HOŞUMA GİDENLERBir dostum göndermiş. muhtemelen internetteki mail zincirlerinde de dolaşıyordur. Ama görmeyenler için burada da tekrarlamak istedim;Evet gelin bakın 8 yılda AKP’den neler öğrendik, birlikte okuyalım:* Devletimizin kofluğunu keşfettik ve Cumhuriyetimizle rejimin kurumsallaşamadığını gördük.* Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, yapılan türlü psikolojik operasyonlara karşı değil devleti ve ulusu, kendini bile savunmakta yetersiz olduğunu anladık.* MİT’in CIA, KGB, MI5 ya da MOSSAD düzeyinde ve hatta misyonunda olmadığını öğrendik.* Bu ülkenin reflekslerinin köreldiğine şahit olduk.* Çok sayıda insanın bir kilo bulgur ve iki torba kömür karşılığı onurunu bile gömdüğüne tanık olduk..* Demokrasi diye diye demokrasi katledilirken ona alkış tutan sözde ilim irfan sınıfının tezahüratlarını dinledik. * Ceberrut bir devlet anlayışı yani korku devletinin demokrasi diye servis edilip yutturulmasını öğrendik.* Evrensel değer pazarlamacılığı yapan sözde libarellerin kendilerini kaça kapattırdıklarını gördük.* Devletin ve kurumların nasıl fethedilip dönüştürüleceğinin metodunu öğrendik.* Yargı dahil bütün devlet çalışanlarının önceliklerinin ülke ve devlet olmadığı, şahsi ikbal ve çıkar hesapları olduğunu anladık.* Cemaat ve dini gurupların durakta beklemediklerini ve gelen her iktidar otobüsüne bindiklerini bir kez daha gördük.* Bir gecede masa başında matematik oyunu ile ülkemizin yüzlerce milyar dolar nasıl zenginleştiğini ya da zenginleşebileceğini öğrendik.* Gazetecilerin, aydınların, bilim adamlarının mazlum insanı diri diri gömen Hizbullahçı katillerden daha tehlikeli(!) olduğunu öğrendik.* Türkiye’de asıl tehdidin PKK ve benzerlerinin olmadığı aksine gerçek tehdidin TSK olduğunu(!) gördük.* Korkutmanın kanun ve ahlaktan çok daha etkili olduğuna tanık olduk.* Toplumumuzun AB gibi, türban gibi, demokrasi gibi, Ergenekon gibi masallarla yıllarca yönlendirilip uyutulabileceğine şahit olduk.* Adı Türkiye olan ülkemizde Türklerin aslında 36 etnik guruptan biri yani azınlık(!) olduğunu öğrendik!* Ülkenin dış borcu iki katına çıkarken ve büyük bir ekonomik çöküntü yaşanırken bunun başarı hikayesi diye sunulabileceğini öğrendik.*****Gani Yıldız’dan* Büyüklerimizi protesto eden öğrenciler kaldıkları yurtlardan atılma tehlikesi yaşıyor. Ne demişler? “Yurdunu seven yurttan atılır!”* Diyanet İşleri, içki içen vatandaşlarımız için dua ediyormuş: “Allah tıksıratlarını affetsin, Amin!”* Cemal Gürsel, Devrim için, “Garp kafasıyla araba yaptık, şark kafasıyla benzin koymayı unuttuk!” demişti. Yine garp kafasıyla araba yaparız ama bu sefer Türk kafasıyla litresi TL’den benzin koyarız!* Her fırsatta “İcraatın İçinden” diyerek ekonomiyi övenler, icralık olan yüz binlerin durumunu da anlatarak “İcranın İçinden” dese keşke!*****ÇOK GÜLDÜMHaftanın keyifli fıkralarıYıldırım Tuna bu hafta yine fıkra yağdırdı. Gelin hepbirlikte okuyup pazar günümüze neşe katalım...Efendi adam- Hayatım birlikte olduğum adam ne kadar efendi değil mi? Senin de kulaklarınla duyduğun gibi Efendim’ siz konuşmuyor.- Sürekli ‘Yürüyelim efendim’, ‘Biraz daha efendim..’ dediğinden mi bahsediyorsun?- Evet, evet, aynen öyle.- Hemen havasına girme.. Adam belediye otobüs şoförü falan olabilir..!” Ameliyat sırasıDevlet Hastanesinin bahçesinde 2 kadın devletin sağlık politikaları hakkında konuşuyorlar, “Biliyor musunuz, benim 93 yaşındaki annem ameliyat olmak için tam 1 yıldır bekliyor” demiş biri. “Vicdansızlık bu” demiş diğeri, “O yaşta bir kadını bekletmek ne demek?..” İlk kadın “Sormayın” demiş “Arada bir onu avutmak için sorup duruyorum ‘Anneciğim gerçekten göğüslerini büyüttürmeyi bu kadar çok mu arzu ediyorsun?’ diye..!”Emekli kocaEmekli olup evde duran koca mutfağa yerleştirilmiş bir piyano gibidir. İlk başlarda görüntüsü, duruşu güzel gelir, bir ahenk katar ama her zaman işinize engel olur, bir müddet sonra da varlığı ile bezdirir..!EhliyetBelirli bir süreden sonra ehliyetimin yenilenmesi gerekiyormuş, şehir dışındaki ilgili birime gittim, bana “Vezne’ye 300 dolar yatırıp bir harç pulu alın, işiniz tamam” dediler. “Hepsi bu mu?” dedim, “Sınav falan olmayacak mıyım? ” Yetkili “Ne gerek?” dedi “Arabanızı buraya kadar siz sürdünüz değil mi?.. ”Hani iyiydin?Mehkemede hakimle şikayetçi arasındaki konuşma:- Kazadan sonra size ‘Nasılsınız?..’ diye soran otoyol polisine ‘Çok iyiyim, harikayım’ demişsiniz, şimdi tam tersini söylüyorsunuz ve tazminat istiyorsunuz..! - Efendim atım Şimşek.- Bırak şimdi atını matını... Olayı anlat..! - Efendim, müsaade ederseniz olayı arz edeceğim, atım şimşekle otoyolda giderken kamyonun biri bize çarpınca ikimiz de yolun kenarına fırladık, müthiş canım yanıyor ve kımıldayamıyordum, yattığım yerden atımın acı dolu feryatlarını duyuyordum tam o sırada otoyol polisi geldi, atın iniltilerini duyunca ona yöneldi, tabancasını çıkararak tam alnının ortasından vurdu, elinde dumanı tüten tabancasıyla benim yanıma geldi, “Atının durumu çok kötüydü hallettim” dedi ve sordu, “Peki, sen nasılsın bakalım?.. ”Annenin işiVeli görüşme gününde öğretmen “Kızınıza geçinmek için ne yaptığınızı asla hissettirmemeniz gerek” demiş annesine, “Neden?.. Ben, büyük otellerin konferans salonlarında bayilerimize ‘Pazarlama Teknikleri’ile ilgili konferanslar veriyorum” diye şaşırarak cevap vermiş kadın, “Oh, çok şükür..” demiş öğretmen “İnanın üzerimizden büyük bir yük kalktı.. Kızınız da geçen hafta sorduğumuz ‘Geçim kaynağınız’ sorusuna ‘Annem süslenip püslenerek geceleri motellere gidiyor oradan eve para getiriyor’ diye cevap verince okul aile birliği acilen sizinle görüşmemi istedi..! ”Ne içtin öyle?Maymun, dere kenarında, ağacın dalına çıkmış arkadaşı kertenkele ile, altından akıp giden suya bakarak şarap içiyorlarmış... Bir ara susayan kertenkele “Su içmeye gidiyorum, birazdan dönerim” diye aşağı inmiş, ama şarabın tesiri ile derenin sularına kapılmış, ta ki kendisini bir timsah kurtarana kadar.“Hayrola?” demiş timsah burnunda tüneyen kertenkeleye “Nereden böyle?” Kertenkele başından geçenleri anlatmış, timsah ta heveslenmiş maymunun içki partisine, kertenkeleyi kenara bırakıp doğru yüzmüş maymunun bulunduğu ağacın altına. “Heeyyy..!” demiş yukarı seslenerek, “Maymun kardeş ben geldim..!” Maymun timsahı görünce “Yuuuh” toparlanarak, “Yahu kardeşim ne kadar su içtin sen öyle?”Sigaracı atKöyde çiftçinin biri komşusunun evinin kapısını çalmış, “Atınız sigara içiyor mu?..” diye sormuş. “Hayır..” diye cevap vermiş komşusu. Çiftçi “Emin misin?” diye üsteleyince “Tabii, tabii, eminim..!” demiş komşu. “O halde koş..!” demiş çiftçi, “Ahırın yanıyor..!”Dolar kuruGencecik, fıstık gibi sarışın Güney Amerika’daki hafta sonu seyahatinden dönmüş, şehrin merkezindeki döviz bürosuna gidip çantasından iri bir para balyasını zorlukla çıkartarak veznedarın önüne koymuş. Veznedar para balyasını önce desteler halinde ayırmış, daha sonra desteleri tek tek saymış, yarım saati geçen sayım sonunda bir yerle telefon görüşmesi yapıp kasasından 22 doları alıp sarışına uzatmış. Hayretten gözleri irileşip sinirden nefes nefese kalan fıstık “ B.. Bu.. Dolara çevrilmesi için size verdiğim dağ gibi Güney Amerika parasının karşılığı bu mu?” Yetkili “Evet bayan” diye cevap vermiş “Verdiğiniz paranın uluslar arası kuru bu..!” Sarışın “Kahretsin..!” demiş dişlerini sıkarak, “O ahlaksıza bir de kahvaltı hazırlamıştım..!”
