle yapılmaz

6 Mayıs 2011

Kürt hareketinin kendi sorunları var. Devlet ve siyaset, Kürt gruplar arasındaki rekabete karışmamalıdır.Karışacaksa da meşru zeminde siyaset yapanları terör örgütüne tercih etmelidir.Ruşen Çakır dün, son zamanlarda BDP’nin gölgesinde kalan PKK’nın kendini hatırlatmak istediği için Başbakan’ın konvoyuna saldırdığını yazıyordu.Ankara’daki siyaset yapıcıların 36 gün sonraki seçimi değil, otuz yıl sonrasının Türkiye’sini düşünerek hareket etmesi lâzım.Öyle olsaydı Kürt hareketinin legal temsilcisi BDP, meclise temsilci gönderebilmek için bin çeşit zorluğa mahkûm edilmezdi.Seçim barajı makul sınıra çekilir, hükümet muhatap ararken bu partiyi karşısına alırdı.Oysa ne yapılmıştır?Parlamento zemininde diyalog kurmanın olanakları yaratılacak yerde, oluşturulan bir heyet, sözde devlet adına İmralı’daki mahkûma müzakereye gönderilmiştir.AKP bu taktiğin, müzakerede verilecek bazı sözlerin doğuracağı sorumluluklara karşı kendisini koruyacağını mı sanmıştır?Hükümetten bağımsız devlet olmayacağına göre bu tiyatroyu düzenleyenler sadece kendilerini kandırmışlardır!Çünkü bu taktik, kitlenin gözünde Öcalan’ın gücünü ve cesaretini artırmıştır.Geçen çarşamba günü avukatlarına “haftalık olağan emirname”sini yazdıran terörist başı, bir yerde hükümetten hesap soruyor:“Biz heyetle görüşmelere başlarken ‘ölümler, tutuklanmalar olmayacak’ diye anlaşmıştık. Ölüm de olmayacak, operasyonlar, tutuklanmalar da olmayacaktı. (Buna karşılık) Taş da atılmayacaktı. Bunlara uyulmadı. Hükümet bunun açıklamasını yapmak zorundadır!”Terörle müzakere yapılamayacağı kuralı kendisini burada doğruluyor.Teröre elini veren kolunu kurtaramaz. Nitekim Öcalan nisandaki tehdidini tekrarlıyor:“15 Haziran son tarihtir. Ya anlamlı bir müzakere dönemi başlar ya da büyük bir savaş başlar, kıyamet kopar!”Tahmin edilebileceği gibi, devlet adına müzakere yürüttüğüne inanılan heyetin sözleri senet gibi “öde bakalım” diye seçimden sonra iktidarın önüne konulacaktır.AKP Kürt gerçeğine sırtını dönemeyeceğine göre, muhatap rolüne BDP’yi getirmekte acele davranmalıdır.Çünkü terör örgütünden ve terör şantajından kurtarılmadıkça bu davanın çözülmesine imkân yoktur.PKK ile BDP’yi bir görmek teröre destektir!Kavga zamanı değil!CHP’nin İstanbul’daki birçok ilçe örgütlerinde kızılca kıyamet yaşandığına dair haberler geliyor.Bu haberler, 12 Haziran’ın bir “kader seçimi” olacağı konusunda ortaya atılan iddialara hak veren insanlar üstünde büyük endişe yaratıyor.Görevden alınan yönetimler, istifa eden ilçe başkanları ve tabii bu müdahaleleri zorunlu kılan aymazlıklar, sorumsuzluklar.Sebep ne? Paylaşılamayan nedir?Sebep eskiler-yeniler ayrışması. Paylaşılamayan da siyasi güç...Oysa yeni Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun işbaşına gelmesinden sonra AKP örgütü ile yarışacak canlılıkta bir CHP takımının oluşacağına dair hayaller kurulmuştu.Ama bugün durum hiç iç açıcı değildir CHP bakımından.AKP’nin sandık sorumluları, seçmenleri evlerinde en az iki kez ziyaret ettikleri halde CHP’deki eşitleri, ister istemez kavga seyrediyorlar.CHP’ye oy verecek olanlar dua etsin ki sandık başındaki parti görevlileri bu itiş kakışın dışında kalsınlar ve seçimin namusunu korusunlar!

