Ayıp bir komplo tehdidi altındayım

31 Ocak 2011

BUNU YAZMAK GEREKHiç bakmadığım, bakmak bile istemediğim bir gazete var.Akit adlı bu gazete İslam dinini alabildiğine sömürdüğü gibi sık sık çok ayıp karalama kampanyalarına, kişilerin onurlarını zedelemeye, hedef göstermeye de kalkışıyor.İnternette dolaşan bir yazı benim posta kutuma da düşünce, bu gazetenin hakkımda hazırladığını anladığım çok ayıp bir komplosunu da öğrenmiş oldum.Gazetenin yazarlarından Yener Dönmez tamamen beni konu ve hedef alan bir yazı yazmış. Açıkçası okurken hayretler içinde kaldığım gibi “nasıl bir oyun hazırlandığını” da kanım donarak hissettim.Bu yazar benim geçen hafta Donanma Komutanlığı’nda yer döşemelerinin altında belgeler bulunmasından sonra “ordunun hiçbir açıklama yapmamasını eleştiren” yazımı konu alarak başlamış yazısına.Hemen ertesinde Genelkurmay’dan yapılan açıklamayı da benim bu yazıma bağlamış. Genelkurmay’ın bu açıklamayı benim yazım üzerine yaptığını pek sanmıyorum, yine de eleştirilerin askeri rahatsız ettiğini anlamamak mümkün değil.Ama Akit yazarının asıl bombası ondan sonra geliyor. Bu yazımdan birkaç gün sonra yazdığım “Genelkurmay’dan sürpriz hazırlığı” başlıklı yazıma atıfta bulunan Akit yazarı “Genelkurmay Başkanlığı İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Tayyar Süngü’nün beni aradığını” ve benim de söz konusu yazıyı bu nedenle yazdığımı ileri sürerek karargâhta “Can Ataklı’nın Genelkurmay aleyhinde yazdığı yazıyı bakın iki gün içinde nasıl ikna edip değiştirttik” denildiğini ileri sürüyor.Tayyar Süngü’yü tanımam, görüştüğüm doğrudur, ama 20 saniye kadar süren bir konuşmaydı bu ve general “Genelkurmay sitesine Donanma Komutanlığı’nda bulunan belgelerle ilgili bir açıklama kondu. Lütfen okuyun. Bu arada eleştirilerinizin dozunun çok ağır olduğunu ve bizleri çok üzdüğünü de söylemek isterim” dedi. Hepsi bu, ben soru bile sormadım.Daha sonra aynı generalin bu açıklamayı haber vermek üzere pek çok yazarı aradığını da bazı köşe yazılarından anladım.Akit yazarı, bununla yetinmemiş, işi bir komplo teorisine dökerek Genelkurmay’ın bundan sonra benim üzerimden Balyoz belgelerini çürütecek bazı açıklamalar yapacağını ileri sürmüş.Kendini alamamış, daha da ileri gitmiş ve Genelkurmay karargâhına giderek brifing aldığımı da yazmış. Üstelik her nasılsa konuştuğumu iddia ettiği iki generalin de adını vermiş.Açıklayayım; bugüne kadar ne karargâha gittim, ne generallerle konuştum, ne de telefonla bilgi aldım.Ama adamın biri çıkıp, üstelik benim artık cevap vermekten bıktığım, akıl, zekâ, izan, vicdan, ahlak ve namustan nasibini almamış dar kafalıların ısrarla gündeme getirdiği bir konuyu da okuruna hatırlatarak güya beni iyice karalamaya çalışıyor.Anladığım kadarıyla alçak bir komplo ile karşı karşıyayım.İki açıdan: Birincisi, sanıyorum bu kişi Ergenekon savcılarına “bakın bu adam askerle işbirliği içinde, gereğini yapın” demek istiyor.İkincisi, ortaya çıkan “sehven” skandallarıyla tehlikeye giren darbe iddialarına karşı gelecek yeni açıklamaların önü bu yolla kesilmek isteniyor.Bazen gazeteci olarak bu tiplerle birlikte anılmaktan gerçekten hicap duyuyorum; içim eziliyor, ruhum daralıyor, nefret ediyorum.*****MERAK ETTİKLERİMHükümet İsrail’le anlaştı mı?Cumartesi günü gazetelerde “küçük boyda” yayınlanan bir haber fazla ilgi çekmedi. Bu haber aynı gün yazdığım “İsrail’e babalanmak sorunu çözmüyor” başlıklı yazının sanki “resmi belgesi” niteliğindeydi.Haber şuydu; Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hasan Bitmez bir basın toplantısı düzenledi. Bitmez 2009 yılında açılan resmi bir kampanya ile Filistin halkına gönderilmek üzere 72 milyon lira toplandığını ancak bu paranın henüz gönderilmediği ileri sürdü.SP Genel Başkan Yardımcısı bu paranın nerede olduğunu sorduktan sonra “çok vahim” bir iddiada daha bulundu.Bitmez’e göre, Mavi Marmara olayından sonra Hükümet İsrail’le anlaşmıştı. İsrail Türkiye’de toplanan paranın Gazze’ye gönderilmesine karşı çıkmıştı ve Hükümet de bu isteğe boyun eğmişti.Bu iddia üzerinde durulmadı açıkçası. Neden, bilemiyorum.Ve buradan bir de ben sormak istiyorum. SP’li Bitmez’in iddiaları doğru mudur? Gerçekten toplanan paralar henüz Filistin halkına gönderilmemiş midir? Ve en önemlisi, eğer para gönderilmediyse, gerçekten de İsrail’in isteği üzerine mi gönderilmemiştir, yani iktidarın İsrail’le gizli bir anlaşması mı vardır?Sanıyorum duyarlı her Türk vatandaşının ve yardım için gönlünden kopan parayı seve seve iktidarın gösterdiği hesaplara yatıranların bu konudaki gerçeği öğrenmeye hakkı vardır.*****DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLERBari ‘gibi’ görününMeclis Başkanı “hesapta” tarafsızdır. Gerçi bu tarafsızlık her seferinde lafta kalır. Ama hiç olmazsa bu tür görevleri yapanlar tarafsızmış gibi görünmeye çalışır.Oysa Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin, fütursuzca AKP ve Başbakan Erdoğan propagandası yapmaktan çekinmedi. Hürriyet’ten Şükrü Küçükşahin’e konuşan Başkan Erdoğan’ın bir seçim daha kazanarak “Kırkpınar ağası” olacağını, Kılıçdaroğlu’nun ise “başaltı” bile olamayacağını söyledi.Şahin’e göre haziran seçimlerini AKP’nin kazanması kesin.Olabilir de, bari Meclis Başkanı tarafsız gibi davranmayı becerebilse. Tarafsız olmadığını yani “malumu ilan ediyor” da, hiç olmazsa işgal ettiği makamın önemini düşünse...*****ŞAŞIRDIMCinayetler yalanmışGünlerdir Hizbullah’ı savunmak için Mustazaf-Der yöneticileri ekranlara çıkıyor. Sorulan soruları da verilen cevapları da ilgiyle ve şaşırarak izliyorum.Çünkü hangisi ekrana çıkarsa çıksın, “domuz bağı ile işkence edilen ve öldürülen” kişilerle ilgili konuşurken “Bunların hepsi yalan, düzmece, Müslüman olan birinin cinayet işlemesi mümkün değil, karalama amaçlı yalan haberler yayıyorlar” diyorlar. Garip olan, şu ana kadar ekranlarda soru soran arkadaşlarımızın hiçbiri Beykoz’daki saatler süren kanlı çatışmayı ve ölenleri ve ardından evde bulunan cesetleri nedense sormaması.Evet Müslüman olan cinayet işlemez, peki o çatışma neydi, evde bulunan cesetler sonradan mı konuldu?Bunlar sorulmayınca Mustazaf sözcüleri diledikleri gibi konuşup muazzam bir propaganda olanağına kavuşuyor.*****Başbakan ve Kılıçdaroğlu’nun olası seçim performanslarını değerlendirirken objektif kalamayan Meclis Başkanı lafa hiç olmazsa, “Sözüm meclisten dışarı!” diyerek başlasaydı! (Gani Yıldız)

Devamını Oku

Çevremizdeki halk hareketleri bizi ne kadar etkileyecek?

