Paşa’nın 7 saatlik ifadesi nerede?

Haberin Devamı

ANALİZ

Ne zaman yüksek komutanlarla ilgili kritik bir aşamaya gelinse eski genelkurmay başkanlarından biri ortaya çıkıyor. Zamanında “kasaptaki ete soğan doğramam” gibi tuhaf bir açıklama yapan paşa şimdi de “uykularım kaçıyor” ve “hepsi tertemizdir” gibi açıklamalarla gündeme oturdu.

Aslında belki de suç bizlerde. Hiçbir şey söylemeyen bir kişiye acaba fazla mı değer veriliyor diye düşünmeden edemiyorum.

Gerçi konumu çok önemli tabii. Çünkü tüm Türkiye’yi üç yıldır kilitleyen darbe iddialarına karşı yapacağı tanıklık her şeyi değiştirebilir. Ama paşa asla bu yolu seçmiyor ve adeta garip bir hazla gelişmeleri izliyor.

Dün de yazdım. Bu paşanın yapacağı iki şey var; ya “darbe hazırlıkları vardı” diyecek ya da “hiçbir darbe hazırlığı yoktu.”

Birinci şıkkı seçerse bu kez yine iki seçeneği var; ya “benim hiç haberim olmadı” diyecek ya da “vardı ve engelledim.”

Tabii bu durumda kendisi de sorumlu. Bilmiyorduysa “görev ihmali” var, biliyorduysa da “görevi suiistimal” suçu işlemiş olacak. Ama paşa hiçbirini söylemiyor.

Buna karşın savcıların elinde tam 7 saatlik karşılıklı konuşmayla edinilmiş bir ifade var.

Ancak o ifadenin akıbeti bilinmiyor.

Darbe iddianamelerinde iki kişi arasındaki “akşama bize geliyor musun?” türündeki basit telefon konuşmalarının bile deşifreleri olduğu halde, dönemin en önemli isminin 7 saatlik ifadesi hiçbir yerde yok.

Bu garip değil mi?

O paşa “hangi sıfatla” ifade vermişti. Verdiği bilgiler iddianamede olmadığına göre hangi amaçla değerlendiriliyor.

Herhalde paşa gizli tanık da değil çünkü öyle olsa bu bilgilerin iddianamede olması gerekir.

O halde o paşanın savcılara “ne yapmaları” gerektiğini anlattığı, kimi belge ve bilgiler verdiği, kimin üzerine ne şekilde yürünmesinin etkili olacağının şifrelerini verdiği gibi görüşler ağırlık kazanır.

Bu paşa gazete gazete dolaşıp “vicdan ağırlıklı” tavırlar takınacağına, kafa karıştıracağına artık ortaya çıkıp ne biliyorsa söylemelidir.

“Benim de ifadem alındı, gereği yapılır” türünden açıklamaların bir anlam taşımadığı, o 7 saatlik ifadenin hiçbir yerde geçmemesinden anlaşılmakta zaten.

*****


MERAK ETTİKLERİM

Skandal gibi uygulama

Balyoz davası nedeniyle general ve amirallerin yüzde 10’u tutuklandı. Özellikle Deniz Kuvvetleri’nde Saha Komutanı kalmadı. Elbette ortada bir suç varsa herkes yargı kararına uyacak, bedeli ne olursa olsun.

Ancak şunu da biliyoruz ki yargı kararları da usulüne uygun olmak zorundadır. “Darbe yapılacak, ağır cezalık suç var, bu nedenle acele ettik” bahanesi hukuk kurallarına aykırıdır.

Tutuklamalar sırasında ayrıntı gibi görünen ama bir skandalı andıran hukuk eksikliğini aktarmak istiyorum.
CMK’nın 217. maddesine göre “tutuklama için geçerli olacak delillerin yasalara uygun olarak toplanmış olması” gerekiyor. Bunun için de arama tutanakları, ihbar tutanakları, arama izin talebi ve kararları ile delillerle ilgili bilirkişi tutanaklarının da mahkeme heyetine sunulmuş olması şarttır.

Generaller için tutuklama kararının 15. maddesinde bu esaslara uyulmadığını ortaya çıkıyor. Çünkü bu madde ile mahkeme arama tutanaklarının, ihbar tutanaklarının, bilirkişi raporlarının kendisine gönderilmesini istiyor.

Kısacası bu tutanaklar olmadığı halde mahkeme delilleri yasal olarak kabul etmiş ve 163 kişinin tutuklanmasına karar vermiş. Peki bu sonuca acaba nasıl varmış?