Devamını Oku

Kötü şeyler

5 Mayıs 2011

Siyaset sorun çözmek içindir. Bizde ya halkı kandırmanın aleti oluyor ya da kaba kuvvet yarıştırmanın davetiyesi...Başbakan önceki gün Kastamonu mitinginden helikopterle Amasya’ya uçtu.Seçim otobüsü ve danışmanların araçlarından oluşan konvoy Çankırı yakınında saldırıya uğradı. En öndeki araç isabet aldı ve bir polis şehit oldu.PKK’nın üstlendiği bu kanlı eylem elbette demokratik rejime yönelmiş bir suikasttır. Ve demokrasiye inanmış tüm güçlerin birbirlerini sakınarak tüm nefretlerini saldırgana odaklamaları gerekir değil mi?Ama bakıyoruz Başbakan “Biz bu yola kefenimizi giyerek çıktık” diyor ve bu alçakça saldırıdan bir kahraman yaratmaya uğraşıyor.Seçime giren bütün rakipleri ile demokrasi temelinde birleşme imkânı doğmuşken onları dışlamanın kazancına tamah ediyor.Aynı fırsatı dün toplanan Demokratik Toplum Kongresi’nde Kürt siyasetçiler de kullanmadılar. DTP Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk, Cumhurbaşkanı Gül’e nazire yaparak “Kötü şeyler olacak” iddiasında bulundu.Saldırıya hedef olan parti konvoyunda Başbakan’ın bulunmadığını PKK haber almış olmalıdır. Bu en öndeki aracı vurmalarından belli. Ama tabii şu mesajı veriyorlar: “Bu kadarını yapıyorsak, fazlasını da yapabiliriz!.”BDP ve şahsı adına Aysel Tuğluk’un, bu aşağılık tehdide karşı söyleyeceği bir sözü olmalıydı. Ama o “Kürtlerin sabrı bitmiştir. Devletle olmuyorsa halkımız kendi demokrasisini kuracak kadar örgütlüdür. Mısır gibi mi olur, Suriye gibi mi bilinmez” dedi.Her şey oyun kurucular bakımından ne kadar talihsiz olduğumuzu kanıtlıyor.Öcalan bile geçen ay avukatları aracılığıyla örgüte savunmada kalmalarını söylemiş “seçimlere böyle gidilmesi iyi olur” demişti.“Demokratik Anayasal Çözüm” başlığı altında sıralanan hedefler Öcalan’ın hayalleri mi yoksa devlet adına müzakereye oturduğu görevlilerin devlet adına verdikleri sözler mi?Bunu millet de bilmiyor, Kürt siyasetçiler de bilmiyor.Seçime demokratik anlamını kazandıracak şey, önerilen çözümlerin mertçe ortaya konulması ve özgürce tartışmaya açılmasıdır.İmalar ve niyet okumalarla yürütülen Kürt siyaseti, korkarız tahrikçilere ateşkesi seçimin sonunu beklemeden bozdurma fırsatı verecektir.Siyaset böyle bir günaha batmasın, kötü şeyler olmasın!İşte hastalığımız!Milli egemenlik için millet iradesinin doğru temsil edilmesi gerekir.Oysa milletvekillerini millet değil lider seçiyor.Kendini millete değil lidere beğendirmeye mecbur milletvekilleri, sistemimizin bir numaralı sorunudur.Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Bursa’da AKP listesinin lokomotifi olduğu için liderden bağımsız olarak kişisel sorumluluk taşıyor. Halkın Ankara’ya adil ve vicdan sahibi vekiller göndermek istediğini biliyor.O nedenle de “Nedim Şener, Ahmet Şık nereye gidecek meselâ? Niye kaçsın bu adam; bıraksan gitmez zaten. İster asker, ister basın mensubu, delillerin tamamına sahipseniz saygın insanların kaçmayacağını düşünmeniz lâzım” demiş...Lider seçtiği zaman siyasetçi bu idrak çizgisine yalnız seçimden seçime geliyor.Halk seçse, hele dar bölge sistemiyle tek tek seçilseler meclis mabet, ülke cennet olur. Ama olmayacak.Çünkü seçimden sonra Arınç’ın taşladığı aksaklıklar, lider “yeter” diyene kadar sürecek, tutukluluk rejimi ceza ve intikam silâhı olmaya devam edecektir!

