Daha güvenli bir dünya...

2 Mayıs 2011

Din adına öldürmek Allah inancına yönelmiş en kaba, en bağışlanmaz inkâr suçudur!El Kaide terör örgütünün lideri Usame Bin Ladin, dün bu ağır suçunun bedelini canı ile ödedi.Radikal dincilerin kendilerini adadıkları amaç, kutsal kitabın ceza kanunu olarak uygulandığı mutlakçı bir iktidar kurmak için kitleleri kandırmak, ateşe atmak, korkutarak yönlendirmek ve kullanmaktır.Amerika’yı evinde kalbinden vurmakla beraber Türkiye dahil sayısız İslâm ülkesinde kanlı ve vahşi eylemler yapan El Kaide ve bu katliam makinesini işleten Bin Ladin, Allah inancına yönelmiş ihanetin en zalim örnekleri olmuştu.İntikam tehdidiTürkiye Bin Ladin’in baskına uğrayıp öldürülmesine tepki vermekte enerjik davrandı. Tedbirli davranma kurnazlığına tamah etmedi. İlk tepki veren ülkelerden biri oldu.Cumhurbaşkanı Gül “Terör örgütlerinin başlarının sonu, eninde sonunda canlı veya cansız ele geçirilmektir. Dünyanın en tehlikeli (terörist) başının da bu şekilde ele geçirilmiş olması herkese ibret vesilesi olmalı. Büyük memnuniyetle karşılıyorum” dedi.Amerika’nın haklı olarak zafer saydığı bu olayın daha güvenli ve barışçıl bir dünyaya fırsat kapıları açmasını dileyenler kadar örgütün intikam eylemlerine girişeceği korkusu taşıyanlar da çok.Nitekim örgütün ideoloğu sayılan birine atfedilen internet mesajında “cihadın sona erdiğini düşünen herkesin biraz beklemesi” tavsiye ediliyor.ABD ne yapacak?Bin Ladin’in yerini tutacak bir halef bulunur mu sorusuna “evet” cevabı vermek kolay olmasa bile El Kaide’nin bağımsız gruplardan oluşması intikam tehditlerini ciddiye alan bir dikkat içinde yaşamaya dünyayı mecbur edecektir.Şu da çok önemli:Bin Ladin kötülüğün sembolü olarak pek çok iyiliğin yolunu tıkıyordu. Yok edilmesi ile doğan fırsatı Amerika acaba kullanabilecek midir?Yoksa bu zafer sadece Başkan Obama’nın erken tükettiği seçim şansını tekrar yükseltmek uğruna mı harcanacaktır?Yazık ki Amerika’nın askeri zaferleri daha çok fiziki gücünü ispatlıyor, övgüye değer başarılar yaratabildiğini değil...Rajiv Gandi’nin dul eşi Sonia Gandi “Hiçbir amaç terörü meşrulaştıramaz ama yine de terörün kökleri, siyasal, toplumsal ve ekonomik nedenlerde aranmalıdır” demişti.Bin Ladin’siz El Kaide ayaklanan Arap halklarına şiddet ideolojisini dayatmakta eskisi kadar güçlü olamayacaktır.Demokratik bir geleceği seçmek adına kazanılan bu fırsat, bölge ve dünya barışı için şanstır.Amerika da bu elverişli iklimden yararlanarak ihmal ettiği süper güç rolünü oynamaya talip olmalıdır:Radikal İslâmcı terörün Filistin’de yaşanan haksızlıklardan beslendiği gerçeğini görmekte ve gücünü buradaki acılara son vermek için kullanmakta Amerika çok geç bile kalmıştır!

