Yıldırım Tuna’dan haftanın fıkraları

19 Şubat 2011

RüzgarBize satın almak istediğimiz evi gezdiren emlak komisyoncusu, “Bizde yalan, aldatmaca falan asla olmaz abi” diye söze başladı. “Bu gezdiğimiz evin iyi yönleri de var, kötü yönleri de.. Kötü yönü evin bir cephesinin şehir çöplüğüne, diğer cephesinin ise mezbahaya bakıyor olması.” Merakla “Tamam da..” dedim “O zaman bu evin ‘iyi yönü’ ne olabilir ki?” Komisyoncu: “Balkona çıktığınızda rüzgarın hangi yönden estiğini ‘şak’ diye anlarsınız.”DayakAdam hayatında ilk defa trenle seyahat etmek için gara gitmiş ama prosedürü bilmediği için yanlışlıkla yük vagonlarına girip oturmuş. Yolculuk bitip tam vagondan inerken onu görüp kaçak yolcu zanneden güvenlik görevlileri adamı yakalayıp bir güzel dövmüş. Köyüne döndüğünde ona “Trenle yolculuk nasıldı?” diye sorulunca “Harika bir şey” demiş adam, “Bir de şu dayak olayını kaldırsalar keyfine doyum olmayacak.” Kutup ayısıParasızlıktan alışveriş merkezinin birinde ‘Kutup Ayısı’ gibi giyinerek mağazaya gelen müşterilere soğuk içecekler sunmamı istedikleri bir iş buldum.. Adamın biri yanıma sokuldu. “Bu şeyi giyince kendini aptal gibi hissetmiyor musun?” diye sordu sırıtarak. “Kim? Ben mi? Neden aptal biri gibi hissedeyim ki?” dedim sinirlenerek, “Bir kere bir kutup ayısının yanına gidip konuşmaya çalışarak komik duruma düşen sensin salak? Gırrr!”Ne bileyim?Temel, karanlıkta yalnız başına yürürken soyguncunun biri üzerine atlamış. İkili kıyasıya yerde debelenerek bir güreşe başlamışlar. Dakikalar sonra daha önceden hazırlıklı olan soyguncu Temel’in sırtını yere yapıştırmış. Ceplerine bakıp birinde 25 kuruş bulmuş. “Aptal adam! Direnip hayatını bu 25 kuruş için mi tehlikeye attın?” demiş. “25 kuruşla yetineceğini ne bileyim?” diye cevaplamış Temel yattığı yerden doğrulmaya çalışarak, “Bir anda çorabımın içindeki 1000 doların peşinde olduğunu sandım.” RuletRuleti çok severim. Kıbrıs’a her gittiğimizde oynarım. En son gittiğimizde çok şanssız bir gecemdeydim. Karıma “Son yüz dolarım kaldı” dedim, “Nereye koymamı önerirsin?” Karım “Bence hemen cebine koy da gidelim buradan.” ŞekerKilisenin kimsesiz çocuklar yetiştirme yurdunda 18 yaşını bitirmiş 3 kızın yurttan ayrılma töreninde başrahibe kürsüye çıkmış: “Bu gün özenle korunduğunuz dünyadan günah dolu bir ortama adım atıyorsunuz. Uyarmalıyım ki erkekler sizi elde etmek için her şeyi deneyeceklerdir. Sizleri yemeğe davet edecekler, içki ikram edecekler, oradan evlerine veya motellere götürecekler, sizlere korkunç şeyler yapıp işleri bittikten sonra cebinize 40-50 dolar koyup başlarından defedeceklerdir.” Kızlardan biri “Bir dakika efendim” demiş, “Yani bizden istifade ettikten sonra bize para mı verecekler?” Rahibenin “Evet yavrum neden sordun?” demesi üzerine kız cevabı yapıştırmış: “Hiiç.. Rahip efendi bizi sadece şekerle savıyordu da..”*****Türkçemi arıyorumİstanbul Teknik Üniversitesi Dil ve İnkılap Tarihi Bölümü eski öğretim görevlilerinden Nadiye Sarıtosun, Türkçemizin giderek bozulmasına şiirsel bir dille tepki vermiş. Bence okurken hem gülümseyecek hem de içinizi çekerek “Nasıl oldu da gerçekten bu hale geldik” diye düşünmeden de edemeyeceksiniz.Bu yazıyı çok beğeneceğinizi umuyorum. Haftaya da Nadiye Sarıtosun’un bir başka yazısını da paylaşacağım sizlerle.. Karamanoğlu Mehmet Bey’i arıyorum.Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı? Hani bir ferman yayımlamıştı,Bu günden sonra divanda, dergahta, bergahta, mecliste, meydanda,Türkçe’den başka dil konuşulmaya diye.Hatırlayanınız var mı?Dolanın yurdun dört bir yanını,Çarşıyı, pazarı, köyü, şehriFermana uyanınız var mı?Nutkum tutuldu, şaşırdım, merak ettim,Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere,Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?Tanıtımın demo, sunucunun spiker,Gösteri adamının showman, radyo sunucusunun discjokey,Olduğuna şaşıranınız var mı? Dükkânın store, bakkalın market, torbanın poşet,Mağazanın süper, hiper, gros marketUcuzluğun damping olduğuna kananınız var mı?İlan tahtasının billboard, sayı tabelasının skorboard,Bilgi akışının brifing, bildirgenin deklarasyon,Merakın, uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı?Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı,Beldelerin girişinde welcome,Çıkışında good-bye okuyanınız var mı?Korumanın, muhafızın body-guard,Sanat ve meslek pirlerinin duayen,İtibarın, saygınlığın prestij olduğunu bileniniz var mı?Seki’nin, alanın platform, merkezin center,Büyüğün mega, küçüğün mikro, sonun final,Özlemin, hasretin nostalji olduğunu öğreneniniz var mı?İş hanımızı plaza, bedestenimizi galleria,Sergi yerlerimizi center room, show room,Büyük şehirlerimizi, mega kent diye gezeniniz var mı?Yol üstü lokantamızın fast-food,Yemek çeşitlerimizin mönü olduğu yerlerde,Hesabını, adisyon diye ödeyeniniz var mı?İki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evini tripleks,Köşklerimizi villa, girişimizi antre,Bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik,Vurguncunun spekülatör, eşkıyanın mafya,Desteğe, bilemediniz koltuk çıkmaya sponsorluk diyeniniz var mı?Mesireyi, kır gezintisini picnic,Bilgisayarı computer, hava yastığını air-bag,Pekâlâyı, oluru okey diye söyleyeniniz var mı?Çarpıcı, önemli haberler flash haber,Yaşa, varol sevinçleri oley oley, şaşırınca woov diyeniniz,Yıldızları star diye seyredeniniz var mı?Vırvırık dağının tepesindeki köyde,Cafe-show levhasının altında,Acının da acısı, neskaaaave içeniniz var mı?Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken,Dilimizin çalındığını, talan edildiğini,Özün, el diline özendiğine içi yananınız var mı?Masallarımızı, tekerlemelerimizi,Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik.Türkçemiz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?Karamanoğlu Mehmet Bey’i arıyorum,Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?Bir ferman yayınlamıştı... haniHayal meyal hatırlayıp da sahip çıkanınız var mı?*****Gani Yıldız’dan* Öğrenciler, YGS ile aynı güne gelen ileri saat uygulamasının tarihinin değiştirilmesini istiyor. İleri demokrasi tartışması bitti, ileri saat başladı. İlerlemek bize iyi gelmiyor.* Alkollü sürücülere iyi haber: Yeni yasa taslağına göre alkollü araç kullanma limiti yükseliyor. Yasadan sonraki sarhoş sürücülerin halini üstat Levent Kırca bile canlandıramaz.* Bakalım AKP, 12 Haziran seçimi öncesi kaç “Allah kuruşu” yardım dağıtacak.* Başbakan, ABD Büyükelçisi için, “Yargı kararını beklemeden yapılan yorumlara ‘acemi elçilik’ denir” demiş. Demek ki medyamızın büyük bölümü acemi, zira insanı dava devam ederken suçlu ilan ediyor.* Bakalım “yaşam tarzlarının güvencesi” olmakla övünen iktidar, “Dekolte kadın tacize uğrar” diyen profesöre karşı vatandaşlarını savunacak mı?