30 Ocak 2011

OKURLA SOHBETLERSevgili okurlar; Türkiye’nin yakın çevresinde çok önemli gelişmeler oluyor. Kuzey Afrika’dan başlayan ve Orta Doğu’ya uzanan coğrafyada hüküm süren otoriter rejimler çöküyor. Bunun sonucunda Türkiye’nin çevre çehresinin yeniden şekilleneceği artık kesin. Önemli olan Türkiye’nin bundan nasıl ve hangi ölçüde etkileneceği.Vakit henüz erkenMüslüman coğrafyasındaki ani ve radikal değişimlerin Türkiye’ye avantaj sağlayacağı öngörüsü yanlış değil. Ancak “Mısır Orta Doğu’daki liderliği sürdüremez, Türkiye şimdi rol model olur” söylemi için de bence henüz erken. Türkiye’nin yakın çevresi çok karışık ama bundan çıkacak sonucun ne olacağını henüz bilmiyoruz. Beklenmedik gelişmelere açık bir bölge burası.Nasıl rejimler gelecek?İsyanların büyük gösteri ve şiddete bulaşmadan başladığı ilk ülke Lübnan’dı. Burada sessiz bir kalkışma oldu ve Hariri yönetimi düşürüldü. Hariri Amerika ve Batı’ya çok yakın ve laik ağırlıklı bir yönetimdi. Oysa şimdi Hizbullah’ın gücünü ortaya koyması ve Lübnan’ın İran etkisi altında daha katı İslami bir model uygulaması söz konusu olabilir.Tunus laikti amaLübnan’dan sonra yıkılan ülke Tunus. Halk hareketiyle devrilen laik yönetimin ülkede çok büyük yolsuzluklara ve hırsızlıklara imza attığı gerçi tahmin ediliyordu ama bu gerçek tartışılmaz biçimde açığa çıktı. Tunus’ta henüz bilinmeyen, yeni yönetimin İslami etki altında ne kadar kalacağı konusudur. Ancak her şeye rağmen Tunus’ta laikliğin egemenliği daha yakın ihtimal.Mısır’ın durumuTürkiye’yi asıl ilgilendiren gelişme Mısır’da yaşanıyor. Hüsnü Mübarek ülkesindeki kanlı kalkışmaya rağmen, en azından bu satırlar yazıldığı sırada direncini sürdürüyordu. Hükümeti görevden alan ama olayları durduramayan Mübarek görüldüğü kadarıyla “gidici” ama zaman kazanmaya ve sanıyorum kendini güvence altına almaya çalışıyor.Mısır’ın laikliğiMısır, yoksulluğuna, büyük nüfusuna rağmen, tarihi ve gelenekleri olan bir ülke. Mübarek her ne kadar “laik” yönetim sürdürüyor olsa da, ülkenin yaşam biçimi laiklikle pek bağdaşmayan bir çizgide. Müslüman Kardeşler örgütü ülkenin en kapsamlı örgütlerinden biri ve halk üzerinde büyük etkisi var. Örgüt laiklikten rahatsız ama genel yaşam düzeyinden de çok şikâyetçi değiller.Yerine kim oturur?Mübarek’in (sanıyorum) kaçınılmaz gidişinden sonra ülkenin başına kimin geleceği en hassas konu. Siyasi gözlemciler en yakın adayın Muhammed El Baradey olabileceğini belirtiyor. Mısır’ın yüz aklarından, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun eski Başkanı Nobel ödüllü Baradey’in ılımlı bir geçiş yapabileceği belirtiliyor. Ancak kalıcı olabilir mi?Çevre faktörüMısır bölgede Amerika’nın en önem verdiği ülke. Çünkü Amerika Mısır’a, kimi şeriat düzeni uygulayan İslam ülkeleri ile İsrail arasında köprü olma görevini uygulatıyor ve hassas denge Mübarek yönetimine yapılan olağanüstü maddi desteklerle sağlanıyor. Mısır’da daha İslamcı bir yönetim var olan dengeyi bozabilir, bu da Amerika ve İsrail çıkarlarını zedeleyecektir.Türkiye’nin durumuBunları belirttikten sonra gelelim Türkiye’nin durumuna. Kuzey Afrika’dan başlayan halk hareketi destekli iktidar çöküşlerinin “domino etkisiyle” Türkiye’ye de uzanması ihtimalini çok zayıf görüyorum. Ancak bölgedeki “halk hareketlerinin” Türkiye’de de etkisini göstermesi ve iktidara yönelik tepkilerin kendiliğinden artması ihtimali şaşırtıcı olmaz.Güç ve moral verirAKP iktidarı giderek daha katı, daha otoriter ve İslami unsurları daha öne çıkaran bir anlayış içinde son zamanlarda. Bunun yaklaşan seçimler açısından birebir “popülist” etkisi olduğu gerçeğini de göz ardı edemeyiz. İktidardan hoşnutsuz kesimler ise giderek artan bir baskının yarattığı enerji ile yükleniyor sürekli. Bu nedenle çevredeki halk hareketleri kitle örgütlerine güç ve moral pompalayan unsurdur.Rahatsızlık artıyorİktidarın seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte baskı ve korkuyu artırması, yaşam biçimlerine müdahale etmesi ve “torba yasa” adı altında bunları yasal hale getirmeye çalışması biriken enerjiyi aktif hale getirebilir. Özellikle örgütlü çalışanlar, siftah bile yapamayan esnaf, ürünü para etmeyen çiftçiler patlamaya hazır bomba gibiler. İktidar herhalde bunu fark etmektedir.Şimdilik öğrencilerToplumda biriken enerjinin uç veren unsuru, sayıları şu anda bini bile bulmayan öğrenciler. Her fırsatta iktidar aleyhine gösteriler yapan öğrenciler, her seferinde polisin şiddetli engeliyle karşılaşıyorlar. Bu şiddetin amacının “öğrenci olaylarına hiçbir şekilde geçit vermeme” politikasının bir sonucu olduğu görülüyor. Bu şiddet diğer kitle örgütlerini de korkutuyor.Herkese ders olsunBaşbakan bir tarafta öğrenci hareketlerini “bazı ideolojilerin provokasyonu” olarak tanımlarken, diğer taraftan da bu tür hareketlere girişenlerin sert biçimde engeleneceği mesajını ileterek, kitle örgütlerine de gözdağı veriyor. İktidarı protesto etmenin şiddetli bir bedeli olduğunu hatırlatıyor ve müthiş bir korku salıyor. Güvenlik güçleri ise aldıkları güçle görevini başka bir şevkle yapıyor. 1 Mayıs’tan sonra ilk kez işçi sendikaları 3 Şubat’ta tekrar sokaklarda olacak. Meclis’te görüşülen torba yasayı protesto eden DİSK 3 Şubat günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çevresinde bir insan zinciri oluşturmayı planlıyor. DİSk’in bu eylemi başarıyla yapabileceği şüpheli, çünkü iktidarın bu aşamada böylesi bir kitle gösterisine tahammülü yok.Sınav günü olacakAncak her şeye rağmen 3 Şubat, iktidarın da sınav günü olacaktır. İşçilerin demokratik tepkisine, iktidarın başka bir tür tepkiyle karşılık vermeye kalkması herhalde doğru bir tavır olmayacaktır. Buna karşı, iktidar da seçime giden yolda karizmasında bir yara açtırmak istemeyecektir. Başbakan son günlerdeki tüm konuşmalarında bu tavrı ortaya koymakta ne yazık ki.Sehven skandalıSevgili okurlar, geçen hafta 3 yıldır sürdürülen “darbe paranoyası” konusunda beklenmedik bir gelişme yaşadık. Ergenekon sanığı tutuklu bir teğmenin cep telefonuna rehber eklemesi yapılması “bu davada başka hangi oyunlar oynandı?” sorusunu da gündeme getirdi. Emniyet’in “sehven” açıklamaları ise işin tuzu biberiydi. Bunun arkası gelirse acaba ne olacak?Ve arkası da geldiKamuoyu “sehven” şaşkınlığını yaşarken, bir skandal da Danıştay cinayeti sanığının cep telefonuna eklendiği anlaşılan 30 e-mail adresiyle yaşandı. Bu olayın gerçek olması ve bütün açıklığı ile ortaya çıkarılması, Ergenekon’a “terör örgütü” damgası vurulmasına neden olan bağlantıyı kesecek niteliktedir ve bu büyük dava bir anda beklenmedik bir aşamaya gelebilir.Hepinize iyi haftalar dilerim.