Devamını Oku

Kürt manevrası

30 Nisan 2011

Başbakan Kürt açılımının davet ettiği felâketleri nihayet fark etti mi?Dün Muş’ta terör örgütünün Kürt vatandaşlara “Devletin imamları arkasında namaz kılmayın” çağrısı yaptığını hatırlatarak “Apo’yu peygamber ilân edenlerle bizim işimiz olamaz” dedi.İş imam - namaz meselesine dayanmasa belki Başbakan böyle kökten bir tutum değişikliğine işaret eden sözler söylemeyecekti.Aslında olay önemlidir. Bölücü terör örgütü Kürtlere “devletin imamı arkasında namaz kılmayın” derken birleştirici son bağı koparmanın hamlesini yapmıştır.İktidar, açılım zemininde uyandırdığı beklentilerin tehlike sınırını çoktan aştığını görmüş ve geri adım atmaya karar vermiş olabilir mi?Bir ayda iki tehditMümkündür. Çünkü bunun izlerini AKP’nin seçim bildirgesinde de görebiliyoruz.İmralı’daki terörist başı Nisan ayı içinde iki kez tehdit savurdu. İlkinde “Demokratik anayasal çözüme şans verilmezse topyekün savaş dönemi başlar, kızılca kıyamet kopar” dedi.Önceki gün ise Yemen’deki Tunus’taki örnekleri hatırlatarak yandaşlarına ayaklanma çağrısı yapacağı imasında bulundu.Öcalan iktidarın seçimi düşünerek vaad edici bir siyaset izlemesini istiyor, bu belli. Ve “devlet heyeti” ile İmralı’da yürütüklerini söylediği müzakerelerin iktidarın bilgisi içinde sürüyor olmasından güç aldığını gizlemiyor, tersine bunu kullanıyor.Eski Cumhurbaşkanı Demirel, VATAN’a verdiği mülâkatta, seçim sonrası dönemin riskli olacağına dikkat çekiyor.Aşırılıklara traşDemirel Başbakan’ı, Kürt sorununu çözeceğiz derken “Türkiye birliğinin ne kadar zedeleneceği” konusunda doğru hesap yapması için uyarıyor.Çünkü seçimden beklendiği kadar güçlü çıkarsa AKP iktidarına içerden ve dışardan “hadi çöz bakalım” baskısı başlayacaktır. O baskıyı İmralı’daki elebaşı, “tutulmayan vaadler” bağlamında kışkırtmalarla yoğunlaştırma imkânı bulamamalıdır.Erdoğan’ın dünkü Muş konuşması, yaklaşan tehlikeyi gören ve seçim sonrasına dönük tedbir oluşturan bir duyarlılığı yansıtıyordu.Sonu bölünmeye gidecek akıl yürütmeler karşısında sessiz kalan Başbakan gitmiş “Bu vatan bizim vatanımız; ayrım yok, bölücülük yok. Biz bir ve beraberiz. Bir olacağız, beraber olacağız” diyen başka bir Başbakan gelmişti.Çadır mahkemelerinin kurulduğu “Habur Festivali” de aynı iktidarın eseridir. “Başbakan milliyetçi oylara kur yapıyor, MHP’ye tuzak kuruyor. Bu iktidarın dün söylediği söz yarının güvencesi olamaz” diyenler çıkabilir.Ama biz terör örgütünü muhatap kabul etmeyen sözlerin suya yazılmadığını kolayca geri alınamayacağını düşünüyoruz.Ulusun menfaati varsa iktidarların da daha önce attıkları yanlış adımları geri alma hakları vardır.Herkesin menfaati, Kürt çözümünde yaratılan aşırı beklentileri kabul edilebilir çizgiye çekmekte birleşiyor.15 Haziran’a kadar olan ateşkesi iyi değerlendirelim.