Devamını Oku

Büyükelçi’yi gönderin o zaman

18 Şubat 2011

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ricciardone‘nin görevine henüz başlamışken söyledikleri ortalığı karıştırdı. Büyükelçi “Türkiye’de hükümet bir yandan basın özgürlüğünden söz ediyor, diğer taraftan gazeteciler gözaltına alınıyor bunu anlamıyoruz” deyince AKP ayağa kalktı.Önce Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Büyükelçi’nin sözlerine tepki gösterdi ve Ricciardone’nin “acemi” olduğunu söyledi. Sonra da Hüseyin Çelik AKP sözcüsü olarak kürsüye çıkıp “Büyükelçiler bizim iç politikamıza karışamaz, bizim iç politikamızı dizayn edemez” dedi.Konuya devam etmeden araya gireyim. Çelik’in sözlerinden anladığımız kadarıyla Türkiye’de gazetecilerin hapse girmesi iç politika gereği yapılan bir işlem. Yani bu gözaltılar hükümetin bilgisi, hatta talimatıyla yapılıyor. Böyle olunca da tabii ki ABD Büyükelçisi’nin sözleri iç politikaya müdahale olarak algılanıyor demek ki.AKP’den gelen bu tepkilerden sonra “şok” bir açıklama ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapıldı. Bakanlık sözcüsü “Büyükelçi’nin sözlerinin ABD yönetiminin düşüncesini yansıttığını” bildirdi. Yani Büyükelçi, bizim bazı gazeteci arkadaşlarımızın çırpınarak anlatmaya çalıştığı gibi “özel bir yemekte, sohbet sırasında, ağızdan kaçırılan” cümleler sarf etmemişti. Görüş Büyükelçi’ye değil, ABD yönetimine aitti.Yine araya gireyim; bu gazeteci arkadaşlarımız herhalde AKP’nin sıkıntıya girmemesi için durumu sakinleştirmeye çalıştılar. İyi de bu onların görevi mi? Neredeyse “Yahu kim açtı bu konuyu, gazeteci dediğin iktidarı zora sokacak bir cevabın gelip gelmeyeceğini bilmeden sorular sorar mı” diye özeleştiri bile yapacaklar.Derken Cumhurbaşkanı Gül de konuya girdi. ABD Büyükelçisi’nin “güven mektubunu” onaylayan, yani o kişinin “ABD’nin Ankara Büyükelçiliği görevini yapmasına izin veren son makam” Cumhurbaşkanı, “Bu beni ilgilendirmez” dedi.AKP sözcüsü “Bu iç politikaya müdahaledir” derken, Cumhurbaşkanı konuyla ilgilenmiyor bile. Harika.Sonunda Başbakan Erdoğan da konuşma sırasındaki yerini aldı. Ama sadece bir cümle ile; “Büyükelçi’nin henüz acemi olduğunu” söyledi. Demek ki acemilik dönemi geçince iktidarın işine yarayacak sözler söylemesi bekleniyor.İşin şakası bir yana, ABD Büyükelçisi’nin sözleri de ona yapılan eleştiriler de aslında skandal boyutundadır.İktidar, sözcüleri aracılığı ile Büyükelçi’yi eleştirmek yerine gereğini yapmalıdır. O da Büyükelçi’yi “istenmeyen kişi” ilan etmektir. “Henüz acemi, pişince bunları yapmaz” mantığı sadece Türkiye’nin itibarını düşürür.Ancak bunu kimse beklemesin. Çünkü iktidar, Amerika’ya karşı dik duruyormuş havası yayarak kendi tabanına mesaj vermekten öte bir şey yapmamaktadır. Oysa dik duruş sözle değil eylemle gösterilir.O elçi yerinde durdukça iktidarın yönelteceği eleştirilerin anlamı olmayacaktır.***Bu ne ikiyüzlülükİktidar yandaşları ve maskeliler iki yüzlülük konusunda o kadar kendilerinden geçiyorlar ki, insanın nasıl canı sıkılmasın. Soner Yalçın’a yapılanları adeta kusar gibi yazılarla ve sözlerle destekleyenler, içinde kendilerinin de olduğu Türkiye gerçeğini unutuveriyorlar.Son üç gündür “basın özgürlüğüne darbe” tartışmaları yapıyoruz.Aklı başında, vicdan ve namus sahibi gerçek gazeteciler, basına yönelik baskıları ve sindirme operasyonlarını eleştiriyorlar.Oysa yandaşlar ve maskeliler muhalif gazetecilere baskı yapılmadığını, kimsenin yazdıklarından dolayı gözaltına alınmadığını, konuya yargının karar vereceğini söyleyip duruyorlar.Ardından bu söylediklerini unutup kendileri hakkında açılan davalara şiddetli tepki gösteriyorlar.Taraf Gazetesi yönetici ve yazarları günde 20 kere mahkemeye gidiyormuş, Star Gazetesi’ne 2000 dava açılmış, kimi yandaş yazarlar tutuklanma tehlikesiyle karşı karşıyayıymış, bazıları 30 yıl bile hapis yatabilirmiş.“Şimdi yandaş ve maskeli mantığı ile bakalım; ne var bunda üzülecek, bağırıp çağıracak. Yargı karar verecek işte, bekleyin, sonucunu görün.”Böyle mi konuşalım biz de? Hayır, fark bu işte. Dürüst, namuslu, vicdanlı, gerçek gazeteciler yazdıkları nedeniyle soruşturmaya uğrayan, hapis cezalarıyla tehdit edilen ve hapse atılan tüm gazeteciler için mücadele ediyor. Gerçek gazeteci “senden benden” ayırımı yapmıyor.Gerçi ne söylesem anlamayacaklar ama, kayda geçsin bari.***Men dakka dukkaBaşbakan Erdoğan dünkü genişletilmiş il başkanları toplantısında uzun uzun basın özgürlüğünden söz etti.Başbakan’a göre Türkiye’de baskı nedeniyle kapanmış tek yayın organı bile yok. Şu anda kim kapandı kim açıldı muhasebesi yapamam, ama söyledikleri doğrudur.Baskı nedeniyle kapanan medya organı yok galiba.İçi boşaltılan var ama.Etkisiz hale getirilen var ama.Korkudan kılını kıpırdatamayan var ama.Sırf kendilerini koruyabilmek için çareyi yalakalıkta bulanlar var ama.En önemlisi artık medyaya baskı yapmaya da pek gerek kalmadı.Çünkü bu iktidar eski iktidarlar gibi medyaya sürekli baskı uygulamak yerine medyayı fiilen satın alarak kendi egemenliğine sokmayı başardı. Bakın medya sahiplerinin yarıdan fazlasına, hepsi bu sektöre yeni giren, en önemli özellikleri iktidar partisine yakın olmak olan kişileri göreceksiniz.Zaten neredeyse dikensiz bir gül bahçesi oluşturulmuş, kalanlar da birer birer temizleniyor.Tabii işin önemli noktalarından biri de, Başbakan’ın her biri demokrasi ve hukuk dersi gibi süslü cümleler kurmasına rağmen sonunda yine kendini tutamayıp gerçeği dile getirmesi.İşte dün de oldu. Başbakan yine ders verdi, basın özgürlüğünün tam olduğunu söyledi ama lafın sonunda “Men dakka dukka” deyiverdi. Sonra ekledi “Alma mazlumun ahını...”O kadar basın özgürlüğü nutkundan sonra “Sen dak dersen biri duk der” deyimini kullandı. Yanisi şu ki, “Basın özgürlüğü falan hikâyedir, gün bizi eleştirenlerden intikam günüdür. Duk günü gelmiştir.”Bilmem anlatabildim mi?***Üretimdeki başarı insana rahatlık, paylaşmadaki başarı ise huzur verir. (Rüştü Alçı)İçişleri Bakanı, “Türkiye, basın özgürlüğü açısından Amerika’dan daha çok basın özgürlüğünün olduğu bir ülkedir” demiş. Görünen o ki Bakanımız basın özgürlüğü açısından “Amerika’yı yeniden keşfetmeli!” (Gani Yıldız)

Devamını Oku

Paşa’nın 7 saatlik ifadesi nerede?