Devamını Oku

Pazarın eğlenceli fıkraları

29 Ocak 2011

Yıldırım Tuna’dan bu hafta gelen fıkralar yine çok neşeli yine çok komik. Birlikte okuyalım; Kime tebrikAskeri tatbikatın en can alıcı safhasında Mavi Kuvvetler’in komutanı Albay John, muhabere cihazları bozulunca çaresiz kalmış. Şoförü “Karargaha sizi ben jiple yetiştiririm efendim..” demiş ve imkansızı başararak olumsuz arazi şartlarına aldırmayıp süratle Albay’ı ‘Kırmızı Kuvvetler’den önce genel karargah çadırına ulaştırmış. Çadırın kapısında onları karşılayan general, “Sizi tebrik etmek istiyorum Albay..!” demiş, Albay şoförünü göstererek “Beni değil, onu tebrik edin efendim” demiş “Benim hiçbir katkım yok, ne yaptıysa kesinlikle o yaptı..!” General şoföre dönüp, “Neyse.. Seni tebrik ederim evlat..!” demiş şaşkınlığını gizlemeye çalışarak, “Biraz önce Albay John’un karısı çok sağlıklı bir kız doğurdu..!”***AvukatAvukat bankaya girerken adamın biri telaşla ona hızla çarparak bankayı terk etmiş. Avukat bankaya girmiş ki, bütün müşteriler yüzükoyun yerde yatmakta, elleri hâlâ havada güvenlik görevlisi “Şimdi kapıdan çıkan adam kasadan 1 milyon dolar alıp kaçtı” demiş heyecanla.. “Bir milyon dolar?.. Yahu beni neden tam kaçarken uyarmadınız?..” demiş avukat sinirlenerek. “Çelme falan mı?..” diye sormuş güvenlik görevlisi ellerini indirirken. “Yok be.. En azından adamın bir yerine kartımı sıkıştırırdım..!”***KanıtHakim, sanık sandalyesindeki adama dönüp “Teşhircilikle suçlanıyorsunuz..” demiş, “Savunmanız ne?” Adam, “Tamamen basit bir yanlış anlaşılma efendim..” demiş, “Şu hanımefendiyi görüyor musunuz?.. Onunla barda bir şeyler içip birden ‘kadın-erkek’ münakaşasına girdik. Bir ara bana sinirlenerek ‘Kadınların erkeklerden ne farkı var ki?’ dedi. Ben de kendisinin bir kerede anlayabilmesi için konuyu görsel bir şekilde izah etmeyi tercih ettim efendim..!”***Milli marşAdam eve gelmiş ki, karısı yatakta çırılçıplak ve hüngür hüngür ağlıyor.. “Ne var?.. Ne oldu?..” diye telaşla sormuş. “Birkaç saat önce dev gibi bir zenci adam eve zorla girdi..” demiş kadın ağlamasını sürdürerek, “Daha sonra milli marşımızı söyleterek defalarca bana.. Offf hatırlamak istemiyorum..” Kocası,“Hayatım korkunç bir şey bu” deyince kadın kafasını kaldırmış ve “Öyleydi.. Biliyorsun marşımızın ikinci kıtasından sonrasını doğru dürüst bilemiyorum, insan nasıl mahcup oluyor..!”***FBI ajanlarıAmerika’da bir akıl hastanesinde sahte sağlık raporları ile yapılan ciddi sigorta yolsuzlukları ortaya çıkınca FBI oraya ani bir baskın düzenlemiş. Binlerce tıbbi raporu gözden geçirmeye başlayan iki düzineye yakın ajan, öğle vakti gelince acıkmış. Başlarındaki şefleri onların karınlarını doyurmak için evlere paket servisi yapan yakındaki bir pizzacıyı aramış..Ajan: Selam.. Ben 19 pizza, 3 kasa da soda isteyecektim..Pizzacı: Nereye göndereceğiz?..Ajan: Hepimiz şu anda akıl hastanesindeyiz..Pizzacı: Akıl hastanesinde misiniz?..Ajan: Evet.. Ben FBI ajanıyım..Pizzacı: FBI ajanısınız??..Ajan: Mmm.. Bu odadaki arkadaşlarım da öyle..Pizzacı: Ve akıl hastanesindesiniz..Ajan: Doğru.. Ön kapıdan gelmeyin, kapıları kilitledik.. Arkadaki servis kapısından geleceksiniz..Pizzacı: Hepiniz ajansınız..Ajan: Evet.. Ne kadar sürede gelirsiniz?..Pizzacı: Akıl hastanesinde herkes FBI ajanı mı?..Ajan: Evet.. Hayli de acıktık..Pizzacı: Peki, bu ısmarladıklarınızın parasını ne zaman ödeyeceksiniz?..Ajan: Aramızda para topladık..Pizzacı: Ve hepiniz FBI ajanısınız..Ajan: Evet??..Pizzacı: Siyah gözlüklü, tabancalı falan?..Ajan: Doğrudur.. Artık pizzaları getirseniz.. Ön kapıları kilitledik, arka kapıdan..Pizzacı: Öfff.. Tövbe tövbe (Click)..*****Orta direği mektupOkurlardan Erhan Tığlı yazıp göndermiş; Ey benim katma değerli, sağlam ciğerli, yemeği acı biberli, beli sıkma kemerli, sırtı semerli, eli fenerli, kolu hünerli dostum! Duydum ki azıcık hoşsun, zamlar seni öyle zom etmiş ki, gece gündüz sarhoşsun. Suratın ekşi, kendin mayhoşsun... “Benim nerem hünerli, neyim fenerli?” diyorsun, vallahi ayıp ediyorsun. Elinde fener var, elektrikler sık kesildiği için onu taşıyorsun, hayatın karanlık yollarında yolunu kaybetmemek, yere düşmemek için onunla dolaşıyorsun, gece gündüz ucuzluğu arıyorsun, bir türlü bulamıyorsun. O afeti düşünde bile göremiyorsun.Kolun hünerli; yarım kilo kıymadan en az beş yemek yapıyorsun. Asgari ücretle koca bir aileyi geçindiriyorsun. Radyasyon, enflasyon, hava ve çevre kirliliği, trafik canavarları, anarşi, terör vız geliyor, bir türlü ölmüyorsun...Sırtın semerli, gık demeden bunca yükü taşıyorsun. “Çektiğim yükler yetsin artık. Biraz da başkaları taşısın, politikacılar elimden tutsun, dostlar yükümü paylaşsın” demiyorsun. Bunlar yetmemiş gibi, oy verdiklerini de sırtına alıyorsun...Daha ne diyeyim sana? Sesini çıkarmazsan daha çok semer vuran olur sırtına. Alçakta durursan sel alır, yükseğe çıkmaya kalkarsan yel alır; maaşını bakkal, kasap, ev sahibi paylaşır, sana kocaman bir kazık kalır! Yel üfürür, sel götürür; başını doğrultmaya kalksan kaşlar çatılır, parmaklar sallanır; huzuru bozmakla suçlanırsın. Başkaları arabasını dağdan aşırırken sen düz yolda şaşırırsın, komşuda pişen börekten tadayım derken tenceredeki sütü taşırırsın. Niye böyle olduğunu çözemezsin, cinler tepene çıkar; keçileri kaçırırsın.Aybaşında maaşını alınca kendini lord sanırsın. Ama lordluğun kısa sürer, paranı esnafa kaptırırsın, ay sonuna dek nasıl geçineceğini düşününce nefesin tıkanır, mort olursun!Aman kardeşim, sakin ol, sinirlerine yargıç ol! Sen ölürsen ailene kim bakacak? Mezar fiyatları hem pahalı hem gömülecek yer yok, onun için kör topal da olsa yaşamak zorundasın. İyi düşün taşın, iş işten geçtikten sonra faydası yoktur gözlerdeki yaşın. Çalış, tutuyorken el ayak, işliyorken kol. Biraz da kafanı çalıştır ve de bul bu sorununa demokratik bir yol.*****Geçen hafta yayınladığım “AKP’den neler öğrendik” yazısının sahibi Yeniçağ Yazarı Selahattin Önbibar’dı. Bir dikkatsizlik sonucu geçen hafta adını vermeyi unuttum. Gerçi güzel bir yazının yayınlanmış olmasında bir sakınca yok herhalde.*****Gani Yıldız’dan* Başbakan, “İki partili sistem istiyorum” demiş. Ufukta Türkiye için tek adam, iki parti, üç çocuk, dört köşe yandaşlar ve beş parasız halk görünüyor!* Son dakika: İthalatın ihracattan fazla yükselmesi nedeniyle dış ticaret açığı patladı. Olayda ilk belirlemelere göre binlerce Türk girişimci ağır yaralandı.* Başbakan’dan çekindikleri için Davos’a gidemeyen bakanlar varmış. Doğrudur! Başbakan’ın, “Bundan böyle sizin için bakanlık bitmiştir. Artık Bakanlar Kurulu’na gelmeyin” tepkisinden korkmuşlardır!* Hüseyin Çelik, “CHP seçmeni daktilo döneminden kalma” demiş. CHP’nin, seçim sonuçlarına neden bilgisayarla müdahale edemediği şimdi daha iyi anlaşılıyor.* Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı, “Bir parti eğer daha çok oy alabilecekse neden kadın aday göstersin ki” demiş. Bu bakanımız kadından mı sorumlu yoksa kadınla mı sorunlu?