Devamını Oku

Rezillik diz boyu

29 Nisan 2011

Önümüzdeki seçimin bir kader seçimi olacağını eğitimli seçmenler biliyor, görüyor.Bu bilincin 12 Haziran’a kadar tüm toplum katmanlarında uyandırılması lâzım.Tehlike algısını, sandıktan yine tek başına iktidar olarak çıkacağı belli olan AKP’nin anayasayı tek başına değiştirecek çoğunluğu ele geçireceği korkusu körüklüyor.Yüzde 10 barajının temsil adaletini nasıl yerle bir ettiğine 2002’de tanık olmuştuk. O seçimde AKP yüzde 34 aldığı halde TBMM’de üçte ikilik temsil imkânı elde edebildi.Bunun sebebi baraj altında kalan MHP’nin meclise milletvekili sokamaması kıl payı kaybettiği sandalyelerin büyük çoğunluğunu birinci parti olduğu için AKP’nin kazanması olmuştu.İktidar yandaşları aynı kolay başarının peşine düşmüş görünüyorlar ve seçmen kitlesine MHP’nin baraj altında kalma tehlikesi yaşadığı yolunda bir kanaat aşılamaya uğraşıyorlar.Araştırmacıların çoğu MHP’nin tehlikede olmadığını söyledikleri halde beyin yıkama kampanyası sürüyor.Örneğin İKSara Araştırma Şirketi partilerin oy dağılımını AKP yüzde 46,4 CHP yüzde 30,3 ve MHP yüzde 13,5 olarak buldu. Buna rağmen MHP’ye yönelik kampanya hız kesmedi.Tabii iki genel başkan yardımcısının utandırıcı bir sebeple tasfiye edilmelerine yol açan video kayıtları, Genel Başkan Bahçeli’nin dediği gibi “rezil bir tuzak” olabilir.MHP tabanını rencide edecek olan ses ve görüntülerin bir kısım seçmeni partiden soğutması ihtimali vardır ama Bahçeli dinamik bir reaksiyon göstermiş, partiyi korumuştur.Şimdi mesele mücadelenin dozunu tutturmaktır.Bahçeli dün “PKK açılımına karşı çıkan federasyona itiraz eden ve yeni anayasada etnik kimliklerin kurucu unsur olarak bulunmasına asla tahammülü olmayan parti” olduğu için MHP’ye düşmanlık yapıldığını, tuzak kurulduğunu iddia etti.Bu kadarı savunulabilir ama Bahçeli “iftiraların ve melanetin başı AKP” diyerek burada bizce ölçüyü kaçırmıştır.Evet Türkiye’de komplo merkezleri türemiştir; bunu hissediyoruz ama, iktidarı kirli bir komplo düzenlemekle suçlayan bir parti, iddiasını kanıtlayacak tatmin edici maddi deliller ortaya koymalıdır.Muhalefeti insafa davet ederken iktidarı da sorumlu davranmaya çağırmak boynumuzun borcudur.Özel hayatın mahremiyetini ihlâl eden rezil kayıtları kim çekmiş, çektirmişse o kundakçıları takip etmek ve adalete vermek de Bahçeli’nin dediği gibi iktidarın namus borcudur.Kemer altında siyaset, zavallılık ve alçaklıktır.Türkiye bu kalitesizlikte boğulmasın. Yeter artık, ayıptır!Demokrasi ahlâkıGörev süresi dolan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın yerine kim gelecek?İlk seçim önceki gün yapıldı. En yüksek oyu Yargıtay 6. Ceza Dairesi üyesi Hasan Erbil aldı (283 oy). Sonra 6. Ceza Dairesi Başkanı Celal Altunkaynak (139 oy), 3. Ceza Dairesi üyesi Erdal Gökçen (130 oy), aynı daire üyesi Hakkı Manav (126 oy) ve 12. Hukuk Dairesi üyesi Lütfi Tombaloğlu (10 oy) sıralandılar.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nı Cumhurbaşkanı Gül belirleyecek.Herhangi birini seçme hakkına yasal olarak sahip. Ama demokratik ahlâk rakiplerini ikiye katlamış biri dururken başkasını seçmeye izin verir mi?Gül rektörleri seçerken kendini böyle bir değere bağlı hissetmedi.Dileriz bu defa demokratik hukuk devleti değerlerine bağlı bir Cumhurbaşkanı gibi davranır.Yapacağı seçim yargının ihtiyacı olan tarafsızlık ve saygınlık için çok önemlidir.