16 Şubat 2011

ANALİZNe zaman yüksek komutanlarla ilgili kritik bir aşamaya gelinse eski genelkurmay başkanlarından biri ortaya çıkıyor. Zamanında “kasaptaki ete soğan doğramam” gibi tuhaf bir açıklama yapan paşa şimdi de “uykularım kaçıyor” ve “hepsi tertemizdir” gibi açıklamalarla gündeme oturdu.Aslında belki de suç bizlerde. Hiçbir şey söylemeyen bir kişiye acaba fazla mı değer veriliyor diye düşünmeden edemiyorum.Gerçi konumu çok önemli tabii. Çünkü tüm Türkiye’yi üç yıldır kilitleyen darbe iddialarına karşı yapacağı tanıklık her şeyi değiştirebilir. Ama paşa asla bu yolu seçmiyor ve adeta garip bir hazla gelişmeleri izliyor. Dün de yazdım. Bu paşanın yapacağı iki şey var; ya “darbe hazırlıkları vardı” diyecek ya da “hiçbir darbe hazırlığı yoktu.”Birinci şıkkı seçerse bu kez yine iki seçeneği var; ya “benim hiç haberim olmadı” diyecek ya da “vardı ve engelledim.”Tabii bu durumda kendisi de sorumlu. Bilmiyorduysa “görev ihmali” var, biliyorduysa da “görevi suiistimal” suçu işlemiş olacak. Ama paşa hiçbirini söylemiyor. Buna karşın savcıların elinde tam 7 saatlik karşılıklı konuşmayla edinilmiş bir ifade var.Ancak o ifadenin akıbeti bilinmiyor.Darbe iddianamelerinde iki kişi arasındaki “akşama bize geliyor musun?” türündeki basit telefon konuşmalarının bile deşifreleri olduğu halde, dönemin en önemli isminin 7 saatlik ifadesi hiçbir yerde yok.Bu garip değil mi?O paşa “hangi sıfatla” ifade vermişti. Verdiği bilgiler iddianamede olmadığına göre hangi amaçla değerlendiriliyor.Herhalde paşa gizli tanık da değil çünkü öyle olsa bu bilgilerin iddianamede olması gerekir.O halde o paşanın savcılara “ne yapmaları” gerektiğini anlattığı, kimi belge ve bilgiler verdiği, kimin üzerine ne şekilde yürünmesinin etkili olacağının şifrelerini verdiği gibi görüşler ağırlık kazanır.Bu paşa gazete gazete dolaşıp “vicdan ağırlıklı” tavırlar takınacağına, kafa karıştıracağına artık ortaya çıkıp ne biliyorsa söylemelidir.“Benim de ifadem alındı, gereği yapılır” türünden açıklamaların bir anlam taşımadığı, o 7 saatlik ifadenin hiçbir yerde geçmemesinden anlaşılmakta zaten.*****MERAK ETTİKLERİMSkandal gibi uygulamaBalyoz davası nedeniyle general ve amirallerin yüzde 10’u tutuklandı. Özellikle Deniz Kuvvetleri’nde Saha Komutanı kalmadı. Elbette ortada bir suç varsa herkes yargı kararına uyacak, bedeli ne olursa olsun.Ancak şunu da biliyoruz ki yargı kararları da usulüne uygun olmak zorundadır. “Darbe yapılacak, ağır cezalık suç var, bu nedenle acele ettik” bahanesi hukuk kurallarına aykırıdır.Tutuklamalar sırasında ayrıntı gibi görünen ama bir skandalı andıran hukuk eksikliğini aktarmak istiyorum.CMK’nın 217. maddesine göre “tutuklama için geçerli olacak delillerin yasalara uygun olarak toplanmış olması” gerekiyor. Bunun için de arama tutanakları, ihbar tutanakları, arama izin talebi ve kararları ile delillerle ilgili bilirkişi tutanaklarının da mahkeme heyetine sunulmuş olması şarttır.Generaller için tutuklama kararının 15. maddesinde bu esaslara uyulmadığını ortaya çıkıyor. Çünkü bu madde ile mahkeme arama tutanaklarının, ihbar tutanaklarının, bilirkişi raporlarının kendisine gönderilmesini istiyor.Kısacası bu tutanaklar olmadığı halde mahkeme delilleri yasal olarak kabul etmiş ve 163 kişinin tutuklanmasına karar vermiş. Peki bu sonuca acaba nasıl varmış? Sanıyorum ayrıntı gibi görünen bu hukuksal yanlış itirazlarda en etkili faktör olacaktır.*****ÜZÜLDÜMİnsaf yahu!Soner Yalçın’ın gözaltına alınmasından sonra yapılan bazı yorumları okurken ve dinlerken çok üzülüyorum. “Oh olsun” diyen “adam iğrençti” diye içindekini kusan, “pisliğin tekiydi” yapıştırmasında bulunan “ajandı zaten” sıfatı kullanan gazeteciler acaba yazılarını okurken hiç utandılar mı?Ya da “gözaltında olduğu için” hiçbir şeye cevap veremeyecek durumda olan birine bu kadar ağır saldırılarda bulunmak vicdanlarında bir parça rahatsızlık yarattı mı?Soner Yalçın ya da bir başka gazeteci sevilmeyebilir.Bir gazeteci çok kişinin canını yakmış olabilir.Kimileri bazı gazetecilerin yalan yazdığını, iftira attığını, manipülasyon yaptığını da ileri sürebilir.Ama Soner Yalçın bu gerekçelerle gözaltına alınmadı.Bir muhalifin susturulmasını, kişisel egoları da tatmin etmek, eli kalem tutarken cevap veremeyip de şimdi hesaplaşmaya kalkmak, kamuoyunun gözünde hedef şaşırtmak için ortaya ayıp iddialar atmak en azından ahlakla bağdaşmaz.Bugün bir başka gazeteciden öç almak için kalemlerini hançer gibi kullananlar unutmasınlar, yarın başka bir nedenle benzer duruma düşebilirler.Bilin ki onların haklarını da yine bizler savunacağız.*****KAFAMI BOZAN ŞEYLERTürban bitti artıkNeredeyse son 20 yılımızı “türban tartışmasıyla” geçirdik. Bu tartışmalar sadece “türban üzerinden din siyaseti yapanların” işine yaradı ve bu zihniyet azımsanmayacak kadar güçlendi.Şimdi belli ki daha ileri bir aşamaya gelindi. Artık konu sadece “inanan kesimin türban özgürlüğü” değil, tüm kadınların “İslama göre giyinip kuşanması” boyutuna taşındı.Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Bölüm Başkanı Prof. Orhan Çeker “Dekolte giyen kadınların tacize (tecavüze) uğrayabileceğini” söyledi. Bu prof’a göre kadın eğer dekolte giyerse erkeği tahrik eder, bu durumda işlenen taciz suçunun yarısı kadına aittir.Ama eğer kadın vakur davranırsa o zaman erkek yüzde 100 haksızdır.Bu kişi dün CNN’e çıktı. Sunucu “dekoltenin sınırı nedir?” diye sorunca, prof. da baklayı ağzından çıkardı: “Onu uzmanlara sorun. Yasa çıkarırken sınırı onlar belirler.” Demek ki taciz tecavüz konularında giyim kuşamla ilgili kısıtlayıcı yasa çıkarılmaya hazırlanıyor. Oysa iktidar ve yandaşları ile maskeliler “türbanın demokrasi ve özgürlük olduğunu ve kimsenin kıyafetine karışamayacağını” anlatıyorlar yıllardır.İşte o baskının sonunda “dekoltenin yasalarla belirleneceği” noktasına geldik.Sözde demokratların dikkatine. Ama sakın “YÖK soruşturma açtı, rektör özür diledi” bahanelerine sapmasınlar. Kayıkçı kavgasıdır o sadece.*****Aynı tornadan..Başbakan Erdoğan CHP’li kadınların “aynı tornadan çıktığını” söyledi. Bu söz kadınları aşağılamasının ötesinde herhalde bir başbakana da yakışmıyor.Ama insan düşünmeden edemiyor. Eğer CHP’li kadınlar aynı tornadan çıktıysa, Başbakan ne söylerse biat eden, aynı anda aynı görüşleri savunan, aynı anda parmak kaldırıp indiren, aynı tür kıyafetle gezenler de tornadan çıkmış gibi değiller mi?*****Ne yazık ki bazılarının ileri demokrasiden anladığı; muhalifleri sindirip onları yok edecek kadar “ileri gidebilen” bir demokrasi! (Gani Yıldız)*****Üstün insan yoktur, gelişmiş insan vardır. (Rüştü Alçı)