Devamını Oku

İsrail’e babalanmak sorunu çözmüyor

28 Ocak 2011

İktidar dış politikada “kahramanlık” eylemi olarak İsrail karşıtlığını kullanıyor. Dünyadaki yankıları çok fazla değil bu eylemlerin ama belli ki iç politikada çok etkili oluyor.Bilinçaltında Yahudi düşmanlığı ile bezenmiş geniş bir halk topluluğu Başbakan’ın İsrail’e yönelik ağır sözlerini yürekten alkışlıyor.Aslına bakarsanız, dünyanın ve özellikle Orta Doğu’nun başına dert olan İsrail’e yönelik ne söylense azdır ama, ne yazık ki iktidarın politikası tamamen içe yönelik olduğu için bu yolda bir adım bile atamıyoruz.İşte bunun son örneğini Mavi Marmara gemisine yapılan saldırıdan sonra İsrail komisyonunun verdiği kararda gördük. İsrail “kendisine göre tarafsız” bir komisyon kurdu, bu komisyon çalıştı ve bir rapor hazırladı.Bu raporda 9 kişiyi acımasızca öldüren İsrailli komandoların hiçbir suçunun olmadığı, asıl suçlunun yardım götürenler olduğu yazılı.Doğal olarak biz buna büyük tepki gösterdik.Ancak görüldüğü kadarıyla İsrail bu konuda yalnız değil. Amerika da İsrail’e destek verdi ve “rapor doğrudur” açıklaması yaptı.Bizim yaptığımız ise yine hiçbir yaptırımı olmayan “iri sözler” söylemekten ileri gidemedi. Ki zaten Mavi Marmara olayından bu yana sadece esip gürlüyoruz, ortada bir şey yok.Hatta tam tersine, İsrail basını ikide bir “Türkiye arayı düzeltmek için çaba harcıyor, İsrail hükümetiyle ilişki kurabilmek için arabulucular koyuyor” haberleri yayınlıyor.Bu haberlere karşı Türkiye’nin ikna edici ve mantıklı bir açıklama yaptığını bugüne kadar duymadık.Bunu duymadığımız gibi İsrail’e ne gibi yaptırımlar uyguladığımız da bilinmiyor. Ortadaki tek gerçek, her gün onlarca uçakla Türkiye’ye gelen İsraillilerin artık gelmediği.Bunun dışında ticaretimiz de, askeri ilişkilerimiz de, diplomatik ilişkilerimiz de aynen devam ediyor. İlişkilerde hiçbir azaltma yapmayacaksınız, diplomatik ilişkiyi kesmeyeceksiniz, İsrail’in bulunduğu toplantıları boykot etmeyeceksiniz, ticaretiniz aynen devam edecek, ama iç politikada prim yapmak için sanki dünyanın “İsrail’e kafa tutabilen tek ülkesi” gibi davranacaksınız.Dediğim gibi, dünyanın umurunda değil bu durum ama Türkiye’de geniş bir kesim Türkiye’nin gerçekten İsrail’i zora soktuğunu sanıyor. ***Kılıçdaroğlu ağzıyla kuş tutsaCHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, kamuoyunun beklentilerine cevap verememekle eleştiriliyor. Bu eleştirilerin bir bölümüne ben de katılıyorum ve yazıyorum da. Hafta başında CHP’nin muhalefet tarzıyla ilgili kamuoyundan edindiğim bazı izlenimleri yine aktaracağım.Aslına bakarsanız, bu eleştirilerin bazılarını haksızlık olarak da niteleyebilirim. Kimilerinin ısrarla ve aralıksız söylediği gibi CHP ve Kılıçdaroğlu boş oturmuyor.Hemen her gün “eskiden olsa” manşetlere çıkacak açıklamalar yapıyor, eylemlere girişiyor.Örneğin Kılıçdaroğlu kimbilir kaç keredir iktidarla ilgili yolsuzluk iddiası attı ortaya. Ama Kılıçdaroğlu bunu yaparken bir hataya düşüyor.Söylediklerinin medya tarafından izleneceğini ve irdeleneceğini sanıyor. İşte yanılgı burada. Günümüz gazeteciliğinde artık eskisi gibi ortaya atılan bir iddia izlenmiyor. Hatta tam tersine iddia eğer muhalefetten geliyorsa “kapatın üstün gitsin” türü gazetecilik yapılıyor.Örneğin Kemal Kılıçdaroğlu AKP ile Hizbullah arasında bir işbirliği olduğunu ileri sürdü ve soru sordu. Dedi ki “Sizin milletvekilleriniz Hizbullah dernekleriyle görüştü mü?”Anlaşılan kimin ne zaman Hizbullah’a yakın derneklere gittiğini biliyordu.Bekledi ki medya olayın üzerine gidecek. Hiç öyle olmadı. Başbakan çok ters bir cevap verdi, parti sözcüleri konuyu CHP’ye hakaret için bahane saydı, yandaş kalemler de yine Kılıçdaroğlu ile dalga geçmeye çalıştı. Oysa bu sırada bir AKP milletvekili Hizbullah’a yakın derneklere ziyarete gittiğini açıklamıştı.Demek ki Kemal Kılıçdaroğlu asla ortaya soru atmamalı. Ne biliyorsa söylemeli. Eğer son olayda “tecessüs” yaratacağına direkt “Sizin şu milletvekiliniz, şu gün şu saatte şu derneği ziyaret etti” dese, en azından alacağı cevaplar bu kadar ağır olmayacaktı.Aynı şekilde Kayseri olayında da “tecessüs” yaratmaya çalıştı. İktidar anında önlemini aldı, “merak edilen” kısımlarla ilgili her türlü şaşırtmayı yaptı.Diyeceğim; Kemal Bey, iddialarınızı açık açık söyleyin, meraklandırmayın ve bu medyaya da güvenmeyin, oradan size iş çıkmaz.***KRALDAN ÇOKYandaş medyayı hem anlıyorum, hem anlamıyorum. Tabii ki iktidarın yanında duracaklar, işleri bu, ama bunu yapmak için iktidara bağlı tüm kurumların ayıplarını, meslek onurunu çiğneyerek savunmaları gerçekten çok acı.Günlerdir, özellikle Mustafa Mutlu’nun ısrarlı yazıları sonucu polisin “darbeci diye tutuklanan” bir teğmenin cep telefonuna dinci bir terör örgütü üyesinin telefon rehberinin eklenmesini tartışıyoruz.İstanbul Emniyeti iki kez “yalan açıklama yaparken” yakalandı. Teğmene kurulan tuzak “kabak gibi” açığa çıktı.Paniğe kapılan yandaş medya şimdi o teğmenin aslında dinci örgütle bağlantılı olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Tam bir çırpınış. İbretle izliyorum.O teğmen görevi dışındaki işlerle ilgilenmiş olabilir, hatta suç işlemiş de olabilir, ama hiçbiri polisin hazırladığı tuzağın haklı ve meşru kılmaz. Sonuçta yargı karar verecek. Yargının önüne “düzmece kanıtlar” konulması ise yargıyı yönlendirme amacına hizmet eder.Tabii asıl soru şu şimdi: “Bugüne kadar bu tür kaç sahte belge hazırlanmış olabilir?”***Soyadım HaberalBir okurun feryadı: “Ben Rize Pazar Subaşı (Haçapit) köyündenim. 14 yıl Başkent üniversitesinde akrabalarımın kurumunda çalıştım. İşe amelelik yaparak başladım. Daha sonra bu kurumun üniversite inşaatında da amelelik yaptım. Amelelik yaptığım inşaatlarda yüksekokul okudum. Daha sonra fakülte okudum. 14 yıl sonra işten çıkarıldım, 2 yıl iş aradım. Çok sıkıntı çektim, gittiğim her kapı bana kapandı. Bana Mehmet Haberal ile akrabalık derecemi soruyorlar. En büyük hedeflerimden biri üniversitelerde öğretim görevlisi olmaktı. Mülakatları kazandım birkaç üniversitede derslerim de belli oldu fakat yine de soyadım engel oluşturdu. Diğer hedefim ise Alternatif turizm ve yayla turizmi üzerine belgesel program yapmak. Şimdi size soruyorum benim suçum ne? Evlendim, birkaç ay sonra 14 yıl ekmeğini yediğim kurumdan işten çıkarıldım. Maddi ve manevi olarak çok sıkıntı yaşadım. Saygılarımla... Hikmet HABERAL”***Bir mahkememiz, yumurta atmanın demokratik bir hak olduğuna karar verdi. Darısı ıslıklama ve yuhalamanın başına! (Gani Yıldız)