Devamını Oku

Kumar gibi

28 Nisan 2011

ÖSYM bir kez daha gözünü kararttı ve ikinci sınav macerasına yelkenlerini açtı.Allah selâmet versin!Birinci sınavın sonuçları dün ilân edildi. Ama eski ÖSYM başkanlarının yaptıkları törensel açıklamadan bu defa vazgeçildi.CHP lideri Kılıçdaroğlu, koltuğunda oturmaya devam ettiği için ÖSYM Başkanı Demir‘e “ar damarı çatlamış adam” dedi.Yanılgıya düşmüş olabilir.Ali Demir’in sınav sonuçlarını açıklamak için kamuoyu huzuruna çıkmayı göze alamaması, utanma duygusuna sahip olduğuna bir işarettir.Her an görevi bırakması beklenmelidir!Başsavcılık dün bilirkişi ön incelemesinin tamamlandığını açıkladı.Bilirkişilerin “şifreleme yapıldığı net olarak görülmesine rağmen kopya çekme işleminin gerçekleşmediği yönünde bir görüşe vardıkları” öğrenildi.ÖSYM’nin bu rapordan cesaret alarak sonuçları açıkladığı anlaşılıyor.Sınavı ne pahasına olursa olsun iptal etmeme inadı acaba daha vahim bir karmaşaya mal olabilir mi?Akademik çevreler raporu görmeden ve bilirkişileri tanımadan hiçbir tahmin yapılamayacağını söylüyorlar.Olayı örtbas etmeye çalışanlar matematik testine ait 40 sorunun tümünü yapanların geçen yıldan daha az olmasını sınavı aklayan bir gösterge sayıyorlar.Oysa hatırlamak lâzım: Şifreleme, kopya şüphesi doğurmayacak biçimde düzenlenmiş, kasıtlı olarak bazı sorulara yanlış cevaplar verilmişti.Ayrıca birkaç yüz adayı kayıran bir sahtekârlık söz konusu ise bunu açığa çıkarmanın daha da zor olacağını düşünenler az değildir.Dünkü gelişme, milyonlarca insanın taşıdığı şüpheleri gidermemiştir.Seçime giderken ağır bedeller ödeteceğini bile bile iktidar, bırakın öğrencilerden yana olmayı, tarafsız bile davranamıyor. Suç ortağı gibi davranıyor.Sorular geç de olsa cevabını bulacaktır.Ama yine en ağır bedeli, şaibeli birinci sınavın stresi altında ikinci sınava hazırlanamayan öğrenciler ve aileleri ödeyecektir.İkinci sınavı da güvenilirliği sıfıra inen Ali Demir’e emanet etmek göreve ihanet suçu işlemektir.İktidar sahipleri hiç değilse bu meseleye evlât sahibi birer baba gibi yaklaşsınlar!Köşeyi dönenlerBaşbakan “Kanal İstanbul”u açıklarken haksızlık olmasın diye projenin gerçekleşeceği yeri gizli tuttuklarını söyledi.Yakın çevresinin sır tutma yeteneğine fazla güvenmemeyi öğrenmelidir.Çünkü bulgular haberi Mısır’daki sağır sultanın bile duyduğunu gösteriyor.Kanal bölgesinin taşını toprağını altın hale getireceği beklenen yerlerden Yassıören Köyü Muhtarı Celal Tuncer’in söylediklerini dinlemekte yarar var.Muhtar Tuncer’in telefonu bir süredir hiç susmuyormuş. Emlâkçı ve spekülatörler bölgede “altına hücum” görüntüleri oluşturuyormuş.Başta bu ilginin sebebini çözememişler. Çünkü üç ayda arazi fiyatları metrekaresi 30 liradan 80’e çıkmış. Köylü 23 bin dönüm toprağı bu arada satmış ama şimdi uyanmış. Hele açıklamadan sonra kimse alıcılara muhatap bile olmuyormuş.Eğer bol kazançlı sırlara ulaşma ayrıcalığı kullanmak ayıp bir şeyse -ki öyle olmalı- yatırım yapan da, ona bu fırsatı veren de suçlu ve günahkârdır.Ahlâki olmayan yoldan yarattığı fırsatı köylülerin bilgisizliğinden yararlanarak değerlendiren cingözleri halkın hiç değilse tanıması iyi olmaz mı?

Devamını Oku

Seçim bombası!

