Her anlaşma kurtarıcı olmaz. Bazıları çare olacağı düşünülen felâketin beterini başınıza getirebilir.
PKK’nın ömürboyu hapse hükümlü lideri Öcalan, uzun zamandır bir “devlet heyeti” ile müzakere yürüttüğünü söylüyor ama iktidardan bu iddiayı doğrulayan veya inkâr eden hiçbir açıklama gelmiyordu.
Avukatlarına yaptığı son açıklamada terörist başı, mutabakatla oluşturulmaya karar verilmiş iki yeni yapıdan söz etti.
Barış arayışları için Barış Konseyi, yeni Anayasa için de Anayasa Konseyi kuracaklarmış.
Ve bunlar karma yapılar olacakmış...
Abdullah Öcalan “Bu çabalara ben de katkı sunarım“ diyor.
Gazeteciler, Barış Konseyi’nden haberdar olup olmadıklarını Meclis Başkanı Çiçek ile Başbakan Yardımcısı Bozdağ’a dün sordular.
İkisi de haberi gazetelerden öğrendiklerini söylediler.
Başbakan, Kürt sorununun en önemli milli mesele olduğunu belirtirken haklıdır. Peki, en üst düzey iktidar sorumlularının bile bilgi sahibi olmadığı anlaşmalar, terör örgütü muhatap alınarak yapılabilir mi?
O “devlet heyeti” neyin nesidir ve hangi onayla hangi devlet yetkisi kullanıyor?
Yeter... Milli iradenin üstünde hiç bir güç tanımadığını her fırsatta tekrarlayan siyasi iktidar, terör örgütü ile yürüttüğü bir “gizli diplomasi” varsa bunu artık sonlandırmalıdır.
Ve geleceği kurma sorumluluğuna önce bakanlarını sonra Meclis’i ortak etmelidir.
Hükümet programında Kürt sorunu özel bir yer tutuyordu. Başbakan, bölücülerin hoşuna gitmeyecek şeyler söyledi önce.
Bu topraklarda ayrılıkçılığın tarihsel, sosyolojik ve kültürel hiçbir temeli, zemini bulunmadığını savunurken birden bire “Asimilasyon politikalarını tamamen bitirmeye kararlıyız“ deyiverdi.
Kendi sözleriyle çelişkiye düştü.
Büyük yanlış ve haksızlık yaptı.
Asimilasyon, içine almak, eritmek demektir. Bırakın Cumhuriyeti, mirasçısı olduğu Osmanlı bile imparatorluk kimliğine rağmen başka kültürleri zaptetme amacı gütmemiştir.
Bir taraftan milleti kızdırmamak, öte yandan terör örgütünü kontrol altında tutacak kadar umut üretmek...
Tavşana kaç, tazıya tut taktiği ile idare edilecek sınırı aşmıştır bu mesele.
İktidar çözümü İmralı’da değil Meclis’te aramalıdır.
Türkiye’nin terörle terbiye edilebilen bir devlet olduğu yanılgısı uyandıracak bir süreç “barış getirecek” diye gazlansa bile herkes emin olmalıdır ki, daha çok kan ve gözyaşı sebebi olur.
Gizli görüşmeler, karanlık maceralar üretir.
Şu “açılım” açılsın artık!
CHP ne istiyor?
Başbakan, yarın sonlanacağı umulan yemin krizi konusunda dün de konuşmadan edemedi.
“Kimse yasaları yarma harekâtı içine girmesin ve bizden buna yönelik destek beklemesin“ dedi.
Şunu anlatmak istiyor: CHP’yi yemin etmeye razı eden mutabakatta bizim verdiğimiz, vereceğimiz bir taviz yok.
Bildiğimiz kadarı ile CHP’nin de böyle bir talebi yok; uzlaşmayı bir “ortak irade beyanı“na indirmiş durumdalar.
Tutuklu milletvekilleri üç yıla yakın zamandır hapiste. Bunların tutuksuz yargılanması için kanun yapmak gerekmiyor milli ve uluslararası hukuka uymak yetiyor.
Bu gerçeği Cumhurbaşkanı da, hükümet üyeleri de, bizzat HSYK 1. Daire Başkanı tesbit ve ifade etmiştir.
Yani iktidardan istenen, yasaları yarması değil, hukukun başını yaran uygulamaları onaylamadığını ciddi olarak belli etmesidir.
Hukuk dışı tutuklamalardan artık hoşlanmadığını samimi olarak göstermesidir.
Nereden çıktı?
Haberin Devamı