Devamını Oku

Yok öyle şey paşam

15 Şubat 2011

ANALİZDarbe yapmaya kalktıkları gerekçesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görev yapan general ve amirallerin yüzde 10’u, emekli olmuş kuvvet ve ordu komutanları ile çok sayıda subayın tutuklandığı günlerde, bir dönemin Genelkurmay Başkanı yine ortaya çıktı.Son tutuklamalara çok üzüldüğünü ve uykularının kaçtığını söylüyor.Oysa kendisi şu anda tutuklu olan kuvvet komutanlarının, ordu komutanlarının görev yaptığı dönemde Genelkurmay Başkanı’ydı. Yani “darbe planları yapıldı” denilen dönemin “bir numaralı” ismi.Ve ne gariptir ki, bütün bu iddialar arasında bu eski Genelkurmay Başkanı’nın adı hiç anılmıyor, hep ayrı bir yerde tutuluyor.Bu işte bir gariplik yok mu?Koca ordu sadece Genelkurmay Başkanı hariç “darbe yapmaya” hazırlanıyor.Peki bu komutanın hiç mi sorumluluğu olmaz, kimsenin aklına “Paşam sen o sırada ne yapıyordun?” sorusu hiç mi gelmez?Eğer o paşanın döneminde bir darbe hazırlığı yapıldıysa kendisinin hiç mi haberi olmadı?Samimiyetle çıkıp “hayır haberim yoktu” diyebiliyorsa, görevini ihmal etmiş demektir. Düşünebiliyor musunuz, başında olduğunuz bir kurumda en olmayacak işler yapılıyor ve sizin haberiniz bile yok. O makamı hak etmiyorsunuz demektir ve normal demokratik bir ülkede bu durumda “görevi ihmal” suçuyla dava açılır.Yok eğer paşa darbe hazırlıklarını biliyorduysa durum daha vahim hâl alıyor. Çünkü o halde paşa “görevini suiistimal etmiş” demektir ki, herhalde “görevi ihmal” suçundan daha ağır bir suç olur bu.Ama her şeyin ötesinde AKP ve yandaşları ile maskelilerin yere göğe sığdıramadıkları emekli Genelkurmay Başkanı, yiğit davranıp, hiç olmazsa bugün bildiklerini açıklamalıdır.“Bugüne kadar iyi niyetle söylediğim birçok söz kötü niyetli noktalara çekildi” demekle veya “Yapmamız gereken iyiye iyi, kötüye kötü demek. Doğru bildiğimizi söylemeye kim ne der diye düşünmeden devam etmek” savunmasıyla olmuyor..Bu emekli Genelkurkay Başkanı bugüne kadar “kafa karıştırıcı” sözler söylemenin ötesinde hiçbir şey yapmadı.Çünkü herhalde kendisi de biliyor ki, gelinen noktada ne söylerse söylesin kendisi de sorumludur ve er geç kendisinden hukuken hesap sorulacaktır.Elbette emekli paşa “uykularım kaçıyor” derken samimidir. Kolay değil tabii, kader birliği ettiği arkadaşları, ortaya çıkıp tek kelime etmediği için bugün ağır hakaretlere, tacizlere, aşağılamalara uğruyor. Türk Silahlı Kuvvetleri bugüne kadar hiç düşürülmediği bir düzeye indiriliyor, gururu ayaklar altına alınıyor.Bütün bunlara emekli paşa içinden “oh olsun” diyor olsa bile kimilerinde kırıntı kadar bile olsa varolan vicdan elbette uyku uyutmaz.*****YENİ ÖĞRENDİMAsker eşleri Anıtkabir’e çıkıyorGenerallerin tutuklandığı gün Beşiktaş Adliyesi önünde toplanan ve gösteri yapan asker eşleri “sürekli eylem” kararı almışlar. Asker eşleri “adaletsizliğe ve hukuksuzluğa karşı” seslerini yükselteceklerini söylüyorlar.Bu kapsamda ilk etkinlik cumartesi günü Anıtkabir ziyaretiyle başlayacakmış.Saat 14.00’te Anıtkabir’de toplanacak olan asker eşleri, tutuklu olsun olmasın eşleri Silahlı Kuvvetler mensubu olan tüm kadınları bu ziyarete çağırdıklarını açıkladılar. Facebook, twitter, e-mail zinciri gibi sanal medya olanaklarını kullananan asker eşleri “Bu protestomuz sadece Silahlı Kuvvetler mensupları ile sınırlı kalmamalı. Türkiye’nin kötüye gittiğine; demokrasi, hukuk, ifade özgürlüğünün ayaklar altına alındığına inanan herkesi yanımızda görmek istiyoruz. Bu bir asker desteği eylemi değil, adaletsizliğe karşı bir isyandır” çağrıları yapıyorlar.Asker eşleri cezaevine de mesaj göndererek “Hiç endişe etmeyin, biz her zaman olduğu gibi yine yanınızdayız, bu yolda yılmadan, korkmadan yürüyeceğimizden emin olun, yüreğinizi ferah tutun” diyorlar.*****ŞAŞIRDIMTatlısu demokratı deyince kızıyorlarİktidarın yarattığı iklimden maddi manevi çok iyi yararlanmayı bilenler, ellerinde tuttukları demokrasi ve hukuk sopasıyla İran’daki “devrim muhafızları” edasında gezinerek herkesi hizaya getirmeye çalışıyorlar.Hangi konu olursa olsun “demokrasi, hukuk, insan hakları” çığlıkları atarak iktidar adına düşünen, soran, sorgulayan, eleştiren, akıl ve vicdan sahibi, sağduyulu herkese saldıran bu kesim şimdilerde adeta “zil takıp oynama” aşamasına geldi.Çünkü general ve amirallerin yüzde 10’u tutuklandı, ordu iyice ayağa düşürüldü bir de üstüne yiğitçe bir mücadele veren önemli bir gazeteci ve arkadaşları da baskına uğradı ya, değmeyin gitsin. Zil takıp oynamasınlar da ne yapsınlar, ki zaten saklamıyorlar da. Ekranlarda en güleç çehreleriyle “eee, su testisi” benzetmesi yapmaktan da hicap duymuyorlar.Ben bu türe “tatlısu demokratı” dediğimde de bozuluyorlar, kızıyorlar; bir bakıyorsunuz, kampanya bile başlatmışlar.Ama gelin görün ki, o demokrasi ve hukuk nutukları atanlar, güç zehirlenmesinin etkisiyle “artık bundan sonra bize engel yok” diye düşünerek gerçek yüzlerini ortaya koyuyorlar.Şu satırlar Taraf Gazetesi’nden aynen alındı; “Yakın zamanda İlker Başbuğ irtica ile mücadele eylem planı sebebiyle Yaşar Büyükanıt da e-muhtıra dolayısıyla tutuklanacaklar.”İlk okunduğunda belki de kimseye garip gelmiyordur. Çünkü haksızlık hukuksuzluk öylesine diz boyu hale geldi ki, insanlarda ayrıntıyı görme duygusu da köreldi.Gazete iki eski Genelkurmay Başkanı’nın “Tutuklanacağını” yazıyor,Tutuklama mahkeme kararı ile olur. Hukuka ve yargının bağımsızlığına inanan biri mahkeme açıklamadan hangi kararı alacağını bilemez. Bilirse zaten onun adı hukuk olmaz, demokrasi olmaz.Ama bizim tatlısu demokratları, demokrasiyi sadece sakız gibi çiğnenecek kavram olarak gördüğünden “yalanda, komploda bile itina göstermeyi” beceremiyor, gerçek duygusunu, özlemini, amacını ortaya koyuyor.Evet, hangi mahkeme ve hangi hâkim bu tutuklamaları yapacak, bari onu da yazın da herkes rahatlasın.*****Ayak genellikle ele hizmet eder, ama bu durum ele üstünlük sağlamaz. (Rüştü Alçı)*****OKURDAN MESAJLARŞehit yakınları neden unutuldu?Şehit yakını bir okurum verilen tüm sözlere rağmen Torba Yasaya şehit yakınları ile ilgili maddenin konulmamasına isyan ediyor. Şehit polis oğlu olduğunu belirten okurum AY “2009’da Cemil Çiçek şehit yakınlarına kamuda ikinci iş şansı verileceğini söylemişti. 2010’da bu konudaki sözler verilmeye devam edildi. Bu yılın başında Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Manisa’da bir şehit yakının evini ziyaretinde torba yasasına eklenen bir hükümle şehit yakınlarına 2. iş hakkı verileceğini söyledi” dedikten sonra devam ediyor;“Torba yasa görüşüldü ama bu madde hiç konmadı bile. Üstüne bir de ekranlara çıkan İçişleri Bakanı soru üzerine şehit yakınlarına iş konusunun hiç ele alınmadığını söyledi. Yani biz şehit yakınları kandırıldık. Konumumuz gereği sesimizi de çıkaramıyoruz, bari siz bizim sesimiz olur lütfen...”*****Yandaş olmayan gazetecilerin başlarına gelenler şunu gösteriyor: “Muhalif basın” kavramı şekil değiştirerek, “Muhalifse, basın!” oldu. (Gani Yıldız)

