Kime mi sormak istiyorum? Örneğin Süleyman Demirel’e. Ya da Hüsamettin Cindoruk’a. Daha da söyleyeyim, Mesut Yılmaz’a, Tansu Çiller’e. Özellikle İlhan Kesici’ye.
Nedenini anlatmadan önce biraz geri dönmek istiyorum. Taa 28 Şubat dönemine.
Daha önce de yazmıştım. Şimdiki tatlı su demokratlarının dediği gibi 28 Şubat bir askeri müdahale değildi. Hatta asker tam olarak işin içinde bile yoktu. 28 Şubat “anlamsız” ve “bilinçsiz” bir sivil hareketti.
Komünizmle mücadele dönemi bitirildikten sonra Türk Silahlı Kuvvetleri içine düştüğü boşluk nedeniyle zafiyet geçiriyordu ve sivillerin oyuncağı oluverdi.
O günün sivilleri, pastadan daha büyük bir pay kapmak için gözleri dönmüş biçimde saldırırken, uzaklarda ısıtılan politikalara nasıl hizmet ettiklerini bilmiyorlardı.
Uzakların politikası Türkiye’nin artık daha İslami bir yönetime geçmesini planlamıştı ve 28 Şubat’ın sivil darbecileri ekmeklerine yağ sürüyordu.
Sonunda amaç gerçekleşti, Türkiye rota değiştirdi, daha İslamcı bir yapıya kavuşturuldu.
Sıra son darbeye geldi. Eğer önümüzdeki seçimlerde de sonuç değişmezse Türkiye artık başka kulvarın oyuncusu olacaktır.
Şimdi gelelim saydığım isimlere:
28 Şubat’ın sonunda sol tam tasfiye edilemedi, ağır darbeyi merkez sağ yedi. Türkiye’yi İslamlaştırma politikası sonunda merkez sağın oyları da radikal dinci kesime kaydı.
2007 sonrasında yaşananların ardından merkez sağda yeniden dirilme umudu doğdu. Ama merkez sağı tekellerinde görenler, geçmişten bir türlü ders almayı beceremeyince Türkiye’nin kader seçimine yine merkez sağ eksiği ile gidilecek.
Örneğin, diyorum ki İlhan Kesici iki yıl öncesinden başlayan ısrarlara rağmen bir türlü liderliğe soyunamamasından dolayı pişman mıdır? Vicdanı biraz olsun sızlıyor mudur?
Süleyman Demirel bütün akil adamlığına rağmen bir türlü toparlanmayı sağlayacak gücü kendinde bulamadığı için rahatsızlık duyuyor mudur?
Tansu Çiller’ler, Mesut Yılmaz’lar, DP geleneği diye bir tabu icat edip sonra o tabuyu bile koruyamayan niceleri şimdi evlerinde rahat koltuklarında huzur içinde oturabiliyorlar mıdır?
Asıl hesap vermesi gerekenler bunlardır, ne var ki, hâlâ bazıları bunların peşinden gitmeyi bir marifet sanmaktalar ve yürekleri daha da sızlatmaktalar.
Safları sıklaştırın, aralara liberaller girecek
Kendilerine liberal maskesi takmışları görüyorsunuz değil mi, giderek hükümetle savaşır hale geldiler.
Kimileri gördüğüm kadarıyla gerçekten “artık utanmaya başladılar” ama önemli bir kesiminin menfaatlerine halel geleceği endişesi taşıdıklarını tahmin ediyorum.
Geçenlerde eski bir siyasetçi ile karşılaştık. “Kendinize dikkat edin, liberaller harekete geçti, yakında sizin pabucunuz dama atılabilir” dedi.
Güldüm tabii, ne demek istediğini anlamamak mümkün mü?
Ama siyasetçi dostum ciddiyetini hiç bozmayarak sürdürdü; “Bak gülme, aslında sen de bunları iyi tanırsın, yakında öyle bir hale gelirler ki, sizlerin yüzüne bile bakan olmaz.”
Ben de “Canım o kadar da değil, şu geçen yıllarda herhalde bu ülkenin demokratları, hukuka, özgürlüklere, insan haklarına saygılı insanları bunların ne olduğunu anlamışlardır” diye karşı çıktım.