ANALİZİktidar kendi hedefine giden yolda hemen her gün yeni bir tartışma yaratacak konu atıyor ortaya. Şimdi de imam hatip liselilerin polis olmasına olanak sağlayan düzenleme yolda.İçişleri Bakanı da Milli Eğitim Bakanı da yeni düzenlemenin “ayrımcılığı ortadan kaldıracağını” ileri sürüyorlar. Böylelikle öğrenciler arasında bir eşitlik sağlanacağını belirtiyorlar.Tabii, hukuk ve demokrasiden nasibini almamış olanların kulağına hoş geliyor bu söylem. Zaten “ayrımcılığa karşıyız, özgürlük istiyoruz, eşitlikten yanayız” gibi sözler söylenince akan sular duruyor.Yeni tabularımız AKP tipi demokrasinin bu söylemleridir artık.Gelelim konumuza. İktidar neden imam hatiplilerin polis olmasının yolunu açmak için bu kadar çaba harcıyor? Gerçekten safiyane biçimde eşitsizliğin ortadan kalkması mı amaçlanıyor?Esas hedefin bu olmadığını anlamak için çok akıllı ve bilgili olmaya gerek yok.Amacın polisi de, geldiği durumdan yetinmeyerek, tamamen imam hatip zihniyetine sokmak olduğu gün gibi ortada.Ayrıca “eşitlik sağlıyoruz, ayrımcılığı bitiriyoruz” sözleri de asla doğru değil. Çünkü asıl bir meslek lisesini bitirenlere, ikinci bir meslek yolu açarak hiçbir mesleği olmayan lise mezunlarına karşı ayırımcılık ve eşitsizlik yapılıyor.İktidarın asıl hedefi din temelli bir yapı oluşturmak olduğu için, imam hatiplilere polislik yolunu da açmayı bir görev biliyor. Bunun daha sonraki aşaması ise harp okullarına da imam hatiplilerin gitmesini sağlamaktır.Ancak şunu bilmeliyiz ki, temel eğitim olarak din bilgisi ve kültürünü alan okullardan mezun olanların, toplumda hak ve adaleti sağlamakla görevli mesleklere yöneltilmeleri doğru değildir.Din bazlı okullardan mezun olanların hâkim, savcı, asker, polis, kaymakam, vali olmaları peşinde pek çok sakıncayı da getirir.Çünkü her ne kadar bilimsel eğitim alsalar bile, bu tür okulları bitirenlerin öncelikleri “din ve inanç sistemleri” olacağı için alacakları kararlarda etki altında kalabilirler.“Diğer okullardan mezun olanlar da dini inanç sahibidir, veya değildir, onlar da kendi inançlarının etkisi alında kalmaz mı?” diye sorulabilir.Bu soru mantıklı gibi görünse de, yanlıştır. Çünkü dini temel alan bir eğitim gören kişinin, toplumun günlük sosyal yaşamına hukuk ve yasalar ekseninde katılması daha zordur. Büyük olasılıkla vereceği her kararda inançlarını ön planda tutacak ve bunları yok saymayı veya değiştirmeyi düşünmeyecektir.Din bazlı eğitimi olan bir polis cinayet olayında, toplumsal gösteride, büyük oranda inançlarının doğrultusunda karar vermeye zorlayacaktır kendini.Peki din eğitimi almayanlar da kendi görüşleri doğrultusunda kararlar almıyorlar mı hiç? Örnekleri olabilir tabii ki, ancak bunlar münferit olaylardır ve gerektiğinde üst makamlar tarafından gereken yapılmaktadır.Ama düşünün ki bir polis örgütünde inançları doğrultusunda çalışanların sayısı çoğalırsa, yapılacak hatalara karşı alınacak önlemler de erozyona uğramaz mı?Bu girişim İran’daki Devrim Muhafızları gibi bir örgüt kurmaya çalışmaktan başka bir şey değildir.*****CANIMI SIKAN ŞEYLERHükümet bile kuramıyorlar amaLübnan’daki krizi biliyorsunuz. Tunus’ta halk hareketi olduğu için daha çok ilgi çekti Türk kamuoyunda ama, ilk hareket Lübnan’da başlamıştı.“Bu sirayet eder” yorumları Lübnan’dan sonra Tunus’ta hükümetin devrilmesi için ortaya atılan bir görüş aslında. Yani başlangıç Lübnan’da yaşandı.Şimdi Lübnan’da hükümet kurulması için yoğun çabalar var. Türkiye bu konuda başrol oyuncusu. Amerika bile çaresiz kaldığını ve Türkiye’nin bölgedeki süper güç gibi çalıştığını söylüyor.İyi de kendi içinde hükümet bile kuramayan, iç barışı sağlamak için Türkiye’den medet uman Lübnan, ne gariptir ki, Türkiye’nin en önemli kuruluşu Telekom’un sahibi.Biliyorsunuz Telekom’u şu sıralar hükümetten düşürülen Hariri ailesi satın almıştı.Türkiye Hariri’yi kurtarmak için adeta çırpınıyor. Her ne kadar Türkiye son anda Katar’la birlikte arabuluculuktan çekilmiş olsa da bu çırpınışta Telekom’a bir yıllık kârı kadar para ödeyen Hariri ailesine vefa borcunun payı olabilir mi acaba?*****MERAK ETTİKLERİMAnayasa’ya tercümanBaşbakan Erdoğan yeni anayasanın “artık tercümana gerek duymayacağını” söyledi.Acaba Başbakan’ın tercümandan kastettiği ne olabilir?Sanıyorum Anayasal kurumları hedef gösteriyor. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay gibi kurumlar.Çünkü bu kurumlar AKP’nin “canım ne isterse onu yaparım çünkü ben iktidarım” mantığına ters düşüyor.Demokrasi ve hukuk devleti olmanın gereği ile “yok öyle her istediğini yapabilme hakkı” diyor bu kurumlar.Ve biliyoruz ki Erdoğan’ın en öfke duyduğu kurumlar bunlar.Nitekim “en tehlikeli” olarak görülen Anayasa Mahkemesi’ne yeni ayar verildi ve şimdilik bir tehdit olmaktan çıkarıldı. Sırada Yargıtay ve Danıştay var. Demek ki yeni anayasada bu kurumlar ya hiç olmayacak ya da iktidarın “canının istediği gibi” dizayn edilecek.Böylelikle artık “anayasa aslında bunu söylüyor” diyen bir “tercümandan” kurtulunmuş olacak.*****HOŞUMA GİDENLERBöyle zamanda böyle cesaretHer tarafta korku kol geziyor. Artık maça gidip “ıslık çalmak” bile yürek isteyen bir hal aldı. Aydınlar pısmış, iş adamları dümen suyunda, gazeteciler suskun, asker sinmiş, vatandaş endişeli. İşte tam bu aşamada bir kadın sanatçı çıkmış ortaya ve “politik bir oyun” sergiliyor. Hem de ne politik. Korku yok, endişe yok, içeri atılma telaşı yok.Oya Başar “Kadın ile Memur” adlı oyunda Kemal Kocatürk’le harikalar yaratıyor. Van minuts’tan, ananı da al git’e, avanta dağıtmaktan, bir anda lükse kavuşan kimi siyasetçilere kadar her şey var oyunda.Kadın ile Memur Beşiktaş Kültür Merkezi’nde sadece pazar günleri saat 15.00’te sahne alıyor.İki bölümlük oyun Aldo Nikolai’nin eseri. Ama Uğraş Güneş oyunu almış günümüze tıpatıp uyarlamış, ortaya hem çok komik hem de ibret verici derslerle dolu bir oyun çıkmış. Kemal Kocatürk’ün yönetim başrolü Oya Başar’la paylaştığı oyunda Harika Özovalı, Fatih Yurdakul, Aslı Zırhlı ve Murat Akdağ rol alıyorlar.Bir kadın bir sabah bir müsteşarın makamına girip koltuğuna oturur. Müsteşar kadının kim olduğunu ve gerçekte ne için geldiğini bilemediği için tedirgin olur. Ve ikili arasında başlayan diyaloglarla müthiş bir sistem eleştirisi yapılır.Ben kaçırmayın derim. Oyunu izlerken bazı izleyiciler “Bu oyunu fazla tutmazlar, inşallah başları derde girmez” yorumunu yaptılar ama siz aldırmayın, kimse bir şey yapamaz, gidin görün.*****Hüseyin Çelik, “Yüksek yargı kararlarında Atatürk ilkelerine atıfta bulunulması rahatsızlık vericidir” demiş. Demek ki atıfta bulunulsa rahatsızlık verici, bir kenara atılsa mutluluk verici... (Gani Yıldız)*****Ezerek yükselemez, ezdiğiniz kadar alçalırsınız (Rüştü Alçı)