Devamını Oku

Genelkurmay’da sürpriz hazırlığı

26 Ocak 2011

Dünkü yazımda askeri çevrelerden bugüne kadar hep doğru haberler aldığını bildiğim bir dostumla konuşacağımı söylemiştim. Telefonda “Genelkurmay’ın kapsamlı bir çalışma başlattığını” söylemiş ama ayrıntıları telefonda konuşmayacağını belirtmişti.Dediğim gibi dün buluştuk, biraz sohbet ettik. Tabii anlattıkları bir belgeye dayanmıyor, sonuçta duyumdan ibaret. Ama dediğim gibi bu tür bilgileri bu güne kadar hiç yanlış çıkmadığı için o kulakla dinledim.İlk bilgi şu: Son zamanlarda Türk Silahlı Kuvveleri hakkında dozu giderek artan iddialar ve hakaretler, ordu içinde çok ciddi rahatsızlık yaratıyormuş. Çeşitli rütbelerden subaylar “neden mantıklı ve ikna edici bilgi verilmediğini” soruyorlarmış.Dostum dedi ki “Silahlı Kuvvetler ilginç bir yapıya sahiptir. Hızlı kararlar alamaz, özellikle kamuoyuna açıklama yapılacağı zaman olayın her tarafı irdelenir, açık kapı bırakılmamaya çalışılır.”Ben hemen araya girdim “İyi de neredeyse üç yıldır hiçbir konuda ikna edici ve mantıklı bilgi verilmiyor ki, her açıklama bir yenisine ya da düzeltilmeye muhtaç” dedim.“Doğru” dedi dostum ve sürdürdü: “Zaten sorun burada başlıyor, çünkü orduyu karalayanlar bunu bildikleri için, biri bitmen bir yeni iddia ile saldırıya geçiyor, kafalar karıştırılıyor. Sen bakma askerin psikolojik harbi düşmana karşıdır, bu tür durumlarda psikolojik savaş kurallarını uygulamakta bile zayıf kalırlar.”Uzun sohbetimiz sonunda anladığım şu ki, Genelkurmay çok kapsamlı bir çalışma yapıyormuş, özellikle ordu hakkında düzenlenen ve sadece kamuoyunun kafasını karıştırmaya yönelik birçok sözde belge saptanmış, bunların nerelerde ve kimler tarafından düzenlediği konusunda ciddi ipuçları bulunmuş.En önemlisi ordu içindeki ya da çeşitli vesilelerle orduyla ilişki kurmayı başarmış kişilerin hangi eylemler içinde oldukları da saptanmış. Bunlardan bir kaçının ise yakalandığı ve sorguladığı da söyleniyormuş.Peki ne olacak? Dostumun anlattığına göre yakın bir zamanda Silahlı Kuvvetler, öncelikle yaratılan veya tahrif edilen belgelerin örneklerini ve ordu içine sızmış ve içerden bilgi çalarak, saklayıp ihbar ederek, belge düzenleyerek çalışan bazı kişileri de kamuoyuna açıklayacakmış.Bütün bunları “duyum” ve hatta “dedikodu” kapsamında sizlerle de paylaşmak istedim.*****Kafamı kurcalayan iki konuDarbe ihtimali giderek uzaklaştıkça, bazı çevrelerin “darbe paranoyası üzerine kurdukları teoriler” daha da artıyor.Son günlerde yine darbe tartışmalarından başımızı kaldıramıyoruz. Donanma Komutanlığı’nın göbeğinde döşeme altına saklanmış belgeler çıktı örneğin, ama bunların hepsinin bilgisayar ortamında ve 2009’dan sonra hazırlandığı ve bir yerden aktarıldığı da anlaşıldı.Buna rağmen “darbe teorisyenleri” dur durak bilmiyor.Daha önce çürütülen belgelere karşı bir süre suskun kalanlar “İşte şimdi ortaya çıktı, darbe planlarını güncellemişler” diye yaygaraya başladı.İlk plan 2004’te yapıldığı halde 2008’de kurulan bir derneğin, bir hastanenin planda yer alması kafaları karıştırmıştı. Şimdi darbe paranoyakları sevinç içinde, çünkü güncelleme yapılmış.Anlayamadığım şu; güncelleme yapılabilir tabii de, işi yürütecek olan isimlerde neden güncelleme yok. Çünkü 2004’teki planda görev alacak neredeyse tüm komutanlar emekli olmuş ya da şimdi çok ilgisiz görevlerde. Eğer bir plan varsa bunu yürütecek olanlar da bulundukları yere göre görev alacaklardır. Bu nasıl darbe planıdır ki 6 yıl sonra da aynı isimlerle yürütülsün. Kimse “cunta” demesin, çünkü tamamı emekli olmuş bir ekipten cunta mı olur.Kafama takılan ikinci nokta ise hala kazı yapılması ve mühimmat bulunması. Bu kazılar iş makineleriyle yapılıyor. Hangi darbeci çıkarmak için iş makinesi kullanmak zorunda olduğu bir yere gömer silahları. Darbe planını bile döşeme altında saklayanlar silahları neden derine gömerler ki?Var mıdır bunun mantıklı bir cevabı?*****Balbay’ın adaylığına ilginç bir bakışMichigan’da oturan Doç. Dr. Esat Korcan’dan Mustafa Balbay’ın adaylığı konusunda olaya çok farklı açıdan bakan bir mesaj aldım. Korcan adaylık konusunu bir tür samimiyet testi olarak değerlendiriyor. Gelin birlikte okuyalım;Sayın Ataklı;CHP’nin Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ı aday gösterme ihtimalini duyunca inanın çok sevindim. Bir düşünün, 12 Eylül 80 zindanlarındaki ulusunu seven aydınları da o dönemlerde meclise sokabilseydik, kötü mü olurdu? O dönemde de gerçek teröristle, gerçek aydınları aynı davalara dahil eden bir yönetim yok muydu?Balbay ve Özkan’a kendilerini 3.5 yıldır zindanda tutan devlet ile hesaplaşma şansını verebilecek siyaset anlayışını alkışlıyorum. Şimdi AKP ve yandaş medyasındaki kalemler içinde turnusol kağıdı testi başlayacak, eğer ki bur durum olursa. “Balbay ve Özkan’ın hala içerde tutulması yanlış” diyen Bülent Arınç ve yandaş kalemlerin CHP için “Ergenekoncularla kolkolalar” söylemleri kullanmasıyla biat etmeyen, aydın seçmen kitlesi her şeyi daha iyi görecekler.Balbay ve Özkan’ın Meclise girmesini gerçekten istemiyorlarsa kolayı var! Dokunulmazlıklar kaldırılır! Madem Balbay ve Özkan’ı hapiste görmek istiyorlar, bu vesileyle AKP, milletvekili dokunulmazlığını da kaldırır! Ama kaldırabilir mi? İşte Özkan ve Balbay’ın TBMM’ye girmelerinin birçok faydasını görecek milletimiz.1- Artık devletin gücünü ele geçirenlerle aydın ve gazetecilere zulüm yapanlar ile hesaplaşma başlayacak.2- Balbay ve Özkan’ın neden hala hapiste olduğunu soran tatlı su demokratları yüzeye daha da çıkacak.3- Milletvekili dokunulmazlığının kalkmasına AKP’nin ne kadar samimi olduğu da görülecek.*****AKP, cumhuriyetin yüzüncü yılını ifade eden, “2023’e yürüyoruz!” söylemini sık sık kullanıyor. Doğru, yürüyorlar ama bazılarının ayakları geri geri giderek! (Gani Yıldız)*****Heykeli taşıtmayınAKP ne yapacaksa yapsınBir okurumdan ilginç bir öneri aldım. Konu Başbakan’ın “ucube” diyerek aşağıladı Kars’taki anıtla ilgili. Başbakan büyük öfkeyle “bu ucube buradan kaldırılsın” demişti. Ardından da “İzmir Karşıyaka belediyesi istiyormuş, alsınlar, onlar koysun” diye eklemişti. Kars’a konulması sakıncalı heykel Karşıyaka’da neden olabilir, mantığını anlamak zor. Ama okurum diyor ki “Sakın Karşıyaka belediyesi heykeli almaya kalkmasın. Heykel bulunduğu yerde kalsın, balım AKP iktidarı ne yapacak, bizimle birlikte tüm dünya da görsün.”Okurumun düşüncesi şöyle: “Aslında AKP bu konuda hata yaptığını gördü. O heykeli yıkarsa, çağdaş dünyadan tepki alacak. Türkiye tıpkı Afganistan’daki gibi heykellerin yıkıldığı ülke konumuna düşecek. Heykelin Karşıyaka’ya taşınması AKP için cankurtaran simidi olacaktır. Bu imkanı ona sağlamamak gerek. Herkes yaptığı yanlışın bedelini ödemeli.”Heykelin Karşıyaka’ya taşınacağını sanmıyorum, AKP’nin vereceği kararı da merakla bekliyorum.

