Bayramlık ağız

Haberin Devamı

Çocukken askerlerin tören yürüyüşünü taklit eder, bir yandan da “Sol-sağ, sol-sağ, hergün bayram olsa” diye tempo tutardık.

Dün bayram nedeniyle toplanan TBMM’de liderleri dinlerken bu hatırıma geldi.

Liderler güne anlamını veren ulusal egemenlik üstünden birbirlerine mesajlar gönderdiler.

Bayram hatırına olmalı, kırıcı ve yıkıcı olmamaya özen gösterdiler.

Peki bu yüzden demek istedikleri eksik mi kaldı? Hayır..
Tersine tartışma konularının özü hakaret sözcükleri yüzünden gürültüye gitmediği için ne demek istedikleri kolay anlaşıldı.

CHP ve MHP liderleri, başkanlık sistemine karşı duracaklarını net ifadelerle belirttiler.

Bahçeli “egemenliğin temsil yeri olan meclisi etkisizleştirecek sinsi çabalar”ın etkinlik kazandığını öne sürerek Kürt sorununun çözümüne yönelik arayışlarda saklanan tehlikeleri görmeyenlere şöyle seslendi:

“Millet gerçeğini anlayamamış ve birlikte yaşama ülküsünün vazgeçilmezliğini özümseyememiş zavallılar için TBMM’nin kuruluşunda birçok nasihatler vardır.”

Kılıçdaroğlu, başkanlık sistemine itirazını daha net koydu:
“Başkanlık değil, tam tersine daha güçlü bir Meclis diyoruz. Seçim barajı kalksın, partilerde lider sultası sona ersin millet kendi vekilini kendisi seçsin istiyoruz.”

Başbakan muhalefetle çatışmamayı tercih etti. Ağırlık verdiği konu Kürt sorunu ve etnik istismar yoluyla yaratılan karmaşa idi.

Kurtuluş Savaşı günlerinde şair Mehmet Akif’in Kastamonu’da yaptığı tarihi konuşmayı hatırlattıktan sonra onun teşhisinin bugün de aynen geçerli olduğunu savundu.

Akif Osmanlı’yı dağıtan ayrılık tohumlarında düşman parmağı olduğunu söylemişti.

Başbakan Erdoğan da düşmanın asıl dışarda aranması gerektiğini belirtti.

Bir önemli mesaj da şuydu:

“İçerde birliğini sağlayamamış bir Türkiye, geriye gitmeye mahkûmdur.”

Korkarız bu ve benzeri mesajlar, Kürt açılımı ile beklentileri aşırı yükseltilmiş olan çevrelerde tepkiler doğuracaktır.

Milleti etnik kökenlerine, inançlarına, dillerine bakmadan ortak bir geleceğe yürüyen bir topluluk olarak tanımladıklarını belirten Erdoğan, uyandırdığı beklentilerle pek örtüşmeyen dünkü sözlerini biraz açmaya zorlanacaktır.

Bunu yapar mı, şüpheli..

Çünkü önümüzde “tarihin dönüm noktası” olabilecek önemde bir seçim var ve AKP hem Kürt oylarını hem milliyetçi oyları kaçırmak istemiyor.

Artık meclis çalışmayacak. Anlamak için meydanlara kulak vereceğiz.

Olabilir mi?

Andy-ar şirketi 19-21 Nisan tarihlerinde gerçekleştirdiği araştırmanın sonuçlarını açıkladı.

Seçmen tercihleri AKP yüzde 51.2, CHP 28.8, MHP 10.7 ve BDP yüzde 4.3 olarak dağılıyor.

Tabii ki birinci soru şu:

AKP yüzde 50’yi nasıl ve neden geçti?

Son seçim 2009’da (yerel) oldu ve AKP yüzde 38.4’e kadar gerilemişti.

Ekonomik kriz geride kaldı diyelim, bu ölçüde oy patlaması olabilir mi?

“Şifreli sınavlarla çocuklarımızın hakkı yensin, okulu bitirdikleri zaman iş bulamasınlar, hak aramaya kalkınca gözlerine gaz sıkılsın, telefonlarım gizlice dinlensin, sabah evim basılsın..”

İnsanlar bunu istiyor olabilir mi? Olamaz..
Öyleyse AKP’nin oy kayıplarını, sağda eriyen küçük partilerin destekçileri telâfi etmiş olabilir mi?
Dün konuştuğum bir uzman önümüzdeki propaganda döneminin sırayı değil ama oranları epey değiştireceğini söyledi. Göreceğiz...

DİĞER YENİ YAZILAR