27 Nisan 2011

Seçim özellikle iktidar ve ana muhalefet partisi arasında proje yarışına dönüştü.İki parti de “harikalar kumpanyası” kimliğini hak edecek vaatler açıklıyor.AKP haftalardır bir “çılgın proje” merakı pompalıyordu. Başbakan Erdoğan projeyi dün açıkladı.“İstanbul’un Avrupa yakasında, şehrin batısında, Karadeniz ile Marmara Denizi’nin arasına, yaklaşık 45-50 km uzunluğunda bir kanal yapıyoruz” dedi.İlk aşamada 10 milyar dolar, kanal çevresinde yaşam alanları geliştikçe 50 milyar dolara kadar varan bir yatırım söz konusu olacak.Herkesi heyecanlandıracak bir hayaldir bu.Ama seçim zamanı ortaya atılan büyük projeler genelde pek sağlıklı olmuyor.O bakımdan tedbirli yaklaşmakta yarar vardır. Çünkü bu kanal, bilinen ihtiyaca hizmet etmeyecek.Dünyadaki kanalların hemen tümü deniz taşımacılığını, kıtaları katetmek mecburiyetinden kurtaran çözümlerdir.İstanbul kanalının böyle bir fonksiyonu olmayacak. Şimdilik Trakya yarımadasının nisbeten yavaş gelişen bölgelerine doping olacak, yaratacağı rant beklentisi ile spekülatörlerin ve müteahhitlik şirketlerinin iştahını kabartacaktır.Tabii bölgenin halkı ve gençleri de açılacak devasa iş olanaklarını düşleyip heyecana ve ümide kapılacaklardır.CHP’nin oy deposu olan bölgeye özel olarak hazırlanarak atılmış bir seçim bombası olabilir mi bu proje?Hele Kılıçdaroğlu’nun Edirne’de olduğu bir gün seçildiğine göre olabilir!Ve CHP’nin aile sigortası projesi ile gönlünü çeldiği yeni seçmenlerin bir kısmını burada AKP’ye çevirebilir.CHP’liler dün projenin aşırma olduğunu iddia ederek gazete kupürlerinden kanıtlar sundular.Bunlar Bülent Ecevit’in 17 Ocak 1994 tarihinde yaptığı yazılı açıklama ile İstanbul Kanalı’nı önerdiğine dair haberlerdi.Kanalın yeri de, aynen Başbakan’ın tarif ettiği biçimde belirtiliyordu.Başbakan böyle bir karşı hamleyi hesap etmiş olmalı ki konuşmasında tedbirli davrandı. “Bu ülkede hayal olan ne varsa hayal olmaktan çıkarıp hedefe plana, projeye dönüştürdük” dedi.Projelerin yarıştığı bir seçim yaşıyor olmamız iyi ama gerçeklerden kopmak Harikalar Kumpanyası’nda, hayal âleminde zaman öldürmek riski de var...Böyle hayal projelerinin “cambaza bak” çağrısı yapan iktidarın halka kurduğu seçim tuzağı olması ihtimal dışı mıdır?Hayır değildir. Çünkü kanal projesi gündemi epey meşgul edecektir.Bu sayede yolsuzlukların, işsizliğin ve baskılarla karartılan hayatımızın hesabını soranlara daha az zaman kalacaktır.Ama şunu da unutmamak lâzım:Dünyanın çağdaş harikaları, tarihtekiler gibi hep çılgın rüyalardan almadı mı ilhamını?Bu bir seçim..İletişim olanakları sınırsız.Hayal kurmak isteyenlere de, gerçek sorunları deşmeyi önemseyenlere de yetecek kadar zaman ve imkân var. Nasıl oturuyor?Kültür Bakanı Ertuğrul Günay keşke sebep olduğu düş kırıklığının büyüklüğünü hissedebilse..Eminim bir dakika durmaz istifasını verir ve şimdiye kadar oturduğu o koltuğa ne kadar lâyık biri olduğunu kanıtlardı.Bir Kültür Bakanı, ülkesinde heykel yıkılırken yerinde oturamaz.Oturuyorsa yaptığı işgalciliktir.Bakan rolünü hakkıyla oynayacak birinin önünü tıkamıştır çünkü.Bu ağır ayıbı hafifletmek için küçük bir şans varsa, onu ülkeye kaybettirmiştir.Vebali büyüktür. Tanıyanların yakıştıramadığı bu vurdumduymazlığı kendine nasıl yakıştırıyor?Onu İzmir’den aday yapan kaderi, ilâhi adaletin hükmü olabilir.Sorun İzmirlilere havale edilmiştir!

Devamını Oku

Adres savcılar!

