Muhalefet artık ‘tehlikeyi fark etmek’ zorunda

Haberin Devamı

Sevgili okurlar; bugün 24 Ocak. Gazeteci Uğur Mumcu’yu alçakça katledenler hâlâ sır perdesinin arkasında kıs kıs gülüyorlar, oysa Mumcu’nun işaret ettiği tüm tehditler birer birer gerçekleşti ve Türkiye bugünkü durumuna geldi. Ne yazıktır ki benim sözde aydınlarım hâlâ Uğur Mumcu’nun kemiklerini sızlatacak biçimde ahmak tartışmalar içinde.

Bitmeyen paranoya

Sözde demokrasi adına gerici bir hareketin peşine takılan aymazlar, hâlâ tehlikenin farkına varmadılar ve uzaklarda ısıtılıp pişirilen bir paranoyanın peşinde Türkiye’nin bir korku imparatorluğu olmasına çanak tutuyorlar. Geçen haftayı da aynı paranoyanın yeni versiyonunu izlemekle geçirdik. Ülkeyi bölünme aşamasına getirenler, borç batağına sokanlar, halkı yoksullaştırıp sadakaya bağlayanlar darbe paranoyası ile başarısızlığı gölgelemeye çalışıyor.

Ya Silahlı Kuvvetler

Tabii bir çirkin oyunun başrol oyuncusu ne yazık ki Silahlı Kuvvetler yine. Üç yıldır sürdürülen karalama kampanyasına “mantıklı” tek cevap bile veremeyen ordu giderek yıpranıyor ve halkın gözünden hızla düşüyor. İktidar ise durumdan son derece memnun, hiçbir yaptırımda bulunmadan ordunun iyice batağa saplanması için elinden geleni yapıyor.

Komutanlar duramaz

Deniz Kuvvetleri’nin “asıl kalbi” olan Donanma Komutanlığı’nda, Türkiye sevgisizlerinin üzerine balıklama atladığı bir dolu belge, bilgi ele geçiriliyor. Kuvvet Komutanı’nın haberi bile yok ama bir savcı, bir polis neyi nerede bulabileceğini biliyor. Donanma Komutanlığı’nın orta yerinde döşeme sökülüyor ve ortaya pislikler saçılıyor. O komutan hâlâ yerinde durduğu gibi tek bir açıklama bile alamıyoruz.

Kendine kendine kurşun

Ne tuhaftır ki, son üç yıldır ordumuz sürekli kendi bacağına ateş eder halde. Halkın sevgisi ve güveni hızla azalırken komutanlar daha fazla zırhlı ve lüks otomobil, daha güzel villa, daha konforlu yazlıkların peşinde koşmaktan yorulmuyor. Bütün aşağılamalar, hakaretler, yalan ve iftiralar ise ortada duruyor. Halkın kafası karışıyor ama hiç kimseye bir şey olmuyor.

Orada oturamazlar

Oysa gerçekten demokratik bir hukuk devletinde bu kadar ağır ithamlar karşısına olan bir ordunun tepe yönetimi görevde kalamaz. Ya onurlarıyla istifa ederler ya da görevden alınırlar. Ama Türkiye’de öyle garip bir oyun oynanıyor ki, komutanlar hiçbir şey olmuyormuş gibi rahat ve huzur içinde yaşarken, iktidar da kılını bile kıpırdatmıyor, yıpratmaya körükle gidiyor.

İktidarın itirafı

Sevgili okurlar; Başbakan cumartesi günü Batman’da çok ilginç sözler söyledi. Açıkçası Başbakan’ı dinlerken “Bütün halkın zekâsıyla bu kadar da alay edilir mi?” diye düşünmekten kendimi alamadım. Çünkü Başbakan diyor ki “Milli irade elbette yargılanır. Eğer anayasaya ve yasalara karşı gelirlerse milli irade de yargılanır.” Bu sözlerin muhatabı tabii ki BDP.

Milli irade yargılanır

Başbakan “milli irade” tartışmasına bir pankart nedeniyle girdi. Batman’a gelirken üzerinde “Milli irade yargılanamaz” yazan bir pankart görmüş. Orada kastedilen KCK operasyonu. Halkın seçtiği kişilerin yargılanması protesto ediliyor. Başbakan da “KCK’nın anayasaya karşı geldiğini ima ederek” milli iradenin de yargılanacağını anlattı bir güzel kalabalıklara.

Sanki AKP yok gibi

Başbakan sıra KCK’ya gelince milli iradenin yargılanabileceğini söylüyor ama, çifte standardını gösterdiğini herhalde fark ediyor da, halkın zekâsıyla alay ettiği için gargaraya getirdiğini düşünüyor herhalde. Çünkü başında bulunduğu partinin “anayasaya aykırı davrandığı” mahkeme kararıyla sabit. Ama Başbakan kendi partisinin yargılanmasına sıra geldiğinde “milli iradeyi nasıl yargılarsınız” edebiyatını yapmaktan hiç çekinmemişti.