Hafta başından beri yazmaya çalıştığım CHP ile ilgili yazıların büyük tepki aldığını söylemeliyim. Pek çok okur “AKP’nin artık iktidardan gitmesini ve umut olarak CHP’yi görmek istiyoruz, ama CHP bir türlü harekete geçmiyor, yüreğimizdekini yazıyorsunuz, ne olur uyarılara devam edin” diyor.CHP Genel Merkezi’nden ise bir tepki yok. Elbette “okunmak için sataşan bir yazarın hezeyanları” diye düşüneceklerdir, koca partiyle akıl verecek durumda değilim, haddim de değil. Benim yaptığım vatandaşın kendi arasında ne konuştuğunu yazmak, bir tür fotoğraf çekmek. Fotoğrafa ister bakarlar ister bakmazlar. Sonuçta bir seçime gidilecek, ak mı kara mı görülecek.Ama zarara uğrayacak olan biz vatandaşlarız, uyarmak görevimiz.Yazmadan geçmek istemiyorum, çünkü haksızlık da yapmamak gerek, CHP Genel Merkezi’nden bir kişi aradı. İsmini söylemek istemiyorum, çünkü çok sevdiğim ve güvendiğim bir meslektaşım, kardeşim. Şu anda gönüllü danışmanlık yapıyormuş partiye ve sanıyorum “Herhalde bir gaz sıkıntısı var, sen aç bir konuş” dediler herhalde. Aynen yazayım; bu sevgili dostum aradı ve ilk olarak “İstersen Gürsel Tekin’le görüştüreyim” dedi. O dakika bir bende ipler koptu zaten. Çünkü amacım ne CHP’nin bir üst düzey yetkilisiyle konuşmak ne de kişilerle uğraşmak. Bir yazımda Gürsel Tekin adı geçtiyse, amaç kamuoyunda konuşulanları aktarmaktı. Tabii hemen “Öyle bir talebim yok” cevabını verdim. Sevgili dostum devam etti “bize çok haksızlık ediyorsunuz, genel başkan çok çalışıyor, ama medya bunları yazmıyor” dedi. Sonra da ekledi “Zaten sizlerle konuşsak bile yazamazsınız ki. Melih Aşık da böyle yapıyor.”Ne diyeyim, pes yani. Bir kere medya CHP ile ilgili haber yapmıyor değil ki. Kılıçdaroğlu nereye gitse haber oluyor, görüntüleri yayınlanıyor. Haber kanalları salı konuşmalarını naklen yayınlıyor. CHP’liler her tartışma programına davet ediliyor.Yapılmayan, CHP haberlerine yer vermemek değil, AKP ile ilgili olumsuz haberlere yer vermemek. Bugün benim de duyduğum sıkıntı bu. Ülkeyi bir korku çemberi içinde yöneten AKP’nin bırakın yolsuzluk haberlerine, skandalların ortaya çıkarılmasına, en küçük bir eleştiriye bile tahammülü yok.Ve ne yazıktır ki, medya da bu korkudan nasibini alıyor, AKP ile ilgili çok önemli haberlere yer vermiyor ya da çok çekingen biçimde, halkın pek anlamayacağı biçimde yazıyor.CHP yönetimi “Benim haberimi koymuyorlar” psikolojisinden kurtulmalı ve medyada yer alacak eylemlere imza atmalıdır. Galatasaray Stadı’ndaki protestoya bile twitter’dan üstelik “Başbakan’a yapılana çok üzüldük” diye tepki gösteren bir ana muhalefet basında yer almamaktan şikâyet edemez.CHP gönüllü danışmanı bunları ne kadar algıladı bilemiyorum, çünkü telefonu kapatırken CHP yöneticileriyle görüşemiyor olduğumdan şikâyet ettiğimi ima ederek “Tamam tamam mesajınızı aldım” dedi.Ne diyeyim ki?*****Görüntüleri izlemeye gerek yokSalı akşamı katılanların tamamı Galatasaraylı olan bir gece eğlencesindeydim. Su Ada’daki yemekte galiba bir kadın avukat Fenerbahçeliydi bir de tanınmış Beşiktaşlı vardı. İyi bir Fenerbahçeli olmama rağmen Galatasaraylı dostlarım pek çok.O gece şunu gördüm ki, beklenmedik bazı gelişmeler, sporda özlediğimiz dostluk ve kardeşliği kendiliğinden gerçekleştiriyor. Gecede Galatasaray yönetiminde olanlar da eski yöneticiler de kanaat önderleri de vardı. Fenerbahçe ve Beşiktaş’tan pek çok destek aldıklarını anlattılar. Hatta Fenerbahçe’nin bile “Stadı elinizden alırlarsa, gelir burada oynarsınız” mesajı gönderdiğini bile söylediler. Tabii bunlar gayrı resmi söylemlerdir, ama eğer iktidar gerçekten böyle saçma bir şey yapmaya kalkarsa Fenerbahçe’nin “oh olsun” demeyeceğini tahmin ediyorum.Galatasaraylılar Başbakan’ın protesto gösterilerine gösterdiği tepkiye çok kızmakla birlikte asıl hedef tahtasına Başkan Adnan Polat’ı oturtuyor. Polat’ın “stat görüntülerini polisle inceliyoruz, protestocuları bundan sonra maça sokmayacağız” sözleri açıkçası herkesi delirtmiş.Galatasaraylılara önerim şudur; Kulüp Başkanlığına bir dilekçe yazsınlar ve desinler ki “görüntüleri incelemeye gerek yok, o gece protestoculardan biri bendim, beni stada sokmayın.”Şimdi düşünün, Galatasaray’ın bazı yöneticileri, eski yöneticileri, kulüp üzerinde ağırlığı olan, kamuoyunun sevdiği saydığı birçok isimle birlikte on binlerce taraftar böyle bir dilekçe yazsa...*****AKP’de Sivas maçı hazırlığıO büyük protestodan sonra Galatasaray yeni stadında ilk resmi maçını Sivas’la oynayacak. Gelen bilgilere göre Başbakan’ın “nankörlükle” suçladığı ve “Daha anlaşmalar bitmedi” diyerek tehdit ettiği Galatasaray taraftarları protestoları sürdürmeye niyetliymiş.Ancak başka haberler de var. AKP de stat bozgununun rövanşını almaya hazırlanıyormuş. AKP teşkilatlarında “AKP’li Galatasaraylılar bu maça mutlaka gitsinler ve Başbakan’ı alkışlasınlar” diye telkin edilmeye başlanmış. Hatta Galatasaray’ın maça çıkarken “Sayın Başbakanımızdan özür diliyoruz“ yazılı bir panrart taşıması için bile baskılar yapıldığını duydum.Bakalım Sivas maçında neler olacak?*****İşte korku imparatorluğuBu köşede yazdığımda ya da televizyonlarda söylediğimde çok kızanlar var. Diyorum ki “Türkiye’de bir korku imparatorluğu hâkim, demokrasi yok, faşist uygulamalar var.” Aman ne kızıyor bazıları. Hatta ileri gidip “madem korku imparatorluğu var sen nasıl böyle konuşuyorsun?” diyenler de var. İyi... Ekmekle su da vermeyin bari.Buyrun size bir örnek. Haydi Galatasaray Başkanı, paniğe kapılıp Başbakan’ın gönlünü almak ve Galatasaray’ın ciddi maddi katkı beklediği yatırımlarını kurtarmak için “protestocuları stada almayacağız” demek gafletinde bulundu.Peki İstanbul Emniyet Müdürü’ne ne oluyor. Sayın müdür “görüntüleri inceliyoruz, gereken önlemleri alacağız” deme cesaretini nereden buluyor? Nereden bulduğunu anlamıyor musunuz? Öyle bir korku saldı ki iktidar, emniyet müdürleri de durumdan vazife çıkarıyor işte.*****Para, kazanırken değil harcarken mutluluk veriyorsa güzeldir (Rüştü Alçı)***Nimet Çubukçu, imam hatiplilere polislik yolunun açılması konusunda, “Çocukların hayallerini gerçekleştirebileceği bir ülke istiyoruz” demiş. İyi de, imam hatiplinin hayali din görevlisi olmak değil mi? (Gani Yıldız)