26 Nisan 2011

Savcı, suçu kamu adına araştıran, soruşturan, şartları oluştuğunda dava açan kamu görevlisidir.Savcıların tarafsızlığı ve etkinliği, demokratik hukuk devletinin belirleyici koşullarından biri, daha doğrusu önde gelenidir.CHP savcıların iktidar etkisi ile görevlerini yapmadıkları suçlamasını bir kampanyaya dönüştürmüş bulunuyor.Kemal Kılıçdaroğlu dün yolsuzluk olaylarına karşı iktidarın ve ondan etkilenen yargının bilinçli bir sağırlaşma içine girdiklerini öne sürerek meselâ Deniz Feneri yolsuzluğu dosyasının seçimlere kadar “sümen altı” edileceği iddiasında bulundu.“Savcılara sesleniyorum” diye başladığı sözlerine şunları ekledi:“Soruşturma yapıyorum deyip uyutuyorsun. Otur adam gibi görevini yap. Hiçbir memurun, bakanın unvanında cumhuriyet sözcüğü yer almaz. Cumhuriyet savcısıysan gereğini yap, yolsuzluk yapanların, fakir fukara hakkı yiyenlerin dosyasını mahkemeye getir. Niye getirmiyorsun? Sebep ‘iktidar baskısı’ ise benim bildiğim savcının görevi zaten baskılara boyun eğmek değil, baskılara karşı direnmektir!”Almanya tarihinin en büyük merhamet dolandırıcılığı olan Deniz Feneri davası üç yılı aşan bir geçmişe dayanıyor.Frankfurt mahkemesi, ikinci derece suçluları yargılayıp mahkûm ettiği davadan sonra AKP iktidarına yakın bazı kişileri “asıl suçlular” diye Türkiye’ye bildirmiş, Almanya’da ikinci dava açıldığı halde bizde henüz iddianame bile yazılmamıştır.CHP milletvekili Atilla Kart da daha önce Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’nı Deniz Feneri soruşturmasını kamuoyunun bilgi ve denetiminden kaçıran çabalara katkıda bulunmakla suçlamıştı.Siyaset ve yargı dünyasını bilenler, şaşırmamak gerektiğini söylüyorlar. Çünkü iktidar HSYK’nın yapısını zaten bunun için değiştirmiştir.Yani soruşturmalara ve davalara gerektiğinde müdahale etmek, iktidarı zor durumda bırakacağı belli olan soruşturmaları yokuşa sürmek, unutturmak için..Kamu adına yargı denetimi; adil yargılanma hakkına güvence; görevini yapan tarafsız savcılar...Anlaşılıyor ki bunlar uzun bir süre hayatımızın değil, hayal hanemizin değerleri olarak kalacak!Ama uyarmak isteriz: Refleks haline gelmiş böyle bir koruma iktidar için felâket hazırlayabilir. Yolsuzluk yapanın yanına kâr kalırsa bu, namuslu insanları da suça teşvik eder.AKP yolsuzluklar duyulmasın diye çalışıyor. Yaptırmamak için çalışsın!Pahalı ders YGSKadrolaşmanın bedelini sınava giren gençlerimiz ve aileleri ödüyor ama ibreti inanıyoruz ki kazancımız olacak.ÖSYM ülkemizin en güvenilir kurumu idi.“Burası da bizim olsun” ihtirasıyla güdümlü işgal hareketi, o güzelim kurumu rezil etti.Aslında rezil olan, yetişmiş personeli saçıp savurarak kendi yandaşlarına yer açtığını zanneden “gaflet ehli”dir.Bereket mağdurlar, gerçek suçluları teşhis edecek bilinç düzeyine sahip bir kitledir.Eski ÖSYM Başkanı Ünal Yarımağan önemli bir şey söyledi:“Herkes Başkan Ali Demir’den söz ediyor ama 5 kişilik yürütme kurulu ile beraber geldi göreve. Sorumluluk hepsinin. O dönemde ayrıca müdürlerin büyük bölümü de görevlerinden alındı; unutulmasın.”Yani övündüğümüz ÖSYM’yi iktidar yenileştirmemiş, tahrip etmiş.AKP’nin vicdani sorumluluğu ÖSYM Başkanı Ali Demir’i azletmek ve içine kurt düşen sınavı iptal etmektir.Bu mecburiyeti ertelemek, suçu iktidara bulaştırmaktan başka işe yaramaz!

Devamını Oku

Kılıç sesi...