Sanıyorum ayrıntı gibi görünen bu hukuksal yanlış itirazlarda en etkili faktör olacaktır.

*****


ÜZÜLDÜM

İnsaf yahu!


Soner Yalçın’ın gözaltına alınmasından sonra yapılan bazı yorumları okurken ve dinlerken çok üzülüyorum. “Oh olsun” diyen “adam iğrençti” diye içindekini kusan, “pisliğin tekiydi” yapıştırmasında bulunan “ajandı zaten” sıfatı kullanan gazeteciler acaba yazılarını okurken hiç utandılar mı?

Ya da “gözaltında olduğu için” hiçbir şeye cevap veremeyecek durumda olan birine bu kadar ağır saldırılarda bulunmak vicdanlarında bir parça rahatsızlık yarattı mı?

Soner Yalçın ya da bir başka gazeteci sevilmeyebilir.

Bir gazeteci çok kişinin canını yakmış olabilir.

Kimileri bazı gazetecilerin yalan yazdığını, iftira attığını, manipülasyon yaptığını da ileri sürebilir.

Ama Soner Yalçın bu gerekçelerle gözaltına alınmadı.

Bir muhalifin susturulmasını, kişisel egoları da tatmin etmek, eli kalem tutarken cevap veremeyip de şimdi hesaplaşmaya kalkmak, kamuoyunun gözünde hedef şaşırtmak için ortaya ayıp iddialar atmak en azından ahlakla bağdaşmaz.

Bugün bir başka gazeteciden öç almak için kalemlerini hançer gibi kullananlar unutmasınlar, yarın başka bir nedenle benzer duruma düşebilirler.

Bilin ki onların haklarını da yine bizler savunacağız.

*****


KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Türban bitti artık


Neredeyse son 20 yılımızı “türban tartışmasıyla” geçirdik.

Bu tartışmalar sadece “türban üzerinden din siyaseti yapanların” işine yaradı ve bu zihniyet azımsanmayacak kadar güçlendi.

Şimdi belli ki daha ileri bir aşamaya gelindi. Artık konu sadece “inanan kesimin türban özgürlüğü” değil, tüm kadınların “İslama göre giyinip kuşanması” boyutuna taşındı.

Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Bölüm Başkanı Prof. Orhan Çeker “Dekolte giyen kadınların tacize (tecavüze) uğrayabileceğini” söyledi. Bu prof’a göre kadın eğer dekolte giyerse erkeği tahrik eder, bu durumda işlenen taciz suçunun yarısı kadına aittir.

Ama eğer kadın vakur davranırsa o zaman erkek yüzde 100 haksızdır.

Bu kişi dün CNN’e çıktı. Sunucu “dekoltenin sınırı nedir?” diye sorunca, prof. da baklayı ağzından çıkardı: “Onu uzmanlara sorun. Yasa çıkarırken sınırı onlar belirler.”

Demek ki taciz tecavüz konularında giyim kuşamla ilgili kısıtlayıcı yasa çıkarılmaya hazırlanıyor. Oysa iktidar ve yandaşları ile maskeliler “türbanın demokrasi ve özgürlük olduğunu ve kimsenin kıyafetine karışamayacağını” anlatıyorlar yıllardır.

İşte o baskının sonunda “dekoltenin yasalarla belirleneceği” noktasına geldik.

Sözde demokratların dikkatine. Ama sakın “YÖK soruşturma açtı, rektör özür diledi” bahanelerine sapmasınlar. Kayıkçı kavgasıdır o sadece.

*****


Aynı tornadan..

Başbakan Erdoğan CHP’li kadınların “aynı tornadan çıktığını” söyledi. Bu söz kadınları aşağılamasının ötesinde herhalde bir başbakana da yakışmıyor.

Ama insan düşünmeden edemiyor. Eğer CHP’li kadınlar aynı tornadan çıktıysa, Başbakan ne söylerse biat eden, aynı anda aynı görüşleri savunan, aynı anda parmak kaldırıp indiren, aynı tür kıyafetle gezenler de tornadan çıkmış gibi değiller mi?

*****


Ne yazık ki bazılarının ileri demokrasiden anladığı; muhalifleri sindirip onları yok edecek kadar “ileri
gidebilen” bir demokrasi! (Gani Yıldız)

*****


Üstün insan yoktur, gelişmiş insan vardır. (Rüştü Alçı)

DİĞER YENİ YAZILAR