Devamını Oku

Mustafa Balbay için imza kampanyası açılıyor

26 Ocak 2011

Her ne kadar CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ın milletvekili adayı gösterilmesine “yok böyle bir şey” dese de, konu tartışılmaya devam edecek.CHP kamuoyu baskısı ile hiç olmazsa Mustafa Balbay’ı 12 Haziran seçimlerinde aday gösterebilir.Pazartesi günü Antalya’daydım. Antalya Büyük Şehir Belediyesi ile Cumhuriyet Gazetesi’nin ortaklaşa düzenlediği “Uğur Mumcu’yu anma törenlerine” katıldım. Düzenlenen panelde de bir konuşma yaptım.Hafta başı ve öğle saati olmasına rağmen Cumhuriyet Meydanı’ndaki Atatürk Heykeli’ne çelenk koyma törenine yüzlerce Antalya’lı katıldı. Bu hem çok şaşırtıcı hem de çok mutlu edici bir gelişme bana göre.Toplumdaki tepki ve özlemi dile getiriyor çünkü. Aynı şekilde paneli izleyenlerin sayısı da çok yüksek ve aktifti.Gün boyunca izleyicilerden ve sokaklarda karşılaştığım kişilerden en çok duyduğum sözlerden biri “CHP Mustafa Balbay’ı aday gösterecek mi?” sorusuydu.Süheyl Batum’un “Balbay ve Özkan bana göre aday olmalı” sözleri belli ki özellikle CHP’li bir kesimde hayli ilgi görmüş.Balbay’ın Burdur’lu olduğunu bilmiyordum. Antalya’daki töreni Burdur Sivil Toplum Platformu temsilcileri de izlemeye gelmişlerdi. Dediler ki: “54 sivil toplum kuruluşu olarak Mustafa Balbay’ın CHP’den aday yapılması için bir imza kampanyası başlatıyoruz. 26 Ocak’ta Balbay’ın doğduğu Yeşilova Güney beldesinde bir toplantı yaparak kampanyamızı açacağız. Bunun tüm Türkiye’de dalga dalga destek göreceğine inanıyoruz.”Panelde, Burdur’dan gelen heyetin başlatacağı kampanyayı duyurunca, salondan çok büyük bir alkış koptu ve dakikalarca bitmedi.Yüzlerce kişi hem bir haksızlığın sona erdirilmesi hem Balbay’ın özgürlüğüne kavuşması hem de hukuk dışılığın son bulması için CHP’nin bu adımı atması gerektiğine destek verdi.Tabii karar CHP’nin. Kılıçdaroğlu “böyle bir şey yok” diyerek tepkisini gösterdi. Ancak gelecek baskılar CHP’yi sıkıntıya sokabilir.CHP’ye yeni katılan Sezgin Tanrıkulu’nun bu adaylıklara sıcak bakmaması parti içinde tartışma yaratacaktır.*****Ne demek bu?Genelkurmay, Balyoz davası ile ilgili nihayet bir açıklama yaparak “Aksi yöndeki telkinlere rağmen olayı hukuk kuralları içinde izliyoruz” dedi.Bu tabii çok “lastikli” bir açıklama. Çünkü doğal olarak “aksi yöndeki telkinleri” kimin yaptığını merak ediyor insan. Hatta daha ileri gideyim, açıklamadan sanki birileri “haydi artık darbe yapsanıza” diyor da, asker buna karşı direniyor.Koca ordu herhalde sokaktaki birkaç vatandaşın “aksi yöndeki telkinlerine” kulak asmayacaktır, o halde “bu telkinler daha etkili yerlerden geliyordur” görüşü yabana atılamaz.Bu konuları kafamda oluşturmaya çalışırken askeri çevrelerden iyi haber aldığını bildiğim bir dostum aradı ve “Genelkurmay çok kapsamlı bir çalışma içinde, yakında ortalığı karıştıracak açıklamalar gelebilir” dedi.Konuyu telefonla konuşmak istemediğini belirten dostumla bugün bir araya geleceğiz, sanıyorum anlatacakları var. Eğer gerçekten kayda değer bilgiler verirse ve ben de ikna olursam, yarın sizlerle de paylaşırım.*****Dışişleri Bakanı, “Demokrasilerde teröristle diyalog kurulmaz” demiş. Bu tespite bir ekleme yapalım; sözde ileri demokrasilerde ise monolog olur; terörist konuşur, devlet dinler!(Gani Yıldız)*****Şayia her zaman yalan değildirŞayia veya rivayet çok kullandığımız kelimeler. Doğru olup olmadığı bilinmeyen ama yaygın biçimde inanılan anlamına geliyor.Rivayetler doğru olmayan bilgilerin yayılması da olabilir ama her rivayet yalandır demek de doğru değildir.Çünkü rivayettir ama doğrudur. Örneğin mahalle bakkalı komşu kıza âşıktır. Bu şayia olarak mahallede dolaşır, herkes bilir de kimse doğruluğunu kanıtlayamaz, ama bu bakkalın komşu kıza âşık olmadığını göstermez.Şu sıralar AKP’nin Hizbullah’la işbirliği yaptığı iddiasını attı ortaya CHP Genel Başkanı. Başbakan da ağır hakaretlerle bu iddiayı yalanladı.Buna karşı CHP’ye yeni katılan Diyarbakır’lı Sezgin Tanrıkulu, “Bu bir şayiadır gerçi ama doğrudur” dedi.Bu açıdan bakınca Tanrıkulu’na inanırım. Çünkü Tanrıkulu, “Diyarbakır’da sokağa çıkın, kime sorarsanız sorun Hizbullah’ın AKP’yi desteklediğini bilir” diyor.Hizbullah, sadece cinayet işleyen ve şimdi serbest kalan eli kanlı katillerden oluşmuyor. Hatta tam tersine asıl Hizbullah silaha pek bulaşmıyor ve Mustazaf-Der etrafında toplanan silahsız, İslâm kurallarını çok katı biçimde uygulayan bir cemaat olarak tanınıyor.Bu kesimin Marksist olarak gördüğü PKK’ya şiddetle karşı olduğu da biliniyor. Ve en önemlisi bu kesimin seçimlerde kime oy verdiği de bir sır değil.Hizbullah’a yakın kişilerin AKP’ye oy vermesi elbette AKP-Hizbullah ilişkisi anlamına gelmez ama, AKP’nin bölgedeki milletvekillerinin Hizbullah’la yakın ilişkiler içinde olduğunu da kimse inkâr etmiyor.Bu nedenle Başbakan’ın gösterdiği aşırı tepki pek doğru değil.