ANALİZİki gündür yazdığım CHP ile ilgili yazılar, elbette Genel Merkez’de değil ama, seçimlerde CHP’ye oy vermeyi düşünen vatandaşlar arasında hayli ses getirdi. Abartmıyorum, iki gündür telefonlara cevap verirken “zaman nedeniyle” çok zorlanıyorum, mail’leri okumak ve cevaplamak da müthiş bir çaba gerektiriyor.AKP’nin iktidarından rahatsız olan ve iktidar alternatifi olarak CHP’yi gören kesimlerin ortak kaygısı yine aynı: “CHP etkili ve coşkulu muhalefet yapamıyor. Her konuda geri kalıyor, AKP haksız olduğu durumlarda bile puan topluyor.”İşte ben de bunu dile getirmeye ve CHP yönetimine uyarıda bulunmaya çalışıyorum. Bu kadar pısırık bir muhalefet anlayışı ile kitlelerin etkilenemeyeceğini, insanların CHP’yi bir umut olarak görme ihtimalinin hızla düştüğünü anlatıyorum.Ancak görüyorum ki “partideki korku imparatorluğunu kaldırmak için gelen” yeni CHP yönetimi, kendi korku imparatorluğunu kurmaya çalışıyor.Üstelik de bunu bir “fobi” üzerine inşa ediyor. Gözlediğim kadarıyla yeni CHP yönetiminde “Baykal ve Sav fobisi” o kadar ağır ki, parti yöneticileri hareket edemiyor.Çünkü partiye gelen her kişiyi Baykal ya da Sav’ın gönderdiğini, partiye yapılan her uyarının Baykal veya Sav’ın komplosu olduğunu sanıyorlar.Örneğin CHP’de hiçbir araştırma yapılmadığını, yapmak isteyenlerin de “ne olur ne olmaz” korkusuyla gönderildiğini ben yeni öğrendim. Kamuoyu araştırması yapmayan, yapamayan bir ana muhalefet partisi olabilir mi? Oluyor işte.Geçenlerde “CHP bir araştırma yapmalı ve seçmen tabanına (kimi milletvekili görmek istersiniz) diye sormalı” diye yazmıştım. Bunun da ötesinde CHP’nin CHP’li olmayan seçmenlere yönelik de araştırma yapmasını ve “Kim CHP’de olursa oyunuzu bu partiye yöneltirsiniz?” diye sormasını da önermiştim.CHP’ye yakın bir isim “Bu öneriniz asla ilgi görmez çünkü bugünkü yöneticiler (ya seçmen Baykal’cı ya da Sav’cı isimleri yazarsa) korkusuna kapılacaktır” dedi.Bir parti bu tür paranoyak fobilerle, pısırık yöntemlerle iktidara yürüyemez. Seçime çok az kaldı. Eğer CHP alternatif olmak istiyorsa mutlaka silkinmeli, hiçbir korkuya kapılmadan partisinin kapılarını herkese açmalı, o utanç duvarını yıkmalı ve cesur muhalefet anlayışıyla halkın önüne çıkmalıdır. Bir notla yazımı noktalayayım; uzun uzun yazmak itemiyorum ama, örneğin CHP’ye destek olmak için hayli büyüttüğü siyasi hareketini durduran Mustafa Sarıgül’le ilgili ne yapılıyor, Sarıgül’den yararlanmayı bir kişi bile düşünmüyor mu?*****BAKAN'A ELEŞTİRİYeter artık Sayın GünayKültür Bakanı Ertuğrul Günay’ı hayli uzun zamandır takındığı tutum ve davranışları nedeniyle hayretle izliyorum. Gerçi bir iki kere yazdım ama inanın daha fazlası da içimden pek gelmiyor.Çünkü zamanında Günay’ı çok sever ve hatta hayranlıkla izlerdim. AKP’yi tercih ettiğinde bile sempatim o kadar azalmamıştı. Ama geçen zaman içinde Günay AKP ile o kadar bütünleşti ve hatta AKP zihniyetini bile gölgede bırakacak kadar AKP’li oldu ki, şaşmamak elde değil.Son olay ise benim sempati sınırlarımı bile çoktan aştı. Artık Ertuğrul Bey’i sadece içim ezilerek izliyorum.Sırf Başbakan’a şirin gözükmek uğruna onu korumaya kalkması, yediği azardan sonra Muğla’da Başbakan’ın yanına koşup çırpınması akıllara ziyandı.Hele Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın yakışıksız sözlerine muhatap olmayı bile sindirmesi inanılır gibi değil.Ama sanıyorum Günay, ayıp tutumunun şahikasına Kemal Kılıçdaroğlu’na cevap verirken çıktı.Bir kültür bakanına, ne idüğü belirsiz aşağılık bir CD görüntüsünü hatırlatmak ve şimdi rakibi olduğu eski dostlarını belden aşağı yöntemle vurmaya kalkmak yakışır mı?Kılıçdaroğlu’na “kamera şakası” demek “kamera ile geldi” diye seviyesiz bir düzeye inmek herhalde AKP’lilerin bile iyice gözünden düşmesine neden olmuştur Günay’ın.Hoş zaten Günay’ın AKP içinde bir itibarı olduğunu hiç sanmıyorum. Bir dönem, tıpkı kiralanmış kimi maskeliler gibi AKP’li olmayanları etkilemek adına pohpohlanan Günay herhalde siyasetin çöplüğüne atılmak için gün saymaya başlayacaktır. Buna rağmen kalırsa diyeceğim bir şey olmaz.Ama merakım, Günay’ın bundan sonra insan içine çıkacak cesareti bulup bulamayacağı.Onu da bulursa, vallahi helal olsun. Benimki büyük yanılgı demektir.*****MERAK ETTİKLERİMGül’den MİT’e talimatCumhurbaşkanı Abdullah Gül Hizbullah militanlarının kaçmasının vicdanını çok rahatsız ettiğini söylemiş ve eklemiş “MİT ve emniyete bunları bulmaları için talimat verdim.”Kulağa hoş geliyor değil mi?Devletin başı kamu vicdanını rahatsız eden bir konu karşısında çok hassas davranıyor ve harekete geçiyor.İyi de hangi yetkiyle.Anayasa’da Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkileri açıkça belirtilmiş.Cumhurbaşkanı’nın MİT’e, Emniyet’e ya da herhangi bir başka devlet kurumuna “doğrudan emir verme yetkisi” yok. Bu tür yetkiler yürütmenin yani hükümetin elindedir.Cumhurbaşkanı için “bakanları atıyor, gerekirse bakanlar kuruluna başkanlık ediyor, o halde neden talimat veremesin” diyenler çıkabilir. Ama bu sadece mantıksal bir akıl yürütmedir. Geçerli değildir.Açıklama bizzat Cumhurbaşkanı’ndan geldiğine göre, demek ki devletin tepesinde işler bir tuhaf yürümeye başlamış.Gül, sanıyorum yürütmede ciddi zaaflar gördüğü için yetkilerini aşma ve hatta hükümetle çatışma pahasına devreye girmeye çalışıyor.Devlet adına olumlu bir gelişme değildir bu...*****Bülent Arınç’a göre millet, darbeler döneminin bittiğini AKP sayesinde görmüş. Millet, “Darbelerle hesaplaşılacak!” denilip hesaplaşılmadığını da aynı sayede öğrenmiş oldu! (Gani Yıldız)*****OKURDAN MESAJLARAt denize mi?Bir okur sormuş; Ne diyor başbakan; “..........yatırımın toplam bedeli 600 trilyonu bulmuştur. Herhalde böyle bir yatırımın karşılığı bu olmamalıydı. AMA BİZ NE DİYORUZ, ‘AT DENİZE, BALIK BİLMEZSE HALİK BİLİR...’ Şimdi ben bir vatandaş olarak soruyorum; Sayın Başbakan bizlerin vergilerinden toplanan devlet parasından daha ne kadarını denize atmıştır? Sonra bu söz karşılık beklemeden yapılan iyilikler ve yardımlar için kullanılır. Bu yapılanlar da daha sonradan dillendirilmez. Sayın Başbakan iyilik yaptığını düşünüyorsa bunu dillendirmemesi gerekiyor, kaldı ki yapılan bir devlet yatırımıdır ve Başbakan’ın şahsi hesabından yapılmamıştır. Eğer bu sözü söylemesi gerekenler var ise bunlar bu ülkenin vergisini ödeyen vatandaşlarıdır. (M. Y.)*****“Şans kapıyı bir kere çalar” derler. Eğer kapınız varsa her zaman çalınabilir. (Rüştü Alçı)
ANALİZBaşbakan Erdoğan belli ki çok içerlemiş. Galatasaray taraftarını “nankörlükle” suçluyor. Duygularına hakim olamıyor ve nereden baksanız sayısı en az 15 milyon olan Galatasaray taraftarını bile karşısına alacak kadar gözünü karartıyor.“Stadın anlaşması henüz yapılmadı” diyerek Galatasaray’ı tehdit ediyor, sanki babasının malını vermiş gibi üste çıkıyor.Elbette Galatasaray stadının yapımına büyük katkısı olmuştur. Ama bir Başbakan’a yaptığı iyiliği kafaya kakmak yakışır mı?Metronun stada bir tünelle bağlanması, kavşakların düzenlenmesi, yeni yollar açılması da Galatasaray’ın kara kaşı kara gözü için yapılmadı ki, oraya böyle bir dev tesis kondurulursa, çevresi elbette buna göre düzenlenecek. Ki bütün bunlar zaten iktidarın görevi, hatır için yapılmadı.Başbakan benzer bir söylemi Formula pistinin yapımında da dile getirmişti. Eğer İTO Başkanı Mehmet Yıldırım istifa edip de yerini AKP kurucusu Murat Yalçıntaş’a bırakmasaydı kimse piste ulaşamayacaktı çünkü yollar yapılmayacaktı.Başbakan hiç çekinmeden bunu dile getirmişti. Yani iktidarın hizmet anlayışı aslında bu.Ama bir başka noktaya dikkat çekmek istiyorum. Demokratik bir ülkede, eğer hukuka ve kurallara uyuluyorsa aslında Başbakan’a şunun sorulması gerekir: “Sayın Başbakan sizin orada ne işiniz vardı?”Biliyor musunuz ki yeni stadın henüz iskanı yok. Yani oturma ve kullanmaya açık değil.Eğer açılış günü, tıpkı 70’li yıllarda Ali Sami Yen’in açılışında olduğu gibi bir facia yaşansaydı, bunun hesabını kim verecekti?Ve ısrarla ileri demokrasiden, hukuktan, adaletten, kanunlardan söz eden Başbakan, nasıl olur da iskanı olmayan bir yere gider açılış yapmaya kalkar?Erdoğan ısrarla “stadı kendilerinin yaptığını” söylüyor, kendine bağlı TOKİ’nin başkanı taraftarı tahrik eden bir konuşma yapıyor, ama nedense kurallara uymak akıllarına hiç gelmiyor.TOKİ bir kanunsuzluklar kurumu mudur ki, Başbakan’ı kendi yaptığı ama iskan bile almadığı stada getirmiştir?