Devamını Oku

Generallerinin yüzde 10’u darbeci (!) ordu

14 Şubat 2011

ANALİZÇok garip olaylar yaşıyoruz. Ama yaşadığımız olayların gerekleri yerine getirilmiyor. Tam tersine, kafa karıştırıcı tutum ve davranışlar daha ön planda ve yazık ki bunlar prim yapıyor.Balyoz davasından başlayalım. Tutuklamalar şaşırtıcı mı? Bana göre hayır. Bunun buraya geleceği belliydi. Tüm belirtiler ve “tesadüfler” tutuklamaların olacağını gösteriyordu.Hatta daha da ilerisi var. Bugüne kadar yüksek gazetecilik başarısı ile yazdıklarının neredeyse tamamı doğru çıkan bazı meslektaşlarımız (!) İlker Başbuğ’un, Yaşar Büyükanıt’ın, Süleyman Demirel’in, Hüsamettin Cindoruk’un, bazı gazetecilerin, bazı akademisyenlerin ve hatta bazı çok çok ünlü ve güçlü iş adamlarının da tutuklanacağını ileri sürüyorlar. Arzu eden gazete sayfalarına tekrar bakabilir.Demek ki, Balyoz tutuklamaları da o kadar şaşırtıcı değildir. Ancak ardından yaşanan gelişmeler garip ötesi.Örneğin Genelkurmay Başkanı ani bir kararla Başbakan Erdoğan’a gitti. Medyaya yansıyan bilgilere göre tutuklanan general ve amiral eşleriyle konuşan Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner, Başbakan’la duygu paylaşımında bulunmuş.Ne anlama geldiğini ben çözemedim. Genelkurmay Başkanı bu kadar hassas bir anda neden tek başına Başbakan’la görüşür, daha da önemlisi Başbakan neden böyle bir kabulde bulunur?Bu buluşma hangi açıdan bakarsanız bakın yargıyı etkileme amacını taşımaz mı?Elbette “Bu kadar önemli bir gelişme karşısında Genelkurmay Başkanı’nın Başbakan’la görüşmesi normal değil mi?” diye sorabilir.Normal değildir. Başbakan dava hakkında ne yapacaktır ki?Tutuklamalar sonunda ortaya çıkan gerçeği görmeliyiz. O da şudur: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin general ve amirallerinin yüzde 10’u darbe hazırlığı yapmakla suçlanmaktadır. Bu TSK adına hem çok onur kırıcı hem de içinden çıkılmaz bir durumdur.O halde, eğer üst düzey görüşmeler yapılacaksa ya Milli Güvenlik Kurulu toplanmalı ya da Güvenlik Zirvesi yapılmalıdır.Sonuçta 30 üst komutanlık boştur ve bu da Türkiye’nin güvenliğini direkt ilgilendirmektedir. Bunun önlemini almak devletin görevidir.*****CANIMI SIKAN ŞEYLERArtık herkesin başına bir iş gelebilirOdatv Soner Yalçın’ın kurduğu hayli muhalif bir internet haber sitesi. Bu haber sitesinde özellikle Ergenekon süreciyle ilgili kamuoyuna adeta dayatılan bilgilerin çok dışında bazı iddia ve belgeler de yayınlanıyor.En son olarak dün Silivri’deki mahkemede de “delil olarak gösterilen” üç video kaydı bu sitede yayınlandı. Ergenekon soruşturmasında görev alan bazı polislerin Amerikalılardan ders aldıklarına ilişkin konuşmaların bulunduğu bu videolar önceki gece 00.00 itibarıyla yayına verilmiş. Sabah 06.30’da da haber sitesinin yönetim binası ve Soner Yalçın’ın evi basıldı.Tabii video yayınlarıyla baskın tesadüf olabilir de... Bu kadar tesadüf biraz dikkat çekici.Bana göre burada önemli olan Soner Yalçın’ın Ergenekon üyesi olduğunun ve Odatv’nin halkı düşmanlığa ve nefrete sevk eden yayınlar yaptığının ileri sürülmesi.Birincisi, Ergenekon olayı çıkalı üç yıl oldu, Soner Yalçın’ın bu örgüte (!) üye olduğu şimdi hangi belgeyle ortaya çıktı?İkincisi ise çok vahim; düşmanlık ve nefrete sevk etmek gibi bir ifade çok lastiklidir ve kötü niyetli kişiler kullanılan her cümleyi “düşmanlık ve nefret yaratmak” olarak yorumlayabilir ve suçlama yapabilir.Bu da şu demektir ki, iktidara yönelecek her eleştiri bu kapsamda değerlendirilebilir. Üstelik her şey “yasal görüneceği” için yandaşlar üç yıldır sürdürdükleri “Yargı karar verecek, telaş edecek ne var?” söylemini kullanacaktır yine. Bu arada içeri giren girdiğiyle kalacak ve kaderine boyun eğecektir.*****MERAK ETTİKLERİMMühimmat mükerrer mi?Aslında Ergenekon sanığı emekli yarbay Mustafa Dönmez bir yıldır aynı şeyi söylüyormuş, ben dün mahkemedeki savunmasında da söyleyince öğrendim. Bunu kendi ayıbım olarak kabul ediyorum.Emekli yarbay dünkü duruşmada dedi ki “Zir vadisi, Poyrazköy ve Sapanca’da yapılan kazılarda bulunan mühimmat aynıdır.”Ardından devam etti: “Bu mühimmat üç yere de taşındı ve sanki hepsi ayrı ayrı mühimmatmış gibi sunuldu.”Mustafa Dönmez’in hâkimlerden istediği de şu: “Üç ayrı yerde bulunduğu ileri sürülen mühimmat toplansın ve sizin önünüze getirilsin. Bilirkişi tarafından incelensin. Ancak bunlar bir araya getirilirken benim avukatım da mutlaka hazır olsun.”Bugüne kadar bu dava ve türevleri ile ilgili pek çok “düzmece belge” iddiası atıldı orta. Ama bunun kadar ilginç olanını ben duymadım. İddia doğruysa olayı soruşturanlar mühimmatı oradan oraya gezdirmişler. İnanılır gibi değil.Türkiye akıl almaz bir noktaya getirildi. Bundan sonrası için “Allah’a dua etmekten” başka çare var mı acaba?*****KAFAMI BOZAN ŞEYLERBiatçı olmanın zavallılığıMısır’da halk gösteriler yaptı ve 18 gün süren direnişin ardından Mübarek istifa etmek zorunda kaldı.Bu süreçte Türkiye’de de birçok “Mısır uzmanı” çıktı ortaya. Akıl almaz yorumlarda bulundular, analizler yaptılar (bazıları) Mübarek’i ilk günden gönderdiler, Mısır’a demokrasi getirdiler.Ama bu analizlerin hepsi duvara tosladı. Başbakan da bu havaya kendini kaptırarak Mübarek’e “ilk git diyen devlet adamı olma şerefini” yüklendi.Bu analizlerin yanlışlığını ve Başbakan’ın erken çıkışını eleştirmiştim.Mübarek gidince, zavallılığının farkında bile olmayan biat medyasının kimi üyeleri zafer çığlıkları ile “Başbakan’ı eleştirenler (Can Ataklı) yanıldı yine. Yol yakınken kalemlerini bıraksınlar” diyorlar. (Bu da yeni moda, beğenmediğin herkese git çağrısı yapmak.)Hemen söyleyeyim; a benim canım biatçı kardeşlerim, yanılmadım, tam tersine ne kadar haklı çıktığımın farkındasınız da utancınızdan söyleyemiyorsunuz.Mübarek’in gideceğini hepinizden önce söyledim ve yazdım. Pazarlık yaptığını, bir süre başta oturmak için direneceğini de söyledim. En önemlisi Mısır halkının gerçekten demokrasi talebiyle mi sokağa çıktığını sorguladım.Gelin sonuca bakın. Mübarek gitti ama hâlâ anlamadınız; Mısır’da askeri darbe oldu. Yönetime asker geldi, parlamentoyu feshetti ve işin başına oturdu.Oysa siz biatçılar demokrasiye geçileceğini söylüyordunuz. Yoksa Mübarek söz konusu olunca askeri darbe de meşru mu oluyor?Ah benim savallı biatçılarım.*****Yalan insana iki geçersiz evrak kullanma mahcubiyeti verir: İftira ve sahte evrak. (Rüştü Alçı)