Devamını Oku

Vicdanınız rahat mı diye sormak istiyorum

24 Ocak 2011

Kime mi sormak istiyorum? Örneğin Süleyman Demirel’e. Ya da Hüsamettin Cindoruk’a. Daha da söyleyeyim, Mesut Yılmaz’a, Tansu Çiller’e. Özellikle İlhan Kesici’ye.Nedenini anlatmadan önce biraz geri dönmek istiyorum. Taa 28 Şubat dönemine.Daha önce de yazmıştım. Şimdiki tatlı su demokratlarının dediği gibi 28 Şubat bir askeri müdahale değildi. Hatta asker tam olarak işin içinde bile yoktu. 28 Şubat “anlamsız” ve “bilinçsiz” bir sivil hareketti.Komünizmle mücadele dönemi bitirildikten sonra Türk Silahlı Kuvvetleri içine düştüğü boşluk nedeniyle zafiyet geçiriyordu ve sivillerin oyuncağı oluverdi.O günün sivilleri, pastadan daha büyük bir pay kapmak için gözleri dönmüş biçimde saldırırken, uzaklarda ısıtılan politikalara nasıl hizmet ettiklerini bilmiyorlardı.Uzakların politikası Türkiye’nin artık daha İslami bir yönetime geçmesini planlamıştı ve 28 Şubat’ın sivil darbecileri ekmeklerine yağ sürüyordu.Sonunda amaç gerçekleşti, Türkiye rota değiştirdi, daha İslamcı bir yapıya kavuşturuldu.Sıra son darbeye geldi. Eğer önümüzdeki seçimlerde de sonuç değişmezse Türkiye artık başka kulvarın oyuncusu olacaktır.Şimdi gelelim saydığım isimlere:28 Şubat’ın sonunda sol tam tasfiye edilemedi, ağır darbeyi merkez sağ yedi. Türkiye’yi İslamlaştırma politikası sonunda merkez sağın oyları da radikal dinci kesime kaydı.2007 sonrasında yaşananların ardından merkez sağda yeniden dirilme umudu doğdu. Ama merkez sağı tekellerinde görenler, geçmişten bir türlü ders almayı beceremeyince Türkiye’nin kader seçimine yine merkez sağ eksiği ile gidilecek.Örneğin, diyorum ki İlhan Kesici iki yıl öncesinden başlayan ısrarlara rağmen bir türlü liderliğe soyunamamasından dolayı pişman mıdır? Vicdanı biraz olsun sızlıyor mudur?Süleyman Demirel bütün akil adamlığına rağmen bir türlü toparlanmayı sağlayacak gücü kendinde bulamadığı için rahatsızlık duyuyor mudur?Tansu Çiller’ler, Mesut Yılmaz’lar, DP geleneği diye bir tabu icat edip sonra o tabuyu bile koruyamayan niceleri şimdi evlerinde rahat koltuklarında huzur içinde oturabiliyorlar mıdır?Asıl hesap vermesi gerekenler bunlardır, ne var ki, hâlâ bazıları bunların peşinden gitmeyi bir marifet sanmaktalar ve yürekleri daha da sızlatmaktalar.*****Safları sıklaştırın, aralara liberaller girecekKendilerine liberal maskesi takmışları görüyorsunuz değil mi, giderek hükümetle savaşır hale geldiler.Kimileri gördüğüm kadarıyla gerçekten “artık utanmaya başladılar” ama önemli bir kesiminin menfaatlerine halel geleceği endişesi taşıdıklarını tahmin ediyorum.Geçenlerde eski bir siyasetçi ile karşılaştık. “Kendinize dikkat edin, liberaller harekete geçti, yakında sizin pabucunuz dama atılabilir” dedi.Güldüm tabii, ne demek istediğini anlamamak mümkün mü?Ama siyasetçi dostum ciddiyetini hiç bozmayarak sürdürdü; “Bak gülme, aslında sen de bunları iyi tanırsın, yakında öyle bir hale gelirler ki, sizlerin yüzüne bile bakan olmaz.”Ben de “Canım o kadar da değil, şu geçen yıllarda herhalde bu ülkenin demokratları, hukuka, özgürlüklere, insan haklarına saygılı insanları bunların ne olduğunu anlamışlardır” diye karşı çıktım.“Sakın öyle düşünme” dedi “Sen halkın anlamasının bir fayda sağlayacağını mı düşünüyorsun, halkın bu konuda görüşünün ne önemi var; siyasetçiler, bürokratlar, medya yöneticileri değişmeyecek ki. Bu takım öyle işini bilir ki, menfaat birliğini anında kurarlar, sen bir bakarsın ki düne kadar seni övenler birden onların etrafında pervane olmuş. Ayrıca sanki bu adamlar dün bugünkü iktidara karşı değil miydi, nasıl bu iktidarın kölesi oldularsa, yarın anında öteki tarafın da kölesi olurlar.”Siyasetçi dostum son söz olarak da şunu söyledi; “Ayrıca görmüyor musun, birkaç maskeli hükümeti eleştirdi diye medyadaki bazı ahmaklar da destek yazılarına başladılar bile. Onun için dikkat, safları sıkı tutmazsanız aranıza liberaller sızacak, sizi de bozacak.”Haklı mı haksız mı, karar veremedim. Bu kadar da olmaz diye düşünüyorum ama içime de bir kurt düşmedi desem yalan olur.Vallahi bunlar yarın AKP karşıtlarının baş tacı olabilirler.Çünkü bundan sonra liberal maskelilerle iktidar arasındaki durum eskisi gibi olmaz. Anladığım kadarıyla Erdoğan artık bu tiplere pek gerek duymuyor. Yani sıra tasfiyeye geldi. Hep söylüyordum, dinleyen olmuyordu, ama işin doğası budur. Kullanıldılar, atılacaklar.O halde bunlar “yeni kullanılma alanları” bulmak zorunda. *****Anayasa’da varmış meğerBaşbakan Erdoğan içki yasakları ile ilgili eleştirileri yanıtlarken “Yahu bu anayasada var, buna bile karşı çıkıyorlar” dedi. Her şey iyi güzel de, bu Anayasa 1982 yılından beri yürürlükte. Başbakan’ın sözünü ettiği madde bir değişikliğe de uğramamış, yani ilk yazıldığı gibi duruyor.AKP 8 yıldır iktidarda, demek bu madde akıllarına yeni gelmiş.Sorun AKP’nin anayasa maddesini uygulamaya çalışması değil elbette. Bu maddeden yola çıkarak yaşam biçimlerine müdahale edilmesidir aslolan.Her nasılsa AKP iktidarı bu oyunu kimsenin görmeyeceğini düşünüyor, birileri çıkıp söyleyince de öfkeleniyorlar.Ama Erdoğan’ın öyle popülist bir söylemi var ki, insan dinlerken gerçekten iyi niyetli bir çalışma yapıldığını bile düşünebilir.Can sıkıcı olan artık tüm devlet yönetimine bu mantığın egemen olmasıdır.*****Yazar olmanın keyfiHer gün siyasetten, ekonomiye, sosyal yaşamdan kültür ve sanata, aklımın erdiği, fikrimin olduğu konuları sizlerle paylaşmaya çalışıyorum.Hangi yazıların kimleri nasıl etkilediğini her zaman bilmek ya da tahmin etmek mümkün değil.Geçen gün yaşadığım bir olay, aslında her yazının en azından bir kişide bile olsa mutlaka etkili olduğu konusundaki cesaretimi artırdı.İzmir’de Egekoop’un paneline katılmıştım önceki cumartesi günü. Aralarda sohbet ederken bir genç yanıma gelip “Sizin bir yazınızla büyük tasarruf sağladım” dedi.Hangi yazı olduğunu sordum. Birkaç ay önce yazdığım benzin tasarrufu yazısı vardı. Arabamızı trafikte hız kurallarına göre ve mümkün olduğu kadar sabit hızla kullanmamız halinde ciddi benzin tasarrufu yaptığımızı yazmıştım.Okurum “sizin söylediğinizi aynen uyguladım, her ay bir depo benzin tasarruf ettim. Bu parayı da aylık sinema, tiyatro ve kitap giderlerim için harcıyorum” dedi.Tasarrufun bir de bu biçimde değerlendirmesi insanı çok mutlu etmez mi? İşte yazar olmanın en keyifli taraflarından biri bu.***İnsanlığı alçaltan herhalde kendisini de alçaltır (Rüştü Alçı)*****Osmanlı’nın torunları olduğumuz demokrasi anlayışımızdan da belli; bizimkisi 2 ileri 1 geri demokrasi! (Gani Yıldız)