*****KAFAMI BOZAN ŞEYLERTwitter’dan muhalefet olmazBaşbakan Erdoğan bir stad dolusu insan tarafından protesto ediliyor, stadı terkediyor, ardından stadı Galatasaray’a vermeyebileceklerini ima ediyor, iktidara oynayan CHP ise Twitter’dan iki cümle ile muhalefet etmeye kalkıyor.Olmaz böyle şey. Eğer CHP bu muhalefet anlayışı ile seçimlere gidecekse, müthiş bir hayal kırıklığı yaşayacaktır.Kemal Kılıçdaroğlu, sessiz, sakin, çelebi munis olabilir. Ama bu koca CHP’nin pısırık muhalefet yapmasının gerekçesi olamaz.Bakın bu kadar büyük skandal karşısında ana muhalefet partisi ne yapmalıydı;Genel Başkan hemen ertesi gün yanına başta Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş taraftarı oldukları bilinen milletvekilleri ile birinci ligde oynayan takımların illerindeki CHP milletvekillerini alarak hemen Galatasaray Stadı’na gelmeliydi.Başbakan’ın “Nankör” söylemini ve “stadı geri alma” tehdidini yerden yere vurmalı, bu konuda Galatasaray’ın arkasında durduğunu açıkça ilan etmeliydi.Fenerbahçe ve Beşiktaş başkanlarını da arayarak onları da bu protestoya dahil etmeye çalışmalı, bunun bir takımla ilgisi bulunmadığını, iktidarın baskı ve tehdit politikalarının bir sonucu olduğunu söyleyerek tüm takımlar arasında bir işbirliği ve dayanışma çağrısı yapmalıydı.Bütün takımların internet sitelerine röportajlar vermeli ve tüm sporseverlerle gönül birliği içinde olduğunu açıklamalıydı.Ama ana muhalefet lideri bunun yerine Twitter’den bir mesaj atmayı tercih etti. Ne üzücü.*****ŞAŞIRDIMCan Ataklı Hürriyet’i yalanladıBazı internet sitelerinde aynen yukarıdaki başlıkla yayınlanan bir haber var.İçeriği çok hoş bir haber aslında. Ama siz başlığı okuyunca ne düşünürsünüz? Sonuçta ben de Hürriyet’in de içinde bulunduğu grupta çalışıyorum. Okurlar “Vay Can Ataklı kendi grubunu yalanlamış” demez mi?Elbette bana hiçbir zararı yok, dediğim gibi içerik aslında çok hoş.Size de anlatayım; Pazar günü TRT Haber’de İnci Ertuğrul’un hazırladığı Pazar programına katıldım. İnci Ertuğrul günlük gazeteleri okurken, haberler üzerinde benimle sohbet ediyordu.Sıra Hürriyet’e geldi. Sürmanşette Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Siniroğlu ile yapılmış bir röportaj vardı. Sinirlioğlu “Soyadıma bakmayın hiç de öyle değilimdir” diyor.İnci Ertuğrul bunu okuyunca gülmeye başladım ve “Siz onu bana sorun” dedim.Sonra da anlattım. “40 yıldan fazla oluyor, Feridun Sinirlioğlu ile İstanbul Erkek Lisesi’ndeydik. O bizden bir sınıf üsteydi. Yatılı okuyanlar bilir bir sınıf üstte olmak bile önemlidir, onlara abi derdik. Feridun Sinirlioğlu en büyük belamızdı, Feridun abimizdi, çabuk öfkelenir, en küçük hatamızda üstümüze yürürdü... Gözü karaydı, 5-6 kişi arasına dalardı.”Tabii bunları hoş bir “çocukluk dönemi” anısı olarak biraz da renklendirerek ve gülerek anlattım.Durum budur. “Can Ataklı Hürriyet’i yalanladı” başlığı, haberi okutmak için çok sık kullandığımız yöntemlerden biridir.Yayını izleyip haber yapan arkadaşlara da teşekkür etmek isterim.*****CANIMI SIKAN ŞEYLERAyıp oluyor Mehmet Ali BeyMehmet Ali Bey, Birand oluyor. Tabii hemen aklınıza Galatasaray’ın yeni stadının açılışındaki tavrı gelmiştir. Onu çok üzülerek izledik de ben başka bir ayrıntıyı daha söylemek istiyorum.Geçen hafta içinde Kanal D Ana Haber’de Kılıçdaroğlu ile ilgili bir haber yayınlanıyor. Kılıçdaroğlu “AKP” diyor iktidarı eleştiren konuşmasında.Haberlerde bazen konuşmalar anlaşılsın dile bir de alt yazı veriliyor ya, Kemal Kılıçdaroğlu’nun söyledikleri aynen ekranda yazıyor.Ama o da ne? Kılıçdaroğlu AKP diyor ama ekranda Akparti yazıyor.Anlıyorum Mehmet Ali Bey’in sıkıntısını. Başbakan’la arasını iyi tutmak istiyor, onu kırmamak için çaba harcıyor, Başbakan’ın bile söylemeye çekindiği sözleri söyletmek için çırpınıyor.Kendi düşüncesidir, fikridir, isteyen her partiyi destekler, liderini yüceltir.Ama bir başka liderin sözünü sırf Başbakan’a şirin gözükmek için değiştirmek herhalde gazetecilik değildir.Muhalefet yapamamak belki de zaten yapmak istememek. Bunu anlıyorum. Bari bu kadar göstere göstere oynamayın bu oyunu ve herkesi de salak yerine koymayın Mehmet Ali Bey..*****HOŞUMA GİDENLERTevfik Fikretİçki yasakları konusunda ortaya atılan “tıksırıncaya kadar içiyorlar” sözünü duyunca Tevfik Fikret’in ünlü Han-ı yağma şiiri geldi aklıma. Şiir uzun. Son bölümünü birlikte hatırlayalım istedim.Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak! Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak! Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak, Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak... Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin, Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!*****Başbakan ve Adnan Polat’a göre TT Arena açılışındaki protestoyu küçük bir grup yapmış. O protesto, bütün protokolün stadı terk etmesine sebep olduysa TT Arena’daki akustik muhteşem olmalı! (Gani Yıldız)
Sevgili okurlar; bu hafta sizlerle CHP üzerine biraz sohbet etmek istiyorum. Çünkü özünde AKP iktidarından hoşnut olmayan ama kendisini çaresizlik içinde gören pek çok kişinin ortak endişesi CHP’nin beklentileri karşılayıp karşılamayacağı. En çok duyduğum soru “CHP iktidar alternatifi olacak mı, bu partiden bir şey olur mu?”Cevabı zorÇok açık söyleyeyim, bu tür sorulara hemen ve net bir cevap veremiyorum. Çünkü milyonlarca insanın kuşkusunu ve endişesini taşıdığımı söylemeliyim. Bu CHP gerçekten iktidara alternatif olabilecek mi, daha da önemlisi bu parti tek başına ya da bir koalisyon ortamında başarı sağlar mı, bu gerçekten meçhul.Bir şey söylemiyorCHP yeni Genel Başkanıyla birlikte güçlü bir rüzgâr yakalamıştı. Ancak geçen zaman içinde o kadar pasif kalındı, o kadar hata üstüne hata ve gaf üstüne gaf yapıldı ki, umutlar hayal kırıklığına doğru yelken açtı. Hele ülkedeki tüm gündemi AKP’nin belirlemesi CHP’nin ise geriden bile gelememesi öfke de yaratmaya başladı.Vaat yok, slogan bile yokKamuoyuna göre CHP’nin eksiği, umut verecek hiçbir vaadinin bulunmaması. Bir ara ortaya atılan Aile Sigortası gibi bir proje dışında partinin söylediği hiçbir şey yok. Bu olmadığı gibi partinin