Devamını Oku

Partiler seçimde güç birliği yapmalı

13 Şubat 2011

OKURLA SOHBETLERSevgili okurlar; seçimlere artık 4 ay kaldı. Eğer bir değişiklik yapılmazsa 12 Haziran günü genel seçimleri yapacağız. Bu seçimlerin tarihi seçim olacağını söylemek yanlış olmaz. Bu seçimlerin sonucu Türkiye’nin geleceğini şekillendirecektir. Türkiye dönüşecekse bu seçimlerin sonuçlarına göre olacak.Muhalefet hazır mı?Şu ana kadar yayınlanan tüm kamuoyu araştırmalarına göre AKP’nin bu seçimden de birinci parti çıkması hatta yine tek başına iktidar olması en büyük ihtimal. AKP’yi bu kadar güçlü kılan en temel faktör herhalde muhalefetin henüz tam hazır olmamasıdır. Başta CHP ve MHP seçime nasıl gidiyor, bu meçhul.Güç birliği şartEğer muhalefet partileri bu seçimden de hüsranla çıkmak istemiyorlarsa güç birliğine gitmek zorunda olduklarını görmelidirler. Eğer taş gibi durabilen bir AKP karşısında muhalefet halka umut verecek işbirlikleri yapamazsa AKP’nin yine tek başına iktidar olması kaçınılmazdır. Siyaset bu tür boşlukları kaldırmaz.Tek parti iktidarlarıAKP Türkiye’de tek başına iktidar olan ilk ve tek parti değil elbette. Ama diğer tek başına iktidar olan partilerden çok farklı. Bundan önce tek başına iktidar olan partiler laik demokratik sosyal hukuk devleti kavramlarıyla barışıktı. Din istismarına kalkışanlar da olmuştu ama temel değerler her dönem korunmuştu.AKP çok farklıOysa AKP daha önceki tek başına iktidar olan partilerden çok farklı. En başta asıl gündemi diğerleri gibi değil. Din faktörü istismardan öte bir yaşam biçimi olarak dayatılmak isteniyor. Bu partinin öncelikleri dini inançlar ekseninden kaynaklanıyor ve demokrasi hukuk kavramları bu amacı gizlemek için kullanılıyor.Biat kültürü yaratıldıAKP iktidarının en büyük başarısı bu asıl niyeti gizlemekte ustalığı oldu. Tarikat ve cemaatlerin büyük desteği ile biat etmiş geniş bir taban yaratıldı. Sormayan, sorgulamayan, eleştirmeyen bu kesim taş gibi yerinde dururken, bunu körükleyen medya işlevini çok iyi yerine getirdi. Böylelikle biat edenlere yarı biat etmiş bir kitle daha katıldı.Menfaatler birliğiBiat kültürü tabanına oturan iktidar, diğer ustalığını ise kimi kaynakların dağıtılmasında gösterdi. Başta biat edenler olmak üzere yarı biat edenlerle çıkarı gereği AKP ’nin çevresinde saf tutanlar dağıtılan bu kaynaklardan çok yararlandı. Yoksullaştırılan ve yardıma bağlanan bir kesim ise iktidarın doğal oy deposu haline getirildi.Muhalefette durum farklıAKP dışında kalan partiler ise hem siyaset anlayışları, hem tabanları hem de ekonomik görüşleri nedeniyle kendi içlerinde hiçbir zaman tek yürek olamadılar. Gerçi demokrasinin gereği de budur, ancak AKP öneminde diğer partilerin bu açıdan uğradıkları erozyon daha da arttı. Medya baskısı da muhalefetin muhalefet yapmasına pek olanak sağlamadı.Bu son seçimdirDuruma bu açıdan bakınca, muhalefet partileri için 12 Haziran seçimleri Türkiye’nin geleceği açısından en son önemli seçimdir. Bu seçimin kaybedilmesi halinde muhalefet artık toparlanamaz. Çünkü Türkiye mutlaka dönüşecektir ve yeni anayasayla birlikte AKP’nin iktidardan uzaklaştırılması olanaksız hale gelecektir.Muhalefette birlikO halde iki büyük muhalefet partisi oy toplamları yüzde 10’u aşan diğer muhalefet partileri ile mutlaka güç birliğine gitmek zorundadır. Sağda ve soldaki partiler, bu seçime mahsus olmak üzere kendilerine en yakın partilerle işbirliği yapmazlarsa seçimin sonucu kendileri için de Türkiye için de hayırlı olmayacaktır.Görev ana partilerdeSeçim işbirlikleri için asıl görev ve hatta fedakârlık iki büyük kitle partisine düşmektedir. CHP ve MHP “komplekse kapılmadan” kendilerine yakın gördükleri diğer partilere çağrı yapmalı ve o partilere makul kontenjanlar ayırmalıdır. Büyüklük göstermek ve yol açmak CHP ve MHP’nin geleceği için de çok önemlidir.“Gel katıl” olmazBugüne kadar işbirliği çağrılarına büyük partiler “Gel bize katıl” karşılığını verdiler. Örneğin CHP, DSP’ye son seçimlerde de bu çağrıyı yapmıştı. Sonunda kamuoyu baskısı ile bunun yerine 10 milletvekillik bir kontenjan tanınmıştı. Bu kez bu tür pazarlıklara bile girilmemeli. Parti gururu herhalde Türkiye ’nin geleceğinden önemli değil.2002’nin DYP örneğiŞurası unutulmamalı ki, seçimlerdeki tek bir oy bile çok değerlidir. 2002 seçimlerinde Tansu Çiller’in DYP’si sadece 150 bin oyla baraj altında kalmıştı. Eğer DYP barajı geçse 66 milletvekilliği alacaktı. Bunların da tamamına yakını AKP’ye gidenlerden gelecekti. Siyasi tablo ve Meclis aritmetiği çok farklı olacaktı.Erdoğan bile olmayabilirdiEğer 2002’de DYP 150 bin oy daha alıp barajı geçseydi de AKP yine tek başına iktidardı ama bu kadar güçlü olmayacaktı. Hatta yasaklı olduğu için seçime katılamayan Genel Başkan Erdoğan için af çıkarılması ve bir bahane ile seçim uydurulması da akla gelmeyecekti. Meclisteki bir DYP bir sonraki seçimde daha başarılı olabilirdi.Bu örnek unutulmamalıDemek ki siyasette bazı dengeler çok küçük oylarla değişebiliyor. O halde muhalefet partileri bunu hiç unutmamalı ve tek oyu bile ziyan etmemelidir. İdeolojik ayrımlar eskisi kadar keskin olmadığı için partilerarası işbirliği yapmak artık daha kolaydır, genel başkanlar bu konuda yapıcı politikalar üretmelidir.Sandık güvenliğiTabii işbirliklerinin dışında en önemli konu sandık güvenliğinin sağlanmasıdır. Muhalefet bu konuda da birlikte çalışmanın yollarını bulmalı ve sandıkları güven altında tutmalıdır. Daha önceki seçimde kaybolan seçmenler bulunmalı, yazılmayanlar yazdırılmalı, mükerrer oy kullanımının önüne geçilmelidir.Bilgisayar hileleriYapılmamış olsa bile 2007 seçimlerinde çok konuşulan “bilgisayar hilesinin” akla şüphe getirmeyecek biçimde önüne geçilmelidir. Partiler gerek kendi merkezlerinde gerekse Yüksek Seçim Kurulu katında bilgisayar denetimini sağlayacak uygulamalar yapılmasını talep etmeli ve bunda ısrarcı olmalıdır.İş işten geçmedenGeçen seçimde duyulan şüpheye rağmen hiçbir şey yapılamamıştı. Bu seçimde işler baştan sıkı tutulmalı, her sandık en az iki kişi tarafından denetlenmeli, 170 bin küsur sandığın sonucu bilgisayarda karşılaştırılarak aritmetik toplama yapılması ihmal edilmemelidir.CHP’de ön seçimSevgili okurlar bu konuda son bir görüşümü CHP için sizlerle paylaşmak istiyorum. Bugünlerde CHP binalarında en çok konuşulan konu milletvekili adaylarının ön seçimle belirlenmesi. Bu çok yanlış. Bugün ön seçim için diretmek, demokratik açıdan hoş gibi görünebilir ama çok yanlış.CHP dik durabilmeliBu konunun ayrıntılarını bu hafta içinde yazacağım, ama hemen söyleyeyim ki, CHP yönetimi sadece ve belki de son kez bu seçimde ön seçim baskılarına karşı direnç gösterebilmeli. Bırakın Genel Başkan listeleri, işbirliği yapacağı partileri ve onların adaylarını kendisi düzenlesin.Sevgililer Günü - KandilSon olarak Sevgililer Gününüzü ve Kandilinizi kutlamak isterim. Biri dini diğeri duygusal iki olayın aynı güne denk gelmesi de çok hoş. Ama Kandil akşamı sevgilisiyle bir kadeh şarap içmeyi dini nedenlerle uygun bulmayanlar Sevgililer Günü’nü bir gün önce ya da sonra kutlamaya karar vermiş. İşte bu da Türkiye’nin güzelliği...Hepinize iyi haftalar dilerim.

