ANALİZ
İki gündür yazdığım CHP ile ilgili yazılar, elbette Genel Merkez’de değil ama, seçimlerde CHP’ye oy vermeyi düşünen vatandaşlar arasında hayli ses getirdi. Abartmıyorum, iki gündür telefonlara cevap verirken “zaman nedeniyle” çok zorlanıyorum, mail’leri okumak ve cevaplamak da müthiş bir çaba gerektiriyor.
AKP’nin iktidarından rahatsız olan ve iktidar alternatifi olarak CHP’yi gören kesimlerin ortak kaygısı yine aynı: “CHP etkili ve coşkulu muhalefet yapamıyor. Her konuda geri kalıyor, AKP haksız olduğu durumlarda bile puan topluyor.”
İşte ben de bunu dile getirmeye ve CHP yönetimine uyarıda bulunmaya çalışıyorum. Bu kadar pısırık bir muhalefet anlayışı ile kitlelerin etkilenemeyeceğini, insanların CHP’yi bir umut olarak görme ihtimalinin hızla düştüğünü anlatıyorum.
Ancak görüyorum ki “partideki korku imparatorluğunu kaldırmak için gelen” yeni CHP yönetimi, kendi korku imparatorluğunu kurmaya çalışıyor.
Üstelik de bunu bir “fobi” üzerine inşa ediyor. Gözlediğim kadarıyla yeni CHP yönetiminde “Baykal ve Sav fobisi” o kadar ağır ki, parti yöneticileri hareket edemiyor.
Çünkü partiye gelen her kişiyi Baykal ya da Sav’ın gönderdiğini, partiye yapılan her uyarının Baykal veya Sav’ın komplosu olduğunu sanıyorlar.
Örneğin CHP’de hiçbir araştırma yapılmadığını, yapmak isteyenlerin de “ne olur ne olmaz” korkusuyla gönderildiğini ben yeni öğrendim. Kamuoyu araştırması yapmayan, yapamayan bir ana muhalefet partisi olabilir mi? Oluyor işte.
Geçenlerde “CHP bir araştırma yapmalı ve seçmen tabanına (kimi milletvekili görmek istersiniz) diye sormalı” diye yazmıştım. Bunun da ötesinde CHP’nin CHP’li olmayan seçmenlere yönelik de araştırma yapmasını ve “Kim CHP’de olursa oyunuzu bu partiye yöneltirsiniz?” diye sormasını da önermiştim.
CHP’ye yakın bir isim “Bu öneriniz asla ilgi görmez çünkü bugünkü yöneticiler (ya seçmen Baykal’cı ya da Sav’cı isimleri yazarsa) korkusuna kapılacaktır” dedi.
Bir parti bu tür paranoyak fobilerle, pısırık yöntemlerle iktidara yürüyemez. Seçime çok az kaldı. Eğer CHP alternatif olmak istiyorsa mutlaka silkinmeli, hiçbir korkuya kapılmadan partisinin kapılarını herkese açmalı, o utanç duvarını yıkmalı ve cesur muhalefet anlayışıyla halkın önüne çıkmalıdır.
Bir notla yazımı noktalayayım; uzun uzun yazmak itemiyorum ama, örneğin CHP’ye destek olmak için hayli büyüttüğü siyasi hareketini durduran Mustafa Sarıgül’le ilgili ne yapılıyor, Sarıgül’den yararlanmayı bir kişi bile düşünmüyor mu?
BAKAN'A ELEŞTİRİ
Yeter artık Sayın Günay
Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ı hayli uzun zamandır takındığı tutum ve davranışları nedeniyle hayretle izliyorum. Gerçi bir iki kere yazdım ama inanın daha fazlası da içimden pek gelmiyor.
Çünkü zamanında Günay’ı çok sever ve hatta hayranlıkla izlerdim. AKP’yi tercih ettiğinde bile sempatim o kadar azalmamıştı. Ama geçen zaman içinde Günay AKP ile o kadar bütünleşti ve hatta AKP zihniyetini bile gölgede bırakacak kadar AKP’li oldu ki, şaşmamak elde değil.
Son olay ise benim sempati sınırlarımı bile çoktan aştı.
Artık Ertuğrul Bey’i sadece içim ezilerek izliyorum.
Sırf Başbakan’a şirin gözükmek uğruna onu korumaya kalkması, yediği azardan sonra Muğla’da Başbakan’ın yanına koşup çırpınması akıllara ziyandı.