geçerli bir sloganı da yok. CHP’ye destek olmak isteyenler çevrelerine ne anlatacaklarını bilemiyor. Partiye üye olmak ise çok büyük bir dert.Sanki herkes mecburGözlediğim kadarıyla CHP’nin yeni yönetimi temel politika olarak “AKP’ye karşı nasıl olsa bizden başka gidecek yer yok” zihniyetini belirlemiş gibi. AKP’ye karşı olan seçmenlerin büyük bölümü “çantada keklik olarak” görülüyor. Bunun böyle olmadığının anlaşıldığı gün herhalde iş işten geçmiş olacak. Bakalım bu ne getirecek?Gürsel Tekin sorunuÖrneğin Kılıçdaroğlu’nun Gürsel Tekin’e tam teslim olmasını kamuoyu pek anlamıyor. Kılıçdaroğlu adı ortaya atıldığında karşı çıkan, sonra çark eden, ilk yapılan MYK seçimini kazanamayan, ikinci kurultayda en az oyu alan Gürsel Tekin’in hangi özelliği nedeniyle Kılıçdaroğlu’nun yanında durduğunu çözebilen yok.Genel Başkan olmak içinKemal Kılıçdaroğlu kurultayda en az oyu alan Tekin’e eğer o gün “teşekkür edebilseydi” herhalde tam anlamıyla genel başkan olabilecekti. Oysa Kılıçdaroğlu’nun şu anda güçlü bir genel başkan olduğunu söyleyebilmek çok zor. Gürsel Tekin çok değerli bir kişi olabilir, ama partililerin güven ve sevgisini kazanamadığı bir gerçek.Oylamada operasyonElbette Gürsel Tekin kurultayda Baykal’cıların ve Sav’cıların kendi adını çizdiğini söyleyebilir. Bu doğrudur da. Belli ki partideki bu gruplar Kılıçdaroğlu’na “Biz seni destekliyoruz amaÖ” demişlerdir. Kılıçdaroğlu’nun bu mesajı anlamamış olması herhalde önümüzdeki günlerde başını çok ağrıtacaktır. Ama asıl Türkiye’nin başı ağrıyacaktır.Tek alkış da mı yok!Sadece bir örnek vermek istiyorum. Geçtiğimiz pazar günü Beykoz Vakfı’nın düzenlediği bir paneli izledim. Konu CHP’nin seçimde ne yapacağı idi. İkisi Parti Meclisi üyesi 4 CHP’li konuştu. Panele Gürsel Tekin de bir mesaj göndermişti. Okundu. Bir kişi bile alkışlamadı. O gün toplantıya katılan herkes Baykal’cı ya da Sav’cı değildi herhalde.Ya Süheyl Batum?Yine partiye büyük umutlarla alınan ve hatta “potansiyel genel başkan” olarak görülen Süheyl Batum’dan haberi olan da yok. Batum nerededir, ne yapar, ne konuşur kimse bilmiyor, duymuyor. Herhalde holding binasını andıran parti içinde bütün Türkiye’nin CHP’li olduğu zannına kapılıp “Artık bir şey yapmanın gereği yok” diyordur belki.Kale gibi partiDikkat çekici konulardan bir diğeri, “yeni CHP’nin halkla arasına çektiği duvarı hâlâ koruyor olması.” Ne Türkiye’de ne başka bir ülkede CHP dışında binasının etrafını duvarla çeviren, demir parmaklık yaptıran, kapısına da devletin polisini oturtan parti gördüm. Gidin AKP’ye bakın; yolun kenarında, isteyen partinin duvarına dokunabilir.Halktan uzaklığın simgesiCHP’yi çevreleyen demir parmaklıklı duvarlar, partinin hâlâ halktan ne kadar uzakta olduğunun bir göstergesi. Yönetimin kendi halkından bu kadar korkuyor olması ve halkıyla arasına demir parmaklıklar örmesi aslında ibret verici . Ve ne yazık ki partinin parlayan yeni Genel Başkanı da aynı korku içinde yaşıyor.Yanlış seçimlerGelelim CHP örgütlerindeki bazı sıkıntılara. Birçok ilde henüz dirlik düzenlik sağlanmış değil. Yönetici seçimleri hâlâ halkın taleplerine göre değil de partinin yeni yönetiminin kendi zihinlerinde oluşan kişilere göre yapılıyor. Örneğin İstanbul İl Başkanlığı için yapılan seçim yanlışın da ötesinde facia bir durumdur. Bu seçimden memnun olan, yüzü gülen bir kişi bile görmedim İstanbul’da.İsim önemli değilCHP’nin yeni İstanbul İl Başkanı Nebil İlseven, uzun yıllardır tanıdığım, başarılarını yakından izlediğim, gerçekten yüreği CHP ile dolu bir isim. Ama seçimi yanlış. CHP’nin İl Başkanı olarak Türkiye’nin en büyük medya grubunun CEO’sunu seçmesi çok yönlü zarar getirecek bir karardır. Burada sakın Nebil İlseven’in bu görevi yapamayacağını söylediğim aklınıza gelmesin.Çok yönlü saldırıDikkat ediyorsanız AKP medyası ve yandaşları günlerdir Doğan Grubu üzerinden CHP’ye, CHP üzerinden Doğan Grubu’na saldırıyor. Ayrıca bizzat Nebil İlseven de aşağılık yalanlarla ve iftiralarla hakarete uğruyor. Ne gariptir ki İlseven’i seçen CHP yönetiminden bir kişi çıkıp da tek kelime bile etmiyor. Bu büyük bir haksızlık değil mi?Temel konulardaki sessizlikTabii bütün bunların ötesinde CHP’nin temel konulardaki sessizliği hâlâ sürüyor. Örneğin Kürt konusunda CHP’nin politikası henüz belli değil. Genel Başkan ısrarla bu konudan kaçıyor. Bir şey söylemiyor. Ama çok büyük baskı altında olduğu da hissediliyor. Sizlere buradan 10 Ocak günü yapılan MYK toplantısından bir kesit sunmak istiyorum.Kafasını koparırım10 Ocak’ta CHP MYK’sı Kürt sorunu için toplanıyor. Toplantı hararetli geçiyor. Kılıçdaroğlu pek açık olmamakla birlikte Kürtçe temel eğitim konusuna olumlu baktığını hissettiriyor. Toplantının sonunda da “Bu konuşmalarımız asla medyaya sızmayacak. Sızarsa ne yapar ne der sızdıranı bulurum, o zaman da kafasını koparırım” diyor.Sanki başka biriBu dedikoduyu aktaran kişi “Kemal Bey’i bugüne kadar hiç böyle görmemiştim. Sanki yüzünde kalın bir maske vardı. O güne kadar gördüğüm munis, sakin ve çelebi Kemal Bey’den eser yoktu” diye tarif etti durumu. Demek ki Kürt konusu CHP’nin çok hassas noktası. Ve bu parti içinde büyük sorunlar yaratabilir. Göreceğiz.Hangi Kürtler?Bu konuda bir gözlemimi daha aktarmak istiyorum. CHP Diyarbakır’da Sezgin Tanrıkulu’nu alarak belli ki gözünü daha önce oylarını CHP’ye vermiş olan Kürtlere dikti. Ancak o yılların üzerinden çok zaman geçti. Tanrıkulu’nun çevresindeki Kürtler BDP’ye ve PKK’ya yakın. Oysa bölgede başka Kürtler de var.İlgisizlikten yakınıyorlarGüneydoğu’da birçok aşiret BDP ve PKK’ya uzak. Bazıları korucu köyü olarak da biliniyor. Bu kesim Kürtlerin aile temsilcileri bir süredir CHP ile ilişkiye geçmek istiyor. Ancak şu ana kadar CHP’de kendilerine bir kapı açamadılar. CHP’nin de bu kapıyı açıp açmamakta tereddüt geçirdiğini söylemek yanlış olmaz.Bu yazının anlamıSevgili okurlar, tahmin ediyorum bu pazartesi yazısı pek alışık olmadığınız bir üslupla yazıldı. Ancak bana göre bu eleştirilerin CHP’ye üstelik sert biçimde yapılması gerek. Seçimlere sadece 5 ay kaldı. Ve ne yazık ki AKP iktidarına karşı en güçlü rakip olan CHP’nin kolaycılığa kaçarak durumu idare etmesinin önüne geçmek gerekiyor.Erdoğan’a protestoCumartesi günü Galatasaray’ın yeni stadının açılışına gelen Başbakan Erdoğan, yükselen protestolar nedeniyle stadı terk etti. Bu konudaki görüşlerimi sizlerle yarın paylaşmak istiyorum. Konu Erdoğan açısından da demokratik hayatımız açısından da çok önemlidir.Hepinize iyi haftalar dilerim