Devamını Oku

Yıldırım Tuna’dan haftanın fıkraları

13 Şubat 2011

Bu hafta sizleri sadece Yıldırım Tuna’dan gelen fıkralarla baş başa bıkarıyorum.Sen tanır mısın ki?Joe işten çıkınca akşam lisesine devam ediyor ve işyerinde birlikte çalıştıkları arkadaşı Sam ’e hava atıyormuş. “George Washington’u biliyor musun?..” Sam “Hayır ” diye cevap vermiş “Amerika’nın ilk Başkanıdır.. Pekii Lord Nelson’u Tanıyor musun?” Sam ona da “Yooo..” karşılığını vermiş. “Hah hayytt!.. İngiliz Amirali.. Görüyor musun, senin de gece okuluna gitmen şart!.. ” Sam bunun üzerine dişlerini sıkarak “Peki, sen Antonio Vida kimdir bir fikrin var mı?..” diye sormuş “H..hayır?.. ” diye cevap vermiş bu sefer Joe. “Sen gece okulundayken sizin eve her gece sessizce giren pastacının çırağı!..”*****Turuncu işaretUçakla çok sık seyahat ederim, havaalanında bagaj teslim bandında birbirine benzeyen bavullar arasında kendinizinkinin bulunması ne kadar zordur bilirsiniz. O yüzden bavulun sapına turuncu parlak renkli kurdeleler koyup beyaz yapışkan bantla iki büyük yüzüne çarpı işareti koydum. Bavulum bagaj tünelinden çıkar çıkmaz tanıdım, bana doğru gelirken iyi giyimli bir beyefendi bavulumu banttan aldı, yürüyüp giderken arkasından yetiştim “Sanırım bu bavul benim..” dedim, “Sizin bavulunuzda da böyle işaretler var mıydı?” Adam “Yoktu” dedi bir yandan da yürürken, “Ben de bavuluma böyle saçma sapan şeyleri hangi manyak iliştirmiş onu merak ediyordum!..”*****Feci fırça!Kasabayı müthiş bir sel basmış, kızın biri ile küçük bir oğlan çocuğu evlerden birinin damına çıkıp kurtulmuşlar, yan yana oturup selin sürüklediği eşyaları, otomobilleri seyrederlerken kızın dikkatini akıntının tam tersi istikametinde giden bir şapka çekmiş. Şapka bir müddet sonra geri dönüp akıntı yönünde gitmiş ve sonra yine tam tersi istikamete dönmüş. “Yahu şuna bak” demiş kız oğlan çocuğunu dürterek, “Şapka bir ileri bir geri geliyor.. Çok ilginç değil mi?” Küçük oğlan “İlginç falan değil, o benim babam” demiş “Bu sabah annem ‘Kasırga da olsa, tufan çıkıp buraları sel de bassa bu çimler biçilecek..!’ diye feci bir şekilde fırçayı çekmişti..! ” *****İzinBakanın danışmanı gece yarısı Bakan’ı “acil” diyerek telefonla aramış, yataktan fırlayan Bakan “Sabaha kadar beklemeyecek bu kadar önemli olan şey nedir?” diye kızarak sormuş. “Bakanlık Müsteşarınız biraz önce öldü efendim” demiş danışmanı, “Ben onun yerine geçmek istiyordum da..”Bakan “Şahane olur.. Benim için de çok uygun ” diye cevap vermi dişlerini sıkarak, “Ama Mezarlıklar Müdürlüğü’nden de izin almamız gerekir sanıyorum..!”*****Tavuklar önündeÇiftçinin karısı boşanmak için tavsiyelerini almak üzere avukatına gitmiş, “Kocam müthiş azgın, dayanamıyorum ve etrafa rezil oluyoruz artık” demiş avukatına ağlayarak, “Bu sabah tavukların tam önünde bana saldırdı beni yere yatırdı, daha sonra off.. Utancımdan yerin dibine girdim..” diye eklemiş sinirinden titreyerek. “Yahu tavuk bu.. Ne anlar?.. Kime rezil olacaksınız ki?” demiş avukat onu rahatlatmak için, “Çiftlikte de etrafta kimseler yok.. Boş verin. ” Kadın “Ne çiftliği avukat bey..!” demiş kadın, “Bu olay süpermarkette tavuk reyonunda oldu..!”*****Hayret Adam sabaha kadar barda içip hayli sarhoş eve gelmiş ve girmiş yatağa.. Sabah kalktığında karısının yerinde köpeğinin yattığını fark edince “Kahretsin!..” demiş, “Yahu dün gece sarhoş gelip köpeği tekme tokat pencereden sokağa fırlatırken ben de ne kadar direnip hır çıkarttı diye hayret etmiştim!..”*****Yuh yaniSevgililer gününde kız onu evden alıp gelecek sevgilisini hazırlanıp beklemeye başlamış, 2 saate yakın bekleyip delikanlı gelmeyince soyunup pijamalarını, terliklerini giymiş almış patlamış mısırını sıcak çikolatasını oturmuş TV’de sinema seyretmeye.. Biraz sonra kapı çalmış ki sevgilisi.. “Hayret yaaa!..” demiş delikanlı “tam 2 saat geciktim sen hala hazırlanmamışsın yuh!..”*****YarışKadının biri şehirlerinde yapılacak büyük ödüllü yarış için sakatlık geçiren atını veteriner kontrolüne götürmüş, veteriner hayvanın şişmiş sakat ayağını inceledikten sonra kadın hemen sormuş “Onunla yarışabilir miyim?” diye, “TabiiÖ” diye cevap vermiş veteriner, “Ve şunu çok net bir şekilde söyleyebilirim, kesinlikle siz kazanırsınız..!”*****Araya iki cümleGeçen gün cüzdanımı düşürdüm, karıma “Moralim çok bozuk..” dedim, “Boş ver, üzülme..” dedi, “Eminim onu bulanın morali daha çok bozulmuştur..!”Karımı her hafta değişik bir yere götürürüm.. Ama maalesef o her seferinde yolu bulup eve döner..*****Bitiş* Dede, yaşlanınca eşler arasında aşkın bittiği nasıl anlaşılıyor?..* Yavrum önce dantelli giyiliyor, daha sonra penyeye geçiliyor ve en sonunda yün eşofman ve bitiş.*****Ne zannediyorsun?Alihan’ın annesi TV’de maç seyreden kocasının önüne geçmiş, “Oğluna bir şey söyle!” demiş, “Söylediğim her şeye itiraz ediyor..!” Adam sinir içinde oğluna dönmüş, “Annenin her dediğine neden itiraz ediyorsun bakalım?” diye kızmış, “Sen bu yaşta kendini benden daha akıllı, daha güçlü mü zannediyorsun ha?.. ”*****Gani Yıldız’dan* Yargıtay Başkanı, “Yargının A’dan Z’ye reforma ihtiyacı var” demiş. Şimdiye kadar yapılan değişikliklere bakılırsa reform A’dan başladı, K’ye uğradı, P’de bitti!* Cari açıkta yüzde 247,1’lik dev artış olmuş. Osmanlı cariyelerini seyretmekten bizim “cari”ye bakmaya zaman olmadı ki!* CHP’nin seçim rengi “Ecevit Mavisi”ymiş. Bakalım bu tercih seçim sonrası suratlarda oluşabilecek “Patlıcan Moru”nu engelleyebilecek mi!* Başbakan, “Polis statükonun değil, değişimin öncüsü!” demiş. Polisteki değişim; protestoculara sıkılan biber gazını ithal etmekten yerli malı gaza doğru heyecan verici bir yolculuk!* Yeni kurulan Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’ne akademik personel alımında “detaylı kadro tarifleri” yapılması “adrese teslim atama” tartışmasına yol açmış. Şaşırmaya gerek yok! Adından belli: “AK-ademik kadro”* Yollar yine kan gölüne döndü. Sürücü belgesi sahibi olmakla araba kullanma “ehliyeti”ne sahip olmanın farklı şeyler olduğunu bir türlü anlamıyoruz!