“Sakın öyle düşünme” dedi “Sen halkın anlamasının bir fayda sağlayacağını mı düşünüyorsun, halkın bu konuda görüşünün ne önemi var; siyasetçiler, bürokratlar, medya yöneticileri değişmeyecek ki. Bu takım öyle işini bilir ki, menfaat birliğini anında kurarlar, sen bir bakarsın ki düne kadar seni övenler birden onların etrafında pervane olmuş. Ayrıca sanki bu adamlar dün bugünkü iktidara karşı değil miydi, nasıl bu iktidarın kölesi oldularsa, yarın anında öteki tarafın da kölesi olurlar.”
Siyasetçi dostum son söz olarak da şunu söyledi; “Ayrıca görmüyor musun, birkaç maskeli hükümeti eleştirdi diye medyadaki bazı ahmaklar da destek yazılarına başladılar bile. Onun için dikkat, safları sıkı tutmazsanız aranıza liberaller sızacak, sizi de bozacak.”
Haklı mı haksız mı, karar veremedim. Bu kadar da olmaz diye düşünüyorum ama içime de bir kurt düşmedi desem yalan olur.
Vallahi bunlar yarın AKP karşıtlarının baş tacı olabilirler.
Çünkü bundan sonra liberal maskelilerle iktidar arasındaki durum eskisi gibi olmaz. Anladığım kadarıyla Erdoğan artık bu tiplere pek gerek duymuyor. Yani sıra tasfiyeye geldi. Hep söylüyordum, dinleyen olmuyordu, ama işin doğası budur. Kullanıldılar, atılacaklar.
O halde bunlar “yeni kullanılma alanları” bulmak zorunda.
Anayasa’da varmış meğer
Başbakan Erdoğan içki yasakları ile ilgili eleştirileri yanıtlarken “Yahu bu anayasada var, buna bile karşı çıkıyorlar” dedi. Her şey iyi güzel de, bu Anayasa 1982 yılından beri yürürlükte. Başbakan’ın sözünü ettiği madde bir değişikliğe de uğramamış, yani ilk yazıldığı gibi duruyor.
AKP 8 yıldır iktidarda, demek bu madde akıllarına yeni gelmiş.
Sorun AKP’nin anayasa maddesini uygulamaya çalışması değil elbette. Bu maddeden yola çıkarak yaşam biçimlerine müdahale edilmesidir aslolan.
Her nasılsa AKP iktidarı bu oyunu kimsenin görmeyeceğini düşünüyor, birileri çıkıp söyleyince de öfkeleniyorlar.
Ama Erdoğan’ın öyle popülist bir söylemi var ki, insan dinlerken gerçekten iyi niyetli bir çalışma yapıldığını bile düşünebilir.
Can sıkıcı olan artık tüm devlet yönetimine bu mantığın egemen olmasıdır.
Yazar olmanın keyfi
Her gün siyasetten, ekonomiye, sosyal yaşamdan kültür ve sanata, aklımın erdiği, fikrimin olduğu konuları sizlerle paylaşmaya çalışıyorum.
Hangi yazıların kimleri nasıl etkilediğini her zaman bilmek ya da tahmin etmek mümkün değil.
Geçen gün yaşadığım bir olay, aslında her yazının en azından bir kişide bile olsa mutlaka etkili olduğu konusundaki cesaretimi artırdı.
İzmir’de Egekoop’un paneline katılmıştım önceki cumartesi günü. Aralarda sohbet ederken bir genç yanıma gelip “Sizin bir yazınızla büyük tasarruf sağladım” dedi.
Hangi yazı olduğunu sordum. Birkaç ay önce yazdığım benzin tasarrufu yazısı vardı. Arabamızı trafikte hız kurallarına göre ve mümkün olduğu kadar sabit hızla kullanmamız halinde ciddi benzin tasarrufu yaptığımızı yazmıştım.
Okurum “sizin söylediğinizi aynen uyguladım, her ay bir depo benzin tasarruf ettim. Bu parayı da aylık sinema, tiyatro ve kitap giderlerim için harcıyorum” dedi.
Tasarrufun bir de bu biçimde değerlendirmesi insanı çok mutlu etmez mi? İşte yazar olmanın en keyifli taraflarından biri bu.
İnsanlığı alçaltan herhalde
kendisini de alçaltır (Rüştü Alçı)
Osmanlı’nın torunları olduğumuz demokrasi anlayışımızdan da belli; bizimkisi 2 ileri 1 geri demokrasi! (Gani Yıldız)