25 Nisan 2011

Heybetli cübbesiyle kürsüde gürleyen konuşmacı, yargıçtan çok zafer kazanmış bir savaşçıyı andırıyordu.Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kuruluş yıldönümü nedeniyle Başkan Haşim Kılıç önemli şeyler de söyledi, şaşırtıcı şeyler de...Sesinin tonu ve mesajlarının keskinliği onun şahsında siyasal bir kişiliğin yansımasını yaratmış gibi oldu. Biraz sadeleştirilse, tarafsız görünmek adına gönülsüz eklendiği belli olan denge sözlerinden arındırılsa, konuşma Başbakan’nın bir miting söylevi de olabilirdi.Önümüzdeki seçime ilerleyen sürecin en tutarlı ve çekici mutabakatı, yeni bir anayasa yapılması ihtiyacıdır. Bütün partiler, tüm toplumu kapsayacak biçimde bu hedefi paylaşıyorlar.AYM Başkanı Kılıç, mecliste sağlanacak çoğunluğun anayasa yapmaya yetecek uzlaşmanın gerçekleştiği anlamına gelmeyeceğini belirtirken doğru bir yol gösteriyordu.Yüzde 10 baraj yüzünden mecliste temsil olanağı bulamayan görüşlere imkân yaratılmasını söylüyor ama hemen sonra azınlığın da çoğunluk görüşünü bloke etmesine izin verilemeyeceğini belirterek, iktidarın çoğunluk egemenliğini savunan görüşü yanında yerine alıyordu.Yandaşların ağzıylaZaferinin tadını çıkaran bir siyasetçi ancak böyle konuşur.Haşim Kılıç dün, statüko ile ilgili iğneleyici söylemlerle CHP’ye tahrik edici mesajlar gönderdi.Kılıç’a göre “ülkeyi koruma ve kollama konusunda olağanüstü kurtarıcılara yönelik çağrı dönemi kapanmıştır.”Statükoyu savunanlar artık olması gereken yerdedir.Artık iradesi vesayetten kurtarılmış bir toplum vardır, kendi kararlarını vererek yeni bir anayasa yapacaktır.Haşim Kılıç, konuşmanın burasında CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açma başvuruları yapmasına eleştiri gönderirken, yeni dönemde bu kolaycılığın da ortadan kalkacağı ümidi taşıdığını öne sürdü.Başkan, adaylıkları veto eden YSK kararına yönelen tepkiler konusunda doğrularla yanlışlar yine birbirine karıştı. “Hiçbir özgürlük terör ve şiddetin teminatı olamaz. Hak ve özgürlüklerini kullanırken terörle ortaklık kuranların, hiç kimseden demokratik tavır ya da sabır beklemeye hakkı yoktur” dedi.Adaletin değil, demokratikliği bile şüpheli hale düşmüş bir siyasi zihniyetin sesidir bu söylenenler.Çünkü hukukçu değilHaşim Kılıç CHP’ye “Uzlaşmaya bak. Sakın bana gelme” diyor.Oysa Anayasa Mahkemesi tam da “gelmeyin” dediği ihtilâflara bakmak için vardır.BDP’ye de “Hiçbir özgürlük terör ve şiddetin teminatı olamaz” hatırlatması yaparken yargısız infaz yanlışına düşüyor. Yargılamadan mahkûm ettiği insanların “kimseden demokratik tavır ya da sabır beklemeye hakkı olmadığını” söylüyor.Adalet beklemek, bir hukuk devletinde herkesin hakkıdır. Suçlananların da, hatta suçları sabit görülenlerin de.Anayasa Mahkemesi bunun için vardır.Hukukçu olmayan bir Anayasa Mahkemesi Başkanı acaba hukuk devletine daha ne bedeller ödetecek?Kılıç’ın yarattığı olumsuz ilişkiler Anayasa Mahkemesi’ni bile kutuplaşmanın tehlikeli yalnızlığına sürüklemiştir. Dünkü törene yüksek yargı organlarının ve muhalefet partilerinin temsilcileri katılmadılar.Haşim Kılıç “kendileri bilir, isteyen gelir, istemeyen gelmez” deyip çıkamaz bu işin içinden.Gelmesi gerekenler gelmiyorsa, onları gelmeye ikna edemeyen Başkan gitmeli!