Devamını Oku

Davutoğlu yanılıyor

4 Mayıs 2011

Dışişleri Bakanı Davutoğlu herhalde boş bulundu ve o sözleri ağzından kaçırdı.Dediğine bakar mısınız?“2002’den bugüne kadar reformlar yapmamış olsaydık böyle bir dönüşüm dalgası ve benzer sorunlarla biz de karşılaşabilirdik..”Yani “AKP olmasaydı Türkiye de Mısır, Libya, Suriye gibi altüst olurdu” demeye getiriyor.Cumhuriyet hükümetinin bir bakanına yakışmayacak, Türkiye’nin 65 yıllık çok partili demokrasi birikimini inkâr eden sözlerdir bunlar.Seçim geliyor diye mubalâğalara iltifat etmek, alaylı siyasetçilere belki bir dereceye kadar yakışır da bir Dışişleri Bakanı’na, hele akademisyen kökenli bir devlet adamına yakışmıyor.AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılını milât gibi gösterme modası sadece bir kibir göstergesidir.İslâm’ın demokrasi ile bir arada yaşayabildiğini Türkiye çok önceden kanıtladı.Türkiye İslâm toplumlarına model olarak gösterilmeyi hak ettiğinde AKP’nin esamesi okunmuyordu.Türkiye AKP’den önce Kaddafi’ler, Saddam’lar mı üretti ki Arap baharında yaşanan şiddetin benzerine müstahak olsun?Türkiye’nin hayata geçirdiği gerçek reformlar Kopenhag kriterleridir.O reformları bu ülke AKP gelmeden bir yıl önce 2001’de gerçekleştirdi.Ve bu başarı bir koalisyon hükümetinin yönetimi altında kazanıldı.Uzlaşma mecburiyetinden doğduğu için daha demokratik ve daha sağlam temelli oldu.AKP’nin reformları bu ilerlemeye katkıda bulunmuştur elbette. Ama kuvvetler ayrılığı ilkesini ve yargı bağımsızlığını, çoğunluk zoruyla zedeleyen oldu bittiler, rejimin çoğulcu karakterini bozmuş ve geriye götürmüştür.Yani Türkiye Arap ülkelerinde yaşanan kötülüklerden uzak kaldıysa AKP iktidarı sayesinde değil, ona rağmen olmuştur.Aynı dine inanıyoruz diye kimse Türkiye ile Arap ülkelerini bir tutmaya kalkışmasın...İzmir’in Van’la ne ilişkisi var?CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin dün Van’daki yolsuzluk iddiasıyla ilgili belgeler açıkladı.Bunlardan biri, sağlık ihalelerinde 4 milyon liralık yolsuzluk saptayan raporun işleme konulmamasını ve ona bağlı suç duyurusunun “ivedilikle durdurulması”nı isteyen talepti.Konunun başka müfettişlerce tekrar soruşturulmasını, yani seçime kadar gündemden kaldırılmasını isteyen yazının altında Sağlık Bakanı’nın imzası bulunuyordu.CHP’li Tekin, soruşturmanın odağındaki başhekimin de AKP’den milletvekili adayı olmak istediğini ancak temayül yoklamasını aşamadığını bildirdi.Gelişmeler, seçim döneminde iktidar partisinin başını ağrıtacağını gösteriyor.Tablo, İzmir Belediyesi’ni hedef alan operasyonların sebebini de açıklıyor biraz.Amaç “tencere dibin kara, seninki benden kara” propagandasına zemin yaratmaktır. Ama İzmir, yanlış bir seçim olmuştur. Çünkü...Pek az yerde halk belediyenin temizliğine bu yoğunlukta kefil olur!