KOMİKCihan Demirci yılın ilk laforizmalarından bir demet gönderdi. İşte son model laforizmalardan seçmeler;Dizi filmleri gerçek zanneden bir toplumun hayal gücü çoktan bitmiş demektir.***Kendine sahip çıkamayan toplumların tarihine sahip çıkmaya kalkışması cahilliklerinin en büyük kanıtıdır. ***Önceleri tarihi tekerrürden ibaret sanan bir toplum, tarih okumadığı, tarih bilmediği ve yıllar yılı cehaletine yatırım yaptığı için tarihi artık sadece; padişahlara teşekkürden ibarettir sanıyor!.. ***Aldığı malın “Son kullanma tarihi”ne bile bakmayan bir halkın, Osmanlı tarihine dair söyleyebileceği söz olabilir mi?..***Cari açığı kapatılamayacak kadar büyük olan toplumların “Cariye açığı” yaşamamış Osmanlı hanedanını anlayabilmesi imkansızdır!.. ***Liseli kızlarla-erkeklerin arasını 45 santim açtığınızda aradaki mesafeyi kapatmanız 45 yılda mümkün olmaz!..***Bu Ak Düzen sana yeni seçenekler sunuyor: “Alkol yerine silah al, katil ol, cani ol, kısa süre yat, sonra çık halay çek!..”***Kır düğününde artık izin alınmadan içki içilemeyecekmiş! Kır gitsin o düğünü be kardeşim!..***Ak Düzen diyor ki: “Büyük konuş, büyük götür ama büyük rakı içme!..”***Hesap almaya gelen garson sordu: “Abi sizin neyiniz vardı?” Yanıtım şu oldu: “Bizim bir 70’lik rakı vardı ama bundan sonra bizim gibilere sadece onun günahını yaz, günahını biz ödeyeceğimize göre hesabını da AKP ödesin!..”*****ÇOK GÜLDÜMYıldırım Tuna’dan haftanın fıkralarıYıldırım Tuna’dan gelen fıkralarla hepinize güzel ve keyifli pazarlar dilerim...Sigara içimiİki kadın birbirlerine kocalarını çekiştiriyorlarmış, birinci kadın kocasının kendisi ile aşk yapmaktaki aşırı, doymak bilmez iştahından yakınmış, “Sabahları resmen yerlerde sürünüyorum..” demiş sinirden titreyen elleri ile sigara içmeye çalışırken, “Neyse ki şimdi işi çıktı da gitti.. Ama şimdi döndüğünde ayrı kaldık diye o korkunç kabus yeniden başlayacak..” Diğeri “ Hay Allah..!” demiş üzülerek, “ Neymiş be bu?.. Bir yere gidince ne kadar süre ayrı kalıyorsunuz ki?..” İlk kadın “Değişiyor” şakaklarını ovuşturarak, “Ama en fazla bir sigara içimi kadar falan..!”ÇerezBir kuruyemiş tabağı önünüze geldiğinde sırası ile önce Antep fıstıkları, bademler, fındıklar ve fıstıklar tükenir.. En sona sarı ve beyaz leblebiler, çekirdekler kalır. Benzer bir şekilde belirli bir yaşa kadar evlenememişseniz dipte kalan kurumuş beyaz leblebi ve ay çekirdekleriyle idare etmek zorunda kalırsınız.. Ya da “ Olur ya belki bir fıstık bulurum..” umudu ile tabağı karıştırır, karıştırır durursunuz..!SeçenekPapaz uçak yolculuğunda adamın birinin yanına oturmuş, kemerler bağlanmış, uçak havalanıp servis başlayınca Papaz’ın yanında oturan adam servis arabasıyla yanına gelen hostese “Bana bir viski..” demiş, hostes adamın içkisini uzatmış Papaz’a dönüp sormuş “Siz de ister miydiniz?..” diye, Papaz yüzünde birden beliren nefret ifadesi ile “İçki bu dudaklara değeceğine ahlaksız bir fahişelerin tecavüzüne uğramayı tercih ederim” diye cevap vermiş titreyerek, bunu duyan Papazın yanında oturan adam “Bir dakika” demiş yüzündeki şaşkın bir ifade ile viski bardağını geri uzatırken “Böyle bir seçenek olduğunu bilmiyordum.. İki tane olsun lütfen..!”Kızgın babaBana evlenme teklif eden çocuk benden yüz bulamayınca gitmiş kendini evimizin tam önündeki ağaca asmak istemiş.. Çok sinirlendi babam, “ Kızıma asıldığı yetmiyormuş gibi şimdi de gitti bizim bahçedeki ağaca asılmaya çalışıyor..” diye..!Öğle yemeğiZordaki şirketi kurtarmak için işe yeni atanan Genel Müdür öğle saatlerinde aniden ofise dalmış, tembel tembel duvara yaslanmış duran delikanlıya koşup “Söyle bakayım sen ayda kaç dolar alıyorsun?..” diye yapışmış yakasına “B..Bin dolar efendim..!” diye cevap vermiş şaşıran delikanlı..Genel Müdür çıkarmış cüzdanını, saymış 1000 doları, çarparcasına tutuşturmuş eline, “Al şunu ve buradan hemen defol..! ve bir daha da buralarda görünme!” demiş sinirden titreyerek. Delikanlı parayı alıp kaçarcasına terk etmiş ofisi, Genel Müdür Personel şefine dönüp “Bu tembel mahluk, bu asalak kertenkele hangi bölümde çalışıyordu?” demiş sakinleşmeye çalışarak, “Kendisi köşedeki dönercide çalışıyor efendim” diye cevap vermiş personel şefi gözlüklerini düzelterek, “ Arkadaşlar öğle yemeği için dürüm istetmişlerdi de..!”Acı çekecekAnne Kız büyük bir alışveriş merkezinde dolaşırlarken annenin gözü vitrinde son derece pahalı bir kürk’ün fotoğrafını görmüş, “Ahh..” demiş kızına “Bundan mutlaka bir tane ısmarlamalıyım.” Kızı “Ama anne..” diye cevap vermiş “Sen ona sahip olacaksın diye savunmasız hayvan kim bilir ne kadar acı çekecek.” Anne cevaplamış “ Aa?.. Kredi kartına taksitle bilmem kaça bölüyorlar kızım..” demiş kadın. “Merak etme Babanın ruhu bile duymaz..!”*****HOŞUMA GİDENLERTarihe devamDoç. Burhan Tarlabaşı’nın düzenlediği tarihi fıkralar geçen hafta birçok okurumun ilgisini çekti. Bugün de devam ediyorum;Bilmek için öğrenmekTarih biyografisi ve monografi sahalarında erişilmesi çok güç bilgisiyle, dünya çapında bir şahsiyet olan İbnülemin Mahmud Kemâl (İnal) a sormuşlar: “Sizdeki bilginin çok azına sahib olmalarına rağmen sizden çok daha fazla tanınanlar var. Bunun sebebi nedir?” Cevap vermiş: “Ben bilmek için öğrendim, onlarsa bilinmek için!”Böyle korunurDeğerli olan kütüphanesini millete vakfeden Koca Ragıp Paşa, onların bakımı için tanıdıklarından birini memur tayin eder. Bir gün ansızın kütüphanesini ziyarete giden Paşa, etrafı ve kitapları toz, toprak içinde bulunca canı çok sıkılır ve belli etmemeye çalışarak: “Seni tebrik ederim yavrum, der. Gerçekten de emniyetli bir adammışsın. Teslim edilen şeylere hiç el sürmemişsin, âferin!”Ne işin vardı?Garson Türk müşteriye: “Çanakkalede çok askerimizi öldürdüğünüz için sizleri pek sevmeyiz” deyince, bizimkinden gayet soğukkanlı bir şekilde şu cevabı almış: “Orada ne işiniz vardı?”Derdin devasızı İbni Sinâ ya “Dünyada devâsı olmayan bir dert var mıdır?” diye sorduklarında “Derdin devâsızı, iyinin kötüye muhtaç olmasıdır” cevabını vermiş.Ders alabilmekLokman Hekim’e “Bilgeliğini kimlerden aldın?” diye sorduklarında “Körlerden” cevabını vermiş. “Çünkü onlar, yoklamadan adım atmazlar.”*****Gani Yıldız’danNazım’dan alıntı yapan Kılıçdaroğlu, “Sen yanmazsan ben yanmazsam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa!” demiş. Dediğini yapabilmesi için projektör gibi aydınlatıp ampulü bastırması lazım!***Polat Alemdar’a söyleyelim, Kurtlar Vadisi’nde petrol arasın. Bulursa; benzinin fiyatını düşürerek vatana en büyük hizmeti yapmış olur!***Trafik terörü deyince aklımıza sadece kazalarda ölen ve yaralananlar gelmesin. Karşısındakini kurallara uyması için uyarıp “terör mağduru” olan çok vatandaşımız var!***Canlı hayvan ve et ithalatı yüzünden yerli üreticiler pazardan çekiliyor. Et fiyatlarını düşürmek amacıyla başlayan ithalat, şekil değiştirerek “ithalET”e dönüştü!***Ertuğrul Günay: Başbakan heykele ucube demedi.Başbakan: Heykele ucube dedim.Ertuğrul Günay: Benim kastettiğim Başbakan, İngiltere Başbakanı...Doğru, İngiltere Başbakanı heykele ucube demedi!***İçkiyi adeta yasaklayan kararlardan sonra, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu’na, “Tütün ve Alkol Piyasasını Dümdüz Etme Kurumu” diyebiliriz!
