CHP ile MHP’yi Sivas’ın ötesine geçemedikleri için eleştirip alaya alan Başbakan’dı.
İstediği oldu ama yine mutlu olmadı.
Baksanıza bu kez de kendi gidişlerinde esnafa kepenk kapattıran terör uzantılarının aynı haydutluğu CHP’nin miting yapacağı yerlerde tekrarlamamasından şikâyetçi gibi davranıyor.
Başbakan “Bu, kepenk kapatma değil kepenk kapattırma” derken gerçeği ifade ediyor. Yani esnaf boykot yapmıyor, can güvenliğine yönelik tehdidin baskısına boyun eğiyor.
Doğru ama kimse terör örgütünden adil davranmasını beklememeli.
Başbakan elinden geliyorsa, terör örgütünün şantajına boyun eğmeyecek cesareti ve güvenceyi esnafa kazandırmalı, Kılıçdaroğlu’nun mitinginde kepenkler kapatılmadı diye CHP’yi bölücülerle kol kola göstermemelidir.
Aslında AKP seçimden sonra Kürt sorununa samimi olarak çözüm arayacaksa, bu süreçte CHP’nin arayışa katkıda bulunmasından memnun olmalıdır.
Oysa tersini yapıyor. Örneğin Kılıçdaroğlu, yerel yönetimde AB normlarındaki özerkliği savunmuşken iktidarın ağır topları onun bölücüleri cesaretlendirecek biçimde ölçüyü kaçırdığını öne sürdüler.
Başbakan’a yardımcısı Arınç ve Başmüzakereci Bağış da katıldı.
İnsan hayatına, hak ve özgürlüklerine saldırmanın bahanesi olamaz.
Kepenk kapattırmak da faşistliktir. Ama seçime giden bir demokraside iktidar böylesi haydutlukların bile içinde bir mesaj var mı, aramalıdır.
Kürt sorunundaki en büyük güçlük şu anda, iktidar odaklı belirsizliktir.
Açılım siyasetinin yarattığı aşırı beklentiler AKP’yi ürkütmüş, milliyetçi oyları kaybetme korkusu ile suskunluğa sokmuştur.
Başbakan şimdi kendilerinin nerede durduğunu söylemeye cesaret edemediği için muhalefetin ileri gittiğini iddia ediyor.
Oysa memnun olması lâzım. “Tavizkâr” bir muhalefet iktidarın manevra alanını daraltmaz, genişletir!
Şifre - Kopya
İktidarın hoşuna gitmeyen insanlar mutlaka bir şer gücün ortağı mı olmak zorunda?
Bu zorlama aslında, hedef seçilen “muhalif”lere ispatlı suç izafe edememenin çaresizliğidir.
Türkiye’de siyaset Ergenekon tecrübesinde geliştirilmiş yöntemlerle kontrol ediliyor.
Bağımsız düşünen, yazan çizen, hele eleştirel bakan insanlar için ülke tehlikeli bir yer oldu. Gayya kuyusu sürekli adam yutuyor.
Korkutulması gerekenler oraya aday gösteriliyor.
Dün Başbakan ÖSYM skandalının faturasını, eğitim uzmanı gazeteci Abbas Güçlü’ye kesti. Güçlü’nün “birileri tarafından tahrikle görevlendirildiğini” öne süren Başbakan “Gelecekte bedelini çok ağır ödeyecekler tabii” dedi.
Bu sözler normal zamanda Başbakan’ın şifreli konuştuğuna yorulur.
Ama artık özel bir dönem yaşıyoruz.
Başbakan’a ayağa kalkmayan Korgeneral hapse atılarak “bedelini ödemiştir.” Başbakan da bunu şifresiz söylemiştir.
Artık bu işlerde şifre yok.
İnşallah Korgeneral Alan’ı tekrarlayan bir kopya da olmaz!