Hele Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın yakışıksız sözlerine muhatap olmayı bile sindirmesi inanılır gibi değil.
Ama sanıyorum Günay, ayıp tutumunun şahikasına Kemal Kılıçdaroğlu’na cevap verirken çıktı.
Bir kültür bakanına, ne idüğü belirsiz aşağılık bir CD görüntüsünü hatırlatmak ve şimdi rakibi olduğu eski dostlarını belden aşağı yöntemle vurmaya kalkmak yakışır mı?
Kılıçdaroğlu’na “kamera şakası” demek “kamera ile geldi” diye seviyesiz bir düzeye inmek herhalde AKP’lilerin bile iyice gözünden düşmesine neden olmuştur Günay’ın.
Hoş zaten Günay’ın AKP içinde bir itibarı olduğunu hiç sanmıyorum. Bir dönem, tıpkı kiralanmış kimi maskeliler gibi AKP’li olmayanları etkilemek adına pohpohlanan Günay herhalde siyasetin çöplüğüne atılmak için gün saymaya başlayacaktır.
Buna rağmen kalırsa diyeceğim bir şey olmaz.
Ama merakım, Günay’ın bundan sonra insan içine çıkacak cesareti bulup bulamayacağı.
Onu da bulursa, vallahi helal olsun. Benimki büyük yanılgı demektir.
MERAK ETTİKLERİM
Gül’den MİT’e talimat
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Hizbullah militanlarının kaçmasının vicdanını çok rahatsız ettiğini söylemiş ve eklemiş “MİT ve emniyete bunları bulmaları için talimat verdim.”
Kulağa hoş geliyor değil mi?
Devletin başı kamu vicdanını rahatsız eden bir konu karşısında çok hassas davranıyor ve harekete geçiyor.
İyi de hangi yetkiyle.
Anayasa’da Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkileri açıkça belirtilmiş.
Cumhurbaşkanı’nın MİT’e, Emniyet’e ya da herhangi bir başka devlet kurumuna “doğrudan emir verme yetkisi” yok.
Bu tür yetkiler yürütmenin yani hükümetin elindedir.
Cumhurbaşkanı için “bakanları atıyor, gerekirse bakanlar kuruluna başkanlık ediyor, o halde neden talimat veremesin” diyenler çıkabilir. Ama bu sadece mantıksal bir akıl yürütmedir. Geçerli değildir.
Açıklama bizzat Cumhurbaşkanı’ndan geldiğine göre, demek ki devletin tepesinde işler bir tuhaf yürümeye başlamış.
Gül, sanıyorum yürütmede ciddi zaaflar gördüğü için yetkilerini aşma ve hatta hükümetle çatışma pahasına devreye girmeye çalışıyor.
Devlet adına olumlu bir gelişme değildir bu...
Bülent Arınç’a göre millet, darbeler döneminin bittiğini AKP sayesinde görmüş. Millet, “Darbelerle hesaplaşılacak!” denilip hesaplaşılmadığını da aynı sayede öğrenmiş oldu!
(Gani Yıldız)
OKURDAN MESAJLAR
At denize mi?
Bir okur sormuş; Ne diyor başbakan; “..........yatırımın toplam bedeli 600 trilyonu bulmuştur. Herhalde böyle bir yatırımın karşılığı bu olmamalıydı. AMA BİZ NE DİYORUZ, ‘AT DENİZE, BALIK BİLMEZSE HALİK BİLİR...’ Şimdi ben bir vatandaş olarak soruyorum; Sayın Başbakan bizlerin vergilerinden toplanan devlet parasından daha ne kadarını denize atmıştır? Sonra bu söz karşılık beklemeden yapılan iyilikler ve yardımlar için kullanılır. Bu yapılanlar da daha sonradan dillendirilmez. Sayın Başbakan iyilik yaptığını düşünüyorsa bunu dillendirmemesi gerekiyor, kaldı ki yapılan bir devlet yatırımıdır ve Başbakan’ın şahsi hesabından yapılmamıştır. Eğer bu sözü söylemesi gerekenler var ise bunlar bu ülkenin vergisini ödeyen vatandaşlarıdır. (M. Y.)
“Şans kapıyı bir kere çalar” derler. Eğer kapınız varsa her
zaman çalınabilir. (Rüştü Alçı)