Devamını Oku

Yarış mertçe olmalı

3 Mayıs 2011

Anadolu’da hareketleri hayal kırıklığı yaratan insanlara “kalıbının adamı değilmiş” derler.AKP iktidarı da kalıbının adamı gibi davranmıyor.Kendi belediyelerindeki yolsuzluk iddialarının yargıda yolunu keserken, Deniz Feneri iddianamesinin seçimden önce çıkmasını önlemek için elinden geleni yapan iktidar, elindeki gücü rakibi CHP’ye karşı acımasızca kullanmaktan da çekinmiyor.Bir müfettiş incelemesi, bir ihbar mektubu Türkiye’de bir kurumu, bir insanı, kendini savunma imkânı bulamadan zindana sürükleyebiliyor.İşte Sayıştay denetçilerinin verdikleri raporda yolsuzluk iddiasının yer alması, CHP’nin kalesi olan İzmir’de CHP’li belediyeyi, sadece muhaliflere lâyık görülen baskınlardan birine hedef yapmıştır.İzmir seçmeni başkaAmaç elbette seçimi etkilemektir. Bunu başkaları değil, seçime İzmir’den girecek olan AKP’li Kültür Bakanı Ertuğrul Günay söylüyor.Günay “Operasyonun zamanlamasından rahatsızım” demiştir. Çünkü soruşturma pek âlâ seçim sonrasına kalabilirdi.Ertuğrul Günay seçilen zamanın yanlış olduğunu söylemeye kendini mecbur hissetmiştir.Önce zamanın seçime ayarlandığını biliyor. İkincisi ve daha önemlisi İzmir’in bilinçli seçmen kitlesi üstünde bu “zaman ayarlı operasyon”un geri tepeceğini, İzmir’den aday olduğu için de kendisine zarar vereceğini tahmin ediyor.Daha önce de yazdığım gibi aslında AKP’nin bu tür tertiplerden medet ummasına sebep olacak bir tablo bulunmuyor. Araştırmalar “tek başına iktidar” haberi veriyor AKP için.Kemal’in küçüklüğüO zaman bu telâş niye?Kılıçdaroğlu CHP’si belki de Başbakan’ı korkutuyor!Çünkü Deniz Baykal CHP’sini kötülemek için kullandığı nitelemelerin hemen hiçbiri bugünkü CHP’nin üstüne oturmuyor. Proje ise proje, reformsa reform... CHP aile sigortası ve askerlik gibi konularda rakibini tedirgin eden bir ilgi uyandırabiliyor.Başbakan’ın rakiplerini anayasa konuşmaya zorlayacağını tahmin ediyorduk. Oysa öyle olmuyor. İstanbul Kanal Projesi de gündem yaratma gücü gösteremedi. Ne olacak?Başbakan birkaç gündür Kılıçdaroğlu’nun SSK Genel Müdürü olduğu dönemi seçim meydanlarına taşıyor. Başarısız bir memurun başarılı bir başbakan olamayacağına halkı inandırmaya uğraşıyor.“O SSK Genel Müdürü iken ilâç alamazdık” dedi son olarak.“Çocukken altını da ıslatırdı” demekten farkı var mı bu söylediğinin?Bürokrat siyaset üretmez, iktidarın çizdiği çerçeve içinde icraat yapar; bunu Başbakan bilmez mi?Şimdi mesele Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu tabloyu ne şekilde değerlendireceğidir.Başbakan’ın çağrısına uyarak boş tartışmalar zeminine mi koşacak, yoksa CHP’yi değiştiren yeni özellikleri parlatmaya devam ederek başta aile sigortası olmak üzere projeleri anlatarak mı 12 Haziran’a ilerleyecek?Umarız ikinci yolu seçer!

Devamını Oku