Silah bırakma olayı

Başbakan aynı şekilde “PKK da asker de silah bıraksın” gibi saçma sapan öneriyi de yine aynı çifte standartla eleştirdi. CHP’li bir bölge milletvekilini dile dolayan Başbakan sanki iki yıldır Kürt açılımının “taraflar silah bıraksın” önerileri üzerine bina edildiğini bilmiyor gibi davranıyor. AKP ve yandaşları iki yıldır bu söylemi dile getirirken “böyle şey olur mu hiç” demedi Başbakan.

Stat şoku sürüyor

Başbakan Galatasaray stadının açılışında yaşadıklarının şokunu bir türlü üzerinden atamıyor sanki. O günden bu yana hep çok sinirli, hep çok bağırıyor ve hep çelişkili konuşuyor. Popülizmin dozu artarken toplum üzerindeki baskı ve sindirme operasyonlarının da katmerleştiği görülüyor. Bu durum, fazla düşünmeyen ve genellikle yoksul kesimlerde hâlâ etkili olabilir ama Erdoğan’ın içte ve dıştaki itibarının azaldığını söylemek yanlış olmaz.

CHP takıntısı

Erdoğan’ın özellikle stat şokundan sonra CHP’ye ve Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştiri dozunu artırması da hayli dikkat çekici. Başbakan neredeyse her gün yeni bir kamuoyu anketinden söz ederek yüzde 50’lere vardıklarını ileri sürüyor. AKP yüzde 50’yi buluyorsa muhalefete bu kadar sert dille saldırmanın bir anlamı var mı? Ya anketler doğru değil ya da oranlarda bilmediğimiz başka gerçekler var.

Yeni anayasa

12 Eylül 2010’da yaptığımız referandumda büyük başarı sağlayan iktidar, belli ki önümüzdeki seçim kampanyasını “yeni anayasa!” üzerine kuracak. Başbakan birçok soruna neşter vurmak yerine ısrarla “seçimden sonra yazacakları yeni anayasayı” hedef gösteriyor. Sanki yeni anayasa “tüm kötülüklerin sona ermesini sağlayacak sihirli bir anahtar” olarak sunuluyor.

Ne var bu anayasada?

Şu anda yeni anayasada neler olacağı pek tartışılmıyor. Belli ki özellikle AKP yandaşı her kesim yeni anayasada kendi görüşlerine uygun maddeler olacağını düşünüyor. Oysa durum bu kadar basit değil ve yaklaşan tehlikeyi herkesin görmesi gerek. Muhalefetin özellikle anayasa konusunun üzerinde durması ve Başbakan’ı “ne düşündüğünü açıklamaya” zorlaması gerek.

Dönüşüm anayasası

Anlaşıldığı kadarıyla Başbakan anayasayı Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinden ve Atatürk ilkelerinden tamamen arındırmayı hedefliyor. Maddeler şu anda tartışılmıyor ama, aklı olan herkes biliyor ki yeni anayasa Türkiye’yi dönüştürme anayasası olacaktır. Başbakan bu nedenle öncelikle 367 milletvekilini ama olmazsa en az 330 milletvekilini Meclis’e sokmayı istiyor.

Olmazsa referandum

Yeni anayasa her durumda referanduma sunulmak zorunda. Ama Meclis’in yeni bir anayasa yazması için en az 330 oya ihtiyacı var. İktidar yeni anayasayı dilediği gibi yazacak, hiçbir itiraza kulak vermeyecek ve hiç olmazsa 330 oyla Meclis’ten geçirdikten sonra halk oylamasına gidecek. Sıra halk oylamasına gelince, tıpkı 12 Eylül’de olduğu gibi halkı kandırmanın kolay olduğu biliniyor çünkü.

Muhalefet dikkatli olmalı

İşte bu nedenle muhalefet şimdiden önlemini almalıdır. “Anayasa seçimden sonra, o zaman bakarız” mantığı yanlıştır. Muhalefet anayasa oyununu seçime gitmeden ortaya çıkarmak zorundadır. Bunu yapamazsa seçimden sona yapacağı hiçbir şey yoktur. Başbakan’ı yeni anayasa maddeleri konusunda açıklama yapmaya zorlamalıdır.

CHP eleştirileri

Sevgili okurlar son olarak geçen hafta yazdığım CHP yazılarına değinmek istiyorum. CHP Genel Merkezi’ndekilerin çoğunun bunları okumuş olduğunu sanmıyorum çünkü böyle bir alışkanlıkları pek yok. Ama ne olursa olsun CHP’yi halkın özlediği ve beklediği türde muhalefet yapması için uyarmanın bir görev olduğuna inanıyorum. Aynı yöndeki görüşüm MHP için de geçerli.
Hepinize iyi haftalar dilerim...


DİĞER YENİ YAZILAR