Savcı, suçu kamu adına araştıran, soruşturan, şartları oluştuğunda dava açan kamu görevlisidir.
Savcıların tarafsızlığı ve etkinliği, demokratik hukuk devletinin belirleyici koşullarından biri, daha doğrusu önde gelenidir.
CHP savcıların iktidar etkisi ile görevlerini yapmadıkları suçlamasını bir kampanyaya dönüştürmüş bulunuyor.
Kemal Kılıçdaroğlu dün yolsuzluk olaylarına karşı iktidarın ve ondan etkilenen yargının bilinçli bir sağırlaşma içine girdiklerini öne sürerek meselâ Deniz Feneri yolsuzluğu dosyasının seçimlere kadar “sümen altı” edileceği iddiasında bulundu.
“Savcılara sesleniyorum” diye başladığı sözlerine şunları ekledi:
“Soruşturma yapıyorum deyip uyutuyorsun. Otur adam gibi görevini yap. Hiçbir memurun, bakanın unvanında cumhuriyet sözcüğü yer almaz. Cumhuriyet savcısıysan gereğini yap, yolsuzluk yapanların, fakir fukara hakkı yiyenlerin dosyasını mahkemeye getir. Niye getirmiyorsun? Sebep ‘iktidar baskısı’ ise benim bildiğim savcının görevi zaten baskılara boyun eğmek değil, baskılara karşı direnmektir!”
Almanya tarihinin en büyük merhamet dolandırıcılığı olan Deniz Feneri davası üç yılı aşan bir geçmişe dayanıyor.
Frankfurt mahkemesi, ikinci derece suçluları yargılayıp mahkûm ettiği davadan sonra AKP iktidarına yakın bazı kişileri “asıl suçlular” diye Türkiye’ye bildirmiş, Almanya’da ikinci dava açıldığı halde bizde henüz iddianame bile yazılmamıştır.
CHP milletvekili Atilla Kart da daha önce Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’nı Deniz Feneri soruşturmasını kamuoyunun bilgi ve denetiminden kaçıran çabalara katkıda bulunmakla suçlamıştı.
Siyaset ve yargı dünyasını bilenler, şaşırmamak gerektiğini söylüyorlar. Çünkü iktidar HSYK’nın yapısını zaten bunun için değiştirmiştir.
Yani soruşturmalara ve davalara gerektiğinde müdahale etmek, iktidarı zor durumda bırakacağı belli olan soruşturmaları yokuşa sürmek, unutturmak için..
Kamu adına yargı denetimi; adil yargılanma hakkına güvence; görevini yapan tarafsız savcılar...
Anlaşılıyor ki bunlar uzun bir süre hayatımızın değil, hayal hanemizin değerleri olarak kalacak!
Ama uyarmak isteriz: Refleks haline gelmiş böyle bir koruma iktidar için felâket hazırlayabilir. Yolsuzluk yapanın yanına kâr kalırsa bu, namuslu insanları da suça teşvik eder.
AKP yolsuzluklar duyulmasın diye çalışıyor. Yaptırmamak için çalışsın!
Pahalı ders YGS
Kadrolaşmanın bedelini sınava giren gençlerimiz ve aileleri ödüyor ama ibreti inanıyoruz ki kazancımız olacak.
ÖSYM ülkemizin en güvenilir kurumu idi.
“Burası da bizim olsun” ihtirasıyla güdümlü işgal hareketi, o güzelim kurumu rezil etti.
Aslında rezil olan, yetişmiş personeli saçıp savurarak kendi yandaşlarına yer açtığını zanneden “gaflet ehli”dir.
Bereket mağdurlar, gerçek suçluları teşhis edecek bilinç düzeyine sahip bir kitledir.
Eski ÖSYM Başkanı Ünal Yarımağan önemli bir şey söyledi:
“Herkes Başkan Ali Demir’den söz ediyor ama 5 kişilik yürütme kurulu ile beraber geldi göreve. Sorumluluk hepsinin. O dönemde ayrıca müdürlerin büyük bölümü de görevlerinden alındı; unutulmasın.”
Yani övündüğümüz ÖSYM’yi iktidar yenileştirmemiş, tahrip etmiş.
AKP’nin vicdani sorumluluğu ÖSYM Başkanı Ali Demir’i azletmek ve içine kurt düşen sınavı iptal etmektir.
Bu mecburiyeti ertelemek, suçu iktidara bulaştırmaktan başka işe yaramaz!
Adres savcılar!
Haberin Devamı

