Siyaset sorun çözmek içindir. Bizde ya halkı kandırmanın aleti oluyor ya da kaba kuvvet yarıştırmanın davetiyesi...
Başbakan önceki gün Kastamonu mitinginden helikopterle Amasya’ya uçtu.
Seçim otobüsü ve danışmanların araçlarından oluşan konvoy Çankırı yakınında saldırıya uğradı. En öndeki araç isabet aldı ve bir polis şehit oldu.
PKK’nın üstlendiği bu kanlı eylem elbette demokratik rejime yönelmiş bir suikasttır. Ve demokrasiye inanmış tüm güçlerin birbirlerini sakınarak tüm nefretlerini saldırgana odaklamaları gerekir değil mi?
Ama bakıyoruz Başbakan “Biz bu yola kefenimizi giyerek çıktık” diyor ve bu alçakça saldırıdan bir kahraman yaratmaya uğraşıyor.
Seçime giren bütün rakipleri ile demokrasi temelinde birleşme imkânı doğmuşken onları dışlamanın kazancına tamah ediyor.
Aynı fırsatı dün toplanan Demokratik Toplum Kongresi’nde Kürt siyasetçiler de kullanmadılar. DTP Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk, Cumhurbaşkanı Gül’e nazire yaparak “Kötü şeyler olacak” iddiasında bulundu.
Saldırıya hedef olan parti konvoyunda Başbakan’ın bulunmadığını PKK haber almış olmalıdır. Bu en öndeki aracı vurmalarından belli. Ama tabii şu mesajı veriyorlar: “Bu kadarını yapıyorsak, fazlasını da yapabiliriz!.”
BDP ve şahsı adına Aysel Tuğluk’un, bu aşağılık tehdide karşı söyleyeceği bir sözü olmalıydı. Ama o “Kürtlerin sabrı bitmiştir. Devletle olmuyorsa halkımız kendi demokrasisini kuracak kadar örgütlüdür. Mısır gibi mi olur, Suriye gibi mi bilinmez” dedi.
Her şey oyun kurucular bakımından ne kadar talihsiz olduğumuzu kanıtlıyor.
Öcalan bile geçen ay avukatları aracılığıyla örgüte savunmada kalmalarını söylemiş “seçimlere böyle gidilmesi iyi olur” demişti.
“Demokratik Anayasal Çözüm” başlığı altında sıralanan hedefler Öcalan’ın hayalleri mi yoksa devlet adına müzakereye oturduğu görevlilerin devlet adına verdikleri sözler mi?
Bunu millet de bilmiyor, Kürt siyasetçiler de bilmiyor.
Seçime demokratik anlamını kazandıracak şey, önerilen çözümlerin mertçe ortaya konulması ve özgürce tartışmaya açılmasıdır.
İmalar ve niyet okumalarla yürütülen Kürt siyaseti, korkarız tahrikçilere ateşkesi seçimin sonunu beklemeden bozdurma fırsatı verecektir.
Siyaset böyle bir günaha batmasın, kötü şeyler olmasın!
İşte hastalığımız!
Milli egemenlik için millet iradesinin doğru temsil edilmesi gerekir.
Oysa milletvekillerini millet değil lider seçiyor.
Kendini millete değil lidere beğendirmeye mecbur milletvekilleri, sistemimizin bir numaralı sorunudur.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Bursa’da AKP listesinin lokomotifi olduğu için liderden bağımsız olarak kişisel sorumluluk taşıyor. Halkın Ankara’ya adil ve vicdan sahibi vekiller göndermek istediğini biliyor.
O nedenle de “Nedim Şener, Ahmet Şık nereye gidecek meselâ? Niye kaçsın bu adam; bıraksan gitmez zaten. İster asker, ister basın mensubu, delillerin tamamına sahipseniz saygın insanların kaçmayacağını düşünmeniz lâzım” demiş...
Lider seçtiği zaman siyasetçi bu idrak çizgisine yalnız seçimden seçime geliyor.
Halk seçse, hele dar bölge sistemiyle tek tek seçilseler meclis mabet, ülke cennet olur. Ama olmayacak.
Çünkü seçimden sonra Arınç’ın taşladığı aksaklıklar, lider “yeter” diyene kadar sürecek, tutukluluk rejimi ceza ve intikam silâhı olmaya devam edecektir!
Kötü şeyler
Haberin Devamı