Şimdi tam da Fenerbahçe’nin bir ikinci lig takımına bile yenildiği günde başlığa bakıp da “Sana mı kaldı Galatasaray” diyebilirsiniz. Haklısınız tabii de Fenerbahçe’nin yenilgisi için en güzel sözü bizzat Aykut Kocaman söyledi, bana sadece işin üzüntüsü kalır. Tabii bu üzüntü Galatasaray gibi Türkiye’nin en eski üç takımından birinin yaptığı ayıbı yazmamı önlemez.Ayıpladığım şu: Galatasaray çok uzun yıllar kahrını çeken Ali Sami Yen Stadı’nı terk ederken “bir büyük kulübe yakışan” tavrı takınamadı. Kapanış günü sadece Başkan’ın şovu olarak gerçekleşti, ki o da yüze göze bulaştırıldı, Başkan Polat böyle önemli bir günde üstüne bir de protestolara uğradı.Bugün yeni stadın açılışı var. Aldığım bilgiye göre kapanıştaki vefasızlık burada da sergilenecek.Eğer Galatasaraylı olsaydım, Ali Sami Yen kapanırken, eski yeni tüm futbolcuları, başkanları, yöneticileri, teknik adamları sahada görmek isterdim.Örneğin bir Fatih Terim’in sahada seyirciyle birlikte Ali Sami Yen’e el sallamasını görmeyi dilerdim.Türk futbol tarihinin en önemli kupalarından UEFA Kupası ile Süper Kupa’nın sahanın ortasında sergilenmesini arzulardım.Sadece en yaşlı eski başkanın değil yaşayan tüm başkanların el ele seyirciyi selamlarken ve stada veda ederken akan gözyaşlarına ortak olmayı hayal ederdim.Galatasaray Başkanı nedense bu kadar basit ama anlamlı ayrıntılara hiç yer vermedi kapanış töreninde.Bugün açılış töreni de aynı olacak. Yine eskiler yok. Yine ortada sadece başkan olacak.Galatasaraylı olsam, şu anda başka takımlarda oynayan tüm Galatasaraylı futbolcuları davet eder, seyirciye takdim ederdim. Aralarında belki seyircinin tepki göstereceği kişiler de çıkabilir, ama inanıyorum böyle anlamlı bir günde taraftar da her şeyi unutup onları bağrına basacaktır. Üstelik bu tablo özlediğimiz sevgi ve saygı ortamına da katkıda bulunacaktır.Ayrıca neden hep futboldan konuşuyoruz ki, Galatasaray’ın pek çok başarıya imza atmış tüm spor dallarındaki mensupları da yoktu kapanış töreninde. Oysa birçok Galatasaraylı atlet rekorlarını Ali Sami Yen’de kırmıştı örneğin.Her şeyin ötesinde stadın neden bugün açıldığını da merak ediyorum. Çünkü her gün önünden geçiyorum. 15 gün önce içini de gezmiştim. İnanın bana stadı bu haliyle açmak cinayettir. En azından büyük gurur duyacak Galatasaray taraftarını hayal kırıklığına uğratacaktır.Stadın her şeyi eksik. Stad dışı henüz felaket durumda. Bugün taraftar öyle bir eziyet çekecek ki, bu durum sonraki maçlar için isteksizlik bile yaratabilir.Çok değil üç hafta ertelense Türkiye’nin yüz akı bir tesisin açılışına hepimiz ortak olacaktık.Ayrıca büyük kitleleri ilgilendiren bu kadar muhteşem bir tesisin açılışı her gün yaşadığımız bir şey değil. Galatasaray’ın böyle bir fırsatı hoyratça harcaması bir Fenerbahçeli olarak da üzüyor beni.Kısacası Galatasaray yönetimi herhalde 19 puan geride kalmanın ayıbını örtmek için stadı öne sürüp prim yapmaya çalışıyor. Ama göreceksiniz, tam tersi olacak, yönetim daha da tepki alacak.Nasıl almasın ki, Ali Sami Yen adını bile unutan bir yönetim olur mu?***Kültür Bakanı fazla alkış aldığından beri ara iyi değilTürkiye Otelciler Birliği’nin toplantısında Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay çok alkışlanmıştı. Tayyip Erdoğan’a yönelen alkışlar ise Günay’ın alkışları karşısında cılız kalmıştı.O günü hatırlayanlar Tayyip Erdoğan’ın “turizmcileri fırçalayan ünlü konuşmasını” unutmamışlardır. Erdoğan fırça atarken “alkış” konusuna da değinmiş ve kendine göre alkış alması gereken yerlerde salondan tek tük alkış çıkınca da kızmıştı.Ankara kulislerinde gezen dedikodulara göre o günden beri Tayyip Erdoğan, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’a soğuk davranıyormuş.Günay’ın seçime çok az bir zaman kala gözden düşmeyi asla düşünmediği için şimdi Başbakan’a yakın gözükmek istediği konuşuluyor. Günay’ın bu nedenle “komik olmayı bile göze alarak” Kars’taki “ucube tartışmasına” tersten girdiği konuşuluyor.Ancak belli ki, Günay’ın varsa eğer bu planı tutmamış görünüyor. Çünkü Başbakan, Ertuğrul Günay’ı yalanlayan ve hatta onu biraz da aşağılayan bir ifade ile “Ben heykelin ne olduğunu bilirim, ucube dediğim heykel” dedi. Günay yine anlamazdan gelip “Beni kastetmedi” diyebilir belki ama, biraz aklı olan herkes “Ben heykel nedir bilirim” sözünün sadece ve sadece Günay için kullanıldığını anlayacaktır. Ankara kulislerinde “Başbakan heykel için değil, çevresindeki gecekondular için ucube dedi” sözleriyle tarihe geçen Ertuğrul Günay için “listede yer almayı garantilemek istiyordu, ama şimdi istifa etmesi gerekecek” yorumları yapılıyor.***YSK referandumdaki sandık sonuçlarını açıklamıyorBilgisayar sistemine geçildikten sonra vatandaşlar Yüksek Seçim Kurulu’nun internet sitesine girerek oy kullandıkları sandıktaki sonucu öğrenebiliyordu.22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra isteyenler kendi sandıklarındaki sonuçları öğrenebildiler.Ancak bu uygulama nedense 12 Eylül 2010 referandumunda uygulanmadı. YSK internet sitesinde sadece genel sonuçları vermekle yetindi. Sandık sonuçlarının açıklamamasının nedenini ise “idari karar, yayınlanmasına gerek yok” ifadesiyle bildirdi.Oysa bunu açıklamak YSK için bir külfet getirmiyor çünkü bilgisayar ortamında zaten her sandığın sonucu görülüyor. Nedense kurum bunu açıklamak istemiyor.Referandumda hile yapıldığını söylemek ortaya kanıt konulamadığı için elbette mümkün değil ama YSK’nın sandık sonuçlarını saklaması da akla kötü şeyler düşürüyor.Muhalefet partileri daha şimdiden seçim sonuçlarının sandık bazında da açıklanacağı konusunda güvence almalı ve YSK ile bu yönde temas kurmalıdır.***Her insan şansını kendi yaratır. Buna da beceri derler. (Rüştü Alçı)Dünya Üniversiteler Kış Oyunları için Palandöken’de yaptırılan bina ruhsatsız diye mühürlenmiş. “Oyunlara damga vuracağız!” diyenler bu mührü kastetmiş olsa gerek! (Gani Yıldız)***Eller havayaSevgili Can Bey; geçen perşembe günü Kahramanmaraş’ta yaşadığım bir olayı size yazmak istedim. İş nedeniyle gittiğim bu kentte akşam 20.30 civarında buranın tanınmış simalarından biri ile yemek yiyorduk. Birden 15-20 civarında polis, başlarında sivil giyimli amirleri ile birlikte içeri daldılar ve asayiş denetlemesi yaptıklarını söyleyerek üstümüzü aradılar, kimlik kontrolü yaptılar. Buraya kadar normal sayılabilir (mi? Akşam 20.30 civarı için) ancak arama yapılırken 4-5 yerel gazeteci resimlerimizi çekti, ellerimiz havada arama yapılırken. Kahramanmaraş’ta herkes tarafından tanınan arkadaşımın durumunu düşünebiliyor musunuz? İzin almadan bu fotoğraflar nasıl çekilir? Sanki kanunsuz bir durum varmış algısı nasıl yaratılabilir? Bu arada, kafede bizle beraber toplam müşteri sayısı 4 kişi idi. Bu durumda siz bir daha eşinizle dostunuzla dışarıda yemeğe gider misiniz? Bu mahalle baskısı değil de nedir? Benzeri şikâyetleri mutlaka duyuyorsunuzdur, bir de ben yazayım istedim. Selamlar. Ş. A.