Devamını Oku

Kıbrıs gözden çıkarıldı gibi

11 Şubat 2011

Başbakan Erdoğan Kıbrıs konusundaki sert çıkışında haklı. Hiç kimse, kendi soydaşımız da olsa “Has...tir” diye pankart açamaz. O pankartı münasip biçimde katlayıverirler.Ancak olayın biraz gerisine gidelim ve hatırlayalım.Bu pankartı açanlarla Denktaş’ı “çözümsüzlüğün nedeni” ilan eden ve neredeyse vatan haini sayan kişiler aynı.Bu pankartı açanlar daha önce Türkiye ile birlikte anılmaktansa Rumlarla tek devlet altında bütünleşmekten yana olanlar.Bu pankartı açanlar “Yes be annem” sloganı ile 1974’den önce yaşanan katliamlarla dalga geçenler.Bu pankartı açanlar daha önce de Türk askerini adada işgalci olarak göstermekten çekinmeyenler.Bu pankartı açanlar Rumlar Avrupa Birliği’ne girerken “Biz Türkiye yüzünden giremiyoruz” diye hayıflananlar.Bu pankartı açanlar bugüne kadar AKP iktidarı tarafından hep hoş görüldü, sırtları sıvazlandı.Bu pankartı açanların Denktaş düşmanlığı AKP iktidarı tarafından kullanıldı, uluslararası arenada “Türkiye çözüm istiyor ama Denktaş mani oluyor” görüşü dile getirildi.Ve iktidar bu pankartı açanların o zamanki lideri Talat’ın Cumhurbaşkanı olması için milyonlarca dolar harcadı, işin başına getirdi.İşte o pankartı açanlar şimdi AKP’nin hedefi oldu.Peki bu kimseyi şaşırtmıyor mu? Bugüne kadar palazlandırdığınız kişiler şimdi neden düşman oluverdiler?İktidar, kamuoyunda çok dillendirmese bile uluslararası toplantılarda Kıbrıs’ta kalıcı ve kesin çözüm sağlayacakları sözünü veriyor.Ancak iktidarın çözüm önerisi ile Kıbrıs tümden kaybedilebilir. Bunu Türkiye’ye anlatmak çok zor. Zaten Türk kamuoyu baskısı olmasa belki Kıbrıs işi çoktan bitmiş olurdu.O halde önce Türk kamuoyu Kıbrıs’tan soğutulmalı, uzaklaştırılmalı. Son günlerdeki kampanyaya bu gözle bakın; Kıbrıs halkı Türkiye’yi istemiyor hatta nefret ediyor, hasssÖ..tir diyebiliyor. Başbakan öfkeleniyor, ağzına geleni söylüyor, ardından bakanları sıraya giriyor.Türk kamuoyu da yürütülen “nankörlük kampanyası”ndan elbette etkileniyor ve “Bunlar ne biçim insanlar, ne halleri varsa görsünler” diye düşünmeye başlıyor.Ardından bir bakmışsınız Kıbrıs uçup gitmiş. Sen sağ ben selamet.Böyle olmadığını anlatsın biri lütfen.*****Beyaz Türklerİlk duyduğumdan beri ısınamadığım bir tanım var: Beyaz Türk. Kimdir bu Beyaz Türk, eğer bunun beyazı varsa siyahı da olmalı ya da diğer renkleri.Gerçi AKP kendilerinin “Türkiye’nin zencileri olduklarını” ilan etmişti bir ara, Başbakan ısrarla “Bize zenci muamelesi yapıldı” diyordu, hâlâ da bu jargonu kullanıyor ara sıra. En son geçenlerde TÜSİAD üyelerine yönelik olarak “Bizi aşağıladılar, küçük gördüler ” dedi.Tıpkı eski Türk filmlerindeki “O fakir ama gururlu genç var ya” repliğini hatırlatırcasına patronlara kaşlarını kaldırarak konuşmuştu Erdoğan.Tabii bir kesim “Beyaz Türk” tanımını aslında aşağılama amacıyla kullanıyor. Anladığım kadarıyla beyaz Türk olarak “iyi eğitimli, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, belli bir işi ve iyi geliri olan, dini istismara kalkışmayan” kişiler kastediliyor.Beyaz Türk tanımını en son Milliyet Gazetesi’nden bir kadın yazar telaffuz etti. Bu kadın yazara göre “Beyaz Türkler MHP’yi kurtarmak için kolları sıvamış” meğer. Bazı Beyaz Türkler oylarını MHP’ye verecekmiş.AKP’nin gücünün azaltılmasında sadece CHP yetmeyeceği için MHP’nin barajı geçmesi gerekiyormuş. Bu durumda AKP yine tek başına iktidar olacakmış ama şimdiki kadar güçlü olmayacakmış.Anlamadığım, bu kadın yazar iş adamına neden Beyaz Türk diyor?“Beyaz Türk’ün var olduğunu” ileri süren ve düşüncesizce her fırsatta bunu yazanlar kendilerini nereye koyuyorlar?O iş adamı beyazsa, kadın yazarımız hangi renk? Ya da kendisi başka bir dünyadan mı geldi? Yoksa ikide bir beyaz Türk tanımını kullanılarak ince bir AKP propagandası mı yapılıyor?*****Bir günde iki tiyatroGeçen hafta pazar günü iki tiyatro oyunu birden izledim. İkisi de alışılmış oyunların dışındaydı. İkisinde de salon tıklım tıklımdı. Üstelik ikisi de komedi değildi.Demek ki “sadece komediler salonları dolduruyor” görüşü o kadar da doğru değilmiş.İlk izlediğim oyun Şehir Tiyatroları Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’ndeki Çığ adlı oyundu. Usta yazar Tuncer Cücenoğlu’nun yazdığı tek perdelik bir oyun. 48 dakika sürüyor.Can Atilla’nın çok etkili müziği ile başlayıp biten oyun “tabulaşmış anlamsız inanışlar” üzerine kurgulanmış muhteşem bir dram. Yer, zaman ve kimlikler belli değil. Dünyanın her yanında yaşanabilir ve hatta yaşanmakta olan bir olay.Olağanüstü bir dekor ve kostümler oyuna büyük bir zenginlik katarken Şehir Tiyatrosu’nun deneyimli oyuncularının performansları çok yüksek.Mutlaka görün, ama önceden bilet alın çünkü yer çok zor bulunuyor.İkinci oyun ise Caddebostan Kültür Merkezi ’nde izlediğim “Uyan uyan Gazi Kemal”... Tuncay Özinel sahnede “bir Atatürk belgeseli” sunuyor izleyiciye. O kadar keyifle izledim ki anlatamam. Atatürk’ün kimi bilinen, kimini ilk kez öğrendiğim bazı özellikleri, konuşmaları ve fikirleri Tuncay Özinel ’in “anlatıcılığında” çok genç bir ekip tarafından canlandırılıyor.Özellikle okul çağındaki çocukların mutlaka götürülmesi gerek, çünkü Atatürk’ün yaşamından gerçek kesitler çok ustaca sunulmuş.Ve tabii büyükler de gitmeli. Oyunu izlerken “Atatürk’ü ne kadar özlediğimi” fark ettim, gözlerim buğulandı.*****Yemeyin bunuÇocuk ve kadınlara tecavüz edenlerin hadım edilmesi öneriliyor ya, kadın hakları savunucuları ve bazı iyi niyetli kişiler “neden olmasın” demeye başladı.İşin ayrıntısına eğer konu çok dallanır budaklanırsa girerim, ama şimdilik şunu söylemek istiyorum; Yemeyin bunu. Çok sinsi bir propaganda bu. “Kısasa kısas” ceza yöntemi çağdaş hukukta yoktur. Dini hukukta uygulanır.Bugün hadım etmekle başlar, yarın hırsızın eli kesilsin diye devam eder. Sadece dikkat diyorum.*****Aferin CHP yönetimineNe diyeyim, tarihi fırsatı kaçırdıkları gibi bir de üstüne dayak yiyorlar. Askerden korkup sinen CHP yönetimi Süheyl Batum’un arkasında duramadağı gibi neredeyse tüm medyada aleyhte bir kampanya başlatılmasına da neden oldu.Son üç gündür bütün ekranlarda ulu orta CHP’yi eleştiren cirit atıyor. Buna ne gariptir ki CHP kimliği taşıyanlar da katılıyor. Düne kadar askeri aşağılamaktan haz duyanlar asker savunucusu kesildi. CHP’yi halka şikâyet ediyorlar.Bir konu bu kadar mı yüze göze bulaştırılır, bir parti bu kadar mı tırsık olur, anlamak mümkün değil.Sadece Süheyl Batum konusu da değil, ekranlarda Kıbrıs ve Mısır konuşuluyor, ortada CHP’li tek kişi yok.Herhalde genel merkez binasında milletvekilliği pazarlıkları yapmakla meşguller.*****Kılıçdaroğlu, Batum’un çıkışından sonra, “TSK’yı tek ben eleştiririm!” demiş. Bir başka deyişle: “AKP’nin değirmenine su taşıma zevkini başkasına bırakmam!” (Gani Yıldız)*****Daha iyi yaşam koşulları öldürme planları ile değil yaşatma planları ile sağlanır. (Rüştü Alçı)

Devamını Oku