Devamını Oku

Bayramlık ağız

24 Nisan 2011

Çocukken askerlerin tören yürüyüşünü taklit eder, bir yandan da “Sol-sağ, sol-sağ, hergün bayram olsa” diye tempo tutardık.Dün bayram nedeniyle toplanan TBMM’de liderleri dinlerken bu hatırıma geldi.Liderler güne anlamını veren ulusal egemenlik üstünden birbirlerine mesajlar gönderdiler.Bayram hatırına olmalı, kırıcı ve yıkıcı olmamaya özen gösterdiler.Peki bu yüzden demek istedikleri eksik mi kaldı? Hayır..Tersine tartışma konularının özü hakaret sözcükleri yüzünden gürültüye gitmediği için ne demek istedikleri kolay anlaşıldı.CHP ve MHP liderleri, başkanlık sistemine karşı duracaklarını net ifadelerle belirttiler.Bahçeli “egemenliğin temsil yeri olan meclisi etkisizleştirecek sinsi çabalar”ın etkinlik kazandığını öne sürerek Kürt sorununun çözümüne yönelik arayışlarda saklanan tehlikeleri görmeyenlere şöyle seslendi:“Millet gerçeğini anlayamamış ve birlikte yaşama ülküsünün vazgeçilmezliğini özümseyememiş zavallılar için TBMM’nin kuruluşunda birçok nasihatler vardır.”Kılıçdaroğlu, başkanlık sistemine itirazını daha net koydu:“Başkanlık değil, tam tersine daha güçlü bir Meclis diyoruz. Seçim barajı kalksın, partilerde lider sultası sona ersin millet kendi vekilini kendisi seçsin istiyoruz.”Başbakan muhalefetle çatışmamayı tercih etti. Ağırlık verdiği konu Kürt sorunu ve etnik istismar yoluyla yaratılan karmaşa idi.Kurtuluş Savaşı günlerinde şair Mehmet Akif’in Kastamonu’da yaptığı tarihi konuşmayı hatırlattıktan sonra onun teşhisinin bugün de aynen geçerli olduğunu savundu.Akif Osmanlı’yı dağıtan ayrılık tohumlarında düşman parmağı olduğunu söylemişti.Başbakan Erdoğan da düşmanın asıl dışarda aranması gerektiğini belirtti.Bir önemli mesaj da şuydu:“İçerde birliğini sağlayamamış bir Türkiye, geriye gitmeye mahkûmdur.”Korkarız bu ve benzeri mesajlar, Kürt açılımı ile beklentileri aşırı yükseltilmiş olan çevrelerde tepkiler doğuracaktır.Milleti etnik kökenlerine, inançlarına, dillerine bakmadan ortak bir geleceğe yürüyen bir topluluk olarak tanımladıklarını belirten Erdoğan, uyandırdığı beklentilerle pek örtüşmeyen dünkü sözlerini biraz açmaya zorlanacaktır.Bunu yapar mı, şüpheli..Çünkü önümüzde “tarihin dönüm noktası” olabilecek önemde bir seçim var ve AKP hem Kürt oylarını hem milliyetçi oyları kaçırmak istemiyor.Artık meclis çalışmayacak. Anlamak için meydanlara kulak vereceğiz.Olabilir mi?Andy-ar şirketi 19-21 Nisan tarihlerinde gerçekleştirdiği araştırmanın sonuçlarını açıkladı.Seçmen tercihleri AKP yüzde 51.2, CHP 28.8, MHP 10.7 ve BDP yüzde 4.3 olarak dağılıyor.Tabii ki birinci soru şu:AKP yüzde 50’yi nasıl ve neden geçti?Son seçim 2009’da (yerel) oldu ve AKP yüzde 38.4’e kadar gerilemişti.Ekonomik kriz geride kaldı diyelim, bu ölçüde oy patlaması olabilir mi?“Şifreli sınavlarla çocuklarımızın hakkı yensin, okulu bitirdikleri zaman iş bulamasınlar, hak aramaya kalkınca gözlerine gaz sıkılsın, telefonlarım gizlice dinlensin, sabah evim basılsın..”İnsanlar bunu istiyor olabilir mi? Olamaz..Öyleyse AKP’nin oy kayıplarını, sağda eriyen küçük partilerin destekçileri telâfi etmiş olabilir mi?Dün konuştuğum bir uzman önümüzdeki propaganda döneminin sırayı değil ama oranları epey değiştireceğini söyledi. Göreceğiz...

Devamını Oku