Devamını Oku

Muhalefet artık ‘tehlikeyi fark etmek’ zorunda

23 Ocak 2011

Sevgili okurlar; bugün 24 Ocak. Gazeteci Uğur Mumcu’yu alçakça katledenler hâlâ sır perdesinin arkasında kıs kıs gülüyorlar, oysa Mumcu’nun işaret ettiği tüm tehditler birer birer gerçekleşti ve Türkiye bugünkü durumuna geldi. Ne yazıktır ki benim sözde aydınlarım hâlâ Uğur Mumcu’nun kemiklerini sızlatacak biçimde ahmak tartışmalar içinde.Bitmeyen paranoyaSözde demokrasi adına gerici bir hareketin peşine takılan aymazlar, hâlâ tehlikenin farkına varmadılar ve uzaklarda ısıtılıp pişirilen bir paranoyanın peşinde Türkiye’nin bir korku imparatorluğu olmasına çanak tutuyorlar. Geçen haftayı da aynı paranoyanın yeni versiyonunu izlemekle geçirdik. Ülkeyi bölünme aşamasına getirenler, borç batağına sokanlar, halkı yoksullaştırıp sadakaya bağlayanlar darbe paranoyası ile başarısızlığı gölgelemeye çalışıyor.Ya Silahlı KuvvetlerTabii bir çirkin oyunun başrol oyuncusu ne yazık ki Silahlı Kuvvetler yine. Üç yıldır sürdürülen karalama kampanyasına “mantıklı” tek cevap bile veremeyen ordu giderek yıpranıyor ve halkın gözünden hızla düşüyor. İktidar ise durumdan son derece memnun, hiçbir yaptırımda bulunmadan ordunun iyice batağa saplanması için elinden geleni yapıyor. Komutanlar duramazDeniz Kuvvetleri’nin “asıl kalbi” olan Donanma Komutanlığı’nda, Türkiye sevgisizlerinin üzerine balıklama atladığı bir dolu belge, bilgi ele geçiriliyor. Kuvvet Komutanı’nın haberi bile yok ama bir savcı, bir polis neyi nerede bulabileceğini biliyor. Donanma Komutanlığı’nın orta yerinde döşeme sökülüyor ve ortaya pislikler saçılıyor. O komutan hâlâ yerinde durduğu gibi tek bir açıklama bile alamıyoruz.Kendine kendine kurşunNe tuhaftır ki, son üç yıldır ordumuz sürekli kendi bacağına ateş eder halde. Halkın sevgisi ve güveni hızla azalırken komutanlar daha fazla zırhlı ve lüks otomobil, daha güzel villa, daha konforlu yazlıkların peşinde koşmaktan yorulmuyor. Bütün aşağılamalar, hakaretler, yalan ve iftiralar ise ortada duruyor. Halkın kafası karışıyor ama hiç kimseye bir şey olmuyor.Orada oturamazlarOysa gerçekten demokratik bir hukuk devletinde bu kadar ağır ithamlar karşısına olan bir ordunun tepe yönetimi görevde kalamaz. Ya onurlarıyla istifa ederler ya da görevden alınırlar. Ama Türkiye’de öyle garip bir oyun oynanıyor ki, komutanlar hiçbir şey olmuyormuş gibi rahat ve huzur içinde yaşarken, iktidar da kılını bile kıpırdatmıyor, yıpratmaya körükle gidiyor.İktidarın itirafıSevgili okurlar; Başbakan cumartesi günü Batman’da çok ilginç sözler söyledi. Açıkçası Başbakan’ı dinlerken “Bütün halkın zekâsıyla bu kadar da alay edilir mi?” diye düşünmekten kendimi alamadım. Çünkü Başbakan diyor ki “Milli irade elbette yargılanır. Eğer anayasaya ve yasalara karşı gelirlerse milli irade de yargılanır.” Bu sözlerin muhatabı tabii ki BDP.Milli irade yargılanırBaşbakan “milli irade” tartışmasına bir pankart nedeniyle girdi. Batman’a gelirken üzerinde “Milli irade yargılanamaz” yazan bir pankart görmüş. Orada kastedilen KCK operasyonu. Halkın seçtiği kişilerin yargılanması protesto ediliyor. Başbakan da “KCK’nın anayasaya karşı geldiğini ima ederek” milli iradenin de yargılanacağını anlattı bir güzel kalabalıklara.Sanki AKP yok gibiBaşbakan sıra KCK’ya gelince milli iradenin yargılanabileceğini söylüyor ama, çifte standardını gösterdiğini herhalde fark ediyor da, halkın zekâsıyla alay ettiği için gargaraya getirdiğini düşünüyor herhalde. Çünkü başında bulunduğu partinin “anayasaya aykırı davrandığı” mahkeme kararıyla sabit. Ama Başbakan kendi partisinin yargılanmasına sıra geldiğinde “milli iradeyi nasıl yargılarsınız” edebiyatını yapmaktan hiç çekinmemişti.Silah bırakma olayıBaşbakan aynı şekilde “PKK da asker de silah bıraksın” gibi saçma sapan öneriyi de yine aynı çifte standartla eleştirdi. CHP’li bir bölge milletvekilini dile dolayan Başbakan sanki iki yıldır Kürt açılımının “taraflar silah bıraksın” önerileri üzerine bina edildiğini bilmiyor gibi davranıyor. AKP ve yandaşları iki yıldır bu söylemi dile getirirken “böyle şey olur mu hiç” demedi Başbakan.Stat şoku sürüyorBaşbakan Galatasaray stadının açılışında yaşadıklarının şokunu bir türlü üzerinden atamıyor sanki. O günden bu yana hep çok sinirli, hep çok bağırıyor ve hep çelişkili konuşuyor. Popülizmin dozu artarken toplum üzerindeki baskı ve sindirme operasyonlarının da katmerleştiği görülüyor. Bu durum, fazla düşünmeyen ve genellikle yoksul kesimlerde hâlâ etkili olabilir ama Erdoğan’ın içte ve dıştaki itibarının azaldığını söylemek yanlış olmaz.CHP takıntısıErdoğan’ın özellikle stat şokundan sonra CHP’ye ve Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştiri dozunu artırması da hayli dikkat çekici. Başbakan neredeyse her gün yeni bir kamuoyu anketinden söz ederek yüzde 50’lere vardıklarını ileri sürüyor. AKP yüzde 50’yi buluyorsa muhalefete bu kadar sert dille saldırmanın bir anlamı var mı? Ya anketler doğru değil ya da oranlarda bilmediğimiz başka gerçekler var.Yeni anayasa12 Eylül 2010’da yaptığımız referandumda büyük başarı sağlayan iktidar, belli ki önümüzdeki seçim kampanyasını “yeni anayasa!” üzerine kuracak. Başbakan birçok soruna neşter vurmak yerine ısrarla “seçimden sonra yazacakları yeni anayasayı” hedef gösteriyor. Sanki yeni anayasa “tüm kötülüklerin sona ermesini sağlayacak sihirli bir anahtar” olarak sunuluyor. Ne var bu anayasada?Şu anda yeni anayasada neler olacağı pek tartışılmıyor. Belli ki özellikle AKP yandaşı her kesim yeni anayasada kendi görüşlerine uygun maddeler olacağını düşünüyor. Oysa durum bu kadar basit değil ve yaklaşan tehlikeyi herkesin görmesi gerek. Muhalefetin özellikle anayasa konusunun üzerinde durması ve Başbakan’ı “ne düşündüğünü açıklamaya” zorlaması gerek.Dönüşüm anayasasıAnlaşıldığı kadarıyla Başbakan anayasayı Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinden ve Atatürk ilkelerinden tamamen arındırmayı hedefliyor. Maddeler şu anda tartışılmıyor ama, aklı olan herkes biliyor ki yeni anayasa Türkiye’yi dönüştürme anayasası olacaktır. Başbakan bu nedenle öncelikle 367 milletvekilini ama olmazsa en az 330 milletvekilini Meclis’e sokmayı istiyor.Olmazsa referandumYeni anayasa her durumda referanduma sunulmak zorunda. Ama Meclis’in yeni bir anayasa yazması için en az 330 oya ihtiyacı var. İktidar yeni anayasayı dilediği gibi yazacak, hiçbir itiraza kulak vermeyecek ve hiç olmazsa 330 oyla Meclis’ten geçirdikten sonra halk oylamasına gidecek. Sıra halk oylamasına gelince, tıpkı 12 Eylül’de olduğu gibi halkı kandırmanın kolay olduğu biliniyor çünkü.Muhalefet dikkatli olmalıİşte bu nedenle muhalefet şimdiden önlemini almalıdır. “Anayasa seçimden sonra, o zaman bakarız” mantığı yanlıştır. Muhalefet anayasa oyununu seçime gitmeden ortaya çıkarmak zorundadır. Bunu yapamazsa seçimden sona yapacağı hiçbir şey yoktur. Başbakan’ı yeni anayasa maddeleri konusunda açıklama yapmaya zorlamalıdır.CHP eleştirileriSevgili okurlar son olarak geçen hafta yazdığım CHP yazılarına değinmek istiyorum. CHP Genel Merkezi’ndekilerin çoğunun bunları okumuş olduğunu sanmıyorum çünkü böyle bir alışkanlıkları pek yok. Ama ne olursa olsun CHP’yi halkın özlediği ve beklediği türde muhalefet yapması için uyarmanın bir görev olduğuna inanıyorum. Aynı yöndeki görüşüm MHP için de geçerli.Hepinize iyi haftalar dilerim...

Devamını Oku